Sayfa metni
Hz. Ebû Zerr-i Gıfârî / 207 - Senin için yerini öğrenmek zamanı gelmedi mi? diye sordu. Ben de: - Hayır burada ikamet niyetinde değilim, dedim. Ali -radıyallahu anh-: - Haydi bize gidelim, dedi, gittik. Evde Ali: - Yâhu senin işinin hali ve şanı nedir, bu şehre niye geldin? diye sordu. Ben de: - Mahrem tutacağına söz verirsen sana anlatırım, dedim. Ali: - Emin ol öyle yaparım, dedi. Ben de şöyle anlattım: - Duyduğumuza göre burada bir kişi çıkmış, Peygam berim dermiş. Onunla görüşmek üzere kardeşimi gönderdim, fakat kardeşim döndü geldi, getirdiği haber bana bir kanâat vermedi. Bunun üzerine kendim bu zâta varıp yüz yüze konuşmak ve görüşmek istedim, buraya geldim. Ali: - Hiç şübhesiz sen âkılâne hareket ettin, hidâyete mazhar oldun, bu zât Allah'ın Resûlü ve hak peygamberdir. Sabahleyin ben yanına gideceğim, sen de ardımca gel, dedi. Sabah olunca AH -radıyallahu anh-: - İşte, Resûlullah’ın yanına gidiyorum. Arkam sıra gel. Benim girdiğim yere sen de gir. Şayed ben yolda sana zarar vereceğinden korktuğum birisini görürsem pabucumu düzeltir gibi bir duvara yönelir, dururum; sen durma git. Ben yürüyüp nereye gidersem sen de oraya gir, dedi. Ali -radıyallahu anh- gitti, ben de onunla berâber gitdim. Nihayet Ali -radıyallahu anh- Nebî -sallallahu aleyhi ve sel- lem-’in yanına girdi. Onunla berâber ben de girdim.

