Sayın dinişlerimiz sizleri Allah'ın selamıyla selamlıyoruz. Müellifimiz Ali Ramazan Dinç Efendinin Aranan Kimlik kitabından bölümler paylaşmaya devam ediyoruz. Bugünkü konu başlığımız o Hazreti Sami Kuddus-u Sirruhu. Sami Efendi'yi anlatmak onun şahsında evliyadan bahsetmek kişinin kendi vüs'atine anlayışına göredir. Allahutaala'yı senada aleyhissalatü vesselam efendimiz ben seni hakkıyla sena edemem, sen kendini sena ettiğin gibisin, buyurmuştur. Sami Efendi velayette en yüksek payeye erişmiştir. İlim ve hal ehli olmakla birlikte makam olarak aktabiyet sırrına mazhardı. Hafızı hakiki olan Cenabı Hakk'ın muhafazası altındaydı. Masum olma, kötülük ve günahlardan korunmuş olma peygamberlerde bulunması vacip olan sıfatlardan biridir. Veli ise mahfuzdur. Allahutaala peygamberleri günah işlemekten koruduğu gibi İsmet veli kullarını da günah işlemekte ısrar etmekten korur.
Velinin bu şekilde korunmasına hıfz, onu koruyan Allah Teala'ya hafız, korunan veliye de mahfuz denir. Allah Teala salih kullarının işlerini üstlenir mealindeki ayette şeytanın, hakkın dostu olan kulları azdıramayacağını belirtir ve onlar kötü bir şey yaptıkları veya kendilerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayıp suçlarının bağışlanması için ona yalvarırlar. Zaten Allah'ın dışında kim suçları bağışlayabilir ki? Onlar yaptıkları kötülüklerde bile bile ısrar etmezler ayetiyle velilerin mahfuz olduğuna işaret edilmiştir. Sami Efendi'yi halis Sabavette çocukluk devresinde gördüm. Gayri ihtiyari aşık oldum. Birkaç gün beraberlikten sonra ayrılığın ıstırabıyla feryat ve figanın hazzı hala hafızamda tatlı bir anıdır. Bütün tavır ve hareketleri umde ve kaidedir. O günlerde bilemezdim ama sonraları anladım ki istikametin temsilcisi Sünneti Seniyyenin ihyasına memur bir kutbül aktabdı.
Velayet ölçüsü içerisinde mükemmeldi. O Hazreti Sami'ydi. Kendisini ehlullah katında ispat ettiren mümtaz bir şahsiyetti. Risaletle resuller, verasetle veliler seçilmiştir. İlim lütfetmediğine Mevla velayet ihsan buyurmaz. Veliler zahiri ve batıni ilimle mazhardır. Şüphesiz ki alimler nebilerin varişleridir. Nebiler dinar veya dirhem miras bırakmazlar. Onlar sadece ilmi miras bırakırlar. Kim bu mirası alırsa çokça nasip almış demektir. Cemil Meriç der ki İrfan kemale açılan kapı amelle taçlanan ilimdir. İrfan inceliktir, aşktır, muhabbettir. Aşk imiş her ne var alemde ilim bir kyle u kaliymiş ancak, Fuzuli. Nefsin, ruhun, sırrın hakikatine ererek on sekiz bin aleme tekabül eden bu mertebeyle insanı kamil olmuşlardır. Gönüllerindeki cennetle hadis-i kutsideki sırra naildirler. Yere ve göğe sığmam fakat mümin kulumun kalbine sığarım. Arif ol ayineyi insana bak.
Anda aksi Hazreti Rahman'a bak, Hüdayi. İlim haşyete, Hak Teala'ya derin bir saygıya dönüşürse ilim ve irfan olur. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle dua ederdi. Allah'ım huşu duymayan kalpten kabul edilmeyen duadan, duymayan nefisten ve fayda vermeyen ilimden sana sığınırım. Bu dört şeyden sana sığınırım. Allah'tan kulları içinde ona yürekten saygı duyan alimler korkar. Sami Efendi emri ilahiyi takva esasına göre yaşayıp yaşatmaya çalışan ender bir velidir. İtikadi konularda hassastı. Tasavvufu tarifinde tasavvuf aynı tevhiddir, buyurur. Tevhidi şuhudi olarak ifade eder. Mevcudu bir görme Allahutaala'dan başka bir şey görmemek, her şeyin bire işaret ettiğini bilmektir. Kainatta var olan her şeyi Allahutaala'ya onun isim ve sıfatlarına açılan bir pencere olarak görmektir. İbadette ihlası ahlakta kemali öğütlerdi. Öğretmekle kalmaz, eğitirdi.
Online eğitim sistemini gönül ve kalp olarak yapardı. Mürit tek kanatla uçmaz, iki kanatla uçar buyurarak Fetih Suresi'nin son ayetine işaret ederdi. Muhammed Allah'ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar inkarcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Bir zalimin karşılanmasını duyunca ayağa kalkarak şu ayet-i celîleyi okur. Ey iman edenler. Yahudileri de, Nasranileri de kendinize yar ve üstünüze hakim edinmeyin. Onlar ancak birbirinin yaranıdırlar. İçinizden kim onları dost ve hakim edinirse o da onlardandır. Şüphesiz Allah o zalimler güruhuna muvaffakıyet vermez. Vahdete aşık bir sultandı. En çok sorduğu soru şu iki husustu. İhvanın beyinleri, araları nasıl? Usüle riayet ediliyor mu? Usulle kastı hedefe ulaşmak için tutulan düzenli yoldu. Bu vesile ile Behçetüzseniyye adap Risalesi'nin ve kaleme aldığı eserlerinin okunmasını arzu ediyordu.
Tapduk emre kudusu Siruhu Usulsüz vusul olmaz, yola çıkmayan varamaz. Yürümek ayakkabımızı eskitmez değildir. Emelimiz varmaktır, yol birdir, bire Allah Celle Celalühu'ya varır. Ailevi geçimsizliklere annemize gösterdiği itina ile örnek oluyordu. Valide sultanın rahatsızlıklarındaki gayret ve çabası görenleri hayretle bırakır. Tesettüre riayetinizle bize Sami Efendi diyorlar deyince annemiz de şu cevabı verir. Sizin Sami Efendi oluşunuzla bize de valide de valide sultan diyorlar. Bitmez güzelin vasfı ağaçlar kalem olsa bir kağıt parçasını dahi abdestsiz ele almazdı. İhvanını hasta yatağında bile pijama ile karşılamazdı. Son rahatsızlıkları müstesna mübarek ayaklarını uzatmamıştır. Geçirdiği ciddi rahatsızlıklarda bile şikayette bulunmamıştır. Bu gülistan bahçesinde gerçi yüz bin gül biter. Bu gülistandan haber vermeye bir tek gül yeter.
Zarafetin numune-i imtisal olmanın yegane mümessili Efendi Hazretlerini ancak Kitabı Kerim'imiz, hadis-i şerifler ve ehli kemal anlatabilir. Bu sözlerle bu bölümü noktalıyor müellifimiz muhterem Ali Ramazan Dinç Efendi. Bir başka bölümde birlikte olmayı ümit ediyor. Sizleri Allah'a ısmarlıyoruz.