Vedayet konusu çok hüzün, çok önemli esaslardan birisidir. Fil-İstila dil bilimcileri ve Ulema-i Kiram'mız çeşitli ifadelerde bulunmuş. Burda pek çok tarifleri var velinin. Şu yaptığımız tarifin hepsine kifayet eder. Gördüğüm kadarıyla. Veli hakkında çok tarif yapmışlar veli. Allah korusun. Velkurdu ninel hakkı sübhanallahü ve teala. Allahu Zülcelal'e yakınlık. Yalnız bu yakınlığı şu şekilde izah edebilirsiniz. Cenab-ı Hakk kulunu kendisine yaklaştırıyor. Kul değil. Kul ibadetle taat yaparak, onun sürdüğü amellerle belli bir noktaya gelmeye çalışıyor ama bu noktaya geliş, Rabbimizin bir İsa'yla Aliyyül Havvas Rahmetullahi Aliyy Hazretleri Evvela yetülhavsa veli var da bir de özel, seçkin bir veli. Şimdi bu Velayet-i Suğra, Kübra, Ulya diye sınıflama yaparlar Ulema-i Kiram'ımız. İşte küçük velayet, büyük velayet, el üstün olanı, iyi.
Kuran-ı Kerim'de de velayet hususunda, velilik hususunda, iman edenler Allah'ın dostlarıdır. Bu Enfal Suresine geçer. Hususi olanı velayetin takva ile olacağı ifade buyrulur. Bugün ifade olun. Şimdi o güzel, o seçkin hakikaten müstesna olan velayete amelle ilgilenmez. İşte sabahlara kadar namaz kılacağım, oruç tutacağım yok. Neden yok? Efendimiz buyurdular Güzel ahlaki ile kişi, güzel ahlak sahibi, geceyi namazla geçiriyor, gündüzün duruşu onun derecesine ulaşır ifadesindedir aslında. Burada şunu idrak ettiğimizde hiç şüphemiz yok. Kuran-ı Kerim'i izah eden Efendimizin Ehad-i Muhammediyesidir. Ehad-i Muhammediyesini de Ulema-i Kiramımız ve Suluha, Salihler izah buyurmuştur. Çok güzel bir izah var. Demek ki amelle değil. Sırf ibadet taate değil ibadetteki ihlası var. Sırf Mevla için yapmak lazım. Daha iyi anlaşılsın. Üç kişi bir sefere çıkar.
Bunlardan birisi der ki benim gittiğim yerde bir dergah var. İşte orda yedik kerim, yatmazsa bedava, haberin. İkinci bir kişi der ki mübarek zatın sohbetlerinden istifade ederim. Bir üçüncüsü bizim memleketimize de nasıl bir elektrik greğinden cereyan çekiyorsak evimize lambalarını aydınlatıyorsa İmam Gazali Rahmetullahi El-Bari hazretlerinin ifadesiyle mişkat-ı nübüvvet, Rasulullah'ın nübüvvetinden açtıran, o nuru bende memleketime getirmeye muvaffak olurum der. Üstünde bu niyetlerde var ve Efendi Hazretleri buyuruyor. Sen zaten oldun yatıp yiyip içecektin. O hasıl oldun. Sen sohbetlere azaltıldın. Hakikaten istifade ettin. Bir üçüncüsü sen arzu ettin ki bizim memleketimizde de hayırlı insanlar olsun. Onlarda artık şu internetlerde, nelerde, internet hapelerde, ahlaklarını bozacak, fena olan sahifelere bakmak suretiyle kendilerini berbat etmesin.
Şunların kurtuluşu için bir gayret çaba gösterelim. Onların gönlünde de bir ilahi nur parlasın. Herkes birbirine şefkatle, merhametle baksın. Taciri, taciri ticaret ehli, hadisi şerifte bildirildiği üzere nebiler, sıddıklar ve şehit salihlerle olsun, uleması alimleri haşref sahibi, azamet-i ilahiyeden titresin, halkı güzel ahlak sahibi olsun, Sana da ben bu görevi veriyorum. Onları da aydınlatırsınız. Buyurulur. Bu niyetle alakalıdır. Gönülle alakalıdır. Efendimiz'in Kalbi işaret ederek takva işte buradadır ifadesi. Bu uzak. Şimdi tekrar izaha girecek olursak, var ya Ashab-ı Kiram soruyor. Hangi amel hayırlı, hangi amel hayırlı? Defalarca soruyor. Efendimiz El-Alimübillah. Bu nedir? Evli toplu söyleyin marifetullah bu Rabbimizi tanımak değil mi? Mesela okuduğumuz istiğfarlar ve hatırlayın. Evradımız, ezkarımız bu marifete hasib etmek için.
Eğer bu marifetten bir nur isabet ederse gönder zerre kadar yapılan amel, dağlarca yapılan amelden çok üstün. Şimdi siz kıyaslayabilir misiniz? Bir zümrütle, bir ne bileyim başka değerleri nasıl kıyaslayabilirsiniz? Küçücük bir zümrüt, yakut veya altın nedir? Dağlarca olan bazı kıymetler ve değerler vardır ki ölçülemeyecek derecede üstündür. İstersen ne kadar çok mal ve mülk sahibi olsun, azıcık bir bu kıymeti haiz olacak olursa ona denk gelir ve atar bile. İhlasla, ihsanla, takva ile, evrarla, mukarrebun kul olmak suretiyle bu seviyeye getirmek istiyorum. Az bir amel istiyor ama ameli çok kıymetli. Aslında onlar amel yapmaz değil. Yapar da şu şekilde, aramızdaki tartışıyor. Biz görev olarak bizra ederiz. Bak onlar yaparken, yaparken aşkla yapar. Şöyle yapar. Bir, biz ibadetimizi yaparız.
Deriz ki anamız, babamız, öğrendiklerimiz, bildiklerimiz bu şekildedir de ibadetimiz yapmaya gayret gösteririz. Bir de bunun ubudiyet kısmı var ki böyle hemen izah ediliyor da bu yaşanan da bir husus. O benim Rabbimdır, ben onun aciz bir kuluyum diyerek yapar. Bir de ubudiyet var. Hepsi kul. Ama kullukta öyle bir zirve var ki, Cenabı Hak Habibini bile kul olarak ifade ediyor. Çok müstesna ve sonra Meryem suresine baktığınız zaman her şey ona rahman olan Allah'a kul olarak gelecek. Meryem suresinde bildirilen bu. Her şey ona kul olarak gelecek buyuruyor Mevla I züc celalimiz. Her şey ona kul olarak gelecek. Habibullah da bir kul ama onun kulluğuyla diğeri ölçülebilir mi? Haber verilebilir mi? Mümkün O zaman biz eğer büyüklerimizin şüphesiz yolunu tutuyorsak bunlara dikkat edeceğiz. Yoksa size bir caminin imamı güzel beş tarihi verir. Bir vaiz kardeşimizde verir. Bir müftüde verir.
Vermez değiller, değiller. İşte bizim elimizde bazen var bu Mekke'de Medine'de broşürler halinde dağıtılıyor. İşte sabah namazına şunu yaparsınız, gece şunu yaparsınız da bu değil. Asıl ders aldığımız kimseler vasıtasıyla fenafir resul ve fenafillah olmaktır iş bu. Bunu yakalayabilmek. Yani ahirete zengin gitmek, anlayacağımız bu. Çünkü Efendimiz müflis kim diye de soruyor. Bayezid'i, İslami Hazretlerinin, Ebu Hafsa Hattadi hazretlerinin görünce söylediği söze benziyor, bir demirci ama Allah İslam buyurmuş. Gördüm ki diyor, sırrı başka bir mana, başka bir sır öyle ilimle amelle olacağı iş değil. Demek gönlün iştiraki, ruhum iştiraki. Hasanı Şazeli, Hadis-i Sallallahü Hazretleri Velilik mi diyorsunuz? Velilik, yiye. Allah'ı sevmektir. Celle Celalühü. Rabbi Zülcelalimize muhabbettir. Şimdi insanlarımızın hepimizin sevdiklerini biliyorsunuz. Buyurun anlatmaya gerek yok. Bu şuradan anlaştık.
Sabah kalktığımızda gönlümüze ne geliyor? Gönlümüze gelene göre bizim değerimiz var. Mesela diyelim ki üç beş kişiyle oturduk. Oturduğumuzda ne konuşuyoruz? Her bunlardan belli olursa eğer o devamlı hayra çekiyor, devamlı hayra çekiyor. İşte hayırlı insan olduğunun işaretidir. Çünkü onlar o söze daldıkları zaman ayrılın diye buyuruluyor. Amel el-Rufa Hazretleri üstün bir veli hali, Zaten veli dediğimiz zaman bu veli Rasulullah'ın sallallahu aleyhi ve sellem bizi yeryüzünde irşad için gönderdiği, ayarladığı, tespit buyurduğu kimselerdir. Bir hoca kardeşimiz konuştu da o anda biraz garipsediler. İşte bir programdı büyüklerimizin. Dedi ki, devrinin Muhammedleri dedi. Çok doğru bir söz. Ona bir Peygamber isnadı değil. Zaten onu bilmeyecek kimse değil bunlar. Demek ki devrinin Efendimizin, el ulema varaketul enbiya diye talip buyurduğu kimselerdir. Kimmiş? Aklı kamil.
Akıl dediğiniz zaman akıl, salim olan akıl şer'i ölçüler içerisinde olan akıldır. Vahyin ölçüsü içerisinde olan akıldır. Salim olan akıl bu. Aklı kamil. Bazı hususlar hatırlayacaksınız dinlediklerimizden de. Mesela Saade Ebbili Hazretleri demiş ki bana akıllı diyorlar. Akıl bulmam için ne gerekir bir düşünmüş ve bu niyetle istihareye yapmış. Büyüklerinin yolunu tutmuş. Mesela onun muhterem halifesi Sami Ramazan u Mukaddesallahu Sirr hazretleri ne yapmış? Akıllı davranmış. İçinde şüphe var diyen dedelerinden, babalarından kalan altın gibi şan toka gelirler. Çok kıymetli arazileri, malı, mülkü hepsini terk etmiş. Akillar terk etmiş. Bir nagburiye mağazasında muhasebe ile meşgul olmuş. Akıllı davranmış akıllı. Kafayı çalıştırmakla alakalı. Beyin, kalp beraber hareket edecek olursa bu duygular hasıl olur. Yoksa akıl salim olmaz. Beynin gönülle alakası önemlidir.
Çünkü gönül ona komut veriyor. Komuta ediyor gönül onu. Hayırlı düşünceler içerisinde olması, zifuva içerisinde olması rabıta ve murakabe ehli olması onu yanıltmaz zaten. Çünkü efendimiz aleyhissalatü vesselam kişi bildiği ile amel ederse Cenabı Hak bilmediğini ona malum eder buyurdu. Hakikaten aklı kamil olan insanlardır. Aklı kamil insan olmasalar, devrindeki en önemli işlere parmak basmasın. Sözü elinden aldıysam kusura bakmasın. Gençler çoğunlukta dedi ekseriyetle onun üzerinde duruyor dedi. Biz fırsat vermedik herhalde. En önemli husus. Şöyle düşünün. Çoğu gayretlerimiz targa ile, bağla, çiftçilik ile, ziraat ile meşgul ile kimseler. Hiç aşıyı yaşlı ağaca yapmazlar. Hep genci ağaçlara yaparlar. Çünkü Rasulullah'ın tavsiyesi de bu. Ben risalet bayrağını açtım. Yaşlılar kaçtı, gençler koştu buyuruyor. Bakın öyle bir akıl sahibi ki bize Ankara'dan vaizler ve onların etrafı geldi.
Burada bir hocamız da vardı. İstiğazımız cemaati ikiye ayırdı. Gençleri yanına aldı. Yaşları o hocaya sen bunları sohbet ettin. Ne yaptı onlara? Mehmet Tevfik diye Kayseri'de bir zat. Bu bir yere durur, gençlerin gözüne bakarmış. Demişler ki efendim ne yapıyorsun? Aşı yapıyor. O zaman biz yaş karar ortadan çıktık. Yaprak aşısı da var. Bizde öyle olursak hiç şüphesiz halimiz de o güzelliğe nail olur. Aklı kamil olur. Kuran-ı Kerim'de yedi yüzün üzerinde biliyorum. Yalnız sadece akıl kelimesi geçmez onu da bilin. Akıl, sadece akıl olarak geçmez. Kulu'l-elbab diye geçer. Tefekkür olarak geçer. Bunu işaret eden yedi yüzün üzerinde ayeti celile var. Kuran-ı Kerim'de akilla alakalı. Efendimiz de buna işaret veriyor. Peygamberin vasıflarından birisi nedir? Fetalettir. Hakikaten evliyaullah çok akıllı insanlardır. Şimdi onu almışım. Onların dünya akilları sözünde aklı naaş derler ona.
Akl Mesela Muhammed Bahaüddin Hazretleri. Akıllık için, çokça tanıdığınız için söylüyorum. Bu dergahında sadece oturup dostun üzerinde evraka asker veren kimse değil. Biz öyle biliriz. Hayır. Haysı ticaretini yapan Muhammed Baitin Hazretleri'dir. Havuç ticaretini yapan Muhammed Baitin Hazretleri'dir. Devrinin tacilidir Muhammed Baitin Hazretleri. Türkçe ziyaret veriyorsunuz. Mevlana'mız. Bin bir gün Çinlihanede kalıp hayatını hep öyle devam ettiren kimse değil, demir işleri ile meşguldür. Akıllı insanlar. Çünkü bize aklımızı çalıştırmamız gerektiğini bildiren Kitabı Kerim'imiz buna işaret ediyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselam da kişinin en hayırlı kazancı, kendi eli ve emeğiyle kazandığıdır buyuruyor. Kendi eli ile kazandığıdır. Bunlar iç içe, çok uzun devam eden konulardır. Velhasıl akıllı insanlardır. Çok zeki, fatim derler ya fatim.
Yalnız bu da Hadis-i Şerif'te ileri görüşlü geçer. İleri görüşlü. Şöyle anlatayım size. Fıkhın tarifi nedir fıkhın tarifi? Ma'rifetün nefsi, fıkhımızın tarifi budur. İşte tasavvuf tarifi budur. İnsanın kendisine faydalı ve zararlı olanı havasını çalıştırıp bilmesidir. Akılla alakalıdır. Çok güzel söylemişti. İzah etmemiz mümkün değil izah edemeyiz bunu da abisi. Yalnız zeka farklıdır. Zeka bir gayrimüslimde olur ama akıl müminde olur. Bu size Zümer suresinde dokuzuncu ayeti hatırlatır uzun gibi. Üstün riayet. Aklı tam. Mesela bizim aklımız tam mı? Tenzih verimsiz. Akılsız bir niyet enzihlerim haya ederim. Akıllı mıyız? Abdestimizi aldık, camiye geldik. Camiye gelirken sağ ayağımızı atmışsak avmusunu akıllıyız. Girerken de sağ ayağımıza, çıkarken de sol ayağımıza. Bunda öyle manalar var ki girerken, her zaman unuttun duayı unuttum. Ya Rabbi rahmet hakkını aç deyip besmeleyle manası vur.
Tabi derdi. Şimdi bu nedir? Bu aklın gereğidir. Rimeği yerken sağ elinde yiyor musun? Akıllı adamsın. Çünkü Resulullah'ı da buyuruyor. Tasavvufun uzun boylu tariflerini yapmayı, en yaygın tariflerinde, en gözde tariflerinden birisi şu. Aklı başında olarak iş yapmaktır. Çok işler yaparız da sonunda pişmanlıyor. Ya bunu keşke yapmazaydım. Niye? Aklını hiç çalıştırmadan girmiş doluymuş. Hakikaten Peygamberler akıllı, hakikaten, hakikaten İmamı Azam'lar, Resuliha akıllı insanlar. İsim vermeyeceğim. Elementleri, elementleri bulan, riyaziye hususunda bir bilinmeyenli, iki bilinmeyenli denklemleri ortaya koyanlardan birisi Esad Elbili Hazretleri'dir. Çok akıllı. Akşam hayran kalacaksınız. Gök cisimleri ile meşgul olan, onların yasaklarını yapan Sami'dendi. Gittiği rasathaneden bir yıldıza bakarlar. Yıldızı bu büyük adetlerle bulamazlar. Mübarek elleriyle işaret eder.
Yıldızın hangi günlerde, hangi aylarda nasıl bir harekette bulunduğunu, nereden doğduğunu, nereden baktığını tek tek tek tek haber akıllı insanlardır. E kardeşimiz gev yerleştirecek yapacak. Yalnız müsait değil. Daire yerleştirmek istiyor. Mühendisler silememiş. Bu biraz Mümin abi o harita ile alakalı değil. Bu hindisi işi. Bir türlü mühendisler onu oturtamamış. Adam gelmiş demiş efendim demiş, hani olsun otur. Hala da oturturacak gibi de değil. Yer çok küçük. Bu akıl değil de nedir? Öyle bir plan yerleştirmiş. Şimdi işten merdivenini siliyorsunuz. Çıkar çıkmaz iki taraflı lavabo koymuş. Hemen karşısına mutfak koymuş. İçeri giriyor yerleştirilmesi mümkün değil bir kimsenin. İki tane oda yerleştirmiş. Onun yanına bir oda yerleştirilmiş. Yillarca kaldılar. Hele onların dünya akilları yok değil. İlla akıl dediğiniz zaman siz, bu işte bize rabıtamızı, zikrimizi tahrik eder.
Ahlaki konulardan bilgiler verir, dinleriz. O değil, sadece O değil. Öyle bir güç veriyor ki Cenab-ı Hak ona, bir kere sezgi var. Bunlarda müthiş bir sezgi var. Hesap ediyor ve anlıyor Allah'ın izniyle. Neymiş? İnmetleri gayeleri çok üstü. Öyle onlar kısa vadede iş yapan kimse değil. Uzun vadede iş yapan. Ne demek istiyorsun diye. Uzun vadede iş Resulullah'ın Uhud'da ve Taif'de söylediği söz. Ya Rabbi kavmime hidayet ver, onlar bilmiyorlar da onun için yapıyorlar. Onlar bu himmetleri böyle üstündür. Diyelim ki üç beş kişinin sözüdür. Bilmem ona aldanacak kimse değillerdir. İnmetleri ve gayeleri çok üzülür. Şu insanlık nasıl kurtulur? Dertleri o onların. Çünkü ümmet ve gaye süstün. Saha, sıdk, doğru kimselerdir. Efendimiz 'a sözde ve fiil de uygundurlar. Bunlar Efendimiz ' a vekil olan kimselerdir. Şimdi efendimizi siz, peygamberimize vekil olunca, peygamberimiz neydi?
Bir devlet isteği miydi peygamberimiz? Muharebeleri düzenleme de efendimiz aleyhissalatu vesselamın o anlayışı, ashabına yol göstermesi. Şimdi efendimiz'in tıbba dair söylemiş olduğu sözler, tıbbiye de çok önemli kurallardır. Efendimizin söylediği sözler. Yani içine girdiğimiz zaman ne biter ne tükenir olur. Mesela daha yeme arzuıyken yemek yemeğiniz. En şerefli kalp, kalp midedir diye buyuruyor. Yeter. Efendimizin şu çevre korumasına ait sözleri hep fukaçar. Su kenarlarına at buyurun. Ağaç altına ve su kenarlarına defi hacet yapanları lanetliyor Efendimiz. Çevre temizliği. Allah Rasulullah'tan. Şimdi arabanıza bineceksiniz, anahtarla konga hemen basıp çalıştıracaksınız. Bunu da Rasulullah ifade buyuruyor. Arabaya nasıl bineceksiniz, Nasıl süreceksiniz? Nasıl ineceksiniz? Hep ve sonra yolda nasıl hareket edeceksiniz? Bunu anlatmakla bitiremezsiniz. Bizim arabada derviş dediğimiz buydu.
Kardeşlerimize diyordum aman ha arabada derviş. Çünkü uzun mesafeler gidip geliyorlar zaman alıyor. Diyor ki üzerinde on dakikada bin Allah denir, Allah deyin. Diye. Allah Allah hem zaten araba zikrediyor. Beraber halakayı zikir yapıyormuş gibi bilirim. Şimdi yolda kalmış insanı alıyorsunuz ya, işte girmişsiniz. Bunda hep yanlış anlaşılmış. Bir okul olarak veya bir işyeri olarak oradaki çaycınız gerilmiştir sizin. Ne efendim çay için? Hademe gerilmiştir. Orayı temizlerken, Efendimizin hadis-i şerifi işini düzgün ve sağlam yapan Allah sever, o çaycılığında gerilmiştir. En güzel yapsın ama. Çünkü efendimiz de çay vermiştir ashabına. Var mı öyle o zaman çay? İlla çay mı olacak? Ashab-ı Kiram'ına su dağıtmıştır. Şimdi biraz daha geniş düşünürsek, bakın akıl bir mümin için. En mühim güzellik olduğunu göreceksiniz. Evet hem himmeti yüksek, doğru sözlü, Resulullah'a uyan kimselerdir.
Daha biz kelime anlamı üzerinde duruyoruz lügat olarak Nasir, yardıma mazhar. Gıpta hemen yardım miner onlara. Yok. Öyle olayına hiçbir şey olmaz. Nasıl olur? O nasih şu demek. Siz Allah'ın dininde sebat gösterirseniz, Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı kaydırmaz diye buyuruyor. Yeter ki onun emrine sımsıkı tutunalım, nasip olur. Tabidir, muhiptir, mutidir. Şimdi bunlar Allah'ın sevgili kulları, hareket ve tavır olarak Kuran ve sünnete ve ehlullah'a tam teslim olmuş, bağlanmış ise, bağlanmış ise bunlar insanlar yanında da makbuldür. Hiç görmediği halde o kimseye karşı bir sevgi uyanır içerisinde. Bir muhabbet uyanır. Yani boşuna olmaz yani illa seveceksin, illa muhabbet edeceksin. Bu şırıngan edilmez öyle kolay kolay. O Nebiyy-i Ekrem ve Efendimiz Cenab-ı Hak bir kulu sevdiği zaman Cebrail 'u da meleklere ve yeryüzüne iniyor. Böyle olur. Ve Allah yanında da ikrama layık.
Öyle bir ikram eder ki Rabbimiz, o ikram ne ekmeğe benzer, ne haşa benzer. Ne gidip de sana bir mağazaya, ne elbise yaptırmaya benzer, hiçbirisine benzemez o. 0 sana takva gibi bir şey giydirir. Ahirette çıplak kalmayız. O marifet nuru yedirir. Orada aç kalmayız. O bizim gönlümüze iman yakin olarak verilir. Tecevlilere mazhar olur. Işığa ihtiyaç duymaz. Sihid bin Abdullah et-Siteri Hazretleri, Gaddesallahu sırra, Onlar bir kere, nasıl ki İbrahim ateşe atılıyor. Ne diyordu? Güç ve kuvvet sahibi olan Mevla'dır. Bütün gücü kuvveti her şeyi Rabbimize teslim etmiş. Onun iradesi ile olduğuna bir imanı var. Her şey onun takdiriyle diyor. Yüce kudreti seyrediyor. Ve sonra halleri Allah'ımıza tam bir bağlılıktır, teslimiyettir. Onlar bilim sahibi de kimselerdir. Öyle olmazsa adam gözükür, muhal sağır demek. Yedi dey yok, ayağı da yok demek. Neden? Kitabı, Kerim'i bilecek ki amel edebilsin.
Rasulullah'ın hadislerini bilecek. Ehl-i tahkikin ulema-i kiramın koyduğu esasları Kuran ve Sünnetle çok iyi bu dilleri konuşmaya mecbur kaldım irdeleyecek. Çok iyi araştıracak, çok iyi bilecek, silecek, görecek. Bilmesi mümkün değil zaten. Cenabı Hakk gönlüne lütuf etmiş, o müstesna verdi. Evliya yeryüzünde Allah'ın çiçeğidir. Gülleridir diyelim biz. Şimdi insanların değişik değişik halleri var. Kimse emmare, devva, memulime, mukmainne, raziye, merziye. İlim olarak da değişik, marifet olarak da değişik ve hakikat olarak da değişiktir. Bütün bu hallere göre, ancak onların ilahi çiçek oluşunun, gül oluşunun kokusunu sadıklar alır. O koku da gönüllere erişir. Bu da makam ve mertebelere göre hasıl olur. Nedir veliler? Bir kere evliyaullah Allah'ın manevi gelinleridir. Onları kum tanır, Onları ancak ehli olan tanır. Başkası tanıyamaz olmaz zaten mümkün değil.
Ancak onları tanıyabilmek alanlarına girmekle bağlı. Girmeye bağlı. Şifresini bileceksin. Nasıl ki biz Müslüman olmamız iman şifresi ile, Müslüman olmamız imanın gereğini yaşamakla, bir ayet-i celle çok önemli. Bu Meryem Suresi'nde açıyorum. Orada hidayetin ziyadeleşmesi hususunda, hidayetin ziyadeleşmesi hususunda, işte bu artacak gereken bu. Buraya işaret etmek istiyorum. Çok önemli ayet. Allah Celle Celalühü doğru yola gidenlerin hidayetini artırın. Namazda hep itinah, es sırat, el müstakabim diyoruz ya. Yani bunun sonu yok. Okunan Ayet Celle de doğruydu zaten. Zümer suresinde de geçer. Bir diğer surede iki yerde geçer sahabe. Bunlar Allah'ı hakkıyla takdir edemezler. Mümkün değil. Bunlar Allah'ımızın manevi gelinleridir. Ancak o bezde tarağı olanlar bilir. Yoksa olmaz. Yoksa dersin normal bir araya girersin. Tabi bu şifreyi tanımak ile alakalı.
Ahmet bin Hacer Nasfelani, Gatte sallallahü ala, Veliyyullah, Ve'l-alimübillah, ve'l-muklisu fi ibadeti. İbadeti sırf meblağ için, sonra ibadet de taat de çok azimli, gayretli, cinayetkar, sımsıkı tutunuyor. Ve Rabbimizle tanıyan kimselerdir. Bir tefsirde de Ahmet Bin Nacibe, Bahrul Metit fi tefsiri Kuran-il Necid yanında da Allah Allah Neymiş veli? Onun gayrısı kederi bu işi yapıyorum ama Rıza-yı ilahiye uygun mu? Uygun değil mi? Şu ayıyla da alaka kurmak istiyorum. Gideyim içtiğim helal mi değil mi? Mi? Meşguliyeti Mevla'dır ve onda daima yok olmuştur. Esselamim. Ya Rabbi errusül. Kulum min tayyibeti ve amelu saliha. İnni bir metamelune ahi. Hasip hazırladığımız konu bu. Bu temiz olan nedir? Helaldir. Yemenin içmenin dört tane edebi var. Birisi helal. O helal ne demek? Allah'a ziyaret etmemek demek. Safi, Mevla'yı unutmamak.
Onun ölçüsü, tartısı, nefse malzeme etmemek isyana, aklı muhafaza etmek. Edepte nimet veren Mevla'ya şükretmektir. Elhamdülillahi Rabbil alemin. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin ruh taifelerine ehline ashabına, Peygamberanı zan ve piranı zan bütün geçmişlerimizin hususen burada bulunan kıymetli Rabbimizin kullarının geçmişlerini.