Tasavvufun Temel Prensipleri ve Ruhun Arınması | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Tasavvufun Temel Prensipleri ve Ruhun Arınması
Tasavvufun Temel Prensipleri ve Ruhun Arınması kaydında Biz ilk başladığımızda Rabbimizin nutuf ve keremi ile beş tane konu tespit etmiştik. Birincisi yaratılışta tasavvuf, ikinci olarak özde hazine, üçüncü ruh madeni, dört mükerremiye, beş tercih. Bunları tek tek işledik mi derseniz girdiğimiz zaman sanki bir deryaya giriyoruz, Rabbimizin lütuf ve ihsanıyla çıkmamız çok güçlü. Aliusi…
Biz ilk başladığımızda Rabbimizin nutuf ve keremi ile beş tane konu tespit etmiştik. Birincisi yaratılışta tasavvuf, ikinci olarak özde hazine, üçüncü ruh madeni, dört mükerremiye, beş tercih. Bunları tek tek işledik mi derseniz girdiğimiz zaman sanki bir deryaya giriyoruz, Rabbimizin lütuf ve ihsanıyla çıkmamız çok güçlü. Aliusi Hazretleri'nin devamından icazet alan kıymetli bir hocamıza diyorlar ki bize çeşitli konularda, izahlarda vuruluyorsunuz, ders yapıyorsunuz, bir de tasavvuf dersi yapsanız deyince kendisi şunu anlattı. Dedi ki benden böyle bir talepte bulundular, Kendisi de demiş ki benim okutacağım tasavvufa tahammül edemezsiniz. İki aydır daha bu kelimenin manasını veriyorum diye. Yalnız tasavvuf dendiği zaman tasavvuf bir üniversitedir. Tarikatlar ise bu üniversitenin içerisindeki bölümlerdir. Mesela bizim İslam menüsünde okurken bizden sonra ilahiyat kıldım.
İslam menüsünde tefsir hadis, fıkıh kelam ve İslam ilimler diye bölümler vardır. Bunun gibi mesela bakıyoruz Nakşi Tarıydı, Gazili Tarıydı, Suhreverdi Tarıydı, Bayrami, Uşaki. Dolu tarikatlar mevcut. Ama hepsinin hedefi nedir? Bakıyoruz biz Beytullah'a gittiğimiz zaman çok değişik kimseler geliyor. Hemen yanı başındaki kimseye soruyorsun. Nereden geldiniz? Nijerli. Nereden geldiniz? Pakistan. Nereden geldiniz? Berk Pomer Adası'ndan geldi, mesai nilelerden. Hep değişik mekanlardan, bölgelerden geliyorlar ama Beytullah'ta toplandı. Beytullah'ta gönül Beytullah'ın da toplanmak suretiyle Kuran ve sünnetin Kuran Azimüşşan ve Sünnet-i Muhammediyenin ışığında İslam'ın etrafında, Kuran'ın etrafında, iki cihan güneşinin etrafında toplanmaktır asıl gaye. Biz burada yaratılışta tasavvuf dendiği zaman biz bir konuşmamızda, görüşmemizde dendi ki büyük bir cemaatti.
Efendim bu tarikat hakkında ayet-i celileler var mı? Biliyorsunuz namaz hakkında sekseni mütecaviz, zekat hakkında var, cihat hakkında dört yüzü keskin, ahadîsi Muhammediye var, Tasavvuf hakkında da herhalde belli bir sayının olması gerektiğini düşünüyorum kardeşimiz. Biz de demiştik ki altı bin, altı yüz, altmış altı ayat-ı ilahiye var. Neden? Sa'dip-i Hişam Aişe sığındığı havalidemize sorar. Resulullah'ın ahlakı nasıldı? O da buyurur Resulullah'ın ahlakı Kuran'dı. Tasavvuf dendiği zaman, tarikat-ı alliye dendiği zaman bu şeriatın içinde olan takva esasına göre İslam'ı yaşamanın adıdır. Ayrı değildir. Hepsi Ayrı değildir. Hepsi şedd-i şerifin içerisindedir. Bunu söylemek cehaletten ileri gelir. Senin dediğin şeriatte. Der. Kardeşim bu tarikat-ı hadbiyen böyle bir söz söylemez, söylenemez ve bu yanlıştır.
Her husus tasavvufta, tarikatta adı atılan her adım şerli şerlife dayanmadıkça hiçbir fayda hasıl olmaz. Bunun için İdibadadi Hazretleri ele alıp, işte semada uçan bir kimse görseniz hali şer'i şerife uymazsa kanadına vurun, yere indirin der. Daha çok. Mesela Muhammed Nuri Hazretlerinin bizzat aleyhissalatu vesselam Efendimiz'in emriyle yazmış olduğu müftahın kulüp var. Yalnız tercümeleri bilemiyorum nasıl yapılıyor, fakat biz asıl kaynağından bölüyoruz bunu. Sonra tercümeler yapılmış, ona bir şey demiyorum, o artık kendilerine ait ama asıl kaynağında daha başka oluyor. Orada şöyle bir kayda denk geldim. Feliyyattan karmak kadar ayrılan, doğu batı arası kadar tarikatten ayrılır diye. Bu yetmez yeter. Yaratılışta tasavvuf dendiği zaman zaten İslam'ın bir kuyumcu hassasiyeti ile çok ince bir şekilde yaşanmasıdır. Biz büyüklerimizde gördüğümüz bu. Bir çay hadisesiydi.
Tasavvufun Temel Prensipleri ve Ruhun Arınması ne anlatıyor?
Tasavvufun Temel Prensipleri ve Ruhun Arınması kaydında Biz ilk başladığımızda Rabbimizin nutuf ve keremi ile beş tane konu tespit etmiştik. Birincisi yaratılışta tasavvuf, ikinci olarak özde hazine, üçüncü ruh madeni, dört mükerremiye, beş tercih. Bunları tek tek işledik mi derseniz girdiğimiz zaman sanki bir deryaya giriyoruz, Rabbimizin lütuf ve ihsanıyla çıkmamız çok güçlü. Aliusi…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 20 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
İşte çay içerken şekeri, bunu kim düşünür bilmiyorum. Elbette hayır insanlar düşünürler, oraya atacağımız şekerin tek olması. Ama iki atacak, birisini kırarım, üç atacak, sünnetsiz Muhammediye uymak için sayılır Allah'ın Resulü. Sonra karıştırırken sağdan karıştırılacak. Beytullah'ı tavaf gidiyormuş gibi. Daha sonra iç altında görüyoruz biz çayları. Hemen hemen iki parmak kadar çay bırakılıyor. Buna büyüklerimiz razı olmazlardı, israf oluyor diye. Bu nedir? İslam'ın çok hassas bir şekilde yaşanmasıdır. Çaydan misal verdik, mesela namazdan misal verelim. Örnek ki Allah'ın dostlarından mescide girmekte zorlanan kimseler var. Girmiyor değil, giriyor. Fakat kapının önünde bekliyor, gözyaşlarıyla bekliyor. Diyorlar ki buyurun mescide, ben diyor bu kadar hatamla, günahımla Rabbimin huzuruna nasıl durabilirim?
Bak aynı, camiye geliyor, mescide geliyoruz, biz de geliyoruz, bu gibi kimseler de geliyor. Ama onun gelişindeki niyet çok önemli. O gelirken o kadar isyanla hatamla Allah'ımın huzuruna nasıl dururum diyor. Bayezid-i İslamiye Hazretleri'nin Hadis-i Allah-ı Sırrı'a gözleri kan çağına dönüyor. Bizim büyüğümüz cami yeni yapılıyor, içeride böyle iskeleler, işte tavan kısmı, süslemeleri neleri yapılacak. Herkes rahat bulaşıyor. Nalinleri de büyüğümüzün çok temiz olmasına rağmen çünkü onunla ihtiyaç yerine de girmediğini bulunuyorum. Temiz. Pat çıkarıverin. Şener efendim olmaz bak herkes rahat dolaşıyor. Siz neden böyle yaptınız? Her taraf tozlu, topraklı, nalin-i şerifinize girebilirsiniz deyince dedi ki burası secde mahalti. Burada Rabbimize, saatte, ibadette, alımlar secdeye varacak, böyle bir mekanı ben ayakkabımla bu sözü ama bunu ibadet etmek istedi, kirletememdi.
İslam'ın hassas yaşanması. Biz bir kimseye hediye yapıyoruz. Ne yapıyoruz? O jelatinler, ondan sonra daha başka süslemeler, neler çok ikna göstermiyoruz buna biz. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar: Nafileler sizin Cenab-ı Hakk'a hediyelerinizdir, hediyenizi güzel yapın. Kime yapın? Bir kere bu taat kime yapılıyor? Bazen koca kardeşlerimizden de soruluyor. Deniyor ki efendim ibadet ve taatten lezzet almama halleri var. Mesela gece kalkmadı. Bugün yeni gösterdim kardeşlerimize, bir Ayet-i Cemil'yi Cemil'e. Şunu ifade edeyim de ondan sonra gerekirse söylerim Rabbimizin lütfuyla. Bunu hususen layık olmayarak araştırdım, baktım. Neden biz huzur alamıyoruz? Neden istifade edemiyoruz? Eğer biz bir bahçeye fidan dikiyorsak onu boşuna dikmiyoruz. Bunun bölgesi ile yetinmek için dikmiyoruz biz. Onu bir süs olarak da dikmiyoruz.
Eğer bir elmaysa meyvesi için, bir kirazsa meyvesi için ve diğer fidanlar. Biz acaba dikilen o ibadet ve taat fidanlarından istifademiz ne kadardı? Asıl tasavvuf budur. Bu noktada yoğunlaşmamız gerekir. Bu da bize İbrahim Suresi'ndeki esamiyet Bu ayrı bir konu, ele alınması gerekir. Burada Cenabı Hak hurma ağacı ile bize misal veriyor. Onun kökü nedir? İtikattır. Gövdesi nedir? İbadettir. Daha sonra meyvesi bunlar güzel ahlaktır. Bizim altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye dememiz Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in ahlakı Kuran'dı denmesi. Burada kayıtlarımızda var. Tasavvufu tarif ederken Ehlullah güzel ahlak diye tarif etmişlerdi. Velhasıl asıl yoğunlaşacağımız bizim müftmir denir. Hani meyve veren kimse olabilmek. Mesela beynimiz meyve verecek, çok önemli.
Biz kalbin tezkiyesi, tasfiyesi duruyoruz ve durulacak ve mutlak durulması gerekir ama bunun yanında zihnin tezkiyesi ve tasfiyesi üzerinde de duracağız. Gözümüzün tesviye ve tasfiyesi çok önemli, haramlara bakmaktan dolayı tövbe edip teskiye, sonra ibretle bakıp öyle bakacağız ki bu gözler kör Hud Suresi'nde kırk altı. Ayet-i kerimede bildirilmektedir. Bu gözümüz bizim kainatı görüyor, ama bunun yanında bir de görünmeyen alemleri müşahede nasıl olacak? Gönül gözleriyle olacak. İbadet ve tatil lezzeti anlatırken üç noktada birincisi, birincisi günahlarımızdan dolayı tevbe edeceğiz, istiğfar edeceğiz, gönüllerimizi arıtmaya gayret göstereceğiz. İkinci olarak belki sıra değişik olabilir. Birinci olarak rızkımız helal olacak. İkincisi, ikincisi azalarımıza sahip olacağız.
Bir üçüncüsü, bir üçüncüsü kimin huzurunda durduğumuzu bileceğiz, işte tasavvuf budur, kimin huzurunda olduğumuzu, sadece namazda değil her an çünkü o her an bizi görmekte ve gözetlemekte olduğuna göre Mevla Zülcelal'imiz bizi her an görüp gözetlemekte olduğuna göre bu duygunun, bu düşüncenin içerisinde olmaktır. Yaratılışta tasavvuf dendiği zaman hayatımızın doğumundan, doğumundan vefatına kadar, ölümüne kadar her şeyi içerisine alan bir esastır. Sure-i Yusuf'a dikkat edilirse Sure-i Yusuf'u son bir ayettir. Bakıyoruz ehlullah'ın vermiş olduğu evrak ve ezkarda yüz on bir istiğfar diyorlar. Bunu boşuna söylemiyorum. Çünkü her ayet-i celile tasavvufi hakikatleri ortaya koy. Şer'i esaslardır bunlar ama yedi batın yetmiş batın anlamı diye biz bunu kitaplarda görüyoruz.
Aziz Mahmut Hüdayi Hazretleri, Hadis-i Allah-u Ziret'a insanın zahiri, zahiri, insanın batıni Kuran-ı Azimüşşan'ın batıni, insanın batını Kuran-ı Azimüşşan'ın batını diyor. Biz bunun dışına çıkamayız, mümkün değildir. Biz bu şekilde kodlanmış, bu şekilde ayarlanmış, bizim genemiz de hiç şüphesiz budur. Bunun dışında olamaz, Cenabı Hak bunu ifade buyuruyor. Bu ayet-i celilede tasavvufi ifade etmek için tarikat-ı aliyeyi ne diyebiliriz? Biz ancak İbni Abbas Radıyallahu Anhamı Hazretleri'nin biriyye aittir. Elimizde keser tasavvufi bir eser Behçet-i Seniyye. En başında marifetullah'a talip olan kişidir Cenabı Hakk'ı tanımak. Ayet-i celîle bizim cenamız nedir? Şimdi cenneti bozulabilir. Bu asimile bulmalar var, neler var? Mesela Müslüman bir kimse diyelim uygunsuz kimselerle bir araya gelince ne oluyor? Ahlakı değişebiliyor, yaşantısı değişiyor. Onun için ne diyorlar bize?
Aman ha salihlerle olur. Hem dişini salihan salihe ver hem dişini salihan talişe ver. Salihlerle olursanız Salih eğer Allah korusun onun dışında şerlil insanlarla olursanız onlar gibi olursunuz diye. Bizim bu hem genetiğimizi DNA değişmez ama ama bunu değiştirmek nasıl olur? Mücadele burada zaten. Tasavvufun burada yaratılışta tasavvuf derken bir noktasını izah edeceğim Rabbımızın lütfuyla. Nedir çatışma? Bizim içimizde bir çatışma var. Bunu biz yaşıyoruz da bilen aslında var. Şimdi bunu nasıl söyleyelim biz? Allah için sevmek mesela. Menfaat karşılığı değil sırf Allah için sevebilme, bunun bir çatışması var. Cihadın çatışması var. Allah için sevgi ve Allah için muhabbette olduğu gibi bunun yanında din düşmanlarına karşı mücadelede var. Hayatımızı Rabbi Zülcelal'imizin razı olduğu şekilde geçirebilme mücadelesi var. O zaman nasıl bu?
Bir kötülüğün kaynağı olan nefis, bir de ailenin kaynağı olan ruh. Tasavvuf nedir? Tasavvuf nefsi ruha arkadaş etmektir. Asıl durulmak, süzülmek budur. Aslında tasavvuf sulh, sulh nedir? Bütün azalarımızda sulh ü temin etmektir, nefsi ruha arkadaş edebilmektir. O zaman güç ve kuvvet hasıl olur. Sonra bunu şunun için diyorum. Burada beş tane konu ilk başta ifade edilmiş. Bunlar bizim görüşmelerimiz arasında geçtiğini ifade ediyorum. Tekrar ele alınacak olursa içinden inşallah Rabbımızın lütufbe keremiyle çıkarız, yaratılışta tasavvuru. Bir kere doğan bir yavrunun sağ kulağına ezan, sol kulağına kametin getirilmesi. Nedir? Onun ruhuna işleniyor, onun ruhuna. O yavruğunu bilmez. Aslında bu daha doğmadan önce başlar. Mesela batıya baktığımız zaman onların bir çocuğun gelişiminde belli bir harp, belli bir sınır, belli bir yaş var ama İslam'da yok. İslam'da daha doğmadan önce başlar.
Nasıl başlar? Hür zengin, müşrike bir kadından Müslüman bir cariye ile evlenmenin daha hayırlı olduğu ifade ediliyor. Biz tasavvufu öyle bir anlayacağız ki Aleyhisselatu Vesselam Biz hiçbir zaman aşağıda kalamayız, onlar bize yol gösteremez, hiçbir zaman gösteremez. Eğer İslam'ın esas vermek ki kaynağı Kuran ve sünnet kaynağına iyi yapıştığımız zaman onlar bizim gerimizden gelir ama bu nasıl gönüllere yerleşiyor bilmiyorum. Çünkü gevşemeyin, sakın ha, gevşemeyin, her zaman uyanık onu Rabbimiz görüyor ve biliyor. Aman ne hasatrına? Hüzünlenmeyin de ve entümü'l alaun inküntum müminin. Müminler oldukça bak kayıp var burada, müminler oldukça siz en üstünsünüz. Müminler en üstündür, başkasının arkasına takılan kimse değildir, öncüdür, kılluküm rahim diye bu. Ve Furkan suresinde haber verilirken buyuruluyor ki siz muttakilere imam mısınız? Allah'ımız şerlilere imam etmesin. Bak imam tahmini.
Bir İbrahim Aleyhisselam için bu tabir kullanılır bizim adızdır. Efendimizi sallallahu teala aleyhi ve sellem o zaten başta hız, önderlerin önderidir o. Ne güzel izah etmiş İmamı Kastelani'yi, çok güzel ifade etmiş. Bunu tarif ederken biz daha yaratılıştaki tasavvufu anlatamayız. Bu beş tane konuyu ele aldığımız için kısaca geçeyim diyeceğim ama nasıl geçebiliriz ki? Nebi Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'i tarif buyururlarken bir padişah düşünün. O padişahın nesi var? Vezirleri var. Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz Allah'ımızın habibidir, sevgilisidir, diğer peygamberler ise onu tasdik etmek suretiyle İmamı Kastalani'den söylüyorum, Mevahibü'l Leduniye'den söylüyorum. Nedir? Onlar da onun risaletini tasdik etmek suretiyle Nebi ve resul olmuşlardır. Musa Aleyhisselam'a geleceğiz, Musa Aleyhisselam'a geleceğiz. Musa Aleyhisselam diyor ki ya Rab, levhalarda bir ümmet bölüyorum.
Çok müstesna. Ben onlardan bulabilir miyim? Onlar evvel gelecek yok. Siz evvel geleceksiniz, onlar sonra gelecek Efendimiz'e hasretlik duyuyorlar. Onun için hiç yılma, bıkma haddinyen yok. Her an azmimiz, gayretimiz doğuracak çünkü tasavvufudur. Menis Tevayiyallahu fellah mabununun. Gece evrad ve ezkarımızı yapmışsak gece evrad ve ezkarımızı yapmışsak bizim sabah namazına geldikten sonraki halimiz daha bir aşkla, daha bir feyizli, daha bir nurdayız. Böyleyin ondan daha ziyade, akşam ondan daha ziyade. Her an her an gelişimde terakkide umulması icap eder. İki günü denk olan zarardadır, böldüğü. Gönlümüzdeki aşkımız, muhabbetimiz fazlalaşacak. Mesela esma-i İlahiyenin tecellisi efal-i İlahiyenin tecellisine, daha sonra sıfatı İlahiyenin tecellisine, zatı ilahiyenin tecellisine. Biraz önce kardeşimizin okuduğu eserde de ayet-i celilelerini okuyordu.
İmrenmek için imreniyoruz, imrenirsek takip ederiz ve imrenmemiz gerekir. Biz kime imreneceğiz? Bizim yaratanımız Mevla'yı Zülcelal, yol gösterenimiz onun nurundan halk olunan ben Allah'ın nurundan halk onundum, kamil müminler de benim nurumdan buyurulduktan sonra biz kimi tahmin edelim? Biz düzeleceğiz ki biz düzgün olacağız ki bizi takip edenler de düzgün olsun. Eğer raylarda, trend raylarında lokomotifte bir arıza olursa, eğer o raydan çıkacak olursa arkadaki bütün vagonlar yatar. Ondan dolayı külli hadis-i şerifini ele alacak olursak ve bunun yanında diğer hadis-i şeriflere baktığımızda bir aileler iyisinden tutun, en yüksek birimde olan kimseye kadar biz düzgün olacağız ki geriden gelenler de düzelebilsin. İslam'ın yayılış şekline baktığımız zaman İslam'ın yayılması kılıçla değildir. Bakın cihat anlatılır, tasavvufta bir cihadın tarifi var.
Tasavvufta cihat kan dökmeyi önleme mücadelesidir. İnşallah yeri gelince anlatılır. Özde hazine, gözde hazine Kuran-ı Kerim mesela otuz. Ayet celde diye Bakara Suresi'nde hatırlıyorum, Es'ailri billah dinleyici ayvim fi ardı haliyda. Bu yetmez mi? Allahu ekber. O ayet-i celdeyim inşallah okuyacağım Rabbimizin lütfuyla Es'laübillah otursunca için. Yalnız bu halife tabirinde iki hususa işaretlerimizde. Bir umumi hilafet var, bir de hususi hilafet var. Bu da ayrı bir konudur. Özde hazine ruh madeni asıl önemli olanı da budur zaten, madeni bulabilmek. Evet, ne ummak? El-Hanni sıfatı var ya Cenabı hakk'ın ismi Celali El-Hanni. Bunu çok iyi anlamamız lazım. El-Ğani öyle bir zengin ki Rabbi Zülcelal'imiz kalbine öyle bir nimet bahşetmiş ki o nimetleri bahşettiği o nimetleri kuvveden fiile çıkarabilmek. Ashabun asıl anlamlarından birisi budursa kuvveden fiile çıkarabilmek.
Mesela Ashab-ı Gücin efendilerimiz neydi onlar? Şit içerisindeydi. Ne oldu? Kuran Azimüşşan'da radiyallahu anh ve radu anh denilecek hale geldi. Camilerimizi bile isimleriyle süslüyorduk. Nebi Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin huzurunda Kerim-i Şehadetle bu maden ortaya geçer. Çıktı? Ashab-ı Müziği Cünun ve bir iyiyim tiktedeydun, tiktedeydun. Ashab-ı Müziği efendilerimizin vasfı Kuran-ı Kerim'de mevcut zaten. A Hadis-i Muhammediye'de de pek çok Ashab-ı Güzin efendilerimizin özellikleri var. Çok müstesna kimselerdir. Tabiin öyle, tebei tabiin öyle, mezhep imamları öyle, mezhepte müçtehid olanlar öyle, suleha öyle, meşay-ı ikram öyle, sadikdikdik öyle, salihin öyle, kanitilik öyle, sabirin öyle, sabirin öyle, seherde gözyaşı dökenler öyle, müttaki olanlar öyle bitmez, tükenmez. Bunun için asıl bir inşallah yeri gelirse anlatılır bir müridin kimliği mutlak olacak, mutlak olacak.
Bu kimlik Ahzab suresinde otuz beş. Ayet yeridir. Ruhta maden mükerremiyet, insandaki üstünlük mesela şekil ve şemail olarak bunlar ne kadar ismi kimselermiş demeden bunlar insanın mükremiyeti etin de kanın da kemiğin de değil. İnsanın mükremiyeti Cenabı Hakk'a olan muhabbetinde, aşkında ve Rabbi Zülcelal'imizin emri ilahiyyesine koşup nehyettiğinden kaçmak da ilahi korkuyla ve tercih hususu zaten bizim cenamızda bu tercih mevcuttur, kulluktur, kol olabilmek. Mevlana'mızın biraz önceki görüşmede de gördüm, Mevlana'mızdan bir beis okundu. Ben de şu dem, ben de şu dem diye başlar. Kul oldum, kul oldum. Her köle azad olunca sevinir, ben de kul olunca Cenab-ı Hakk'a aittir. Lugatta sevilen şey, sevilen iş, yalnız buradan sevilen şeyime sevilen iş dendiği zaman Kitabı Kerim'imizin tasvip buyurduğu, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz'in kabul ettiği ve ulema-i Kiram'ında tasdiklediği hususlar.
Sevilen şey ve sevilen iş. Nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek ve güzel ahlak ile tezir etmektir. Kelime anlamları çok müstesna. Aslında biz okuyup geçiyoruz, bakın ne söyleyeyim Nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek, gerektiği şekilde terbiye etmek ve güzel ahlak ile tezyin etmektir. Gerektiği şekilde terbiye etmenin neleri var? Usulleri var, esasları var. Mesela az hikmet, az uyumak, az konuşmak yalnız bunlarda bile ölçüler var. Nasıl? Efendimizin iki hadis-i şerifi var, sallallahu aleyhi ve sellem. İlk anda birbirine zıt gibi görünür, zıt gibi görünür. Mesela buyuruyor ki aleyhissalatü vesselam Efendimiz iki yanınızda bulunan nefsin düşmanınızdır. Bu mal de olacak inşallah. İkincisi nefsiniz bineğinizdir, onları gösteriniz, şefkat gösterin. Bak zıt görün. Nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek bizi bu noktalara girdi. Nefis mutmainne huzura irinceye kadar ne yapılır? İmi kesin.
İtaat ettikten sonra enbiyadan bir tanesi Rabbimize yalvarır diyor ki Ya Rab ben gece taatlerine kalkamıyorum, vücudunun zafiyetinden haber verince yumurtanın sarısını yemesi tavsiye edin ve diğer ayet-i cellelere dönülür. Bir geçelim biz bunu. Nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek, böyle kendi arzu isteğimiz, kendi kafamız, kendi düşüncemize göre değil. Bu da ayrı bir konudur fakat önemli binaen değinmek istiyorum. Mesela oturumlarımız oluyor, konuşmalarımız oluyor, görüşmelerimiz oluyor. O oradan söz söylüyor, o oradan söz söylüyor ve ortalık karışık bizimle. Neticeye varılmıyor. Çünkü oradaki konuşmalardaki en çok ifade şu: Siz böyle diyorsunuz ama bana göre şöyle diyor. Bir diğeri de Yok kardeşim, ben şöyle düşünüyorum. O kalkar ben şöyle düşünüyorum. Bir diğeri kalkar ben böyle düşünüyorum. Diyecek ulusa ne olur? Maksatla gaye yakınlaşamayız.
Bir kere suyu Vanadan göndermemiz gerekir. Dört bir rivayette de beş hadis-i şerif var İslam fıkhının temel esas derdi. Bir isim. Herhangi bir söz, herhangi bir iş Resulullah'a dayanmazsa, ona uymazsa o red ol, fahr-i Kainat diyor. Söylediğin söz ona uyuyorsa. Çünkü o iki cihan güneşin o Allah'ı bu guruptan yaratılmıştır. Efendimiz hakkında biz bir şey diyemeyiz Allah'ımız onu. Bazen de gönül tellerimize dokunmuşsun. Mübarek bir kimseydi. Çoban. Çoban Ali Efendi dedim, Maraş'ın köylerinden. Dedim ki aleyhissalatü vesselam efendimizi gördün mü? Dedik oğlu gördüğü zaman insanın eti kemiğinden ayrılıyor. Saah. Sesini çıkartmıyorlar yoksa öyle bir ferya diler ki. Sonra da Hayrettin Karaman hocamızın dediği gibi ilk anda tahammül edemezler, sonra da milliyet peyda eder, ayrılamazlar diyor. Ashab-ı Sofreydi, Ashab-ı Sofrede Böyle kuşluk vakti bir gencin feryadı büyüdü.
Fakat o feryat gelişigüzel bir feryat değildi. Müşahede itmenin, onu görmenin feryadıydı. Bir türlü durdurulamıyordu. Üst lazım geldi. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem çok sever evladım oku. Mürşid dendiği zaman Rabbimizin izniyle verdiğini alabilendir biiznillah itaat. Mürşid dendiği zaman insanın yapısında bulunan su, hava, ateş, toprak bunun dozajını ayarlayan kimsedir. Ara ara mutabıkleri de bilmiş oldu. Tahammülü zor. Daha sonra alışım. Alışınca ayrılmak mümkün değil. Hz. Selman hep hatırlayacağı şu anda mesela. Bu bin dört yüz seneyi çok geçmiştir. Hayır, geçmemiştir. Şu anda mevcuttur. Şu anda biz hep aynı durum, aynı acıyı, aynı sızıyı, aynı derdi paylaşmamız gerekir. Diyor ki, evinde otururken ben diyor Resulullah'ı istediğim zaman sallallahu aleyhi ve sellem görüyorum. Yarın ahirette o mürseller makbul. Ben de gerilerde ne olacağım diyor feryadı basılıyor.
Efendimizin huzuruna geliyor. İki cihan güneşi mübarek başlarına eğiyorlar, cübbesine sarılıyorlar. Baştan Deva Cibril vasıtasıyla okuduğum mahiyet şerideler de bir ikna ithal gelir. Biz de bunu yaşayalım. Bak, derdimiz, sıkıntımız, yiyeceğimiz, içeceğimiz, yiyeceğimiz, istikbalimiz ne olacak, ne yapacağız, ne edeceğiz, evimiz, barkımız bilmem falan demeyelim. Allah'ımızın emrine uyduğumuz zaman her şeyimiz düzelir işte hadis kitapları elimizde. Hadis-i Kudsi ey dünya, sana hizmet edene, gideni kendine köle, bana taat kılana da sen köle ol diye buyuruluyor. Biz Rabbimize tam teslim olduğumuz zaman kulluğumuzu dünya arkamızdan gelecektir. Afaki olarak görülmesin, Kuddüs-i Veli Hazretleri bağda ve bahçede çalışıp müridanın bir kısmı der ki Efendi Hazretleri'ne ne oldu böyle? Dünyaya çok düşkün bir hal arz etti. Böyle otuz saydı seccadesi veya posta üzerinde daha iyi olmaz mıydı?
Bir küre ederiz toprağa un giydirir, arkaya doğru attığı zaman böyle altullar dökülür, evladın. Biz arzuyu dersek Rabbimizin izniyle o dilerse yağdırır, fakat biz ve etrafımızda bulunan kimseler Hazreti Davut ne güzel bir kul ehlinin emeğini yer, biz onun için yakınız. Biz El Kasi Guyabibullah helalinden ticaret yapan Allah'ın dostudur onun için yakınız. Tasavvuf dendiği zaman sadece dergahı, angahı, tekkesi, seccanesi, ibriği, tespihi değildir sadece. Hayatın başından sonuna kadar, hepsidir. Mesela en alt birimden, en üst birime kadar, mesela idareciler için ne buyrulur? Yeryüzünde Cenabı hakk'ın gölgesi. Dervişliği bu noktada da götürebilmek mesela bir bu başlangıçları birer cümleyle olsun izaha çalışıyor. İzana girmiyor. Sadece bir tanımı, bir tadımdı. İbrahim bin Ethem, Kaddesallahu Sırra biliyorsunuz bir şad olunca o padişahlık hibasını çıkardı çobanın kepeneğini.
Büyüklerimizden bizzat gördü ki biz olsaydık onu o devlet reisliğinde iddia eder derilişliğini devam ettirirdik diye. Hazreti Fatih deriliş değil miydi? Bakmayın siz, Akşemseddin Veli'yi ona evrad ve ezkar vermemiştir derken onun dervişliğini devlet yönünde devam ettirmiştir. Bak yanlış anlaşılmasın. Mesela denir ki, o dervişlik noktasında değil de onu idari idari noktada zaten derviş kıldığı, öyle bir tevekkülde bulundu ki zaten hadisi şerifiyle zaten dervişliğin en üst noktasına geldi o Ve onun Cenabı Hakk'a itaatiyle Hace, Hace Ubeydullah Arabi Hazretleri dilgahından koşup geldi. Tayyi mekan bu tasavvufta çok önemli terimlerdir, tayyi mekan yaparak geldi, ayrı bir konu. Nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek ve güzel ahlak ile tezyin etmektir. Ne demek nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek? Şeyh Sinan diye bir zat var. Bu, Ebu'l Hasan-ı Haramani Hazretleri'nin ziyaretiydi.
Malum, anımlı çünkü. Hırçın, nerededir? Dağa gitti. Halbuki iltifat etti. Neyse artık onun da bir hikmetleri var şüphesiz. Dağa giden, bakar Geyefendi Hazretleri asranın üzerine vurmuş, elinde de bir yılan sopa gibi. Görür görmez gerişin biri kendinden geçer. Derler ki bunun nefsi gerektiği şekilde terbiye edilmemiştir. Devamlı iltifat görmüş, devamlı iltifat gördüğü için kendinden geçti. Çünkü bizim Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Mübeşşirine ve Münzir. Hem müjdeliyor hem korkutuyor. Hakiki mürşid-i kamil, evlatlarını yetiştirirken devamlı istifade etmez. Gülü biz eğer esans şekline göndereceksek aman ha, koklarken bile dikkat edelim, ezilmesin, üzülmesin, bir şey olmasın, dalına pek dokunmayalım dersek onu koparmayıp da dalında bırakırsak bu esansı olmaz ondan, Dalından kopacak, ezilecek, süzülecek. Onun için Mevlana'mız hamdım, yandım, pişti.
İlk görevin mutlakta başlaması da ayrı bir terbiye usulüdür. Bunu nasıl tarif edeceğiz? Bunun tarifi çok yukarıda eden. Sevilen şey, sevilen iş, nefsi gerektiği şekilde terbiye etmek ve güzel ahlak ile tercih etmektir. Fazlaca aç bırakmak da doğru değildir, hep ölçüler içerisinde. Mesela Aleyhisselam Efendimiz buyuruyorlar: Yemeğe acıkmadan oturmayın. Benim iyi mi saatim yersin? Dinmeden. Ben acıkmadan oturmayın. Bir de karnımız daha midemiz, yemeğe arzulu diken kalkın. Hiç böyle kalkanımız olursa, gerçekten Çok hoşuma gitti, bir daha değil, çok hoşuma gitti, bir daha değil, yerken daha bir garsulu iken. Ve güzel ala dile tezyin etmektir, sofiye ızdırahında. Yani onların dilinde, yani bir kelime anlamı olarak beyanlisin bile, kişinin kendinden yükseğiinde bulunanın haline göz dikmemesi çok güzel söylemiş. Kendinden küçüğünü de hakir görmemesidir.
Kendisinden üstün bulunan kimsenin makamına gözlük, aşağı olanı da hor görünüyor. Barekallah. Her vilayette, her ilçede, her mahallede sizin gibi insanı Cenab-ı Hak eksik etmesin. İşte insan ve burada gerçek sufi olmanın gereği de budur. Kişinin kendinden şeyinde bunların haline göz dikmemesi, kendinden küçüğün de hakir görmemesidir. Bilesin ki müridin kendisiyle, şeyhiyle, ihvaniyle vesaire insanlarla olduğunda riayet etmesi gereken adap vardır. Bir de her bir makam, her bir hal geçer. Diyorlar ya hal nedir deyince şimdi buraya kaydı gitti diyor. Ama makam o oturur. Mühim olan o zaten. Mesela zikirlerde bir hazır oluyor, sohbetler bir lezzet oluyor, insanın bazı günlerde büyük bir şevk aşkı içerisinde oluyor ama ondan sonra bitiyor. Kapıdan dışarı çıktığında bu iş bitiyor bitmeyecek ve devam edecek, onda karar kılacak. Bu Saffet Suresi'nde incelenin. Makam-ı maallow diye.
Bu melekler için bir makam vardır diye, Safe Suresi'ni yiyeceğim. Müridin her anda bir edebi, bulunduğu her yerde. Mesela şimdi zamanı mı? Dur, binmeyecek. Orada tam bir edemin erkının dikkat edileceği, nerede bulunursak bunlara dikkat edeceğiz. Efendim bulunduğun yere göre şekil alacağız. Hayır. Bizim şeklimiz, bizim ölçümüz verilmiş Allah'ımızın kitabında, Resulünün sünnetinde, Evliyaullah'ın edebinde behevvustur esamle. Ayeti celilesinde makam ifade edilir. İşte efendim bir huduttur, yanında iki tane imama, iki tane diyeyim yani sağında ve solunda imama. Daha sonra üçleri, yedileri, kırkları, yetmişler, yüzler, üç yüzler, binler, on binler bu İbni Abidin Rahmetullah Ali Hazretleri'nin eserinde Hosile Azam'a hizmet bölümünde geçer. Bunu İpek Hocamız Erenler Gaye Ellenmelidi, biz önce bir kitap haline de getirmişti, oralarda görürüz.
Müridin kendisiyle beraber yolunda riayet etmesi gereken adap çoktur lakin insan bunların hepsini yapmaya güç yetiremez, hepsinden güç yetiremiyorum diyerek terk edemez. Onun için en zaruri olan şeyleri biz burada anlatacak. Bir, sadakat. İşini Allah'a sadakat esası üzerine bina etmesidir ki binanın sağlam temel üzerine oturması için sık esastır. Büyük mürşitlerimiz insanlar usule riayet etmedikleri için usulü kendilerine imkansız kıldılar. Burada iki şeye çok dikkat edeceğiz. Bir, usule dikkat etmeye, bir de birden beyinlere dikkat edeceğiz. Böyle diyelim ki bir yolun müntesibiyiz, yani bir yolla intisap etmişiz. Birincisinde usule dikkat edeceğiz. İkincisi onların, o tabi olanların kendi arasındaki geçim hususu çok önemlidir, ünsiyeti çok önemli, başarıda bulunalım. Veki İbnül Cerrah der ki Allah'ın yolu hidayettir Celle Celalühü'nun ancak sadık olanlar nail olur.
Bu yolda kulun evvela Allah hakkında Celle Celalühü ve kendisi hakkında itikadını düzeltmesi. Bunları biz böyle geçiyoruz da hepsi sanki bir hüccet, bir delil gibi kaide mi esas çok önemli. Evvela Cenabı Hak hakkında ve kendisi hakkında itikadını düzeltmesi, yani Allah'ı Celle Celalühü esma ve sıfatlarıyla Rabbül Alemin olarak kendisini de bunun aciz bir kulu olarak tanıması ve bilmesi lazımdır. Kulun Allah hakkındaki itikadının bütün zan ve şüphelerden temizlenmesi, dalalet ve bidatlerden uzak bulunması, itikatta esasının Kuran ve sünnet olması lazım. Velhamdülillahi rabbil alemin. Efendim teşekkür ederiz. Allah razı olsun. Çok müstefid olduk. Fazlaca teşekkürler var efendim. Dua talepleri var. Bugün herhalde son dersimiz olduğu için insanlarda bir hüzün hali var ki çok fazla soru da sorma taraftarı olmadı dinleyicilerimiz. Şöyle bir soru var efendim.
Yusuf Suresi elli üçüncü ayette, şüphesiz ki nefis kötülüğü emreder buyruluyor. Burada diyor bizim asıl vazifemiz ruhumuzu onarmak ve bu işte de vazifeli ve sorumlu olan nefsimiz nefsimizi terbiye edebilmek. Biz insanı hayvandan, hayvanlardan affınıza sığınıyorum, farklı kılacak, bizi nasıl aramalıyız, nerede bulabiliriz diye bir soru var efendim. Yok vermiş zaten. Nefsimizin ıslah diyor ya nefsimiz da ruhumuzu da değil cevabını vermiş zaten. Evet. Efendim, ilimin insanı manaya o hakikate götürmesi gerekirken günümüz ilim ehillerinde tasavvufa karşı bir soğukluk var. Bunun nedeni neden olabilir? Bir ilim talebesi böyle olmaması için neye dikkat etmelidir? Cahil sokalardan geliyor. Yoksa ki ilim mehir hiçbir zaman bu hakikatleri inkar edemez. Çünkü İslam'ın emirlerini takvaya göre yaşamak indiği zaman bunu kabul etmemek mümkün değil.
Bu yine bizim görüşmemizin arasında geçti, şeriat bir ayrı, tarikat bir ayrı düşüncelerinden, cehaletten doğar. Yoksa ilim ehli ıslahının bunun karı mümkün değildir. Çünkü bütün temel esaslara dayanıyor Kuran-ı Azimüşşan'a ve sünneti Muhammediye dayanabilmek mümkün değil. Mesela ilimde bir ilim, kimse ne diyecektim? İlmin ilim olması için teshamlet inme ma yahşAllahüm minada dilliu lehma Gerçek alimler Cenab-ı Hak'ta büyük bir saygının içerisinde azamet-i ilahiye karşı büyük bir tazimdedirler. Yani böyle ilim ehillerinde olmaz bu. Katiyen çünkü tasavvuf ilim ehillerinin yoludur aslında. Tasavvufi asıl kabul eden harika daim ilim ehillerdir. Bir İmam-ı Azam'ın Şeyban-ı Rai ile rasibetin vesail imamlarının alakası amin leveveviler, vesainler. Bunu eğer gerekirse ifade fitime her şey yaparsınız. Buyurun efendim.
Konuların övilmesini mesela Hanefi imamlarından İbnü'l İmam, İbni Şibli, Firavun Bilali, Hayrettin, Emmli, Hamevi ve emsali. Bunlar ilimde sancak açmış kimseler. Şafi imamlarından Sultan Lul ulema el-Aizzübünü, Abdusselam, İmamı Gazali, Taahhütdi, İmamı Sünneti, Şeyhülislam, Katu Zekeriynan, allame eşyaab, İbni Hacer'in Hiytemi ve emsali nasıl kar edemiyor? Bunlar kabul ediyor. Bunlar tarikat tahiyyenin içinde. Kardeşimiz tabii haklıdır soracak ne olursa olsun. Bunları gördüğümüz zaman düzelmemesi beynimizin mümkün değildir. Maliki imanlardan, Büyük Alemler meçhul. Yani alimlerin yolu asıl tasdik eden onlar zaten. Evet efendim, Zaten Yahyalı Hacasın efendimiz bunlar bizi bildirmiş efendim. Evvela ilim olmalı, amel nehrinden dolmalı, ihlas bahrine dalmalı, bu işe ihtimam lazım.
Sizin de ifade buyurduğunuz gibi yani ilim çok engel değil ama o zümreye bu yolun yolcularının doğru bir duruş sergilemesi gerektiğini anlayabiliriz yani, değil mi efendim? Ve kardeşimin çoğu okuması gerekiyor. Evet, mütalaa içindir. Efendim, tasavvufun gerçi bu sorunun da cevabını verdiniz ama yine de kırılmasın dinleyicimiz ben sorusunu dile getirmiş olayım. Tasavvufun ahlaktan ibaret olduğunu söylediniz. Yaratılışta tasavvuf buyurdunuz. Manevi derslerdeki ilerlememiz, makam hususunda ilerlememiz ahlakla bağlantılı mıdır diye bir soru var. Yani bu ahlakla bağlantılı. Evet efendim. Bu sohbetlerde sizin huzurunuzda işte sohbet meclislerinde aldığımız bir hazzlu lezzet var efendim. Bunun hariçte de devam edebilmesi.
Yani buyurdunuz ya işte gözün de tezkiyesi, aklın tezkiyesi, tasfiyesi, yani bu hususta ticaretimizde, aile hayatımızda, insani ilişkilerimizde de devam edebilmesi için yani nasıl bir yol izlenmeli? Böyle bir yol izleyeceğiz. O Sehl bin Abdullah da Tüsterih Hazretleri'nin üç yaşında gece namazı kılıyor ya Evet efendim. Demiş ki dayısı Muhammed Sevver Hazretlerine dayı kalbin karar verdi. O da Allahüm nai, Allahüm naziri, Allahüm şahidi. Allah'ım benimle beraber, Allah'ımız beni görüyor, her halime şahittir. Rabbimizin gördüğünü bildiğimiz zaman şeyh huzuru bilmem şey-i kamilin huzuru ne diye bir ayrım yapılamaz her zaman. Rabbimiz görülüyor. Rabbimiz görüyor, görmüyor derken o da ayrı konu. Evet, hem kardeşimiz çok haklı. Çok haklı. Rabbimizin bizi gördüğü duygu ve düşüncesini kaybetmezsek o zaman mütsile hallederiz inşallah.
Efendim manevi birlikteliğin taze kalabilmesi için ve müridin de böyle sağlıklı bir şekilde istifadesi için mürşid-i kamili ziyareti ne kadar sıklıkla olmalı? Yani bunun bir ölçüsü belki maddi anlamda gidip gelmek hususunda bunun bir ölçüsü var mıdır efendim? Ölçüsü şu. Bazen bahçelerimiz kuruluyor için, sulanmadığı zaman meyveler de çok küçük kazınıyor. Bir kere ruhen şer an alakamız olacak. Hiçbir zaman alakamamız kesilmeyecek, kalben. Onun dışında da siz Acrasen efendi dedinizse ayda bir bölüşsünler, Hem bazı derslerini danışsınlar diyor ya. Evet efendim. Görüşmek mutlak abiler. Evet efendim. Efendim çok teşekkür ederiz. Bizlere son olarak bu dönemde söylemek istediğiniz nasihatleriniz var ise onunla noktalamak isteriz. Ben tekrar tüm katılımcılar adına size teşekkür ediyorum efendim. Herkesin çokça dua talepleri var, hürmetleri var. Allah'ımız ömrümüze bereket versin.
Bizi de sizden istifadelenmek, sizden aldığımız feyizle kainata ulaşabilmeyi nasip etsin inşallah. Şeyhy bin Abdullah ed-Cüsrevî Hazretleri'ne verilen ümmet: Allah bizimle beraber celle celalühü bize bizden daha yakındır. Her an görüp duymakta ve bilmektedir. Bu duyguyu kaybetmeyelim. İnşallah efendim. Çok teşekkür ederiz. Bellerinizden hürmetle, muhabbetle, hasretle öperiz. Tüm katılımcılarımıza da ayrı ayrı teşekkür ediyoruz. Tekrar otuz bir Ağustos iki bin yirmi iki saat on sekiz ile yirmi iki arasında sınav hususunda dikkatli olmamızı inşallah hepimizin başarılı olmasını temenni ediyoruz. Yine Twitter'dan, İnstagram'dan, sosyal medya hesaplarımızdan Didar Akademi sayfamızı takip edip muhakkak oralarda Didar Akademi hashtag'i hashtag'iyle paylaşımlar yapmak, bu hizmeti daha çok insanlara duyurma hususunda da beraber bir heyecanı sizlerle paylaşmaya talibiz.
Cenabı Allah hepinizden razı olsun. İnşallah bu son görüşme daha nice güzel buluşmalara vesile olsun. Bu son dersimiz inşallah her geçen gün böyle dersimiz inşallah her geçen gün böyle güzelliklere kavuşacağımız filizlerin ekilmesine bu on iki hafta vesile olsun. Allah hepinizden razı olsun. Yahya Alacasın Efendi Hazretleri'nin bir nasihati ile noktalamış olalım. Kalbin arşa tam açmalı, Allah'ın feyzini içmeli, fena ahlaktan geçmeli, nefsini çiğnemek lazım. Rabbim nefislerimizi çiğneyip yolunda yolcu yapmayı nasip etsin. Hepinize hayırlı akşamlar diliyoruz. Esselamün aleyküm ve rahmetullahi ve berekat.