Malum olsun ki zakir zikreden zikr ile meşguliyeti murat ettiği vakitte güzelce abdest alır. Hatta gusül abdesttir. Bir rahatsızlığı bulursa sadece abdest alır. Huzuru tam olmak için halveti ihtiyar eder. Tam bir iç alemine dönüp hatalarını daha derin bir şekilde düşünebilmek için yalnız yeri seçer. Kapılardan ve pencerelerden zihnini iştigal eden, işgal eden şeyleri temait eder. Yani gönlünü meşgul edecek saattir, levhadır, halıdır, penceredir, kapıdır. Bunlardan uzak olmak için gözlerini yumar. Sonra iki rekat salat-ı vudu'u kılar. Allah rızası için abdest alır. Gece kalkar. Gecenin üçte ikisi geçtikten sonra iki rekat salat-ı vudu abdest namazı kılar. Sonra kıbleye istikbal eder. Kıbleye döner. Olduğu halde oturur. Ve namazda oturuş şeklinin aksine, buna aksi teberrüktirler, bu şekilde oturur. Yani ne yapıyoruz biz? Sağ ayağımızı dikiyoruz. Sol ayağın üzerine oturuyoruz.
Evrad ve ezkarında bunun tam tersini yapar. İstiğfar eder. Besmele ile bir kere Fatiha-i Şerife'yi okur. Bu artık bugünkü dersimiz değil de, bu bir misal olarak veriliyor. İlla bu şekilde değil. Bugün de ne talim buyrulmuşsa o yapılır. Yirmi beş kere istiğfar eder besmele ile bir kere Fatiha I Şerife'yi okur. Hangi salatı olursa olsun on beş defa nebiyy-i muhterem sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize salavat getirir. Üç kere ihlası şerif kıraat eder. Bazen kalbiyle meşgul olur. Şöyle ki, zikreden kalbini solmemesinin altında yan tarafına meyil olarak mülahaza eder ve kalbinin ortasında bir nur, bir nur mülahaza ederek ona iman nuru denilir. Bu nuru kalbinin ortasında nur beyazdan yazılmış, yani nur olarak yazılmış, Lafzapullah heyeti üzerine mülahaza etmek mutlaka lazımdır. Huzur kalbine mutmain olduktan sonra, en önemli olan bu. Zikirde huzurun temini.
Biz bu huzuru bilemiyoruz derseniz, bu dille tarif edilecek bir şekil değildir. Bu gönülde olan, kalbinde öyle bir genişlik zuhur eder ki, dünyalar onun içerisinde hiç mesafesinde kalır. Yani dünyadan da geçer. Ahiretten de geçer. Mevla kalır. Başka izah edemiyoruz. Bizim ancak anlatabileceğimiz bu. Dünyanın ziynetidir, malıdır, mülküdür. Her şeyinden geçer. Ahiretteki nimetlerden de geçer. Sadece Mevla kalır. Bundan sonra şeyhini hayalinde kendisiyle Peygamberimiz arasında sallallahu aleyhi ve sellem vasıta olarak mülahaza eder. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam ile kendi arasında bir vasıta olarak bilir. Şeyhinin kalbine, nebiyyina ve seyyidina Muhammed kalbinden bir nur aks eder. Müşteri olan zakir bununla meşgul olan şeyhinin kalbinde, makus olan şeyhinin kalbine gelen, ona aksiden nurun kendi kalbinde aksettiğini düşünür.
Bu düşünceyle meşgul kalbini şeyhin kalbi vasıtasıyla Rasulullah'ın kalbine, Salli Allahu Aleyhi ve Sellem, rabt ettiği, tam bağladığı için mülahazai rabıta denilir. Bu mezkurat Rabbül Alemin olan hazretlerinin rızayı şerifine vasıl olmak için ahasül havasın halidir. Şeyhinin vasıtasıyla, şeyhinin vasıtasıyla, şeyhinin vasıtasıyla kalbini Efendimiz aleyhissalatu vesselamın mübarek kalbine rabt eder. Bu mülahazadan sonra bir vech-i malum Salavatı Şerife ve İhlas-ı Şerif ve Fatiha-ı Şerife kıraat, tarikatımızın sadatı ervahına hediye edilir. Bu hediye nispet sinsileyi tahrik ederek ruhaniyetlerinden bilmukabele füyuzatı ilahiyenin zuhuruna sebep olur. Bu okuyacağım yerler artık bizim anlamamızın çok üstünde olduğundan dolayı geçiyorum. Murakabe I sübut, fil vücut. Bir zata sorulmuştu. İşte biz Evliyaullah'ın kapalı sandık gibi gitti dediğimiz budur.
Evliyaullah'ın kapalı sandık gibi gitti dediğimiz budur. İlmimi gizliyorum. Anlatmıyorum demesi üst lazımımızın budur. Biz o zaman oturalım. Bu doğuda efendimizin çok iyi bir evladı vardı. Derdi ki kendi başımıza ağlayalım. Biz kendi başımıza ağlayalım. Şer'i Şerife elimizden geldiği kadar dinimizin emirlerine riayet edelim. Dikkat edelim. Cenabı hak muhakkak kılar inşallah. Bizim dikkat edeceğimiz husus burada Ehlullah'ın ifadelerinde çok güzel bir şekilde geçer. Ali Kerim Aleyhi ve Sellem şöyle buyuruyor. Senin devan yine senin kendindedir. Senin diyor irşadın, ıslahın evet kamil bir mürşide intisap sayesinde yine kendindedir. Eğer sen kendinde bir çalışma, bir gayret olmazsa onların yapacağı bir şey yoktur diyor. Sen gayret göstereceksin. Sen dikkat edeceksin. O da yol gösterecek. Burada El Arifun, Allah'ımızı tanıyan kimseler, teceridu anitdari. Tücerridu anitdari.
İki cihandan da bunlar geçmişlerdir. Dünya onların kalbinde yer işgal etmemiştir. Ahiretin hurisi, vilmanı, köşkü bunlar da gönüllerinden gitmiştir. Ve Rabbi Zülcelal'imizi talep etmişlerdir. Bazı büyüklerimizin duasına baktığımız zaman şunu ifade ediyorlar. Ya Rab, senden seni istiyoruz. Senden seni istiyoruz. Bak biz bunu şimdi hiç anlayamadık. Nasıl olur bu? Bu üstadımızın bizzat sohbetine devam eden mürşidi kamilin, gönül alemine dönen hayırlı kullar için zuhur eder. Biz de bunlara imreniriz. Bir kere oğlundan, hızından ve dünyadan tamamen geçmiştir. Çoluğunu çocuğunu terk etmez. Onun beşeri olan sevgisinin yanında asıl ilahi sevgiyi düşünür. Onların efendimiz aleyhisselatu vesselam'a layık bir ümmet olması arzusu ile ilgi duyar. Evhallahu Teala ila Yakup aleyhisselam, ile mübarek gözleri bile kapanmıştır. Esefinden, derdinden. Devamlı onu düşünüyor. Allahu zülcelal'imiz buyuruyor.
Bak. Ey Yakup. Seni halk eden Yusuf mu? Seni yaratan Yusuf mu? Sana rızık veren Yusuf mu? Sana nübüvvet, peygamberlik veren de mi Yusuf? Eğer ya Yakup beni zikretseydin, benim aşkımla, muhabbetimle meşgul olsaydın, bir başkalarını terk etseydin, ben sana anında Yusuf'u buldururdum. Burada şu anlaşılmasın bir peygamberdir nihayet Yakub aleyhisselam. Yakup Aleyhisselam Rabbimizi unutan bir kimse değil. Kalkiye. Bir peygamber o nihayet. Ama Cenabı hak onu nasıl diyelim, Bir şey diyemeyiz. Yani bir peygambere nasıl bir söz söyleyebiliriz ki? Yani bir Yusuf demesi bile Rabbi Zülcelal'imize ağır geliyor. Yakup aleyhisselam, anladı ki Yakup aleyhisselam, Yusuf demesinin bir hata olduğunu, artık onu anmaktan vazgeçti Mevla dedi. Mevla'yı zikredince Yusuf Aleyhisselam'da elbette ki hasıl oldu. Kuran Azimüşşan'da, Sure-i Yusuf'da bildirildiği üzere onu buldu. Bize burada bir ders veriliyor.
Mesela Musa aleyhisselam, Allah'ımız vahiy ediyor. Diyor ki Musa Aleyhisselam Ya Rabbi elbette sen bana yakınsın, bunda bir şüphe yok. Ben sana nasıl münacatta bulunayım? Uzakta değilsin. Ben sana nasıl sesleneyim? Allah'ımız Celle Celalü, Rabbi Zülcelal'imiz buyurdu ki, ya Musa ben beni zikredenle beraberim. Ben, beni zikredenle beraberim. Zaten o zikreden kimse hakikaten zakir ise tam canı gönülden Rabbimize teslim ise onun beraberliğini elbette duyar. Ve garibün mim men enise bir. Bana dost olana ben de yakının. Hatta kulumuza, kulumuzdan daha yakınız diye buyuruyor. Aleyküm bir vikrillah. Size Cenabı Hakk'ı anmayı tavsiye ederim. Efendim şimdi biz çok önemli bir gündeyiz. Ya varız ya yoğuz. Yani şimdi bu konuyu mu işleyeceğiz? Yoksa Allah demeyin mi? İşte bu konuyu işliyoruz biz.
Biz eğer Allah yolunda muvaffak olabilirsek, hayırlı insanlarla beraber olmak suretiyle varlığımızı ifade etmiş oluyoruz. Yok eğer şer insanları takip edecek olursak, o zaman da helakimizi anlatıyoruz. Yani zikir kelimesi sadece Allah lafzai celalini tekrar zehirdir. Zikir kelimesi nedir? Ya hak ya da batıl. Hak yolunu tercih etmek Rabbimize zikirdir. Zikir kelimesi mücerret manada ele alınmaz. Sadece Allah affalü ve cellelinin tekrarı değildir. Cenabı hak'ı hatırlatan her şeydir. Eğer biz Allah'ımızın koymuş olduğu esasa Kuran azimüşşan'a Kuran'ın bir ismi zikirdir. Sımsıkı tutunmazsak onun onun müdafaasını yapan insanlarla beraber olmazsak helakimiz demek. Eğer hak yolun galibiyeti için çalışacak olursak bu zikrin ekmelidir. Zikir Allah'ı Zülcelal'e kavuşmada sanki bir mıknakstır. Allahu Zülcelal'e kavuşturan bir mıknatıs. Mıknatıs ne yapar? Demirleri çeker ya. Onun gibi.
Zikrullah da bizi aleyhisselatu vesselam efendimizin muhabbetine, zatı ilahiyenin aşkına, muhabbetine götüren bir mıknatıstır. Allah korusun tersi olacak olursa o da bizi hayvani duygulara götürür. Zikir nedir? Ve hablen gurbi. Allah'ın Zülcelal'e yakınlaştıran bir iptir. Men zekerallah'a tabe billa. Kim Allah'ı zülcelal'i canı gönülden zikrederse. Mesela biz bunda kendimizi suçluyoruz. Onu bilin. Zikir yapılıyor mesela. Gözde bir yaş yok. Gaktte de bir sıcaklık yok. Bu neden oluyor? Bu neden? Çünkü azalarımıza sahip olamadığımız için delik deşik yerler çok. Çok güzel bizim para kesemiz var. Paraları da doldurmuşuz içerisine. Amma velakin delik olduğu için hep dökülüyor. İçinde kalmıyor. Şahsım olarak yapmış olduğumuz zikir bu. Bir kere gözümüz hayvani arzulara bakmakla, kulağımız da onu duymakla, gelindiği için Zikrullah'ın içinde tadı yok, lezzeti yok. Mesela akşam zikrediliyor.
Hiçbir tat yerine göre gelmiyor. Ama sabah beş kişi oluyor. Beş kişiyle zikrederken doyulamıyor. Neden? Onların keseleri delik değil. Ondan dolayı eğer Allah'ımızı zikredecek olursak men, zekerallah, tabebillah, Allah ile öyle bir nur, öyle bir aşk, öyle bir zevk meydana gelir ki o cennetlerdedir zaten. Ve mentabe billa vasale illallah. Artık Cenabı Hak'ta Cenabı Hak'ta o kimseye müştak hale geliyor. Yani kul Cenabı Hakk'a aşık olunca bazen müridin böyle devreleri olur. Her şey gözünden çıkar. Der ki benim böyle heybetli bir meclis canım istemiyorum. Böyle ibadetsiz, taatsiz yerleri, evet onların ıslah ve irşadı için bulunurum ama ben başka bir söze daldıkları zaman da Kasas suresinde buyurulduğu üzere onlar lav, boş sözlere daldıkları zaman onlardan ayrıl buyruluyor. Artık ısınamaz. Çünkü onun hayatı ruhu, ruhu insan olmuştur. Ruhu meleki bir hale geldiği için tahammül edemez.
Mesela bir yerde diyelim yılan var veya akrep var. Kişi orada duramaz. Aman ha burada yılan, akrep var, duramam der ve çırpınır oradan çıkmak için. Yani ehlullahın ruhu, insan olan ruhu, melek olan kimseler de bizim gibi insanların buyuruluyor ya Rahman Suresi'nin esamrı. Mücrimleri simalarından tanırsın. Tanırlar onlar. Ve onların perçemlerinden ve ayaklarından tutularak ateşe atılır. Bu ayet cennete on iki sınıf insan anlatılır. İşte o isimleri dememize gerek var mı? Hayvanat isimleri huylarımıza göre. Böyle bir ruhi halat içerisinde olan kimselerin yanında Ehlullah duramaz. Mümkün değil. Çünkü ruhu çırpır onun. Sadece ıslahımız için olurlar. İrşadımız için olurlar. Ondan sonra ayrılırlar. Ayrılırlar. Ne yaparlar? Allah'ımız ile her zaman zaten. Habibi, Kibriya ile, Ehlullah ile. Mesela onlar olduğu zaman doyamazlar. Böyle bir kimse ticari tarikının hulahasından bir kimse.
Hala ismini daha demiyorum. Vefat etti. Ruhu şart olsun. Bu üstadımızı misafir etti. On dokuz gün kadar. Efendimiz Hazretleri evlerinde kalışın ücretini takdim buyururlar birileri vasıtasıyla. O da katiyen alamam. Katiyen alamam. Bak şimdi Araplar Salih'i, Sadık'ı, iyiyi, kötüyü nasıl seçebilecek ki? Herkesten evinde kalındığı zaman ne yapar? Ücretini alır. İşte siz üç gün kaldınız, beş gün kaldınız. Nasıl tutmuşsa ona göre. Yani bunda hiçbir ayrım yapmaz. Ama Beytullah'ta Mekki diye bir kimse var. Mekki diye. Mekke'de ismi de buna uygun. Sonra bu imamların, imamların mikrofonunu taşır. Tesadüfen, tesadüfen üstad zalimiz Hafair Yokuşu var, Mekke'de. Orada o yokuşa doğru bu zatın evinde misafir olurlar. Günlerce de günlerce de kalmışlar. Üstadımız Hazretleri para göndermiş. Hemen kesesini açmış. Arapçada onlar Arap olduğu için ifadelerde, Hacı Hasan Efendi nasıl diyormuş para alabilirim?
Yani Allah'ın sevgili dostunu burada anlattığımız, Zikrullah ile Cenabı Hak arasında muhabbeti neşet eden, Allah ile bu sevgiyi, aşkı, muhabbeti temin edince Rabbimize Diyoruz ki üstadımızın o zahiri batini şifa tarifini kardeşlerimiz okusun. Okuyalım ama şiir gibi okumayalım. Üzerinde bir duralım. Bak efendimizin anlattıkları o şiirde söyledikleri Ahmed el Vufai hazretlerinin El Burhanül Müeyyyet diye eserinde geçiyor. Çok kıymetli bir eser. Burada geçiyor. Şimdi daha yeni bir eser okudun. Onu okuyunca arkadaşlarla görüştüm. Dedim ki ne Allah demişiz ne de la ilahe illallah demişiz. Ne Allah demişiz ne de la ilahe illallah. Yani insan çekiniyor. İşte bunlara bakarsak biz istikamet yoksa deriz ki ya ben içki mi içiyorum? Şunu mu ediyorum, bunu mu ediyorum der dururuz. Ama orayı gördüğümüz zaman hiçbir şey yapamamışız, aman dikkat edelim, riayet edelim deriz.
Yani çıtayı hiçbir zaman aşağı tutmayacağız, yukarı tutacağız. Bu ne demek? Ayağımızı devamlı yükseklere koyacağız. Ayağımızı devamlı yükseklere koyacağız. Yani bizim gibi insanlara göre ayarlamayacağız. Ölçüyü iki cihan güneşine göre sallallahu aleyhi ve sellem başta Cenabı hak ve onların sevdiklerine göre ayarlayacağız. Yoksa bu konuyu işleyemeyiz biz. Hani üstadımızın o şiirlerinde geçiyor. Mesela ne şu ispatta ve murakabate geçmiş kimselerin böyle sadık kimselerle sohbet etmesi tavsiye ediyor. Yani onlar birbirleriyle konuştukça gönüllerindeki iman tezayüd der diyor artıyor. Bu şeydeydi Ravzai Pak'i Nebi'de Üstadımız Hazretleri'nin Sami Efendimizin, sırra çok sevdiği muhabbet ettiği, amcanın ismi hatırıma gelirse diyeyim Eyüp Sultan'ın Eyüp Sultan'ın radiyallahu anh mescidinde müezzir olan bir kimse. Hacı Cevdet Efendi. Hacı Cevdet Efendi. Bu Allahu alem keramet ehli de bir insan.
O sene biz bir kaza geçirmiştik. Daha kaza olmadan önce cebinden bir kağıt çıkarttı. Böyle bir yazı. Dedi ki aman ha bunu kullan. Bunu kullan dedi. Bak dedi ben Vatan Caddesi'nden İstanbul'da birisiniz çok kalabalık. Geçerken dedi araba bile dedi, araba bile Allah'ın izniyle bana dedi çarpmaz dedi. Aman bunu al dedi. Aman bunu al dedi. Cebinde bulunsun. Daha hiçbir şey yok. Biz İstanbul'a geldik. Böyle araba bozuldu. Onu itmek gerekti. Arkadan öyle bir çarpmış ki, hiç haberimiz yok. Zannetmişler ki yukarıdan bir şey aşağı düşüyor. Yani insanın sağ kalması mümkün değil ayrı. O mübarek zatın Rahmetullah Ali vermiş olduğu yazın korumak için. Böyle bir kimse oturuluyor, oturuluyor. Otururken, otururken bu Konya'da Sami Efendi Hazretlerinin de üstadımızın da evinde çok kaldığı, bakın orada kıymetli insanlar vardı. Bunlar yani üç yüz kişiye sohbet ediyor yerine göre. Ama hususi kimseler var.
Onlarla oturup sohbet ediyor. Bu söz buraya geldiği için diyorum. Oturdular, kendi arasında konuşmaya başladılar. Buyuruluyor ki, zikrullah bir bereketist sohbet, böyle hayırlı insanlarla konuşurken konuşurken görüşürken ne olur? Gönülde zikrullah tamamen karar kılmış olur. Hayatının her anına sirayet eder. Üstadımız haldaş dediği kimseler var. Mesela büyüklerimizin. Arkadaş çok ama haldaş yok. O haldaşlarından birisiyle, birisiyle oturur. Öyle bir hal geçirmişler ki neredeyse kendilerinden geçecekler. Demişler ki hemen biz şu Konya'da iki saat böyle arabayla dolaşmışlar. Anca öyle atabilmişler. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın ya Bilal bize kasideler o aşkımız açsın. Ya Humeyra bana biraz konuş, biraz konuş. Kendinden geçtiği anlar var. Mesela bir defasında Aişe-i Sıddıka validemiz içeri giriyor. Sen kimsin? Ben Aişe'yim. Aişe de kim? Sıddık'ın kızı. Sıddık kim deyince çekiliyor.
Çünkü Nebiyy-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz, benim Allah ile bir vaktim var buyuruyor. Bakın bize büyüklerimiz çok anlattı. Buyurdular ki bir halvete geçin, Yalnız yere bir geçin. Bir tefekküre dalın diye. Ezan okunduğu için bitiriyorum. Bu bölümü okuyamadım. Kişi arkadaşının dini üzerindedir. Allah korusun öldürücü yılandır. Öldürücü zehirdir. Eğer biz Allah'ımıza olan bağlılığımızı temin eden, zikrullah'tan, ibadetten, taatten, hakkın yolunda olmaktan, hakkı desteklemekten uzak olduğumuz sürece ve çok güzel ibadet, ifade etti. Onlarla olmak artık bu tecrübeden geçmiş bir haldir. Hani Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın sohbetine geçer, tabiine geçer, daha bir geçer, zaman alır. Velhamdülillahi Rabbil alemin el Fatiha.