Sayfa metni
192 / Ashâb-ı Kiram 2 kalbimin her köşesine serptikçe her zaman Dîdâr-ı Resû- lullah’ı yad ediyorum. Gözlerimi kapıyorum. Pîş-i nazarıma bir âlâyiş-i ma’nevî ile beyaz kefenlere bürünmüş şühedânın timsâl-i mukaddesleri geliyor. Bir sayha-i manevî bana hitaben: «Korkma yâ Dırar! Fî-sebîilillah mecrûh düşdün, bütün şühedâ ve gaziler ve âlem-i mükevvenat seni tebrik ediyor, diyor. Seni yâd eder, eder de ağlarım, bâri sen de göz yaşlarımı yâd et, Ailah aşkına yâd eti..» Kardeşin Dırar Bin Ezver General Mîka bu mektubu alıp birisiyle Ebû Ubeyde Hazretlerine gönderdi, Ebû Ubeyde -radıyallahu anh- Dırar’ın hemşiresi Havle Hatun'u celb ederek bütün Ümera-yı İsiâ- miyyenin rhuvâcehesinde mezkûr mektubu okudukda hepsi hüngür hüngür ağlamağa başladılar. Dırar Hazretleri yirmi gün zarfında kesb-i afiyet eyledi. Hiraki, Mîka'yı çağırıp: - Haydi Dırar ile berâber esirleri kiliseye götür, âyinimizi görürler de belki dinlerini terkederler, dedi. Hıraki’in emri üzerine Dırar ile beraber esirler kiliseye götürüldü. Kilisede Rumlar haçlara taptıkça Hazret-i Dırar, maıyyeti ile berâ ber tekbir, tehlîl ediyorlardı. Hirakl bu halde gazablanarak maıyyetine hitaben: - Bunları kiliseden çıkardıktan sonra Mesih yoluna kurban edeceksiniz. Mîka: «- İmparator'un emrini icrâda kusur etmem; fakat bu işde acele lâzım değildir. Çünkü Ârablar galebe ile Antakya'yı zabtedecek olurlarsa bizden bir dane kalıncaya kadar telef ederler.» Hirakl:

