Bismillahirrahmanirrahim, dört bölüm halinde zikrolunan mertebelerden geçen salike, Cenab-ı Hakk'ın yardımı ile mürşidimin de himmeti sayesinde müşahede hali ihsan olunur. Müşahede hali gizli hiçbir şey kalmaz, kalbindeki bütün perdeler kalkmıştır. Sonra yardıma muktedir ve mutlak cömertlik sahibi olan Cenabı Allah'ın sonsuz fazlı ve keremiyle zatının bir tecellisi ihsan buyurulur ve böylece Allahu Teala'nın kullarının şaşırtıcı bir sırrı daha zuhur eder. Yani zerreye varıncaya kadar bütün eşya Allah'ın zatının tecellisinde perişan ve yok olur, bütün eşya. Derviş de o zaman ve mekandan uzak olmak kurtulmak şartıyla Allah'ın zatında kark olur. Boğulur ki, böylelikle küçücük bir damla olan kendisini deryaya vermiş, artık ne cihan ve ne de cihan vardır onun için. Bundan öte artık ne salik vardır ne de zerrelere varıncaya kadar bütün varlıklar kalmıştır. Hiçbirinden eser kalmamıştır.
Hepsi Allah'ın zatında Maha büyük olmuştur. İşte bu mertebeye de nüstarikim fillah, Allah'ın zatında kaybolmaktırler. Ancak Yusuf, Ken'an elinde, Yusuf bulundu, Ken'an bulunmaz. Hal, kal, söz ile bilinmez. Hal, söz ile bilinmez. Allahü Teala'nın bu ihsanı da hal kabiliyyesindendir, hal kabilindendir. Kal ile söz ile ifade olursa ancak bu kadar anlatılabilir. Arif olan bu kadarı, arif olana bu kadarı bile yeterlidir. Ancak bu derecedeki salikin başlangıçtan buraya kadar anılan tecellileri Allah iledir, tecelliyatma Allah'tır. Bu kendisine başkalarını irşad etmeye yönelik bir kabiliyet geldiği derecedir. Böylelikle Allah'ın zatında müstağrak olmak, boğulup kaybolmak Allah'a birlikte seyrin en son derecesi olduğundan Allah dostlarının elif bağ makamında başlangıç derecesidir. Çünkü seyri fillahta Allah'a beraber seyirde son nokta olmaz.
Şöyle ki, bir salik Allah'ın ihsanına mazhar olarak bin sene ömür sürse, her nefes alışverişte bir tecelliye mazhar olsa bir defa ortaya çıkan tecelli bir daha tekrar etmez. Ezelden ebede kadar ne kadar ehlullah gelmiş ve geçmişse bunların tecellileri tekrar bir velide zuhur etmemiş olduğundan, bunun için seyr-i fillahta son nokta yoktur ve nihayetten uzak ve sonsuzdur. Allahu Teala'ya hamdü sena olsun ki bizi bu nimet ve makama hidayet etti, şayet Allah bize hidayet vermeseydi kendiliğimizden bu doğru yolu bulmamıza imkan yoktu. Salik olgun bir mürşidin, mübarek elini tutup hizmetine girdiği ve her bir emrini yerine getirmek için elden gelen gayretle en iyi şekilde çalışmaya başladığı o gün, anasından yeni doğup dünyaya gelmiş gibidir.
Menzilinde, konağında olduğu için şeyhi kendisinin manevi babası sayılır, ilahi feyzin memesini ağzına verip ona ilahi feyzi emzirerek salikin Allah'ın rızasının yoluna götürür. Ancak kabiliyeti, irfanı ve teslimiyeti ölçüsünde bazı salikler kısa zamanda, bazıları da aradan uzun bir zamanın geçmesi ile gerginlik çağına gelir. Manevi babaları olan olgun mürşid-i kamil sanki hesapsız ve nihayetsiz bitmek tükenmek bilmeyen mücevherlere sahipmiş gibi evladına, haline uygun biraz mücevher ihsan ederek kendisine ilahi feyzin ticaretini göstermiş olur. Eğer salik bunun değerini bilmez ve sermayeden yerse ihsanda bulunduğu şeylerin hepsini elinden alır ve bir süre böyle gezdirir. Bir müddet sonra biraz mücevher daha verir, bu defa da sermayeden yerse tekrar elinden alır ve onun terbiyeye muhtaç olduğunu anlar, salikine terbiyenin kapılarını açar.