Tövbe ve İstiğfarın Manevi Gücü ve Ruh Arınması kaydında Tevbenin gerçekleştirisidir, tam manasıyla. Malum, tevbenin çok şartları var. Bak burada tevbeyi tarif ederken ulema-i kiramımız, tevben nedamettir buyuruyorlar. Gönülden bir sızı, neden ben böyle yaptım Allah'ımıza karşı, olur mu yüce bu hareket diye, bu pişmanlığı, bu sıkıntıyı gönülünüze duyabilmek, asıl affı ilahi de bugün de, bu sızı…
Tövbe ve İstiğfarın Manevi Gücü ve Ruh Arınması ne anlatıyor?
Tövbe ve İstiğfarın Manevi Gücü ve Ruh Arınması kaydında Tevbenin gerçekleştirisidir, tam manasıyla. Malum, tevbenin çok şartları var. Bak burada tevbeyi tarif ederken ulema-i kiramımız, tevben nedamettir buyuruyorlar. Gönülden bir sızı, neden ben böyle yaptım Allah'ımıza karşı, olur mu yüce bu hareket diye, bu pişmanlığı, bu sıkıntıyı gönülünüze duyabilmek, asıl affı ilahi de bugün de, bu sızı…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Tevbenin gerçekleştirisidir, tam manasıyla. Malum, tevbenin çok şartları var. Bak burada tevbeyi tarif ederken ulema-i kiramımız, tevben nedamettir buyuruyorlar. Gönülden bir sızı, neden ben böyle yaptım Allah'ımıza karşı, olur mu yüce bu hareket diye, bu pişmanlığı, bu sıkıntıyı gönülünüze duyabilmek, asıl affı ilahi de bugün de, bu sızı duyma. Eyvah diyebilmek. Tarikatı Muhammediye de geçer Belika, bunda bir veli, bir yerde bir hata işlemiş. Allahu alem, hata işlemiş. Ne zaman ordan geçsen, ben diyor ellerim. Az günahı assan mı? Kime karşı ona bak? Az nimeti assan mı? Kimden geldi ona bak demişler. Şimdi büyük günah ve küçük günahın talepleri yapılır. Günah dindiğin zaman günah, cezası belirtilen işte onlar için akıllıca akılçı bir azap vardır diye bu şekilde bildirilenlerdir derken tasavvuf ulamazı buyururken Cenabı Hakk'a karşı hiçbir günah küçük sayılamaz. Hepsi büyüktür.
Mesela böyle bir bazı merasimler olur. Bir düğün merasimi de olur, nişan da olur. Bir düğün toplantı da olur. Eğer giydiğimiz elbisede diyelim ki bu yakar kısmında bir leke olsa yerlere geçeriz. Biz bu burada dolu insanlar, böyle seçkin kişiler şu leke ile nasıl varıyım, Değerli insan. Bu halatımızın huzuru, Gezden Celalada. Orada çok ağır olurdu. Bir defasında Hasan-ı Basri rahmetullahi aleyh rahmeten vasiah yapmış olduğu hatalardan birisini yakasına asmış. İşte ümmete giriyor, saygı dürülüyor, ayağa kalkılıyor, vesaik ellerini öpülüyor. Bundan dolayı nefsime bir pay çıkmasın diye o hatayı yazmış, böyle bir gurur gibi hal gelmez de, onların kalbine gelmez. Zaten yıkanmış, arınmış, kurumuş, temizlenmiş, yine de çok dikkatli davranıyorlar. Olduğu zaman bakar ve ağlarmış. Bir gün evinin önünde, ön ilaçları içerisinde aşağı yukarı da din geçiyor. Yalnız, böyle şimdi şimdi bir damlama var.
Burnünden demiş ki bu acaba temiz bir su mu? Yoksa kirli bir su mu? Yani abdestli mi bozar mı? Böyle döneminden geçerken, yukarıda Hasan-ı Basri rahmetullahali hazretleri, o Hasan'ın gözyaşlarıdır. İsyanından dolayı akıtmış olduğu gözyaşlarıdır. Belki temiz olmayabilir. Bu sızıyı duymuş. Neden? Şimdi bakıyorsunuz. Adam dağın başında, atıp tutmadığı bir şey yok. En üst makamdakine bile saldırıyor. Atıyor, tutuyor ama ona çok yakın olan kimseler böyle ağzı tutarak konuşur. Konuştuğun dudaktan çözümlenir mi diye. Mevla-yı Zülcelal'da yakınlaştıkça, insanın halkı ilahisi artar. Ehlullahın haşyeti artar. Azameti ilahiyeden dolayı, mahtubiyet hisseleri. Çünkü, O büyük mahkeme, orada ne yapacağız diye. Hazreti Hasan radiyallahu anh efendimiz, intihar etmek üzere, böyle çok mahsum ve ağlattı. Diyorlar ki ya Hasan, sen Resulullah efendimizin torunusun.
Bu ağıt nedir bu Mahsuniyet hali deyince, günahından dolayı değil de büyük bir huzura varacağım. O hali, o huzuru bilmiyorum diyor. Acaba nasıldır? Diyor. Bizim böyle bir bisküvimiz var efendim. Faaliyet okumuş, bir insanları anlamamış Çoras. Halbuki sözcüklerden, fakat şu sözü çok iyi anlamışlar. Hemen hemen çoğunun izne geçmiş. Burası bulmuştur, yolu yokmuştur. Giden gelmiyor aç etmemiştir. Ölüme bunu misal olarak vermiş. Şimdi insan diyor, giden gelin diyor, affetmemiştir. Bizim buradan bir kimseydi, bu hayatı pek iyi geçmedi. Fakat son zamanında tövbe ediyor. Son zamanında tövbe ediyor. İşte asıl ürküten nokta bura. Aleyhüssalatü vesselam efendimiz kişi buyuruyor, cennete bir adım kadar ateşe, ateşe bir adım kadar da cennete görür. Bu, ateşe bir adım kadar cennete yürüyenlerden biri olmalı ki Üstadımızın huzuruna gelmiş. Efendim demiş. En büyük hakareti size yaptı.
Ne olur bizi bağışla? Siz tövbe ettikten sonra değil mi? Bu? Bu kimse öyle bir hale geldi ki yaşlıydı, o görünce insanların kaçtığı kimse, şu kırışıklıklarından nur almaya başladı. Böyle sevimli bir hal aldı. Böyle seviniyor ve sevilmek lazım. Yemek tatlı devinere tuz yok. Yahu burada tatlı biliyorsunuz, çilesi yok. Bir rabıta ile şirelenmemiz lazım. Bir murakabe ile, Zikrullah ile şireleneceğiz. Yoksa bu böyle devam etmez. Mürşid-i kamilerimizin, inanın ruhları ruh-u sultanidir. Bizim gibi insanlara bakmaktan kilitlenirler. Kolay değil bu. Allah'ımız onlara büyük bir sabır veriyor. Yoksa bizim hiç halimiz mi? Allah bizi izah eder. Zor mu? Şimdi, bu öyle bir hal aldı ki üstadımız çok sakin bir kimse, Evlat istiyor, beter işler. O da ben, Evran'ı keşke dokunmadan, ders almadan ölmeyeyim diye bir yerden almayacağım. Üstadım, bunlar düşünmez. Şu an.
Neyse, şimdi bu, Evrendeskalamış Medine'ye geliyor. Orada ne kadar buraya aşıksa demiş benim bir araba çarpsa ayağım kılsa, işte bunun diyeti nasıl olacak dediğimse, ben de ikame verirlerse bağışlarım gelir. O kadar samimi Sonra da, biri mescit terbiye adında çanta almış ve ona tehlikeli bir söz söyle, emi itaat etmiş. O firmanın sahibine de söylemiş bana bir ikame bul diye buraya kılmam için diye. O da bulmuş. Hemen demiş ki ben bunun ikamesini buldum. O kimse de gel demiş. İkamesini bulduğum kimseyi gösterdi. Elinden tutmuş, Ravza-i Hakim Nebi de Sallallahü Teala'nın hicbesel'ne cenazesini gösterir. Al. İkame-i Resulullah'tan aldı Sallallahü Teala'nın hicile. Ve sellem. Tabii, bu yaşlarıyla ayrılmış. Yani dönersek Cenabı Hakk'a ama samimi bir şekilde nedametle, meblamızın lütfu sonsuzdur. Diyoruz ya, azabı ne kadar şiddettiyse rahmet-i ilahiyyesinden bu.
Allah'ımız bizden cennet celalini dönüş bekliyor. Daveti diyor Cenabı Hakk'a samimi. Vallahi, Yer bürrolilerden selam. Allah bizi Selama, cennete ve cemaline davet ediyor. İlla bu gözümüzün umurunda değil, bu dünyada. Bu dünyada girebilmek asıl mühim olan yani burayla buranın arkanda hiçbir fark yok. Aynı. Şimdi burada ne halde ise, orada da oyun nasıl yaşarsanız ölürsünüz, nasıl görürseniz Allah'ın huzuruna öbürle varlıkısınız, Demek ki işi burada düzelteceğiz. Mümtaz mevzu deyince, tarihi çok ağır olur. Mürşid-i kamilimiz çok mütevazi ve safih dedim ya, Sami Efendi Hazretlerinin, görevlilerlerinden birine bir şey söylüyor. Diyor ki ben size intizam edeceğim. O zaman Hasan Efendi nedir mektubu? Biz, size dönüp saygı içindeyiz. Yok diyor, ben çalışamadım. İntisabereceğim, iyi bir gayret göstereceğim. O da demiş ki daha yeni Sami Efendi Hazretlerinin huzurundan geliyor.
Ağlıyormuş Sami Efendi Hazretleri, benim halim ne olacak diyor. O zaten nurun ala nur. Nurun ala nur, nurun üstüne nur. Çünkü devamlı makam kaydediyor. Devam, devam. Çünkü, işin de onlar bildirilmiş. Şimdi bakıyorsunuz, bazı yerlerin mesela buranın nüfusu artmaz. Yillardan beri şimdi köyüyle, kendiyle iletirseniz o aynı, Eski şekille diyorum, on bin. On bin yirmi seneden beri on bin, on bin. İstanbul, ilk Samsun kadar gülüyor. Niye? Büyüklüğüne göre. Onlar, kemalatını böyle hatırlaması. Bir Kutbu'l Ahtab Gavsut-Safa'ya inen aynı zamanda. Çok ağırlaştı ama böyle. Ağırlaştı. Kendi kendine konuşuyor. Efendim, bayezid makamında diyor. Efendim, ne bileyim, sayıyor, Büyüklerimizi o makamda, hatta hutbiyette yüksek makamlar söylüyor. Onlar o. Bakın ne yapıyorlar? Onlar ne kadar Cenabı Hakk'ın karşısında okuduklarını biliyor.
El-Pakr'i, Aleyhissalatu vesselam Efendimiz gönül hak edildiği ile iftihar ederim buyuruyor. Kişinin acziyetini bilmesi olgunluğun işaretidir. Ben neyim ki diye bilmek? Mesela, Saan Evvel hazretlerinden, Kaddesallahu Sırra, o güzel haller zuhur etmiş. Buyurmuş ki benim adım Sami. Ama başka Sami olabilir. Daha ne anlatayım? Ne söyleyeyim? Ne anlatalım, ne söyleyelim? Yollarını izleyelim. Başka kurtuluşumuz yok bizim. Gerçek alimlerin yolunu takip ediniz. Onlar dünyanın da ışıkları, ahiretin de ışıklarıdır. Ayetçiyle de. Velhasıl, bu duyduğumuz zaman ancak uyandırmalıdır. Yoksa bu cemiyette boğulur, kalırız biz. Yani bulanık suda biz temizini görmemiz çok zor olur. Temiz olanı böleceğiz. Diyelim bir odaya girdik, odanın havası bozulmuş, diyoruz ki bu bozulmuş, buranın havası bir pencere kapı açılsın. Oradakiler de diyor ki yani ne bozulacak hava, bir şey yok. Neden öyle söylüyor kimse?
Dışarıda temiz havayı almış. O temiz havayı alınca kirli havayı derhal hissediyor. Onlar, fenafil resul havasını almış. Allahu Teala. Fena fillah havasını almış. Beka billah havasını almış. Havasını aldığı için, bir veliyyeye tülerler ya, bir sene sonra ahirette göçeceksin. Olamamış. Yanındakiler de demiş ki Bak bunu ahlattım. Yok yok demiş ki Ben, İltihalini haber verdiğinden dolayı olamıyorum. Maşup-u hakikiime daha bir sene sonra mı kavuşacağım diye ona ağlıyor. Arzuları bu, istekleri bu. Mevla, hepinize söylemiş ki Ebu Hasan-ı Arakhane Hazretleri, Cenabı Hak, kırk yıl kalbime nazar eder, kendisinden başka bir sevgi bulamaz diyor. Bunu elde etmek. İşte bununla yoğunlaşacağız. Bunun yolu nedir? Nasıl elde edilir? Bak, anlatılıyor bunlar ama nasıl iyileşiriz? Okuyacağız eserlerini, bakacağız, bize ne gösterdiler? Ona göre hareket edeceğiz.
En çok bizim bu gibi nimetlere gelemeyiz, severimiz, azalarımız. Boşuna benziyor. Böyle bir tarla veya bal, bahçe. Oraya bir arktan su geliyor. Su geliyor. Yalnız ark çok gerilere açılmış bir sağa, bir sola, bir diğer gerilere su gelmiyor. Mesela, bir cereyan, teli diyelim, bir türlü damga yanmıyor. Neden? Keller kırılmış. Böyle ağzımız gıybete, gidin konuya, o sözleri açılırsa, kulağımız yitsiz sözleri duymaya, gözlerimiz haramlara bakmaya, ellerimizle ayağınıza, o zaman bin türlü gönlümüze umum inmiyor. Yani bize imani olan yine biziz. Yoksa Allah'ımız lütfunu, ihsanını da indiriyor, ikramını da indiriyor. Şimdi, Hakk denildiği zaman, Hakk denildiği zaman içinde pek bir şey kalmıyor. Çünkü hak gelirmiş. Hava delmeyeceğiz. İçine giren ne olacak? Kalacak içinde. Mevlana'mızın, Fati sallallahü bu usta çok güzel bir beyanı var, misal var. Buyuruyor ki bir ambar düşünün, ambar.
İçinde bunun haşarat var veya ambar delik deşik, içine koyduğumuz mahsulat ne olacaktır? Dökülecektir. Eğer haşarat varsa onun hayrını koymaz zaten. Bir kere gönül ambarımızı biz Hazreti Davut'a Rabbimizin buyurduğu gibi, ey Davut, kalbine nurlandı, ora benim muhabbet hanemdir. Teniyse, gönül ledini dost gelecek, kondurmaya. Mu? Sür çıkar ağyar dilden, ta tecellide harp, padişah konmaz saraya, aynı mağdur olmadı. Mesela bizim normal eylemlerimiz deniyor ki akşam misafir gelecek. Zaten uzayının belisini temiz koşuldur. Ama daha, hangi bir gelen olursa, işte bura hazır olsun, ortada, nefes, işte baksın, pencere, silinsin mefoşa, cesaret, düzgün olsun diye çünkü müsaade gelebilir. Allah'ımızın mefhası, nefası manevi, bugün ifadede zorlanıyoruz, nefeslenir Allah'ımız için isnatta zor değil, o hiçbir şeye benzemez. Bu yayılırdır, ara ara yayılırdır.
Bunun için kalbimizin hazır olması gerekiyor. Şahit misin buna? Yaşamadı ama yaşayanları yanında gördük bunu. Sorardı bazen büyüğümüz. Gece bir hal mutlu mu diye. Çünkü tevatürünü yapıyor, geriden de yapıyor. O belki uzakta oluyor, onu hissedemiyor. Bilmiyorum, nedir bunu? Bunu ama kalbine böyle bir nur, iniyor ki tahammülü yok. Ashab-ı Soffe'de, aleyh-i Selahad vesselam velhasıl Mescid-i Saadetinde o Hasan Mustafa Ali diye bir bölüm, Zamri Enver Hazretlerinin evlen kalma doktordur, bir gelir. Hikmettin amca. Bizim de doktorumuzdu muayyen. O orada oturuyor, otururken kalbine öyle bir nur inmiş ki Allah'a şükür ki üstadımıza bulmuş. Tanıyorum, elli bir şeyden tanıyor, Allah'ı da tanıyor. Efendimiz yanmıyor. Benim hiç tahammülüm yok, ne yapacağımı bilemiyordum. Böyle oturuyordum, bir nur, garibimden indi. Efendimiz buyurmuş Necmettin, kalbim gençer, aman kalbim gençer.
Biri de Allah'ın izniyle, bu için çok iyi erbabı idi be illa Teala. Böyle geniş düşününce, içinde kaybolmuş. Hani sen öyle bir kimse geldi. Mürşidimiz çok iyi dendi, çok iyi. Onu ziyaret etti. Hiç sevmiyorlar. Buyurun, dedin Yok hocam, Hadis-i Azam, val-i gaz-i Azam Allah'a şükür bir yandan. Ev sahibi milletin o sefer bir bat, hemen Efendimiz oraya. Bir de arcalarda oturuyorum. Tabii onlar bilinmez, onlar kapılardan kovulur, itibarı bilmez çünkü, et biliseleri Sükük, ondan sonra eski, saç sakal birbirine karışmış. Ama, Allah'ımıza Celle Celalühu ellerini kaldırdığın zaman Cenabı Hak onları ertelmiyor. Kapı buyuruyor. Hatta onlar kapılardan kovulur diye hadisi, ikisi bu. Onlar hürmetine yer vereceksiniz diye buyurdu. Böyle birisi geride oturuyor. Oldum yanına oturttum, senindi zaten senindi. Öyle gönül dostunu bulunca senindi. Böyle küfür küfür deriz. Rüzgar esiyor tavuğun başında.
Demişler niye ter aldın? Leyla'ı verin de bizi kabre koyun. Diyor. Şimdi, Gönül leylası gibi bir kimse. O da böyle bir kezbelli ki Efendimizin bir sohbeti, geç geçtiğinden bir sohbete, hatta gençliğim çok insanı şaşırttırdı. Yani bu yaşta halbuki olur muymuş dillermiş. Allah'ım, görür müyüm için. Sohbet ederken, öyle kolay kalkar hani. Çıkmışlar dışarıya, duvarları çiziyorlarmış. Allah'ım bu ne aşk diyor. Mürşidimiz bu daha gençliğinde olur. Yalnız perdenin arkasında bir kimse var. Üstadımızı bazı tasarruf altına alıyorlar demiş. Böyle suyun üzerindeki saman çöpü gibi iktidarsız bina. Şimdi bir cemaate bakmış, cemaat içinde kendisini etkileyecek hiçbir kimse yok. Bu kim Allah'ım demiş böyle. Meğer perdenin arkasında Hacip atma annemiz. Rahmetullahi Ya. Esabi Erbil Y Hazretleri Hocasına icazet veriyor. Annemize verirken altmış derece senin icazetin üstündür, Kocama söyleme diyor.
Allah'ımız lütfetmiş, İclal etmiş. O perdenin arkasında Aşık unutmuşmuş Efendimize yaşlı da tabii, buymuş ilgili. Bu İslam'ımızın yanına çağırtığımız kimse de talasla hapız denilen o Kuran-ı Kerim okurken cezvelen gördü zaten. Neyse burası uzun gider, aşık bir kimse gibi. Nuh, Nuh kimse. O 0 sohbet anında üstadımızın gençliğinde bir Allah demiş ama. Şöyle havaya doğru. Eski sandalyeden tahtadan gibi bir açtım. Arpa gibi dağlamış. Aşklarına. Çok uzun o yönden oturdu ve dertleş yollar şimdi bir şey bakma dedi, dinliyor bunları Efendimiz de buyurdu ki O zaman kalplerimiz cezve gibiydi Mehmet Efendi. Hemen kaymayı taşıyordu. Şimdi kazan gibi olmuyor mu? İçine dökülüyordu. Efendim, siz kim? Allah'ınızı seçmiş oluyor. İlmi Ezeli de onlar seçilmiş. Böyle geniş güzel gelmezler bunlar. Allah'ımız onları, kutlu cihanlar himayesinde böyle koruyarak, muhafaza ederek, yetiştirerek gelebilirlerdi.
Birinci hatayı. Şimdi insan kemalata ulaştıkça ataları gözünde büyüyor. Bir kimseye anlatıyor ben memleketinden dışarı çıkmamış. O zaman da Kıbrıs çıkartması yetmiş, yetmiş dört. Bu nasıl olduysa bir dağa çıkmamış. Hiçbiri bölmemiş, gömülmüş. Şimdi bakmış dağdan, her şimdiye kadar büyük bir oğlak. Türkiye'nin demiş bu kadar iyiliği vardı. Kıbrıs'ta ne yapacak? Demiş. Neden? Onların bildikleri o kadardı. Şimdi, öğreti görmüş, onu İlyas etti diyor. Ondan sonra göl diyelim, baraj diyelim, deniz diyelim, okyanus diyelim. Görünce, o zamandan diyor. Sineyin birisi nasıl olduysa, böyle Ehlullah ile diyor yaklaşmaya. Onlara karşı bir muhalefete girmeyin diyor. Böyle anamızı anlatın. Böyle karıncanın biri şöyle bir bakmış, diyor ya büyük bir gendir. Bir kaptan, bir kaptan koskoca gemiyi denizde üzüntü yüzdürüyor. O esnada Ad Nadl'ın açmış olduğu bir diss.
Oraya da Mevlana'mız dediği için derim, başka diyemezdim yoksa. Öyle diyor ki oraya da idrarı birikmiş. Onun üzerine bir saman çöpü, nasıl olduysa saman çöpünün üzerine o sinek düşmüş. Böyle az da esinti olunca, şöyle sağa sola gitmeye başlayınca, demiş ki ben demin, deviyadaki gemiye imreniyordum. Aynı hal benim için doluyor demiş. Ben de mahir bir kaptan gibiymiş, nasıl gidip geliyorum. Allah'ın gibi sevgili dostlarına karşı muhalefet odur. Katbir yananlar. Bir de düşen itaattır, teslimiyettir, bağlılıktır. Zaten söylediklerin söz Allah'ımızın ayetlerini. E hadisi Muhammediyye. Onun dışına çıkmaz. Çünkü dilleri ona alışmış, gönülleri ona alışmış, ne söylese odur. Üstadımızın anneleri sohbet edermiş. Bak, tahsil ne bu? Yalnız, pederleri Müdelris, Hacmi Efendi Efendi Hazretleri. Esad ehli Hazretleri ölmediği halde ona selam gönderilmiş.
İnstagram'den de Dayım velimize de selam verildi diye. O bir gün dinlemiş kelimelerinin, kızlarını üstünü Efendimiz'in ölmesi. Demiş ki Kızım ben seni okumadım. Bu dilimden dökülen alet mahalleleri nedir demiş. Bu Hadis-i Şerifler nedirse, nereden tahsil ettin? Nereden tahsil edilecek? Bir mektebe oldu ki müdavim, Allah'ı de zatına Muaym'dir. Böyle gönüllerimizin o cihete döndersek, Rabbimiz olan in günahı lil alemindir. Efendim burada özetleyecek olursak, sıfatlarından istifade etme var, bir de zatında. Şimdi gizli ödenektirler. Gizli ödenek, o idealcilerin en üst kademesinde olanlara bu imkan verilir. O gizli ödenekten isterse o kadar verir ki tabir edilemez onu. Allah'ımızın zatından vermiş olduğuna yük etmesi mümkün değildir ve gitmez, tüketmez de. Allah'ınız öyle hazinesinden bahşederse onun, biçimi yok onun. Çünkü kendinden veriyor. Tövbe ile farklıdır.
İstiğfar günahımızın dolayı bağışlanmak istiyoruz, yalvarıyoruz, biz de kalkıyoruz. İnşallah gözyaşı dökebilirsek, Allah'ımız o gözyaşına şefkati ve merhameti elbette sonsuz rüzgar kılsın. Yeter ki gözümüzden dökülsün, bir sinek başı kadar dahi gözükmesin affı ilahiyiz ama bunu ta canlı gönülden hadden gelerek. Hazreti Ömer'in radiyallahu anh anlatılırken hayatı gözünden atan yaşlar bölünüyor. Şimdi, eğer imkan olursa o şelalelere doğru getirtiğinde taşları böleceğiz. Sular akka akka aka aka simsiyah olmuş. Hazreti Ömer'in Esvedden-i Hadden-i iki tane siyah çizgi var yüzünde. O gözyaşları aka aka aka, burada iki tane siyah çizgi meydana gelmiş. Kimdir bu? Bunlar, cennet ehlinin handiliğidir o. Benden sonra Nebi gelse, Hazreti Ömer gelirdi, diğer bunların kimse bu. Bizim bir aklından amca muz verdin. Ben bu halde bilirdim bunu.
Al buyur, biz dedik bütün günahların içindeyiz, dört daha amca Sıddıki Azam radıyallahu anh misle ramri ile rab. Benim hatalarım kullar gibidir, sayılamaz diyor. Halbuki Efendimizin hususi istifatının olması, kusursuz. Benim sabrımda ne varsa onu sıdnıyıkım, sabrına verdim, buyurdu değil mi? Efendim. Buyurun, neden? Gerçekten öyle. Çünkü demiş harflerin talimini bana Resulullah yazdı. Hacı İsa denir diye bir zat ver. Ehli Buhari Hazretlerinin üç tane sevgili evladı var. Onun için de büyük denir. Bunları, akşam oturdunuz sabaha kadar bir sözlerini anlatırlar bize. Böyle mübarek kimseler Hacı insan direği, annesi babası yoktur, direkt şeye verilmiş, okulda vermiş, Orhan'ın konusuna verilmiş. Üç ay geçmişte gelmiş diyemiyor. Kocası gelmiş demiş ki anacığım, burada tahmin ediyor. Bak oku diyorum ama demiş. Bir daha Elif'i öğretemedim. Anası çok samimiymiş.
Hocam demiş, ilim yolunda girsin girsin. O samimiyetinden olacak ki, Onur melekler, bu ne girmişler?
Kaynak: Genel
Tövbe ve İstiğfarın Manevi Gücü ve Ruh… | Mihmandar