Velilik Yolunda Manevi Terakki ve Ruhaniyetin Sırları
Velilik Yolunda Manevi Terakki ve Ruhaniyetin Sırları kaydında Bu konuşmalar Yahyalılı, Merhum, Hacı Hasan Efendi, Gattasullahü Sirrahü'l Aziz Hazretlerinin, Yahyalı, Kayseri, Konya ve vesair yerlerde yapmış oldukları sohbetlerden derlenmiştir. Efendimiz Efendimiz Efendimiz Efendimiz Efendimiz Efendimiz hep sirayet edip sihir ediyorlar. Daha çok halk hakkında ayet I celiler vardır. Kafuğun…
Velilik Yolunda Manevi Terakki ve Ruhaniyetin Sırları ne anlatıyor?
Velilik Yolunda Manevi Terakki ve Ruhaniyetin Sırları kaydında Bu konuşmalar Yahyalılı, Merhum, Hacı Hasan Efendi, Gattasullahü Sirrahü'l Aziz Hazretlerinin, Yahyalı, Kayseri, Konya ve vesair yerlerde yapmış oldukları sohbetlerden derlenmiştir. Efendimiz Efendimiz Efendimiz Efendimiz Efendimiz Efendimiz hep sirayet edip sihir ediyorlar. Daha çok halk hakkında ayet I celiler vardır. Kafuğun…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 20 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bu konuşmalar Yahyalılı, Merhum, Hacı Hasan Efendi, Gattasullahü Sirrahü'l Aziz Hazretlerinin, Yahyalı, Kayseri, Konya ve vesair yerlerde yapmış oldukları sohbetlerden derlenmiştir. Efendimiz Efendimiz Efendimiz Efendimiz Efendimiz Efendimiz hep sirayet edip sihir ediyorlar. Daha çok halk hakkında ayet I celiler vardır. Kafuğun deyimmesiyle var. Daha var daha var yalnız. Evliya Allah'ın kelimeleriyle, susa başlarsın Allah'ın rahmeti ne amel olur, olma eylise. Onun için burada bir veliden bahsedeceğim. Onun için Rabbimiz rahmetini lütf edecek inşallah. Mevlana Halid kul kul ahtatlardan bir zat. Ama birden olur mu öyle olmadı birden. Evvel tahsil etti. Hafız oldu, Arapça kokulu, müfessir oldu, muhaddis oldu, çeşidi mürçanın halveti tarikatlarından halife oldu. Çok büyük bir makam sahibi. Ona Mevlana hakaret hızlı yağan yağmur gibi öldü mark üzerinde.
Mevlana hali Kırk gün kalınca, eline kalem-i kaha balıyor, kırk gün kalınca Abdullah, Gehlevi hazretlarının kokusu yetmiyor başladı diyor. Allah'ım o burunlardan insin bizim burnumuzu, böyle üstağzını kırk birlük yerden koktuğunu duyanlar var. Çok da valisi elfıklar yaratmış. Görmeyi değer, dinlemeye değer, okuyup da tercüme etmeyi değer. Allah şifaına nail etsin. Bir kere gider içerisindeki haller daha değişmiyor. Bana şeyh ve bütün müritler, istikbala çıkanlar zannediyor. Yani elin perdesi Hoca efendi, nurani malın bir perde, onu yırtabilmek kolay değil. Bir ünlü insanlardan kırk sene irşad ediyorum da bir hocayı zorla kırk sene de anca irşad oldu, yeni intisap etti. Ama O hoca intisab ettin mi hiç bulmaz, çok terakki ederdin mi, erteler bozarlar. Çünkü şeriata muhali hareket etti ne olur. Elim sıfatı da böyle balın beyaz bir perde olduğundan zuğu yırtılıyor.
Lakin tekkenin avlusuna varıyorlar, Hindistanlı çıkıyor, efendiye söylüyor Mevlana Halid Ziyaüddin Bağdadi geldi. Efendim ne buyurursunuz? Geldiyse geldi ne olacak, diyor. Dinlen rica diyor. Kabul buyurmaz mı? Biz kendini öpme veya muhatap olamaz mıyım? Rica etmişler Hayır demişler. Direk hizmet buyurmazlar mı? Ey yüzlerce, binlerce tuvalete girenler var. İlk başına davet yapıyorlar sonra su günah sabun yok. O taşları günde yıkasın elleriyle, yıkasın temizlesin, kendinizi sol dönüp bir ses kalmasın, külle oranın temizliği ile meşgul olsun. Hoca Mevlana Halid, otuz dokuz gün orada, taharet başlarını temizledi de diyor. Babam başka türlü derdi, Lazımızın girdiğini diyelim anca, otuz dokuz gün olunca nefsi dayatmış. Sen tefsirler gibi şehadet etmedin mi? Hadisler irşad etmedin mi? Medreseler irşad etmedim mi? Okuttuğum yavrular irşad etmedi mi de bir cahil şefin kapısına geldin.
Bak otuz dokuz gündür taharet taşlarıyla meşgulsun. Nefis soruna gitti. Kırk gün olursa çünkü mahvolacaksın. Şimdi parmaklarınla temizleyeceğim tırnağımla diye. Tırnağıyla temizlerken elini tutmuş da tek gelen Çek benimle Perihan'ı. Çık hadi, tuvaletten çık. Çıkarmış, yine o Hint gelmiş demiş Ne var? Mutlaka su karşıyız. Sekiz ay bu hizmetlerle meşgul olduktan sonra huzuruna kabul etmiş bir teveccüh boyunca da o silah alsam olmuş bir isimle. İlki eziyetini çekeceksin, bu yolun çaremiz yok. Sonra, yedi Fersah, ben Fersahnalar ölçülerini bilmiyorum. Bütün ihvanı ile beraber teşri etmişler, teşri etmişler, kılavuzlanmışlar, demişler: Halid Brüt, Halid haydi götürdüm. Ne varsa bizde topladın, geliyorum. Dünyyelik de bünyemi de bir şey lazım mı? Ben tabi tek kelime açacağım, der işlere küme çorba pişireceğim. Bana da lazım.
Aç eteğimi, açmış eteğimi Üç havuç Bunu bir şeyin yok ya, gayet dünya ile büyün demiş. Yeğenirken diyor yolda bir zatı duydun onu benimle selam götür diye de. Köy filan kalmamış, onun büyüklüğüne tahammül edememişler göçmüşler, başka yere evlerini yapmışlar. Muzaffer nerede? Daha orda oturuyor. Orda oturuyor deyince onun yanına gitmişsiniz, dizlerinin canı kayıp olmuş, yıkılacak, düşecek, yanına para mayiye vermiş. Davut'a Şerife yapınca dizlerinden kulak gelmiş, varmış, fevlvermiş. Sana çok hakaret düşünürler ama daima muvaffak olacaksın inşallah, der demiş. Bize de ladikli baba öyle derdi. Ondan sonra o zattan da İllete'l-Teveccühunu almış, yerine gelmiş. Çok vatalar zuhur etmiş, küfrüne kadar gitmişler, ondan sonra zikrine mescitte yapılıyor, muhalifler de girdiğinden tahammül edememişler, çatlayacaklar. O en büyük yerlere şikayet etmişler. İftira edin diyor, o demiş.
Ben bir rüya gördüm diye, aldanayım, bağılım, rezil edemem miyim diye hocanın biri gitmiş. Mevlana Halid burda mı? Evet burda. Ben, benim diyorum. Evet sensin, rüyamda seni gördüm. Senin elini kolunu kestiler, özünü koydular, dilini kestiler, kulağını kestiler, bir mecmuenin içine attılar. Bu inanılacak adam değil, kardeşlerim seyyid değil bu. Onun için hemşehellerim aldanıyorsunuz bu adama. O güzel rüya görmüş, git diyor bizden bir kese altın getir demiş, Bir kese altın getirmiş, hoca da duruyor. Ya dur bakayım. Ne ittiler? Dilini kestiler. Kimatta gıybet, iftirane söylemeyeceğim, daima Allah, Allah diyeceğim. Çok iyi görmüşsün, diyor. Gözümü koydular, demek ki gözüm harama niye bakmayacak, hasetlikle bakmayacak daima Hakk'a bakacak. Harife eşyada esma görünür, cümle esmadan sema görünür, bu niyazdan da Mevla görünür. Arif isem diyen mi evlatları gibi?
Her yerde Mevla'yı gören göz olacak öyleyse. Kulağını mı kesti, kulağını. Demek ki dünyaya kulak vermeyeceğim de ama daima ukraya, ahirete kulak vereceğim. Ondan sonra zahiri bir halk, bahını bir halk olmuşsun öyleyse. Yeminimi, kolunu kestiler, elini harama sönmeyecek, ayağım kötü yere gitmeyecek, çok güzel rüya kurdu. Şu altını al da müjdesi olsun varmış, hocalar nasıl rezil edebilir mi? Demiş. Efendim, o rüyayı bir tabir etti, ben de kaydette kaldım, Yalan adım da diyemedim. Bir kese altın verdim oğlum, geldim işte demiş. Hiçbir şeyle gücü yetmiyor kimsenin. Bu baldıktan sübün ettiler Diyarbakır'a geldi, Turizm Diyarbakır'a, Halep'e geldi, bizim Halep'te de Şam'a geldi. Bu Türkiye'ye Nakşet Tarikını Mevlana Halid Ziyaüddin Bağdadi saçtı gitti. Allah şefaatine nail etsin.
Her ziyarete vardığımızda öğle ezanı orada okunur, yarın da öğle namazını kırarım, oturur böyle gideriz Elhamdülillah. Kimi gidemez olduk. Mevlana Halid Ziya İbn-i Babadi Kuddise'sül Aziz efendimizden konuşacağım da, ilkinden küba'sını tos attım, duydum. Ondan sonra başlayayım dedim. Öyle bir zattır o Kelimü'l nefes. Nefesin kerremidir onu. Memdu hatü'l ahlak. Ahlakı vasiyetmeye iyi der, güzel ahlak sahibiydi. Hamilul ecza, eczalara tahammül ederdi, çok eza ederlerdi. Lakin ne ecza ederlerse etsinler Senden gören hoştur bana, der güldü. Yahut kefen derdi. Hiç yetmezdi, onlara bakmazdı. Talihul lisan lisanı çok talakatli hocamız gibi görüşürdü. Takık görüşürdü. Yanımda kelime söylemeye iktidarımız yok ya, bu manyak gelmiş, gündelik de geldik boynunda büküyor, illa bizim döküntülü sözlerimizi dinlemek istiyor. Allah yolunda layimin levinden hıf etmezdi.
Allah'ımız Habibi Ekrem Muhammed Mustafa Sallallahu aleyhi ve sellem efendimize buyurdu ayetinde. Lahimlerin levminden havf etme Habibim. Sen daima irşatına bak, ıslahına bak, iman ettirmeye çalış. Şair de diyecekler, kahin de diyecekler, şair de diyecekler. Kuran-ı Kerim'de var da, ashab-ı yine evvelden de konuyu. Nerdesin desin. Sen keyfine bak kervan girer, lakin niçin köpekler ürer ama hiç aldırmazdın, güldürme suları girer. Allah bizi rızasıyla götürsün inşallah. Azimetle amel ederiz. Azimetle amel, ruhsatla amel anlamak için izah etmek lazımdır. Kuran'ı Kerim okutmak, İmam-ı Azam Efendimiz ruhsat verdi ücretinizi alın diye. Lakin Peygamberimizin gününde ücreti iyi oldu. Azimetle amel ile Allah rızası bir para almaman lazım gelir. Bu para ve ameli yaptırmadık ne derim yahu. Tanıtığınız o son çocukluğumuzda af dilesiniz ayıp gelmesin cümlemize öpücük idrar yolundan su döküldü mü?
Taharet etmeyince, öksürmeyince, gezmeyince, suyun anda yıkamayınca böyle acımetle amel etmeyince namazımızı kıldırmazdı. Kendime daima acımetle amel ederdi. Ama varlığın ucunda ayıp edeceksin, o damarı sığayacaksın, öyle abdestli alabileceksın İmam-ı Azam annemiz ruhsat vermiş. Kendinin surasına zerre kadar bir kılıç bölünmüş. Konuyu yıkıyor acele acele. Efendim dirhem müp olmazsa namaza zararı yok diyordum. Ruhsattır, bu azimettir demiş. Sizi çok izah etmek ister ama ne yapayım gücüm yetmiyor, kusuruma bakma, bağciye tene satma gibi oluyor. Allah rızası için benim sıçımıla kabul et kardeşim. Ondan sonra üstadımız koca Ayşe'de konuşurken ha bir iki şeye su koyuyorsun bak. Döküyorum şuraya ağız üstüne koydun mu buraya su sızıyor. İkinci yere koyuyorsun oraya da su sızıyor. Üçüncü yere koydun mu kesiliyor. Bu etin içinden gelen su bire bire kesilir mi? Uyku halinde gelir.
Allah cümlemizin kusurunu affetsin. Hastaları ziyareti verdi. Hastaların ziyaretine gitmek mescide giderken her alimuna on sevap denilir. Haftaya giderken her alimuna üç yüz sevap verin. O Halık'ın cenah'ın yaptığı umum var bunun içinde. Onun için hastaları ziyaret etmek. Bir. Size daha büyük izahat vereyim. Dişçi babamız her kadın nur olsun, kün de ruhuna okurum. Oradaki beyiszade hacim, Mustafa Efendimiz'e de okurum. Mevlana, Cenneteddin'in ladikli babaya da Hasan Efendi bir türlü fırladırım böyle. Hepsini evrim, bendim. Allah kabul etsin inşallah. Bizçe babamız demiş ki: Üstadın Hacı Sami Sultan'ım. Kurban olduğum Hacı Esfal Efendimiz buraya sohbet odasına girdin mi? Hiç konuşmadan, niyetmeden hep hüngür hüngür ağlardık. Sen de o makama çıktın. Niye ağlama yok deyince. İşte ağzımız buyurmuş ki Mehmet Efendi o dediğin günde Konya da bir kanga vardır. Şimdi elli bir kanga vardır.
Saymış gibi hiç iyi bilir biiznillah. Allah bildirirdi ona belli bir tane saymışlar, müsteden elli bir tane panga var, pandadan birinin mağazasına varıp da içtiğin çaydan, içeriğine haram gider de ağıt gelir mi gözlerimiz taş oldu. Ayetiyle kalplerimiz taştan da tatlı oldu. Ağlar mı o gözler? Senin o bayram günü mü, Kadir Gecesi mi ettiğin vaaza dayanılmak imkanı yok. Orada gönülden akması lazım dedi. Ne diyor öyle olmadı ya? O kadar heyecanlı konuştun da, arada ilaha oradan, çayırlar üstünde oturan mestura kadınlardan vermek çalıştın da feryatlar kopacağını kopmayın kardeşim. Taş olmuş içerimiz haramla Allah cümlemizi irşad etsin, ıslah etsin, haramdan muhafaza buyursun. Nasiyetlerinden birkaç kelime de oradan söylerim. Size vasiyet ederim kuzularım, evlatlarım yaşıyor vasiyeti bak gizli başikarda Allah'tan korkunuz.
Gecenin karanlığında karabaş üzerinde kara karıncanın hem karıncayı görür hem ayağının tapırtısını duyar. Semi basar, hayat ilim Semi basar, irade, kudret, kelam tek din. Allah'ın ilmi, seni işitmesi, görmesi, tapuk kadar gizli gönlümüzdekileri görür. Onun için Allah'tan gizli o askerde korkun. Az yiyiniz. Az söyleyiniz, az uyuyunuz. Yahya bin Muaz diyor ki, az ye, az ye vuruştan ötürü, az şöyle zikirden ötürü, az uyu gece namazından ötürü, lisan tam başındaymış da komşusu bir dilek var zannederlermiş. Karşı dilek ne oldu sizin, tırnanla dikilip bir dilek varını, dilek yıkımda uyu diye ağlamış. Daha ağlayayım babam namaza dururdu, iki. Hatta Burhan'ı bütün hak ederdi. Babam, onun düşkün olduğu vefat etti ve Züleyha yıkıldı. Ne yapıyoruz biz Allah'ı severseniz de kendimize bir süs veriyor, iyi anamık dedim diyemiyorsun, delirttiremiyorlar bize iyiyim diye.
Çünkü en büyük günahımı şey gibi efendim televizyondan gibi gösteriyoruz merak ediyorum. Demiş ki Ebu Bekir Kiptani ötesi Sirrau'l aziz. İki nefesinin biri Allah olmayan bizim evladımız değil diyor. Ben öyle demiyorum. Verdiğimde çok soğuk okuyun diyorum. Onu da okumazsanız yine reddetmiyorum. Yalnız vasiyet, konuşurum, neler bulmuşmuşsun bunun içine diyor. Bu bitmiyor, kaç senedir sohbet ederim bitmiyor, edep risalesi var, bitmiyor, Okulmet risalesi var, bitmiyor. Mektubat var, bitmiyor. Her şey var o üstkazımızı bizde. Gözüm de görmüyor, zor gücüm görüyor, görmüyor. Ve muvaza da sıyam, yuvam. Oruç ve namaza devam edin evlat dedim. Oruç tutmaya, üstadımız bir hakim ile bir savucuya orucun faziletini haber verdi. Dış kısmında iç kısmına geçti. İçeride kalbini kılavuz havuzdalar bizde vardık. Şöyle daha da varlar. Alttaki Sübeyda-i Terun noktasını temizler. Üstünün siyahını alır.
Lambayı yaka yaka nasıl hiç dışarı görünmez, siyah görünmez silmeyince Zikrullah şifa unutup oruç tat da daha çok temizliyor ve tek ki şehvet-ı adet devam. Şehveti daima terk edin. Şehvet, bir daha hasetlik ikisi bir araya geldin mi? İnsanı yoldan çıkaran bunlar bütün kötü huyler, bundan tevellüdirler. Onun için aman daim terk edin, dil ile konuşursan kadınla dil zinası olur, gözüne de bakarsan göz zinası olur, kulağınla dinlersen kullah zinası olur, elin ile ukalaşırsan el zinası olur, baharda ki büyük zinaya gelmeden bunlar hep zina etmiş olur. Onun için biz her tarafı uçmuş bir bahbaham olur da her duvarı yıkılmış atmış, boyarmış, kelaminin bağına döndürür mal, neler, der. Bütün mahveler oğlum şu evi yaptığınız amma kapısını pencerelerin de yapın da hayvanlar, merketler, köpekler, kurtlar girip de buradan zahireyi, mallarını yemesinler.
İbadet ediyoruz ama gözün tapını, göz kapımız açık, pencereniz oradan giriyor, değil pencereniz açık oradan giriyor. Babam böyle manevi vaaz verir, çokları cebinde yıktırırırdı da bir latifeyi de uyandırırdı onları. Allah tekamül edin, tekamül edin. Peygamberimiz nasıl tekamül etmiş? O efendim Medine'nin yakınında kalbinde kalkıp cebinde mübarek işleri kırılmış, halkalar batmış yüzlerine. Mugurum, beni bilmiyorlar da onun çıngranasını yapıyorlar. Hiçbir yalan öğrenmiyor, haber ne yapar mı? Diye bana yapıyordu yüzlerinden. Allah bunlara hidayet nasip etti. Kulacın tesiri ne cefalar ettiler. Ne ezalar ettiler. Bilir hocamız onlar bütün Mekke'yi böyle güldüler, öte tarafa bunlar tuz alınmayacak, hız verilmeyecek, ekmeğe pazara gelmeyecek filan olmayacak. Kafirler acır, acırdı o yüzden ekmek atarlardı.
Kardeşim, el ezaya tahammül eden eşettü vela el Enbiya, hünnel evliya, hünnel ulema vel emsal vel emsal değil mi? En büyük ezayı peygamberler büyük dağların büyük dışı olmadı mı? Evliyalar neler çekmedi mi? Hazreti Nuh'yi öldürmediler mi? Hacı Eshab-ı Elgili zehirlemediler mi? Hz Nuh bin elli yaşına vardı, dokuz yüz elli sene peygamberlik yaptı, seksen ümmeti vardı. Ne ezalar etti, ne müf dedikleri nahikadan ismi değil, bu nahikadan mühdediliyor. Beyinsiz kendini bilmeyen kimselerin sohbetlerini terk edin, onların yanına varman, varman, münkirin yanına, kokusu sinertenine, hayyp münkirin canına, can Muhammed halinindir. Halid-i Zülcelal Tefsiri Kebir'den anlaşıldığına göre bu ayeti buldun mu Tefsiri Kebir'i de bulacaksın. Tefsiri Kebir'i saçan hocamızın önüne koyacaksın. Hoca bu ayetin tefsirini okulda yetinleyeceğiz, diyeceksin. O orada bu bu kadar ne derse ona Allah vereceksin.
Ne diyor sen desene ile ilgili. Ben anca tercüme edenlerin yediğini diyebileceğim. Çünkü Bursa Çanım'nın neden ayağının durabileyim ben. İnan bazı gönlüne geliyor ki bütün başıma toplanan cemaatin ayağının durabilirim. Hani gönül o kadar gidiyor aşağı ki konuşuyor da acaba kendinde bir sıfat var mı bu saatin? Kendine bir söz verir mi? Ben televizyon seyreder gibi eski kusurlarımı seyrediyorum, yerde kendime iyi diyeceğim. Yani tevazu öyle getiriyor insana. Yaptığım ta akıl vali olmazdan evvel kusurum, herci has bağı gibi gözüme görünüyor. Nasıl ben iyiyim diye size evi vermekle iyi mi olurum ben? Yok. Efendimize halimi arzı yetmedi. Efendimiz dedi ki siz Allah'ınızı az çok konuşun. Haliniz iyi olmasa bile onların gönüllerini yaptığınız için Allah size tef yüz ettirir, tef yüz ettirir. Allah fen yüz verir. Sen çalışmıştan onlara gelir. Ben o Girki'ye vacip tarikata girmek.
Hocaya çeviririm diyor. Ne psiko diye. Ya darta bilirim ya dartamam. Onu şeytandır, diyen. Bu içinden ne fikir invele şeriati, sonunda suikasttı yapmak her kulumun üzerine vacip ettim. Sen ben girdim önce ölüme diyorum ama kurbanı kesmemiş gibi mesul Ulema meşayih geçti koca. Hadi Hüseyin Efendilerdeler, Hacı Yusuf efendilerdeler, içine Hacı Sami Efendi kaç dakika girdi. Üstadımız Hacı Esnadı Erbiliğinin halifeleri geldi. Bu memleket biçtiğin gibi değil. Bu Mevlana'ı getiren Kayserili. Sen ne diyorsun? Göz açık Kayserili bunlar. Mevlana'yi getirdiler. Niye diyor? Hani Hüseyin Efendi Hocam. Getirmişler demiyor, getirdiler diyor. Görmemiş ama görmüş gibi biliyor. Ziyaretine olsun varamıyor, görmüyor musun? Şey, tercih eder mi? Yar öleceksin, diyor yahu. Milyonlarca sene cennete alaya. Bak cehennem demiyorum. Allah cehenneme göndermez.
Üç kimse imansız ölmesi muhtemel onlar cehenneme şüpheli ederler. Bunu İmam-ı Azam Efendimiz mühürleri böyle, mühürleri. Yani, bu üçün on üç de var, yirmi üç de var. Bazılarında ben onlara veriyorum. Seni Muhammediye okurken dinlemeyip sen de onun gibi okumayanların imanı tehlikede ne diyor? Bütün kitap var ya ben onların birini demiyorum. Şu üçü esas tuttum çünkü İstanbul'da da bize vaaz verdiler. İçimizde sultanımız da varılır. Onda müsaade Almanca imkan yok. Doktor Necmettin diyelim. Doktor Necmettin Bey efendim. Öyle zengin çıkmıyor ki sohbetiniz, ben kendimde değildim. Yani öyle zenginleşiyor ki. Kitaba bak baktırmıyor musunuz? Bu baktırmamak sizin manevi kulağınızın çekiş kabiliyedir bu. Geçen Tahir hocamızın yanında, illa siz konuşacaksınız, derler, Konyalı. Cemal bunu iki misin? Müfte Efendi Konya Putusü burada oturuyor. Tahir Hocamı da burada oturuyor. Biz de burada.
İnan kitabı aldın mı? Üç yeri çok paralı oldu mu? Nasıl mağazacı yerinde duramaz? Kumaşımız da var, su da var. Yok geldiyse neresi var, nedir? Çünkü Ulumuş şu ana Hazineti'l-Rahman şairin halinde Allah'ın hazinesi. Hocam kitaba baktırmayacaksın, dedim. Başladım Cemaatle tüm anlaşma yapmışlar sonra da böyle sizin içinizde Tahir hoca gibi dinleyeniniz var. Bana bak kitaba diye baktırmıyormuş, ben onları bilirim. Daha zaman kitaptan arayıp bulamam konuşacağım şeyi ama sizin gibi can Allah, böyle bir araya geldi ve böyle hep kulak vermeye başladın mı? Allah'ın hazinesinden istiyor o yavunlar. Allah veriyor, bende onu. Allah. Allah. Kesmemek. Kurban kesmeyenler bizim camimize yakin olmasınlar diyor Peygamberimiz. Camimize gelmesin, kurban yerine vacip olup da yapmayan vacip, farzın gelse vacip. Delili zanni ile sabit olan şeyler vacip.
Çok okumadığım ben ama Allah'ınızı altı vakit namazdan hesap eder. Beş vakit efendim ya bir de saniye. Bundan hesap verilir. Yaşlı da on ikiden hesap verilir. Bir aylık ıskatı vasiyetini altın mı, altın mı, altın kabul ettim, heba ettim diye böyle çevirirler. Demek ki namazımızı uniçen daha yukarıya koymayalım, gençken de namaz kılarım. Yedi yaşında namazın on yaşında oruç. Başlayalım. Bunu dinleyen Üldesle bir karasınız vardır. Nerede? Üldesle. Böyle sohbet edince ben direkt etmiyorum. Gitmiyorum. Ben vacip olduğumu duymadım, tareyatını ben almayınca gitmem dersin. Ve köylü Hasan üç şey, imamsızlık etmesi muhtemel değilim. Ne onları bir dinleyelim. Bir nimeti islamiyeye şükrü terk edenlerin imansız gitmesi müstesna. Yarkın Türkçeler. Çünkü biz orada köyde konuşuyoruz, şimdi yine Türkçe konuşuyoruz. Ağlayarak Peygamberimizin umüne kapandı. Neye ağlayayım, iman ettiğine pişman mı oldum?
Ya dedi. El kapısında görünmesin diye atmış Onun tüm çocukları çok. Vakfı'da işe yarıyor yazmışlar, seksen tane çocuğu var bir adamın. Bizim evde, özlediğimiz var. Onun için Peygamberimizin oğlu İbrahim ile Mariye ismindeki o. 0, yani bir Kıptılardan alınan bir kızdan cariyeden İbrahim oldu, oldu yahu. Niye şehirdiniz? Hep incelemeniz. Bana bunlara da hacet koymayın. Hacet koymayın. Bağının başında babam der ki, bunu belli hasat cemaatine söyleyen gibi kırk bir sene evlendi. Şimdi hatırıma geldi. Bak size sev ya, Hazreti Musa dağda keserken bir ve küçük şükür gördü, ataş ya. Bu ateşten ne faide görüyorsun? Seni yakar bu ateşte. Seni yakmaz mı? Şahadet okuduk mu yara açılan şeyin sızısını layık anlattı. Dünyalar kadar yakmıyor Allah, ahirette edecek harp. Hüseyin Efendi hocamı öğlen, listesmet not defterine yazdı. Efendimiz'in iki şeyini. Ne?
O şurada bağ var ya, Hadi Hüseyin Efendi Hoca'nın bayığı ne var? Bunun fabrikasının dükkandı. Bir merkep huzurdan haşat denize düşerse, dalgalarıyla, tuzlarıyla, dalgalarıyla bir hafta geçtim ve onun eczalarını pilava koyup tuzu temin etmek caiz mi yaca caiz? Çünkü tehlil etmiş, erkeklikten çıkmış. Ismalı olur mu? Ismalı olur, çünkü onda o tarağa kalmamış. Bir evliyaullah'ın kalbine kabul olur da girecek olursan, mus mundar olsan, müsbul eder seni, diyor. Yani böyle bir onun için böyle, yoksa size en kıymetli sözümü bahsediyorum. Yani günahlara dua edin yani, en kıymetli sözleri bırakıyorum. Musa aleyhissalatu vesselam ne zamandan beri tapan buna ey meczun, dedi. Meczun dedi ki: '' Tüm babamdan tek kitabı okurken bunları okuyordum, en iyisi kitabını. Dedi ki: '' Üç yüz doksan dokuz senedir diyor. Firavun bile dört yüz yaşındaydı. Niye bana her yerden şey?
Adem aleyhisselam bin yaşında, Havva annemiz bin bir yaşındaydı. Idi. Nuh Aleyhisselam bin elli sene yaşında idi. Her yeri ispatçı etmen kalben itiraz ettiğini bulunuyorum. Yani Kitaptan ayrı bir yer konuşmuyorum inan. Ondan sonra ne oluyor? Ben bir karışık adam geldim, hem eyvallah. Allah. Ondan sonra dedik ki bu yakan ataşa takmadan ne faide görüyorsun, ey mecus sen? E dünsem Allah'a, Allah kabul eder mi beni? Dedim. Dönelim yavrum, Allah'ım versin, Allah'ım dönerim. Döndüm mü kabul eder Allah? Allah öyle bir Allah ki rahmet kapılarını açmış, tövbe kapılarını açmış. Gelin, kullarım affedin diye her seharda çeviriyor Allah. Her seharda yani günahı olan yok mu? Tövbe etsin de kabul edeyim, diyor. Allah ehli gül, şapağı, dersin'in şapalı oku diyorlar ya. Efendim, bunun için diyor, hacet hapları, açıl o zaman. İki, ihtiyacı olan yok mu?
Çocuğunun çoluğunun rızkında, kömüründe, kasında daralan yok mu? Bu hükümetten neden istemem? Benden istemem. Ben size onu yenecek bir devlet vereyim başınıza. İsten diyor baştan, benden istemem. Allah'ım, o zaman onu da eriyim. Çocuğu anarşik olmuş. Forma bozuk beynin geçtiği iyi değil. Dua etmek isteyen yok mu? Duasını kabul edeyim, diyor. Her seher böyle çeviriyor Allah. Bir seher. Yapmayalım Allah aşkına. Allah önce koyayım bu kelime yavrum. Hicaz'a geliyor, cilve yüzüne vardık. Cilve gözü, gözümü dinler, özü dinler bu Hüdüt'ten geçeceğiz. İki otobüs kaldı bizim otobüslar girecek yani sığaya. Terayıyorlar, temyirimi gönderiyorlar. O iki ay Teridini gönderiyorlar. O iki araba kalınca karşıdan Suriye Hüdünden, kabul etmiyor gelmesin der Hüdüd bağlandı, diyor. Akşama cerek saat kaldı, cemaate gözlerini dünyası çıkar. Hatta bayıra çıkardık akşam namazını bulalım dedim.
Bayıra çıktık akşam namazı gidecek orada, oldu, hat kıldık. Yerinde kalktım konuştu. Bir Müslüman ile bir münafık yolda yoldaş giderken ha, yağmur yağmış da o mağaraya girmişler. Mağaraya girince münafık, Müslüman suratında görünen, Müslümanların koltuğunun altına giren sırlar almaya gelen o edepsiz, kalkıyor adamın kollarını bağlıyor, duyulmuyor kendine. Yani şu edepsiz açılmayacak kadar ayağımda bağlıyor. O yanı veriyor ki Allah aşkına ben niye bağlarım? Ne kardeş ulan? Diyor. Ailem bul, çocuklarım yetim, malım ganimet olmasın diye Rasulullah'ın yanında yalancıtan bir Bunu konuşuyor ben Allah'ım. Arkadaşlarınızın kapısı için can da aklından gel kesme beni. Sen yalvardık sıra ben zevk duyuyorum, dedi. Yani kafir kısmı Allah şerrinden mi? Sen yalvardırmaya kim denir o? Ne dinsiz, imansız onlar. Allah şerlerinden muhafaza et, yararım. Dedim, iyi dedim ya, dedi.
Ne yapacaksın hazırla boğazımı. Yalvarmayın olmayınca: '' Ya Rahim, Ya Rahman, sen yalvar, dedi. Gözümü yumayım da vurdu. Çok gelmeyin, dedim. Gözümü yum yarabbim deyince. Kesme. Osu dışarıya çıktı pıtı Beyaz elbiseli, bir pizza. Elini çevirdi, ayağını çevirdi deve, hadi kurtuldunuz, dedi. Kurtuldunuz, dedi. Allah billah aşkına kim insan bana el haber versen, dedi. Ben Cebrail aleyhisselam. Cebrail aleyhisselamın yedinci kat cama melekleri bütün ağlaşıyorlar. Bu adam için bütün ağlaşmaya başladılar. Ya Rahim, ya Rahman deyince içimiz bir gündü, dedi melekler. Allah-u Teala Hazretleri, yetiş bulunma, dedi. Ben birinci çığırdığımda Sidretü'l müntehadaydım. Yirmi bin senelik yoldaydım. Birinci İlis numarası, üçüncü yetiştim, seni kurtardım. Kardeşim başka bir yere oturmayanmıyor benim.'' dedi. Şimdi cilve üssü bağlandı. Ben '' Ya Rahim, Ya Rahman siz de.
Ya Rahim, Ya Rahman, Gözünüz böyle yaş dökülüyor.'' derken o bayırdan yuvarlanan bin kilometre uzunluğunda bu cihacın hepsinin sesi geliyor Ahmet. Sesi geliyor Allah, Allah, bakıyor aşağı, bunlar da bizden yeter. Yokuştan aşağı inerken yol açıldı, geliyor. Bu Kevran'ı da. Şurana dediler ki açıldı. Allah. Kalbimizde bir peraksı açıldı. Gelmiş de bu çocuğun çığlıkları bana ağlıyor. Allah'ım, Allah'ım, Yarabbim, Yarabbim, nasıl bağlanırmış göreyim bir Hicaz'ın yolu. Bir dahaki vardık. Vardır, karşıdan vali gitmiş, emniyet gitmiş değilmiş, yolu açmışlar. Geldiler, haydi, haydi gelin. Emniyet ne yoklayacağım şimdi, gümrük ne yoklayacağım şimdi, şimdi şey, böyle haydi, işim mi hırs geldi, çeldin. Para mı kaçırıyor? Yani Allah kolaylık Başka bizim kimsemiz yok bir Allah'ımız var yavrum ha. Onun için böyle Allah'ımıza dinleyelim, görelim inşallah.
Sevgili dostum, Musa aleyhissalatu vesselam o atışın kafana mechusu değiller. Beni kabul eder mi? Sen bir defa içinden kükleyerek benimle beraber şehadet getirdiğini. Allah, Allah Kaldırdık habire koydu koydu. Musa ' Ya Rabbi bir dedik şahaneti var. Üç yüz doksan dokuz senenin küfrü var. Ne kadar böyle yaptın bununla? Benimle görüşmezsem, kedimullah, onunla konuş, dedi. Kardeşim, dostum, bu Bilecik şehadeti yerine Allah ne verdi sana, dedi. Ne verdi buna, dedi. Üç yüz doksan dokuz senelik küfrümü mahvetti. Ben şimdi Ravzatün Mirriası Cennet'eyim, Cennet bahçesinde oturuyorum. Küllediğime bilmem ne kadar tevhid okuyacaksın da cayır cayır yakacaksın, öyle mi inanıyorsun? Bırak Allah'ın cezası canım. Hibritliğe düşmek de büyük günah Safiye. Allah'ın rahmetinden ümit kesilmeyecek, kesilmeyecek. Efendimizin de huzurunda konuştuğumuz hiç kimsenin imansız gitmesi muhtemel derimizi.
Hem de bu şeker hastasıyım. Yemen ne akşam niye yemiştin bilmem. Size konuşurken Allah bunları bir biliyor, Allah çünkü gitmiş kafam ya onların sürgününden gelsem bir meydana beni Anadolu'nun içinde, büyü beyim de, Kayseri'de, babam hürmet anan ta kice'de, Allah'a Bin şükür ben pazarlık etmedim ki alem-i ervahta beni Kayseri'de halk edeceksin. Anam da Müslümanlar da babam da böyle bir kesim var mı Allah'a? Onun için gel bir hamdelelim. Beraber diyelim oğlum. Böyle nemli çalarak tesbihini elinden düşünmeden ehli İslam olduğunu, Elhamdülillah fıkaralıktan neden bahsetmeyeyim, bir gönüllerle dua deyip derimde oturayım, imanımla götür yarabbim, diyeceğiz. Ondan korkar duyuyorsa imanla veriyor diyor. Hiç aldırmıyor ben imanlığımda kim ölecek diye seviyor, bunun imanı da tehlikede.
Biri İslamiyet'ine şükretmeyen iki tehlike, bir de bunun kaygısını çekmeyen, bunun kaygısını çekmek için bir mürşidiki hamile varacaksın. O Kuran Kerim bu hadisten sana bir reçete yazacak.
Kaynak: Genel
Velilik Yolunda Manevi Terakki ve Ruhaniyetin… | Mihmandar