Mevla'yı zülcelal'imiz Nur suresi otuz birinci ayeti celilenin en son bölümünde ve tübu ve tövbe ediniz buradaki tövbe Allah'u zülcelal'e yöneliştir Rabbimize dönüştür Ey vühal müminun Ey müminler topunuz birden hepiniz birden Allah'a Tövbe edin ki La Allekun tuflihun kurtuluşa eresiniz Mevla-yı Zülcelal'imiz hepimiz birden Rabbimize dönmemiz gerektiğini ifade buyuruyor zaten tarikatı aliyyenin esası tövbedir ondan sonra Rabbi Zülcelalimize seyir başlar manevi yolculuk başlar Femenla tövbete leh la seyre aleyh eğer Rabbi Zülcelal'imize günahlarımızdan dolayı özür dileyip gözyaşlarıyla yüzlerimizi ıslatarak seccadelerimizi ıslatarak tam bir nedamet daha sonra yönelişle eğer Rabbimize bu şekilde bir yöneliş olacak olursa o zaman ilahi yolculuk başlar Rabbimizin muhabbetine doğru.
Tövbe hepimiz için, tarikat-ı Aliyyeye ilk giren için de yol almış kimseler için de nihayete eren her kişi için gereklidir.
Bir kere tövbe tövbe bir kere ilk Allah'ımıza yönelmeye kast eden tamamen azmeden kimse için minel maasi ve zunub isyanlarımızdan ve günahlarımızdan dolayı tövbe ediyor bütün hatalarımızı göz önüne alıp sanki güneşin deyip de karın buzun eridiği gibi günahlarımızı eritmek ve Allah yolunda adım atmış, bu yolda gerçekten gerçekten yürüyen kimseler için minel gafle ve levsilu yub hatalardan, isyanlardan ve ömrümüzü boşa geçirmemizden dolayı tövbe etmektir yol almış ve Rabbimize onun muhabbetine erişmiş bir kimse için minennadar ilahsi ve allamil guyub her şeye şahit olan her şeyi bilen ilmi her şeyi kuşatan Rabbi Zülcelalimizin dışında olanlara nazar etmek Tövbe her mükellef için bir kere Vacip'tir hem Kitabı Kerimimizde hem sünnette ve ümmetin icma ile ifade buyrulmuştur bir kere tövbenin farzı enne dem alezdem ne olursa olsun bir kere yapmış olduğumuz hatadan dolayı pişmanlık duymak asıl özü bu Ben neden böyle yaptım Allah'ım Senin yüceliğin karşısında Azameti ilahiyyenin karşısında sen bize yiyeceğimiz içeceğimiz giyeceğimiz gözümüzün görmesi, kulağımızın duyması, elimizin tutması, ayağımızın yürümesi, suyu, havası, toprağı, semavat ve arz, semadan inen yağmurlar, karlar, ay, güneş, yıldız bakışımızla bize sürur veren bu büyük nimet yürümüş olduğumuz şu toprakta ettiğimiz diktiğimiz meyvelerle vesair nimetlerde sen ikramda bulunurken biz neden isyan ettik diye pişmanlık duymaktır ve sonra Vel iklau anizzem bir kere günahı tamamen yok etmek Bakın, rahatsızlıklar kolay geçmiyor.
Doktorlar bile ilaç verdiğinde tam kullanın, hiçbir bulaşığı kalmasın diyorlar. Hiçbir mikrop kalmasın. Öyle bir tövbe edeceğiz ki tamamen vazgeçeceğiz. Ben artık Rabbime döndüm, yapamam diyeceğiz.
Demek ki biz günahımızdan dolayı bir nedamet içerisinde olacağız tamamen terk edeceğiz ve hepsi önemli olmakla birlikte şu önemli, bu önemli diyoruz da hepsi önemli pişmanlık duymak zaten en önemli olan budur tövbe pişmanlıktır buyruluyor Ondan sonra tamamen kötülüğü terk etmek işte nefse bazen uyuyoruz da oluyor hatalar o zaman terk edemeyiz işte bak bir sığara tiryakisini düşünelim tamamen terk etmedikçe kurtulamıyor işte ben üçe indirdim beşe indirdim bire düşürdüm olmuyor tamamen terk etmek suretiyle ancak buiznillahi Teala kurtulmuş oluyor sonra azim bir daha Ella yaude ileyhhe ebeden hataya ve günaha Hakk'iyen dönmemek üzere hepimizin sıkıntısı bu değil mi bakın içimizde boşluklar meydana geliyor bunalmalar daralmalar böyle yediğimizden de zevk almama gezdiğimizden dolaştığımızdan hep bu neden boşluklardan ileri geliyor boşluk o boşluğu bize günahlar ve isyanlar meydana getiriyor ama Rabbimize döndüğümüzde inanın siz adamı en ücra bir yere koysanız dahi ene celilisi manzekarani ben beni zikredenle beraberim diye Rabbimize öyle bir aşkı muhabbeti var ki yalnızlığı tercih ediyor.
Mesela iki kişi birbirine çok muhabbetle açmıyorum bir üçüncüsünü istemediği gibi Rabbımızla muhabbetinden dolayı o muhabbete mani olanın hiçbir engeli kabul etmiyor Bunun edepleri vardır tabii. Edepleri de hatamızı muhtelif oluyoruz. Yani ne yaptım? Ne ettim? Bak şuna iyi bir kimse diyorsunuz, o neler yapıyor, ben yapsam ne olacak, o kendinden mesul. Biz de kendimizden mesulüz. Onun hatası elbette daha fazla Çünkü bize delil olan insanın o hatayı işlemesi elbette daha büyük bir günahtır ama biz buna takılıp da şunu yapıyor bu bunu yapıyor demeyeceğiz biz Rabbimize karşı sorumluyuz kabre girdiğimizde tek başımıza giriyoruz orada Cenab-ı Hakk'a karşı ne diyeceğiz ondan dolayı acziyetimizi bileceğiz hatamızı muhtelif olacağız. İşte şunu yaptım, bunu yaptım değil, o zaman şahitlik ispatlı olur. Hatamızı göz önüne alarak ben hatalıyım, ben kusurluyum diyebileceğiz.
İşte şeytanın Mel'un olmasının sebebi nedir Hatasının muhtelif olmadı Ben hayırlıyım dedi Ben ateşten o topraktan Ama Adem Aleyhisselam Ben hata ettim Ben ve Havva Nefsimize zulmettik Ya Rabbi sen bizi bağışlamazsan kim yarlılar diye Rabbimize dönüyor Kusurunu Muterim oluyor Ve sonra gönlün yıkık bir hali O hatadan dolayı boynu bükük gönlü çok mahsun Sonra Allah'ımıza yalvarışı Vel İksaru Minet Tadaruay Vel İstiğfar İstiğfarı çoğaltıyoruz yalvarış ve yakarış El amanu El aman Ya Rab diye.
Hatice Hasan Efendimizin Kaddafi da görüyorsunuz El amanu El aman diye nasıl feryadı falan koparıyor Ve kendileri buyuruyorlardı karınca kadar yaptığım hatalar gözüme Erciyes Dağı gibi görünüyor diye aleyhissalatu vesselam Efendimiz münafığın hatası burnunun üzerine konan bir sinek gibi hemen elini kaldıracak gibi olsa kaçıveriyor O böyle hissediyor Ama Mümin sanki tepesine bir dağın bir dağın tepesine inecekmiş gibi korku ve mahzuniyet içerisinde oluyor Sanki o dağ üzerime düşecek diye böyle bir günahı büyük görmek suretiyle Mevla'ya yöneliş ve sonra Vel iksarım min'l hasenat bu günahlarımızın mahvında çok önemlidir iyilikler yapmak hem tebessümümüzle hem dilimizin tatlılığı ile hem insanları Allah'ımızın yoluna Celle Celalü davetle fakir ve yoksulu görmek suretiyle Demek ki ne yapacağız günahımızı muhtelif olacağız Tazarru yalvarış veya karşımızı çoğaltarak istiğfar okuyacağız sonra iyiliklerde bulunacağız Kafirlerin tevbesi nedir küfürdendir bir Kelime-i Şehadet Dihyetü'l Kelbi'yi biliyoruz Radiyallahu anh olduğu gibi altmış senelik günahını mahvetti gitti Elhamdülillah halis muhlis kimselerin tövbeleri işlemiş olduğu büyük günahlardan dolayı zaten tasavvuf uleması büyük ve küçük günah tabirini kullanmaz az günahı assanma kime karşı ona bak az nimeti assanma kimden geldi ona bak yolunu şaşırmış bazen hayır işliyor bazen şer böyle bir tamamen kendisini diyelim vagonu rayların üzerine koyamamışız tamamen Böyle yaptığımız işlerde bölük pörçük.
Bu gibi hallerde ne yapıyoruz? Küçük günahlardan tövbe ediyor. Zaten büyük günah işlemiyor ama Necm suresinde geçenlemem var ya büyük günahlardan kaçınmak suretiyle eğer tam tövbe edersek o küçükleri de Rabbimiz dilerse mağfiret buyuruyor ibadet edenlerin tövbesi nedir böyle şeye düşmek böyle ibadet ederken ibadetinde aksaklıkların olması aksaklıkların olması böyle vera helalde bile dikkatli olan kimseler şüpheli işlerden dolayı ne yapıyorlar Allah'ımıza yöneliyorlar müşahede ehli olan kimseler ibadet ve taatteki gafletlerinden dolayı ibadet ve taatteki gafletlerinden dolayı tövbe ediyorlar bir kere tövbe dendiği zaman tövbe dendiği zaman korkacağız. Acaba sonumuz ne olacak? Bütün ibadet ve tahtin içerisinde kendisinden hep hayırlar zuhur eden kimseler bile büyük bir endişenin içinde. Ne olacağız ya Rab diye sızlanıyorlar. Sıddık Hazam belli. Hz. Ömer belli. Radıyallahu Anhümme.
Ashabı Güzin belli. Tabiin öyle. Tebe-i Tabiin öyle.
Mezhep imamlarımız öyle mezhepte müçtehid olanlarımız öyle Hepsinde ne var bir gözyaşı var bakıyoruz biz mezhep imamlarımıza mezhepte müçtehit olanlara gerçekten büyük bir sızlanışın içerisindeler bakın yine biz Hanefi mezhebinde olan İbni Human Hazretleri İbni Şibli Şirin Bilali Hayrettin Remli Hemevi ve diğer Ulema-i Kiram'mız hep hatalarımızdan dolayı ne yapacağız diye sızlanıyorlar büyük bir ilim ehli bunlar Şafii mezhebinde ise İmam-ı Gazali'ler Sultan-ı Ulema İzzettin bin Abdis Selamlar Taceddin-i Sebukiler Süyutiler Şeyhülislam Zekeriya el-Ensariler Allame Şahab bin Hacer-i Heytemi Mekki ve daha başkaları ne olacağız Ya Rabbi huzurunda diye gözyaşları döküyorlar Maliki mezhebine bakıyoruz Ahmed bin Hanbel Hazretleri zaten üstadının huzurunda oturuyor kalkarken sanki su dökülmüş gibi gözyaşları ile orayı ıslatacak hale geliyor Rabbimize karşı azametinden dolayı haşetten ağlıyorlar büyük bir saygı sevgi ve muhabbet içerisindeler acaba o huzura nasıl varacağız diye Hz Hasan Radıyallahu Anh Efendimiz ağlıyor vefat ederken de diyor ki hatamdan dolayı değil büyük bir huzura varacağım acaba ne olacağım diyor Maliki mezhebinden Arifi billah Ebul Hasan ı Şazeli bu zatın halifesi Şeyh Ebul Abbasül Mürsi yine bunların halifelerinden Şeyh Bin Abdullah El İskenderi Arif Bin Ebi Cemre Nasurüddin Likani Şeyh Allame Muhakkik Arif Ahmed Zerruk Berlisi ve diğerlerini ifade edebiliriz yani Hanbeli mezhebinde de dolu Abdülkadir Geylani Efendimizden tutun Şeyhülislam Şeyh, Abdullah Ensari, Herevi, Şeyh bin Neccar, Fütuhi gibi bütün bunlar gözyaşlarıyla.
Sami Efendimiz Hazretleri, kalpte Sallallahuü Sırra, sırra öyle bir halin içerisindeki her zaman ifade ediyoruz, yoklukta gözlerinden tarif edemem onu. Onun zaten kalbi hali ve gözyaşları tarif edilemez onların. Aynen arz ettiğim gibi Havfu ilahi ve bizzat haşyet-i kamileden dolayı gözyaşları döküyorlar Cenabı Hakk'a. Ne olacağız diyorlar. Bu Sami'nin hali diyor. Mesela üstadımızı görürdüm emin olun arkadaşlarımız, nelerimiz böyle gelen evlatları Efendimiz böyle dirilttikten sonra hata ve isyanımdan dolayı ne olacağım karınca kadar yapmış olduğum hata şimdi gözüme Erciyes Dağı gibi görünüyor dedikten sonra biz ne yapacağız deyip ağlıyorlardı ve sonra sonumuz ne olacak bundan korku. En çok endişe edeceğimiz budur. Kurtuluşumuz eshamle ve vel akıbetü littakva güzel sonuç Cenabı Hak'tan korkmaya bağlıdır Cenabı Hak cümlemizi mağfiret buyursun. Velhamdülillahi Rabbillahemi.