Müminlerin Ahzab suresi otuz beşinci ayeti celilede sıfatlarını burada sizden önce sıraladık. Şimdi de Allah'ımızı zikredenlerin on kısım halinde izahını yapıyor elimizdeki eser. Demek ki zikredenler de kısım kısım. Bir meyvenin dahi kısımları var. Bir meyvenin kendi arasında kısımları var. Güzel memleketimize göre külah elma denir, ekistra denir, normal şekilde olanı. Daha değişik, birçok türleri vardır. Mesela bir türün kendi arasında derecelendirilmesi var. Bir hayvanın dahi var. Mesela bir kuş dediğimiz zaman kuşun kartal olanı da var, kuzgun olanı da var, bunun yanında bülbülü de var, tuti kuşu da var, var da var. Yüzlerce, binlerce çeşidi var, kendi arası. Kıymetli bir takıda dahi ne vardı, derecelendirme var. Diyelim ki hepsi bir taş. Taşların bile kendi arasında farklarını görüyoruz. Normal yapıya koyduğumuz bir taş var. Bunun yanında ne var? Granit taşlar da var.
Mermerler var, mermerin de kendi arasında dereceleri var, çok kıymetli olanlar da var. Yakut taşı da var, zümrüt taşı da var. Arz ettiğimiz gibi bahçenin duvarını yapmak için kullandığımız taş olduğu gibi, bunun yanında zümrüt taşı da var, yakut taşı da var. Zümrüt taşı da var, yakut taşı da var. Altunun dahi kendi arasında nesi var? Dereceleri var. İnsanların dahi kendi arasında ne var? Dereceleri var. Rabbimiz ashab-ı ilahiyyühennehas, ey insanlar buyuruyor. Bir de iman edenler diye buyuruyor. Aynı zamanda, ey Allah'tan korkanlar diye de geçiyor. Aynı var. Ebrar sınırında olanlar var. Allah'ımızın kendisine Rabbi Zülcelal'imizin yaklaştırdığı kimseler de var. Nebiler arasında dericiler var. Hepsi nedir? Resuldür. Ama kendi arasında ne var? Dereceleri var. Ölü azim peygamberler de var. Kendisine kitap verilenler var. Sahifeler verilenler var.
Bir öncekini takip edenler var, onların da kendi arasında dereceleri var mı? Nasıl böyle dereceler olduğu gibi zikredenlerin, Mevla'yı ananların, mesela su içerken anıyor Mevla'yı, kimin verdiğini düşünerek yiyip içiyor. Zikir deyince illa Allah, Allah, Allah diyecek değil Celle Celalüh. Bu zikrettiği, andığı Mevla'mız su içerken de anıyor, yemek yerken de helalinden temini için uğraşmak bu yemekteki zikirdir. Gezip dolaşmaktaki zikrimiz, ibret alıp bu yerin bizi bir gün içine alacağı tefekkürü içerisinde olmamızdır. Mesela ailemiz içerisinde zikrimiz nedir? Ve aşiruhünne bil maruf, onların eviyle ailesini güzel geçindikleri buyuruyor. İşte güzel geçim, güzel geçim zikridir. İnsanlar arası muamelede af yolunu tercih etmek, iyilikle emretmek, kötülüklerden kaçınmak, cahillerden uzak durmak nedir? Bu da bir zikirdir.
Bir gün mescitten çıktık mahallede, Üstad-ı Alimiz bir inek geliyor, boynuzdu. Şimdi biraz geri çekildiler. Buyurdular ki İmamı Azam rahmetullah aleyh Hazretlerine demişler ki efendim niye bu inekten böyle geri çekildin, onun boynuzu var, benim de aklım var demiş. Aklımızı kullanıp böyle cahilce, boynuzlu değil mi, haya ederim, cahilce hareket edenlerden uzak duracağız. Ama o istediği gibi hareket ediyor, dua edeceğiz, Allah'ı kurtar diyeceğiz. Allah'a nasıl Celle Celalühü zikredenlerin de kendi arasında demek dereceleri vardır. Var. İbadurrahman, izafetle ifade buyurulan, rahmanın üst kulları, has kulları diye beyan buyurulanlar da var. O zaman zikredenlerin kendi arasındaki derecelendirilmelerinden birisi neymiş? Birincisi dini İslam içerisinde olup bu nimet ile şereflenmektir. Bu bir zikirdir. İslam ile şereflenme müstesna bir zikirdir. İslam ile şerefleniyor.
İslami emirleri yerine getirmeye çalışıyor. Müslüman ve baduhum, ehlül ikani fil iman, ehlül iyikani fil iman, ehlül iyikani fil iman, ehlül iyikani fil iman, ehlül iyikani fil iman, ehlül iyikani fil iman, ehlül iyikani fil iman, ehlül iyikani fil iman, ehlül iyikani fil iman, ehlül iyikani fil iman, ehlül iyikani fil iman, imanda ne var? İmanda ikat, kesin bir inanç. Artık öyle olmuş ki Allah'ımıza iman nedir? Madde budur. Allah'a iman deliciler. O iman artık gönlüne öyle yerleşmiş ki, kalbi Allah'ımızın azametini hisseder duruma gelmiş. Gözü ibret almak suretiyle, azamet-i ilahiyeyi seyreder hale gelmiş. Kulağı, eşyanın zikrini duymak suretiyle. Ayağı hayır yolda eli Mevla yolunda hizmet etmek suretiyle. Ve baduhun ehlülurbudiyye, bir kısmı da nedir?
Ehlülurbudiyyetil cemi cemialu'amele, bütün muamelesinde nikah ahdi diyelim, ticaret vesaire neyse, vesaire neyse, bütün bunlarda Allah'ımıza kulluk içerisinde olmak, o benim Rabbi zücelalindir, ben de onun aciz bir kuluyum deyip itaat etmektir. Ve bağ ruhum, ehli sıdkı fil mahabbe, ve terki madune vel vefai filhakika, çok güzel bir ifade buyuruyor. Ehli sıdkı, sadakat ehli.
Rabbi zülcelal'imize, habibine, onun yoluna sevk edenlere, bütün eşyaya Rabb'ımızı görmek suretiyle, onun müessirinin Rabbimiz olduğunu müşahede ile bir sadakat muhabbetinde Allah'ımıza celle celalühu sevgisinde, habibine sevgisinde ve telukum erdunallahi vel vefail filhakika hakikatte tam bir vefalı olup sözünde katiyen bir dönme olmadan Rabbimizin dışında olanları da terk ederek, hani yaptığı işlerde Allah'ın kullarını terk manasına değil de, uygunsuz olan halleri terk etmek suretiyle ona yönelmektir ve bağduhum, ehli makamir ruba ve tevekkül makamıdır. Bu peygamberlerin sıfatıdır rıza makamı ve tevekkül makamı. Rıza nedir? Allah'tan gelene razı. Başta kul Allah'tan razı oluyor. Ondan sonra Allah'ımız da kulundan razı oluyor. Başta kul razı oluyor. Onu fakir kılmışsa fakirliğine sabrediyor. Zengin kılmışsa ona şükrediyor, rıza gösteriyor.
Hasta kılmışsa o vermiş olduğu dehden dolayı sabredip razı oluyor. Sıhhat vermişse şükrediyor. Bunun gibi bir rıza hali ve tevekkül tamamen ona teslim olmak. Biraz izah edecek olursak İbrahim Aleyhisselam'ın çocuğunu kurban etmesi, İsmail Aleyhisselam'ın bir bıçağı boğazını teslim etmesi gibi. Ve babuhum ehnüt tavaddürey filmüşahede de artık Rabbizi celalimizin her yerde esrarını müşahede suretiyle kendisini hiç bilmesidir. Yokluğun içerisine girmiş. Esad Erbili Hazretleri buyuruyorlar, zerre bile olmayan Esad, zerre bile olmayan Esad. Bunu niye söylüyor? Çünkü müşahede halinde. Rabbimizin azametini de müşahede ediyor, imkan nispetinde. Eşyadaki esrar ve baduhun ehli safaivelker'l-keram bir kısmı da, cömert ve ikram sahibi kimsedir ve baduhun her muttasipunebbis Samedaniye, Samedaniye sıfatıyla muttasıp olmuş. Ne demek bu?
Samedaniye sıfatı Allah'ımız hiçbir şeye muhtaç değildir ama herkes ona muhtaçtır. Ona muhtaç olduğumuzu bilmek, ne kadar makamı da yükselse, hali de yükselse, şeytanın oyununa gelmemek, nefsin bir hilesiyle, nefsin arzu ve isteklerine kapılmak suretiyle, mahvulmamak için devamlı tazarru ve niyaz ona yalvarış içerisindedir. Böyle arıyoruz. Bir kere böyle mahlukat içerisinde, insanlar içerisinde görmüş olduğu güzel rüya olsun, kalbine inen güzellikler olsun, müşahede ettiği sırlar olsun, bunları hiç açmadan, gayb aleminde bunu tarif edemez ki biz. Allah'ımızın muhabbet denizinde yok olmak gibi bunun izahı mümkün değil bu yaşının, bir haldir. Daha sonra El-Müstavri u fidik lezzet ve sıfatlarında öyle bir tecelliye mazhar ki zikrettiği, Mevla'nın aşkında muhabbetinde yok olmuştur. Kendisinden hiçbir eser yok. Görünen sadece Mevla, hep rafımızı görüyor. Böyle meczubinden bir kimse idi.
Meczub olunca, meczub olunca, onlar meczu durumda da değil, kendinden geçmiş zaten. Onlara teklif bile olmaz, geçmiş kendisinden. E deli de diyemeyiz, Hadliyen deli diyemezsiniz. Allah'ın da aşık olmuş bir kimse. Bazen acayip sözler de biliyor ama o anda o anda ilahi bir sarhoşluğun içerisinde, ondan dolayı mazur hiç olur mu? Bayezid-i Bistami Hazretleri benim şanım yüceliği gibi bir ifadesi var. Haliku Lemyezel tüpbemin içinde gibi. Bu kendinden geçtiği anda olmuştur. Mesela bir söz söylüyor. Efendim işte böyle bir haliniz oldu deyince o kendimden geçtiğim anda bana kılıç havale edin diyor. Kılıç bile katiyen ona dokunmuyor. Dedem Rahmetullah Ali hazretlerinin bir evladı bazen Zikrullah'ta kendinden geçtiği oluyor. Bayılmış gibi bir hal. Böyle bilek kısmı aynen davul gibi şişiyor.
Bazı itiraz eden kimselere dedem Rahmetullah Ali hazretleri, haydın diyor bu bileği kesin, kesmeleri mümkün değil. Hani kendinden geçmiş diyor. O kendinden geçmesi ile ifade ettiği sözlere tasavvufta şatat derler. Kendinden geçmiş ama kendine geldiği zaman söyleyecek olursa Allah korusun, o çok büyük bir hata olur. Küfür kelimesini kullanamıyor. Çok büyük bir hata olur. Bunlardan bizzat, Hayseri'de Cemil baba diye, Sami Efendi Kaddafi hazretleri, Kayseri'yi teşrif buyurunca o devrin müftülerinde Hacı Hüseyin Aksakallı canımızı kucaklarlar, bir de Cemil baba metrobinden bizzat bunu kucaklıyorlar. Elini öpmek isteyince nasıl öpeceksin? Bu el Allah'ın elici var. Bunu niye söylüyor? Kendini görmüyor. Mevlana'mızın bir sözü var. Mesela Hallaci Mansur gen Allah diyor. Bunu muvafık görmüyor. Çünkü diyor kendini görüyor. Ben ifadesi var orada diyor. Onu bile kullanmayacak diyor.
Bu demesi şatah dediğim gibi kendinden geçtiği bir andır. Hiç kendini de görmeyecek. Mesela bir buz parçasını siz alıp suyun içerisinde bıraktığınız zaman o buzdan bir eser kalmıyor. Suyun içerisinde kaybolur. Bak yok olmak yok, kaybolur. Onlar fenafil ihvan diyeyim, kardeşini sevmede, muhabbette, kötülükten alıkoymak, hayrı tavsiye etmekte. O kardeşlik sevgisinde yok olmuş. Fena fillah, fenafil ihvan diye. Bunun için ifade ediliyor. Mesela fenafiş şeyh deniyor. Rabbi Zülcelal'imizin emirlerini, Habibi Kibriya'nın sünneti siniyyesini, ehlullahın tavsiyelerini yaparken onu yapmada son derece gayretli kendisinden bir eser yok, nefsaniyetinden, kendi iradesinden bir şey yok. İradeyi Rabbi Zülcelal'imizin emrine vermiş, Habibinin sünnetine. Fena filrasul, onun mübarek adetlerinde yokulmuş. Fenafirullah, Kuran-ı Azimüşşan'ın hükümlerine ram olmakta, ona teslim olmakta, yokul.
Demek ki bunları bu şekilde mütalaa etmemiz gerekir, fazla da üzerlerine varılıp, varılıp işte bir öğüttür, bir nasihattir. Çünkü bir irşad ehilleri vardır. Onlar mürşidi kamillerdir. İrşad ehli. Onlar bize hakkı tavsiye ederler, sabrı tavsiye ederler, güzel güzel öğüt ve nasihatler verirler. Onlar irşad ehlidir. Bir diğerleri nedir, onlar imtihan memurlardır. Mesela Mevlana Halid hazretleri sırra, hacca gelmiş bir kimse Kabe'ye sırtını dönmüş insanlara nazar ediyor. Gönlünden diyor ki bunun yaptığı da doğru mu Kabe'ye sırtını çevirmiş, gönlünden bu söz geçer geçmez ona doğru yürüyor, kalbine sahip ol. Sonra orada bazen abdest alanları görüyor. Bir kısım eksiklikleri de herhalde müşahede etmiş. Diyor ki sen burada aslında yaptığı hareket yanlış mı? Mı? Hayır. Hakkı tavsiye ediyor. Yalnız onu getireceği bir nokta var. Onu götüreceği bir mekan var. Ondan istenen bir güzellikler var.
Ona iliştirmeye çalışıyorum. Diyor ki sen buraya insanlara kusur bulmaya mı geldin? O zaman diyor ki ne olur benim irşadım için vasıta olur. Ben irşat memuru olur değilim. Biz ricalü'l-hayibız. Herkesin tanıyamadığı, Allah'ın sevgili kullarındanız biz Allah'ın sevgili kullarındanız biz diyor. Biz diyor Rabbi Zülcelal'imizin, böyle dinliyorlarda tarifini söylüyorum, herkesin tanıyamayacağı kimselerdir. Mesela bunlar kimseyi kötü görmez. Rabbi Zülcelal'imize muvaffak olmayan tavır ve hareketler müstesna. Bunlar herkese nasihat ederler ve halk içerisine fazla da karışmazlar. Çünkü bir yılanın, akrebin içerisinde nasıl durursunuz? Mesela Muhammed Bahaeddin hazretleri bir hayvan ifadesini kullanıyor evlatlarından birisi için. Efendim neden böyle dediniz? Böyle oturduğuna bakma onun diyor elini sıvaat diyor.
Şahidim üstadımız demek tahammülü edememiş ki bir tanesini elini öpülecek gibi bizzat bir vesileyle kaldırdı. Ne yapsın? Aleyhissalatü Vesselam efendimiz kevser havuzundan bir kısım insanlara ikramda bulunurken Rabbi Zülcelal'imiz ne biliyorsun ya Muhammed, sadakası. Senden sonra bunları ne işler karıştırdılar, ne oyunlar yürüttükler, üstadımızın yanına, böyle değil de büyüklerimizin huzuruna etmişiz. Çokça ibadet ve taat etmişiz. Ondan ziyade küsel ahlak isterler. Mesela çılgınca tavırlarımız var ama acziyetimizi ifade etmemiz ya. Bir gözün de yok. Onların huzurunda oturmaya, bende ne bir hal var, ne de bir durum var, diyenleri baharlarına basarlar. Amma pek böyle ibadetli görünür, tatilli görünür. Belki nefü ispatı yapıyor, belki murakabalar ama ahlak diye bir şey. Bunlardan darabırlar. Bu Bandırma Efendi diye bir zat vardı. Ali Usta'yla diye. Gitti Halidti Rahmetun vali.
Bu bize çok anlatır. Konya'da Sami Efendi Hazretlerinin kalpte sallallahu aleyhi ve sellem evlatlarından birisi. Musa Efendi diyen bir zat, hem de görevli. Bazen acayip halleri anlatan olurmuş. İşte benim gözüme şöyle görülüyor, şöyle haller veriyor. Derhal. Derhal çiş çiş önemli derim. Bir de efendim çok hatalı deyince gel sen yanıma gel buyururmuş. Çünkü diğerinde varlık var ve bir itiraz var. Şimdi dermiş ki efendim Tevrat ve Ezkarını bazen çeken bir her zaman da çekilecek değilsin demiş. Efendim bazen namazında da hataların oluyor, her zaman kalacak değilsin yeter. İşte bazen de sıyara gibi bir haller oluyor deyince paran tükenirse benden istenir. O da ağlamaya başlar. Burada ona müsaade ettiğinden. Onlar aynı zamanda bir pedaguk ruh bilimcisidir. İnsan ruh bilimcisi değil, insanı çok iyi tanıyan kimselerdir. Demek ki o gibi insanlar nedir?
Bir imtihan memurudur, hürşaklı değillerdir. Bir diğerleri ise bize devamlı istikamet tayin eden kişilerdir. Efendim eğer büyüklerimizden tasdiki olmadan acayip hallerden inan kalan da Rabbizi celalimizden haber, resulünden haber şöyle bir söz bunları biz çok gördük Mürşid-i Kamilimizin huzurunda. Efendilerimizin huzurunda bunlara itibar buyurmadılar. Bizim yolumuzda keşif ve keramet yok dediler. İstikamet var dediler. Ama istikamet üzere olunca da Allah'ımızı bir lütfudur, ihsanıdır ama onlar da devamlı nasıl ki bir kadın filli bezini haize bir kadın gizliyorsa onun gibi onlar da kerametini izlerler. Onun gibi onlar da kerametlerini izlerler. Neymiş burada bizim riayet edeceğimiz husus? Bizim dikkat edeceğimiz husus, emirlerine son derece dikkat edeceğiz. Riayet edeceğiz. Mesela bir kimse acayip haller görür. Buna biz şahidiz. Üstad zalimize gelir.
Dedi ki efendim işte şudur budur birkaç isim sayar. Bunlar şu şekilde. Bir kısım insanları sayar. Bunlar da bu tarzda. Şunlar için şöyle bir yol gösteriliyor. Bunlar için böyle bir harekette bulunulması icap ediyor, der. Ve üstadımızın da bir hac yolculuğunda nerede oturdu, nerede kalktı hepsini haber verdi. Gözüne acayip halleri bölünür. Bunu üstadımız, üstazı alilerine Sami Ramazanoğlu kalpte Sallallahu sırra anlatınca bizim yolumuzda böyle bir hal yok gözlerini atsınlar bunlar ve şu misali verirler. Cüneydi Bağdadi hazretlerinin evladından biri. Der ki efendim ben meleklerin kanatları üzerinde zikrediyorum. Kendisine gösterelim. Evladım diyor bizim sizin üzerinizde bir hakkımız var mı? Efendim tabii sizin sayenizde ben bu hallere geldim. Öyleyse biiznillahi teala yetişüz lazımdı. Bir de la havle vela kuvvete illa billah. Böyle deyince kendisini affedin tuvaletten.
Son derece emri ilahiyeye demek dikkat edeceğiz. En büyük üstünlük de budur. Bundan da daha büyük kemal bulamaz. Böyle bir kimse üstadımıza gelir. Derhal hissederler acayip hallerden anlatacak. Efendim meblağdan bazı emirler şöyle böyle neler neler söyle. Üstatımızın hoşuna gitmez. Gitmez. Sonra bu kendi başına bir irşad ekibi kurar. İrşad ekibi kurar. Diyor ki ayakta namaz kıdıyorsunuz. Oturarak da namaz kılabilirsin. Halbuki sıhhati yerinde, afiyeti yerinde. Oturarak kıldırır. Sonra der ki kılmasanız da olur. Şu koluna bir kan sürer. Der ki ben Kore savaşından geldim. Bir kaşık işte Mevlana'mızın ülkelerinde, Konya'dan, üzeri yazılı sap kısmında, güzel yazıların bulunduğu haşıkları şey yapar. Kabe'den getirdim, şuradan getirdim, ondan sonra sapıtmaya başladım. Yine üstazı alilerini anlatınca bundan hiç keder etmeyin, batıl ışıklar, batıl yollar aynen saman alevi gibi.
Böyle parlar, ondan sonra hemen söner. Ama meşe özü deriz biz. O ise böyle bir ciğer kolay kolay sönmez. Hak olan devamlıdır. Batıl olanlar sönelmeyebilir. Zaten batıl boş demektir. Bu onun güzel hasleti sıralamaya çalıştım. Cenabı Hak yerine getirmeye cümlemizi muvaffak kılsın.