Üstad-ı Ali'nin Dostlukları ve Manevi Kardeşlikler
Üstad-ı Ali'nin Dostlukları ve Manevi Kardeşlikler kaydında Hedeften anlatıldı. Kuran Azimüşşan konurken, Üsdüazalimiz Fatiha kısmını üst tarafa getirirlerdi. Ankara vaizlerinden birisine Sami Efendi Hazretleri, Hacdesallahu Sırra, Hoca Efendi, eğer kırk beş dakikadan fazla görüşülecek olursa, cemaatin anlama kapasitesi düşer. Bu dakikaya riayet et diyorlar. Şimdi bir hayli zaman geçti. Bize…
Üstad-ı Ali'nin Dostlukları ve Manevi Kardeşlikler ne anlatıyor?
Üstad-ı Ali'nin Dostlukları ve Manevi Kardeşlikler kaydında Hedeften anlatıldı. Kuran Azimüşşan konurken, Üsdüazalimiz Fatiha kısmını üst tarafa getirirlerdi. Ankara vaizlerinden birisine Sami Efendi Hazretleri, Hacdesallahu Sırra, Hoca Efendi, eğer kırk beş dakikadan fazla görüşülecek olursa, cemaatin anlama kapasitesi düşer. Bu dakikaya riayet et diyorlar. Şimdi bir hayli zaman geçti. Bize…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Hedeften anlatıldı. Kuran Azimüşşan konurken, Üsdüazalimiz Fatiha kısmını üst tarafa getirirlerdi. Ankara vaizlerinden birisine Sami Efendi Hazretleri, Hacdesallahu Sırra, Hoca Efendi, eğer kırk beş dakikadan fazla görüşülecek olursa, cemaatin anlama kapasitesi düşer. Bu dakikaya riayet et diyorlar. Şimdi bir hayli zaman geçti. Bize kıymetli bir insan gelmişti. Üstad zalimiz hakkında konuşurken dedi ki en çok zorlandığım benim büyükler hakkında konuşmamdır. Aynen bunun gibi ne kadar yillardan beri Görüsteki dahi üstadlarımız hakkında konuşmak, onlardan bahsetmek oldukça güç. Yalnız bize burada cesaret veren söz şu. Şairlerden birisi diyor ki ben Resulullah sallallahu teala aleyhi ve ve sellemden anlatamam. Fakat ondan anlatmak suretiyle sözlerim kıymet ve değer kazanır.
Aynen bu sözde olduğu gibi onları tavsif İdris kardeşimizin beyan buyurdukları gibi bir halka bakan ciheti, bir de hakka bakan ciheti vardır. Biz belki zahiri olan günlerinden anlayabildiklerimiz kadarıyla konuşabiliriz. Ama batıni ciheti gerçekten zordur. Bu sebeple hem Esad Erbilya Hazretleri, Kattasallahu Sırra, hem Sami Bendi Hazretleri üstadımız hakkında biraz olsun söz söyleyelim diyordum. Fakat şu hatırıma geldi. Aleyhissalatü Vesselam efendimiz hiçbir gölgenin bulunmadığı bir günde arşı azamın gölgesinde gölgeleneceklerden birisi Allah için kardeş olmuş ve bu kardeşliğini kıyamete kadar devam ettiriyor. Ölünceye kadar arada da hiçbir soğukluk pürüz kalmıyor. Üstad-ı Ali'mizin dostlukları müstesna idi. Gördüğüm birkaç hususu bugün de anlatmak istiyorum Rabbimizin izniyle. Birisi Tahir Büyükkörükçü hocamız Rahmetullah aleyh. Hocalara ayrı bir sevgisi vardı.
Tahir hocamız da kendisinin manevi bir kardeşiydi. Kendileri kasabadan çıkıyorlar. Kasaba diye diye Yahya'nın nüfusta düştüğünü duyuyorum. Yahya'lı zaten üstadımız da Yahya'dır. Fakat böyle kafamda kaldığı için yoksa küçük görme şeklinde değil. Kasabadan çıkıyorlar Kayseri'ye, Kayseri'den Konya'ya. Bir kış günü olsa gerek Konya'yı teşrif buyurduklarında Tahir hocamız karşılıyor. Üstadımızın mübarek Ayaklarının altına bir biz seriyor, leğen getiriyor, bir de sıcak su ibrikle. Üstadımızın bakın Tahir hocamız ilimde hakikaten deniz olan bir kimsedir. Çünkü ona üstazı Sami Ramazanoğlu Kaddesallahu Sırrı hazretlerinin dediğini ifade edemem. Çünkü kafalarda bazı şüpheler meydana gelir. Kardeşimiz çok güzel ifade etti. Hakk'a bakan yönleri ancak bizim akillarımız ölçüsünde, inanın bu fakir kardeşimize anlattığını daha da söyleyemiyorum. Çekiniyorum. Belki bir istifham kafalarda belirir mi diye.
Tahir hocamız, üstadımızın mesini kendi eliyle çıkarıyor. Ayaklarını kendi eliyle yıkıyor, parmaklarının arasına kadar. O esnada da ağlıyor. Kardeşime hizmet nasip oldu diye. Yemektir, ikramdır bunlar yapıldıktan sonra üstadımızın yatakları hazırlanıyor. Efendim gecemiz mübarek olsun diye kapıyı çekip gidiyor. Lambayı söndürüyor. Fakat mürşid-i kamilimiz gözlüğe gizli olmaz derler. Tahir hocamızın dışarı çıkmadığını anlıyor. Tahir hocamız kapıyı çeker gibi yapıyor ama içeride kalıyor. Diyor ki kardeşimin kış gününde düşünün gece ne kadar uzun. Sabaha kadar diyor ayak ucunda el göğüste divan duruyor bekleyeceğim diye. Bu ne güzel bir dostluk. Üstad-ı halimiz kalbimin diyor üzerinde Tahir hocamızın ayakta durur vaziyette olduğunu hissettim. Yanımda bulunan elektriğin düğmesine bastım. Baktım ki hoca efendi ağlıyor. Ne yaptın Hasan efendi?
Sabaha kadar sizin ayak ucunuzda beklemek istiyordum. İş diyor ayak öpme hadisesi o günde başladı ve bir dokuz yüz altmış sekizde Yahyalıyı Tahir hocamızın teşrifi var. Üstaz-ı Alimiz dostluğa bakın. Belediyenin o günde imkanları yok. Yahyalı'dan mahalleye kadar tabii o zaman parke taşları neler yok? Çamurlu hem karlı hem de çamurlu bürünmesi pek zor. Arabayla da kolay kolay çıkılmaz. İhvana emir buyuruyorlar, derhal burayı kumlayacaksınız diye. Çakillarla, nelerle yürünecek hale getiriyorlar. Tahir hocamız şimdi Kayseri'den Adana'ya doğru yol gider. Oradan bu sefer de anlattı içmeceyi, Otuz bir kilometredir Yahyalı levhası var. Yahyalıya döndüklerinde hoca da bir farklılık müşahede edilir. Hocanın başı arabanın tavanına deyip deyip aşağı iniyor, deyip deyip aşağıya iniyor. Meğer Hoca Efendi ağlıyormuş. Dostum Hasan Efendi'ye kavuşacağım diye.
Üstat zalimiz yol kenarında olan bir evde karşılıyorlar. Tahir hocamız yanındakilere diyor, aynen pamuk pense gibi Hasan Efendi'yi katiyen üzmeyeceksiniz. Onu hafifçe kaldıracaksınız. Yanındaki adamlar Muharrem var, Sabri var. Onlar bir arabalık adamlar. Güçlü ve kuvvetli adamlar. Kaldırıveriyorlar üstazı alimizi. Mübarek kaderi şerifini diyor benim ağzıma getireceksiniz Tahir hocamız. Ondan sonra üstadımız, tabii Dereköy. Oranın ihvanı çalışmadan dolayı da pamuk pense dedik ya, çelik pense gibi elleri ve kolları çok güçlü ve kuvvetli. Üstadımız askerlerim, Tahir hocayı kaldırın diyor. Onların bir tanesi bile kaldırır. Tahir hocayı kaldırıyorlar. O da onun ayaklarını öpüyor. Sevgi bu. Sonra o vaizi hala mevcut. Tahir hocamız konuşurken o görüşmesi çok müstesna. Yahyalı'yı üstadımızdan dolayı şu şekilde tavsif ediyor. Dağlarını diyor aynen Kutsi Şerif'in dağları gibi gördüm diyor.
Ben Kayseri'den işte Adana'ya, Ankara'ya, işte Konya'dan şu memlekete doğru giderken kardeşimin huzuruna bir kahve içimi olsun uğramamayı edebe muvafık görmedim. Bunu anlatmakla bitiremeyiz. Bir de müşahede ettiğim İbrahim Eken hocamız kendisi hacca gidecek. Hata edersem düzeltirsiniz, Mahmut abi. Berberin önüne oturuyor. Böyle saç sakal tıraşı olacak. Saçını tıraş ediyor. Tam sakal tıraşı yapacağı zaman berber, gözleri öyle bir uykuya geçiyor. O uykuya geçtiği andan itibaren berbere heyecanla sakalımı çevir diyor. Tabii berber hayret ediyor çünkü Saç, sakal, tıraş olacak. Meğer o gözünün yumulu olduğu anda iki cihan güneşi Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem teşrif buyuruyor. İbrahim, huzurumuza sakalsız mı geleceksin? Büyük insanların etrafındakiler de elbette büyük olur. Beraberce keseliş denen bir su gözü var. Oranın da ismi şimdi elma bağı olarak değiştirdiler.
Oraya giriyorlar. Girilmesi de çok güç. Üstadımız İbrahim mekan hoca, ünden gidiyor. Üstazımız arkadan karanlık tabi yerlerinde fenerlerle gidiliyor ve suyun çokça akmasından dolayı taşlar aynen sabun gibi, buz gibi. Arkadan üstadımız gibi rahim ayağını dikkatle bas, kaymasın. Sadece bunu söylüyor. Fakat Hoca efendi ağlıyor. Herkesin demesiyle olmaz bu. Bunu söyleyen daha otuz beş yaşında, kırkların içerisinde bu fakire demişti, oğlum otuz yedinci sıraya gelmişim diye. Onu burada anlatmakla bitiremem. Kutbiyetinin de yarın Allah'ın huzuruna varırsam, şahitlerinden biri de bu günahkar kardeşimizdir. Hüseyin diye tüpçü bir kardeş, Şişli Serdan. Nasıl bilirsin de kendisi de Mustafa Efendi de biliyor. Mustafa'ya arşı azamdan bağırılmıştır Hacı Hasan Efendi kutup pul diye. Tabii edebinden söyleyemedi. Şahitler çok. Sadece insanlar şahit olmuyor.
Huzur-u ilahide Kuran-ı Azimüşşan'da beyan buyurulduğu üzere dağlar ve taşlar da şahit oluyor. Bizim Topal Ahmet diye bizi geçin, bizi görmeyin, anlatmıyorum. Bununla bir üstünlük mü acaba taslayacağız diye geçiyorum. Bu gönül ehli insanlardan biri İmamı Gazali Hazretleri keşfi ilmin yollarından biri olarak beyan eder ve keşif, Ehlullah'tan Süleyman-ı Darani hazretleri, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem'a bazıları. Bazen bana keşif arız olur. Onu diyor kırk gün bekletirim. Kuran ve sünnete uyuyor mu diye. Kuran ve sünnete uyan bir kimse, ben diyor onun kutbiyetini bizzat müşahede ettim. İnsanlar yürüyordu mahalleye doğru. Hatta kabirden kalkmış insanlar da yürüyor. Diyorlardı ki Hasan Efendi zamanın kutbu diye. Bu artık maruf. Yani İmam-ı Azam kimdir demeye gerek var mı? İmam Şafi-i Rahmetullah Ali-i Mecmaymış kimdir demeye gerek var mı?
Yok elhamdülillah, bizim develden bir kimseye soruyorlar Hasan Efendi hakkında. Onu diyor değil biz gayrimüslimler de bilir. Yine Mahmut abimiz şahittir. Sedir adasında nasıl imana geldiklerini kendisinin bir İngiliz'in imana gelişindeki hadisesi çok müstesnadır. Biz Es'ad El birliği Hazretleri'nden anlatalım diyoruz. Üstazımızın da 'karlvet'leri var. Hatta hatta bize en hamle yol açtı kardeşimiz, Hakk'a bakan ciheti. Onu ancak mübarek dillerinden duyabildiğimiz kadarıyla biz evimiz, şimdi yaptırdılar hanelerini, yalnız bizim bir salon var. Üstadımız nasıl yapmış bilmiyorum. Sekiz tane salona bakan kapı var. Herhalde diyorum sekiz cenneti tasarlamış ki üstadımız sekiz tane kapı koymuş. Hep odalar oraya bakar. Tamam biz yatıyoruz. Kapının ağzına kadar geldi. Oğlum, eve kimler geliyor, kimler giriyor, haberiniz olmuyor dedi.
Anamız, Yunus Emre'nin kurtuluşuna sebep olan tapduk emrenin zevce-i muhteremesi gibi bir anamızdı. Onu Develi'den, Develi'den ebelerin Musa Efendi diye bilinen bir kimse üç ayda biz, üç ayda bir biz Meryem validemizle manevi seyahata çıkıyoruz diye anlatırlardı. Çok doğruydu. Üstadımızın sırrını muhafaza eden bir anneydi. Biz bahçemizde fasulye toplanır, nohut toplanır. Toplarken şunu derdi ihvanıma, ihvanıma. Ayaklarına, ayaklarına sülük tutturmuş Hafız Mustafa abimiz, onlar olsa size daha güzel anlatırdı. Daha çocuk, daha çocuk onu da bir tarafa oturtmuş. İhvana yemek hazırlayacağım diye şimdiki gibi hava gazları yok, doğal gazları yok. Bunların hiçbirisi yok. Odunlarla, nelerine yemekler hazırlıyor? Onun yapmış olduğu yemeğin tadına duyulmazdı. Allah'ımız da ellerine bereket ihsan etmişti. Bir çömleğimiz vardı bizim. Yeşil renkte idi. Üstadımızın üç buçuk yıl askerliği var.
Üç buçuk yıl. Bakın kendisinin bu gıdaları, yemeğin, yemeğin kattıklarını hazırlarken şu sözü söylerdi. Benim elim değil, Fatıma annemizin elidir diye radiyallahu anh ve Beytullah'ı tavaf eder gibi sağdan karıştırıyorlar. Ve bundan dolayı efendim sizin yemeğin tadı nereden geliyor diyor. Şimdiki gibi tatlandırıcılar neler yok? Onun Fatıma annemizin elli diye karıştırmasından o yağı, o dediğim çömlek öyle pek fazla büyük de değil, üç buçuk sene kullanıyor, üç buçuk sene. Besmelelerle bu düşüncelerini alıyor. Yarısını da satıyor, evin diğer ihtiyaçlarını karşılıyor. Bereket ekonomisi denen budur. Eve besmeleyle girilirse, Beyoğlu besmele ile girilirse, israf edilmezse, dikkat edilirse her şeye, sünneti seniyyeye Cenabı hak bereketler ihsan ediyor. Üstadımızın rosluğu hususunda Musafe'nin anlattığı Hasan Türkmen dediği Osman Türkmen'dir. Bir asker arkadaşı var.
Hasan Gürbüz diyen beraber asker olmuşlar askere. Askerliğini anlatsanız çok hayran kalacağımız hadiseler var. Kırk birinci Alayda, alayın komutanı Nebi Ekrem Efendimizi görür sallallahu aleyhi ve sellem. Kırk birinci bölükte benim develi'nin Yahyalı Bucağı'nda Mustafa oğlu Hasan diye bir evladım var. Ona dikkat ettir. Üstad Hazretleri böyle sohbet ediyorlar. Bizim gibi birisi demiş ki ayet okuyor, Efendimiz hadis-i şeriflerden okuyor. Efendim askerliği anlat demiş. Askerliği de müstesna. Bu asker arkadaşı ona soruyor, dostluğundan konuşuyoruz ya Hasan, nasıl geçiniyorsun? Efendim, memlekette geçim ne olacak ki? Artık bir emekli ve tatil memleketi gibi oluyor o gibi yerler ekseriyetle. Kesim imkanı yok. Fazlaca yok. Allah'ım bize sonsuz hamdolsun. Efendim diyor, evin bir köşesinde birkaç hinik deriz biz.
Ölçek diyelim, neyse artık sizin böyle bölge olarak, bölgesel kullandığınız tabirler neyse orada buğday var, onu alıyorum. Eğirmene götürüyorum. İşte un gidiyoruz. Onunla hayatımızı geçiriyoruz. Bakıyorum yine orada meydana geliyor. Tekrar götürüyorum, yine meydana geliyor. Allah'ımızın bereket tut etmesi. Paşam diye Yahya'nın bir köyü var. Paşan dinmesi şu. İki kardeş, iki kardeş şimdi harmanı kaldırmışlar, buğdayı bölüşüyorlar. Yalnız artık çuval çuval mı götürüyorlar nasılsa? Birisi götürüyor, ondan sonra sıra bir diğerine geliyor, böyle nöbetleşe götürüyorlar. Fakat buğday bir türlü tükenmiyor. Halbuki tükenmesi lazım. İki saat içinde tükenir, tükenmiyor. Sonra mübarek bir zata soruyorlar. Efendim, bir türlü tükenmiyor. Siz ne yapıyordunuz? Diyor. Küçük kardeş sıra ona gelip götürürken diyormuş ki kardeşim benim çoluğu var, çocuğu var. İhtiyacı benden daha fazla olabilir.
Onun tarafına döküyormuş buğdayı. Bir diğeri de, büyük kardeş, daha kardeşim askerliğin de yapmadı, evlenecek. Onun masrafları da olacak. O da o tarafa döküyor. Tabii demiş, bir tane konusu üzerinde durdunuz ya, bu isarın kendi menfaatini bir başkasına vermenin bereketi olarak Cenab-ı Hak lütfediyor, ihsan ediyor. Bu. Hayatları, şimdi karne ile ekmek alındığı zaman kırk bin kırk iki yıllar. Adana'da Sami Fende hazretleri, KADES Allahü'sına, o da sıraya giriyor. İbrahim ve Ken hocamızı anlatırım inşallah. O da sıraya giriyor. Yalnız İhvan diyor ki bizde becerikli hanımlar var. Efendimizin böyle ekmek sırasında durması iyi olmaz. İşte Kayserili hanımlar becerikli bir araya gezsinler. Bir böyle ocak yapalım, sac alalım, un alalım. Efendimiz öyle fırın kapılarında bilmem ne, metfetmeyelim, yapalım güzelce. Efendi Hazretleri üç tane ekmek alıyor.
Biri kendilerine, biri diğeri Rabia annemize, biri diğeri Bedia anamıza Rahmetullah Aliyy-i Me'in alıyor. Yalnız öyle bir üstaz ki yolda da ekmek aldıkları zaman, ekmek aldıklarında hep fakirler dizilmiş. Efendi Allah için bize de bir şey birini veriyor. İkincisini de veriyor. İhvan takip ediyor, elinde kalıyor bir tane. O canını da verir de sultanımız çünkü çok zengin. Ramazanoğulları Adana'nın tapusunu erdirecek kendi ellerinde. Bir tanesine tenezzül etmemiştir. Hak ve hukuktan bahsedildi. Kendileri babaları müştebaa efendinin iltihaalinden sonra kereste mağazasında iki ay daha çalışıyor. Her ay sonunda maaş verilecek, maaş verilecek, almıyorlar. Neden Sami Efendi dediklerinde belki babamın gelmediği günler olabilir, yarın huzur-i ilahide mahcup düşmesin diye çalışıyorum diyor böyle bir sultan. Kardeşimizin dediği gibi böyle bir kutbul akta bu.
Bunu demişken Kemal edip Kürtçeoğlu'nun bu heyecanımıza, bu aşk ve şevkimize tercüman olması için yazmış olduğu şiiri aldım okumak istiyorum. Hazreti Sami. Düsturu zaman, mefkarı ali Ramazandır. Didarı Muhammed, ruhi patinde uyandır. Siması bir ayineyi enveri cihandır. Ey can kulak aç. Onda beyan, Özge'ye beyandır. Hayrul halefi eshadidirgah-i kelami, Fahrul Urafa, Bedri Haffa Hz. Sami. Devletli veli, Hz. Halid'den el almış. Girşadı manendi ziya her yana salmış, efradı vatan, berzahı fetrette bunalmış, ümmi direğe bir nazarı feyzine kalmış. Hayrul halefi dergehiye sadikelami, Fahrul urafa, Bedri kafa, Hazreti Sami. Hem haleti peygamberi zişan harekatı, vermekte tarik ehline tahkik beratı, geçmektedir Allah'a ibadetle hayatı, Bezminde tadar gamzedeler albi-füratı. Hayrul halefiye sadedir geyikelami, fakru lurafa, Bedri kafa, Hz. Sami.
Elbet bırakır öyle birer böyle halife, Ashap kadar hatim olur şer-i Şerife, her sohbeti bir züpti-i ahkamı münife. Sorsan kime mazhardır o der ismi latife, hayrul halef I esadi dergeyi kelamı, Hz. Sami. Yetmiş ona hak payeyi irfanı emanet, sermaye-i pür kıymeti imanı emanet. Ahmet'e aitmiş ona yarani emanet. Kılmaz mı erenler güher ikanı emanet. Sizin fırın kapısında beklemenize razı olmuyor gönlümüz. Böyle bir düşüncemiz var dediklerinde bize de rabıta eden ihvanımıza da Cenabı Hak geçim sıkıntısı vermeyecektir. İbrahim Eken hocayla birlikte o keseriz gözüne girerler. Üstadımız arkadan ayağın kaymasın deyince gönlüne öyle bir düşünceler gelir ki ahirette ayağın kaymasın düşüncesi ağlamaya başlar. Sonra tabii bazı yerler indirindir, bazı yerler yüksek. Hoca başını dik tutma deyince yine ağlar. Bu da ibret etme manası kendi kalbine nüfuz eder. Sonra orada bir su kaynıyor. Su kaynıyor.
Böyle bul bul gibi kumlar da kaynıyor. Üstadımız buradan alın buyurur. Kalorlar onu Hasan Türkmen Hocamızın, Rahmetullah Ali, İpek Hocamızın evinde gazoz şişesinin kapağıyla bölüşürler, bölüşürler. İbrahim mekan Hoca şunu anlattı. Benim diyor, evime okul arkadaşlarımdan Ahmet Bey geldi ama Ahmet, hadis. Din, iman, kitap diye bir şey yok. Ben de diyor, ona hizmet ediyorum. Namaz kılacağım ama bir fırsat bulup da kılamadım. Kendisi de diyor, inşaat mühendisi olduğu için kumdan, taştan, çakıldan çok iyi anlar demirden, kireçten. Dedim ki Ahmet Bey, bir orta masamız var onu da önüne getirdim. Böyle bir kum var onu bir incelesen. Ona bakarken fırsattan istifade çıkayım, namazı kılıvereyim dedim diyor. Namazı kıldıktan sonra bu ateist inançsız ya artık diyor, canım boğazıma geldi. Rabbimize dün deyim dedi. Artık Ahmet, Rabbimize dün.
İçeri girip, Ahmet, Allah'a dönüş zamanı gelmedi mi deyince, bu kumları karıştırırken, Üstadımızın bu kumlardan alın buyuruyor ya, karıştırırken kalbine bir nedemet giriyor. Bir pişmanlık. Gözünden de yaşlar akıyor. İbrahim, illa tövbemi, Cenabı Hakk'a dönüşümü dilimle mi ifade etmem lazım? Gözümden akan yaşlar Rabbime dönüşü bildirmiyor mu? Şimdi bir anlaşma yapacağız. Burada kaydettiğim, dedemden kaydettim Rahmetullahi. Sami sultanımızdan, Esad Erbili hazretlerinden çok kısa, böyle bir mesaj gibi olsun bizlere, başta nefsimize essağımız için. Esad Erbili Hazretleri yüz on ikinci mektupta buyuruyorlar ki letaif-i aşere, on letaif, bunu diyor pak ediniz, temizleyiniz. Nasıl ki cenabette olan bir kimse yıkanmak suretiyle cenabetten kurtulursa, siz de on letaifiniz, sadrınızda Bir de insanın yapısı olan su, hava, ateş, toprak ve bir de nefis.
On letaifi diyor, zikrettirmek suretiyle şu vücudunuzu manevi kirlerden temizleyin buyuruyor. Sami Efendi Hazretleri ne buyuruyor? Buyuruyorlar ki basireti körelen şu üç kimsedir. Bir, azaların günahlar üzere uzanmasıdır. Azaların isyanda olması basiret iç gözlerinizi kapatır, buyuruyor. İkincisi, Allah'a ibadetlerde gevşeklik olması. Üçüncüsü, mahlukata karşı tamaharılık. Dünyanın, dünyanın muhabbetinin gönle girmesidir. Çok uzun geçiyorum. Bir de, bir de üstadımızın üç hususu müşahede edersiniz onda belirgin olarak. Birisi Allah sevgisi, Celle Celalühu, ikincisi Resulü'nün sevgisi, Sallallahu Aleyhi ve Sellem Üçüncüsü cihat sevgisidir. Üstadımız aynı zamanda bir cihat yeridir. Kendileri, dokuz yüz kırk yedide hacca hazırlanırlar. Haccın kapısı o tarihe kadar kapalı. Kapalı. İslami Efendimiz Hazretleri'ne sonra efendim halamla hacca gideceğim.
Cenab-ı Hak, yolunuzu açık etsin deyince bundan anlarlar haccın yolunun açılacağını. Üstadımız o zamanlarda büyük bir arzusu var Beytullah'a. Geceleri kendisini örtülere sararlar, Beytullah'ın örtülerine. Allah'ımıza naz ve niyazda bulunur. Allah'ım beni bu kadar yakıyorsun ki götüreceksin diye. Paramın kim tarafından verildiğini bilmem buyururlardı. Bilirsiniz belki anlattık Pakistan'dan Muhammed Can hazretleri, Ricalü'l Gayb kendisine bir yardım etmek isteseniz mesela filüs diyorsunuz para, filüs Sami diyor. İşte dua diyorsunuz, dua Sami diyor rical lügayibdan ama ve onun gönlü kırılmasın diye bir hadise var. Onu da belki geri gelince anlatırız. Pasaport diyorlar, pasaport Sami diyor. Onların gelişleri öyle bizim aklımızın yeteceği gibi değildir. Dokuz yüz altmış üçte üstadımız hazırlanır ama sağlık kontrolünden geçerken o zaman sağlık raporu alırlar. Tansiyonu on altı çıkmış.
On altı bir şey değil. Zaten alışmışlardı ona o tansiyon. Normaldi onun için. Fakat neyse giremez. Kendileri bir tarafa çekilir, gözyaşı dökerlerdi. Senetirtgilize giriyorlar. O hadiseleri geçiyorum. Sonra dokuz altmış üçte kendilerine refik de hazırladılar. Evvel refik, zimmet tarik tasavvufta çok önemlidir bu. Evvel refik, zimmet tarik. Evvel Rafi kimdir? Fahri Kainat, Saidullah Aleyhisselam. Sonra yok. Bunu güzelce ifade ederler. Hazırladı fakat gidemediler. Gidemeyince bir tarafa çekiliyorlar. Bir odamız vardı, misafirin geldiği oda. Oradan çıkarken biz çocuğuz ama onun böyle çok mahsun olduğunu da görürdük, üstazalimizin çok mahsun bir halinin olduğunu. Meğer orada gizli çekilir odaya, Aleyhissalatü Vesselam efendimize aşkını, Beytullah'a olan muhabbetini eline kağıt kalem alır. Bu yazdığı şiirlerle ifade giderlermiş. Rızayı hak idi maksudum kassem. Olup pervane gürlüleyi beslim.
Abdullah amcamız, dokuz yüz altmış üçte gitmişlerdi. Evliyaullah'ta da bir keramet olarak tayyi mekan vardır. Arafat'ta müşahede etmiş ağabeyim burada diye. Tabii onlar müstesna bir halin içerisindedir. Ebü'l Abbasü'l Mursi'nin, mukaddes Allahu sırra buyurduğu gibi Her sene hacda bulunmazsam, her gün Rasulullah'ı buyurmazsam kendimi ricali mümininden saymam demiştir. İmreniyoruz onlara. Halimiz uymasa bile onlara olan sevgimiz Kişi sevdiğiyle beraberdir. Cenabı Hakk ayırmasın. Elhamdülillahi Rabbil Alemin. Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin ruh taifelerine, ehl-i ashabına, Peygamber-ı zan ve Piran-ı zan'ın bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha.
Kaynak: Genel
Üstad-ı Ali'nin Dostlukları ve Manevi… | Mihmandar