Bazı diyor, yolculuklarımda bir kimse gördüm ve aleyhis sebü müneşşar, böyle giyim olarak basit bir giyim gördüm. Bana bir selam verdim. Gültü dedim, Rahimekallah, Allah sana rahmet eylesin, es-elüke meseleten, ben sana bazı şeyler soracağım dedim. Gal buyurdu, evciz, Sor ama biraz kısa olsun, uzun sorma. Feinnel eyyeme tamdi, çünkü günlerimiz geçiyor. Demek mübarek bir insanmış ki her kelimeden mesul olduğunu biliyor. Aman diyor, kısa sorun. Vel enfese tu addu ve tuhsa. Bu nefeslerimiz ise hep sayılıdır. Ve Rabbü muttaliun yesmau, Rabbi zülcelal'imiz ise ne söylersek onu duyuyor, görüyor, biliyor. Amenna ve saddakna. Ve yerabe müşahede etmektedir. Ondan sonra sormaya başlıyor. Hazreti Ömer radiyallahu anh efendimizin bir sözü var. Eğer okursak okumamız da lazım.
Ebu Bekir Sıddık, Hazreti Ömer, Hazreti Osman, Hazreti Ali radiyallahu anh Mecmuin bu dört halifeye bunların isminde Sami Efendi Hazretleri, Haddesallahu sure eser çıkardılar. Orada mübarek sözleri de var, sözleri de var. Buyuruyor ki kişinin değerini sorusundan anlarım. Kişinin diyor değerini, kıymetini sorduğu sorudan anlarım. Şimdi Ashabı Güzin'e bakıyoruz. Ashabı Güzin, efendimize hakikaten çok müstesna sorular soruyorlar. O da makamı Mahmud oluşu, hatemül enbiya oluşu, risaletine nübüvvetine Cenabı Hak yanındaki kıymet ve değeri bizim söyleyeceğimiz gibi değil ona göre cevap buyuruyorlar cenabı Hak Ashabı güzinden sonsuz razı olsun ki bizlere bu mübarek kelamların gelmesine vesile oldular. Efendimizin mübarek sözleri aynen o günkü gibi capcanlı ne yapacağız? Bize düşen okuyacağız, talim edeceğiz, gereğine göre amel edeceğiz. Bu hepimiz için geçerli.
Efendim mürşidimiz olur, bize yol gösterenler bulunur ama asıl bizim gayretimiz gerekir, bizim çabamız gerekir. Mütala edersek çok istifademizin olacağına inanıyorum. Gerçekten bir yerde müsved de eserini okumuştum Sami Efendimiz Hazretlerinin. Kendi mübarek el yazılarıyla demek hazırlık yapıyorlar ki onun tab olunması için. O bile müsved de yazmış olduğu yazılar bile çok düzenli, çok intizamlı bir yazı şeklini gördük. Orada hoca olanlardan bir kimse vardı. Dediler ki bu gerçekten bir ilim ehlinin sözü başka olamaz. Bunu çokça duyuyorduk. Anlatmaya da gerek yok. Bize düşen, aynen kıymetli bir zatın dediği gibi onlar kazanacağı yerleri kazandılar. Bize de yol gösterdiler. Aman ha, şu yoldan devam edin. Şer'i esaslara çok dikkat edin. Belki derslerimiz yükselebilir ama bu sohbetlerinde duyduğum sözlerden naklediyorum.
Mesela bina on kat yapılır, belki yirmi kat yapılır ama altta bir patlayıcı tahrip kalıplarına bulunacak olursa ne olur? Bir ateşin isabet etmesiyle gürül gürül yıkılır. Bunu çok güldüm. Herhalde Miftahul Kulüb Muhammed Nuri Hazretlerinin, o aleyhissalatü vesselam Efendimizin emriyle yazdı o kitapların. Hiç şüphesiz bu sultanımızın eserlerini de Sami efendimizin, üstadımızın olsun, boşuna bir söz değil onlar. Çok talim etmemiz gereken sözler. Duyuyorum, okunuyor olduğuna çok şükrediyorum. Eğer tefsir okuyacaksa arkadaşlarımız, duyurun etrafa bu olmaz yoksa burada üç kişimiz duyar, onun dışındakilere de duyururuz. Bu Bakara suresi tefsiri gayet güzel. Yusuf Aleyhisselam, Yunus ve Hud suresi çok güzel. Fatiha suresini anlayabilsek ne kadar ala.
Gerçekten öyle bir derleme ve toparlama var ki müstesna bir, sonra onu yazan kimsenin mübarek elleri, kulun bana nafilelerle yaklaşır, gören gözü, işten kulağı kavralayan eli yürüyen ayağı olurum buyuruyor. Öyle bir kimse yazıyor onun, bir himmeti var. Onun bir manevi Allah'ın izniyle okurken nurani yansımaları da kalplere olacaktır. Bu müftahul grup da öyle. Aleyhissalatü vesselam Efendimizin emriyle yazılmıştır. Orada bu husus geçiyor. Orada barut çuvalı diye geçiyor. Biz bunu tahrip kalıpları diyoruz. İşte bina çok yükseliyor ama onlardan bir tanesi ateş alacak olsa ne yapıyor? Olduğu gibi bina çöküyor, yok oluyor. Bunu da görüyoruz zaten biz günümüzde. Mesela koskoca bir orman o kadar fazla ki kolayına da yetişmiyor onlar. Ne oluyor? Bir kibrit veya bir ne diyeyim çakmak, bir ateş. Onunla koskoca bir servet yok olup gidiyor. Burada üstadlarımızdan duyuyordum.
Buyuruyorlar ki dersler yükselecek ama bununla beraber ahlakımız da Kemal bulacak. Ahlakımız da ikisi bir gidecek. Bu Nakşelerde çocuğa duyduğumuz söz bunlar. Siz bize Allah'ın izniyle daha iyisini anlatırsınız, inanıyorum ona. Biz Allah'ımızı affetsin, konuşuyoruz. Şimdi Nakşilerde içten bir gidiş var. Detayler olarak gidiş var. Kadirilerde de nefsin mertebeleri olarak gidiş var. İkisinin bir olması gerekiyor. Eğer vazifeler yükselirse, nefsimiz emmarede kalırsa çünkü esiriz. İnsanın en çok zayıf noktası, eshamülle zügyine linneshubb-u şehevatı minen nise kadınlara olan ilgi o üstadımız Nevşehir'de bir sohbet etti hiç unutmuyorum biiznnai teala buyurdular ki murakabe-i akrabiyette nefis iyice ezilmedikten sonra, nefsin hiçbir kalıntısı kalmayacak ki o zaman kurtulabilelim diye çok güzel, tatlı tatlı izah buyurdular.
Demek isterler ki dersleriniz güzel yapın ama bunun yanında bir hal sahibi olmamız gerekiyor. Gönlümüzün nasıl tarif edeyim perdelerinin, nefsani perdelerinin açılması, ruhani melekelerin zuhur etmesi gerekiyor. Bir cehd ister bu, gayret ister. Baktık ki olmuyor, secdelere kapanıp, mesela daha çok bunu duyduğum yine büyüklerimizden şafak vakti derlerdi. Onların şafak dediği seher vakti. Böyle başımızı secdeye koyup ya Rabbi, bu benim gayretimle olmuyor. Ne olur lütfunla ihsan ama iyi sızlanacağız. İyi sızlanacağız ancak öyle olur. Sonra büyüklerimizden bir istimdat yardım bekleyeceğiz. Ne olur mürşitlerimiz, efendilerimiz himmet buyur ama candan diyeceğiz, ki olacak. Burada eğer bulabilirsem, Es'ad Erbili Hazretlerinin, burada bir maddesini deyim, bir maddesini deyim, o söze geçmeye çalışırım biiznna Teala.
Soruyor, diyor ki ma'rasü takva demek mübarek bir insanmış ki takvanın başı nedir diyor. Gerçekten bu yol müttaki, Allah'tan korkmak, yaptığımız bütün vazifelerde takva esası, önemli olan bu. Gal essabruma Allah-u Teala. Çok güzel, izahı da çok güzel. Yani sabrı siz diyor kendi başınıza sabırlı olamazsınız. Bu Nahl suresindeki son ayetlerde de geçer. Allah'tan bir sabırla diye buyuruyor. Allah'tan bir sabırla Cenabı Hak'tan bir sabırla o nimete erersiniz. İşte binalar kurulmuş, çok güzel. Yalnız böyle nefsimizin mertebelerini geçmeyecek olursak o zaman şeytanın bir aldatma kıvılcımı, nefsin hevası var ya arzuları, istekleri, o kıvılcımlarla olduğu gibi gür gür yere iner Allah korusun. Çok duydum ben mürşid-i kamilimizden. Benim de buyurdu aynen sizin gibi. Nefsim vardı ama buyur bak hiç unutmayacağımız sözlerden biri bu olsun. Dinlemek güzel. İlim avdır yazı bukadır diye biz görürdük.
Nefsime devamlı muhalefette bulundum buyurdular, devamlı muhalefette bulundum ona fırsat vermedim diye. O kolayın olmamış. O yaz günlerinde bine acı biberle buyuruyordu bize anlatırken, acı biberle oruç tutuyordum diye ekmeğin arasında. Demek pek bir şey de bulamıyorlarmış? Sabretmişler, ahdetmişler, gayret etmişler. Mevlamızın yolunu bulmuşlar onlar ama gayret de bir çaba ile oluyor bu. Şimdi bizim demek ki candan sarılmamız gerekiyor. Şu ayeti celile'yi düşünürüm kendi kendime, o da şu. Rabbimiz Meryem suresinde ya Yahya huzil kitabe bir guvve. Ya Yahya kitabı kuvvetle tut. Bu böyle asılmak değil. Bu emirlerine, oradaki hükümlere gayet, candan yapış diye buyruluyor. Bunda Esad Erbili Hazretlerinin sözleri bize çok güzel anlatıyor. Burada sizi nakletmeye çalışın. Gördükçe halis zarını mahbub eder ihsan sana. Terk et hevayu işini lütf eylesin canan sana.
Buyuruyor kimsenin diyor o seherlerde inleyişini, yanışını, kalbindeki ateşini gözünden inen o yaşları Rabbimiz gördükçe diyor ihsan eder. Çünkü Mevlamız gözyaşına tahammül edemez. Cehennemin ateşini bile o kükreyen ateşi Cebrail Aleyhisselam elinde bir bardak içerisinde su ile ateşe atılıyor, sönüyor. O Allah için akan gözyaş. Bak düşünelim şimdi gözümüzde yaş kaldı mı bir düşünelim. Bak kaldı mı gözümüzde yaş? Hacattullah amcamız böyle nurlu bir insandı. O zaman böyle evlerine müsait değildi. Yani evlerinde sohbet edecek yerine yoktu. Sobalı işte kendilerine mahsus bir yeri ısıtıyorlar, ikinci bir yer zordu. Onlar mescitte yapılıyordu. Biraz da böyle ehil insanlarla olması için bekleniyordu. Orada gözyaşından istiğfarın okunduğu, ne yapıldığı duyulmuyordu hiç. Ağlama vardı böyle bir gözyaşı ağlıyor, sızlıyor, insanlar öyle kalkıyor. Bak bunu düşünelim.
Niye gözümüzden bir damla gelmiyor? Bir tanesi öyle demiş. Efendim sizin sohbetinizde öyle bir gözyaşı aktı ki bizden, öyle demiş gözümden yaşlar aktı. Neredeyse benim kafam korudu demiş gözler aka aka. Zaman işte ah o günler olsaydı, Efendimizin aşık bir evladı var, çok güzel şiirler söyler. Zaman aynı zaman Elvan değişti diyor. Değişen hiçbir şey yok. Bu bizi tembelliğe götürür. Aleyhissalatü vesselam Efendimiz ahirete göçmüştü. Sıddık Azam radıyallahu anh derhal ayağa kalktı. Dedi ki o da bir beşerdir. Tabii beşer oluşu müstesna. Eshabü'l-inneke meyyütün ve innehum meyyütün. Habibim sen de ahirete göçeceksin onlar da Allah bakidir dedi. Kulluğumuz Rabbimize dedi. Ashab-ı Gücini açtı böyle. Yoksa hep deliye döndü Ashabı Gücin. Kimileri oturamaz oldu Medine'de, kimileri deliye döndü, kimileri bir ağaç diyor kütüğü gibi oldular, kimilerinin dilleri tutuldu.
Bu peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Bakın üstadımızda ne oldu? Birkaç gün kaygı ve keder oldu. Ah bilememişiz, üç gün sürdü, bu başka sürmedi. Eğer devam etseydi böyle mi olurdu? İnşallah kendimizi güzel böyle vezn edelim, tartalım. Bakın Esad efendimizin şu güzel sözleri, bizim tartılmamız sanki bir manevi tartı aletinde tartılıp ne olduğumuzu ortaya koyan mübarek sözlerdir. Buyuruyor ki, gördükçe hal-i zarını, mahbub eder ihsan sana, terk et heva-i ayişini lütfeylesin canan sana. Şu diyor, nefsin arzularını terk etki bulabilesin. Bak sizden duyuyorum, bazı sözleri sizden duyup ders almaya çalışıyorum. Siz söylüyorsunuz. Bayezid'ydi Bistami Efendimiz Cenabı Hak'ta böyle bir yalvarış, dilleniyor, dilleşiyoruz aslında. Diyor Ya Rabbi sana nasıl vasıl olurum? Daha nefsek ve teala. Nefsin arzularını terk et ve gel. İstediğin gibi yemeler, içmeler, bunlar yürümez zaten.
Buyuruyor zamanın kutbuazamı, sarf etme zayi vaktini vermez şifa seyran sana. Vaktini boşa geçirme, şurada eğleniriz, şurada yeriz, şurada içeriz, bunlarla oyalanıp durma. Ey derde derman isteyen, yetmez mi dert derman sana? Önünde bir dert var, nasıl göreceğiz? Kabir bir dert, mizan bir dert, sırat bir dert, hepsi bir dert, yetmez mi diyor sana dert olarak? Ey rahatı can isteyen kurban olan candır sana. Bezmim ariften seni yok eylemiş bu varlığın. Mahzabı yüzdendir senin canandan ağyarlığın. Oldur şu nefsi serkeşi, öğren tarikın varlığın. Yağma edersin varlığın, gider gönülden darlığın, o sıkıntıların, o bunaltıların, o ne bileyim dünyanın dar gelmesi, eğer gönlümü cennet edersen ibadet ve taatle zikrullah ile rabıtalar, murakabeler, candan yalvarmalarla o darlık ne kalmaz isterse zindanda ol, gönlün bir cennet içinde olur. Mahveynesen ağyarlığın, yar ol ise Mihman sana.
Eğer sen ağyarlığın Allah'tan gayrı olan düşünceleri terk edersen sana dostlar çokça gelir. Naayydemi asa herkese faş etme sözü sazını, kesret evin de görmesen ikram ile izazını, pervane ve şekrek olup bir eyle şemminazını, tevhide tapşur özünü, kimseye açma razını, şeyh izine tut yüzünü, şeyhin yeter Burhan sana. Daha senin şeyhinle yapacağın birçok vazifen var diyor. Sen bunları bir kere yerine getir. Şeytana uyma ey civan, lütf eylemez asla yılan, hab-ı tegafül elverir, hab-ı tegafül gaflet uykusu, elverir, yol üzeresin artık uyan. Anan yok, baban yok, kardeşin yok, arkadaşın gitmiş. Her gün bir güzel söz vardı Cemal Efendi diye bir zatın, her gün de bir kervan gider diye bir söz söylüyordu, ihvan gider, ağıyar gider, sen de bir gün gidersin diye böyle bir yolculukta gözümüzün önünde ama eskisi gibi değil ki. Cenaze evleri artık neredeyse eğlenme yeri haline gelmiş gibi görünüyor.
Öyle ölümden ibret almak, ders almak yok. Anca boş, sözlerde nelerde Allah korusun geçiyor. Üstadımızın en çok sevdiği bir damadı iltihal etmişti de, cenaze ortada öyle bir konuştular, öyle bir görüştüler ki böyle en kıymetli insanlardandı. Yirmi dört yaşında hafızdı. Hafız Ahmet Efendi ruhu şad olsun, insanlar cenazeyi unuttu, kendi dertlerine düşmeye başladı. Biz nasıl olacağız, huzur-u ilahiye nasıl varacağız diye bir dert başladı. Şimdi emin olun cenaze evleri düğün evine döner gibi bir hal arz ediyor. İnsan gerçekten utanıyor. Yani bir günde bu bizim başımıza gelecek. Bilmiyorum nasıl anlatılıyor, nasıl ediliyor, anlatan dinleniyorum bakalım. Şeytana uyma ey civan, lütfeylemez asla yılan. Bununla nefsimizi söylemek istiyor. Nefsin diyor atına binme, o nefis sana yapacağını yapar, dikkat et. Yılan nasıl ısırırsa o da bizim ruhi manevi yönlerimizi mahveder.
Hab-ı tegafül elverir, yol hücresin sen artık uyan. Kuran-ı Azimüşşan'da bir husus emir olarak ifade edildi mi farz gibidir o farzdır. Mesela gaflet hususunda eshamu'l-vela tekün minel gafilin, sakın ha gafillerden olmayın. Artık sizin gibi bir cemaate anlatılacak olan şu, eğer dikkat edecek olsaydık her hafta üstadımızın mübarek hizmetlerinde letaiflerini geçiyorlar. Ay'ı bırak, senede bir geçseydik, senede bir dersimizi geçseydik biz konuşulacak olan bu değildi. O ibadetteki gafletten konuşurlardı. Neden biz ibadetimizde Rabbımızı görür gibi yapamıyoruz, o konuşulurdu? İnşallah bir derde düşeriz, bilmiyorum. Dua edin de biz ıslah olalım, siz şimdi şey diyemem. Sıdkiyle Allah'a dayan, etmez mi gör ihsan sana. Rahı sevaba ul revan, etme tereddüt bir zaman, sermaye bu yolda hemen teslim olur buna inan, sıdk ile Allah'a dayan, etmez mi gör ihsan sana.
İşku hevadan beraber derdi seri, kavga, yuku, piri mugane bende ol İskender-i dara yuku, piri mugan dediği mürşid-i kamilimizi kastediyor. Mahbubu tut ağyaruko, ala'yı tut ednaiko, dünya ile ukbaiko, ula ile ukrayuko, var ol kuru sevdayı ko, matlab yeter Sübhan sana. Etnaiko, alayı tut. Kuran-ı Kerim'de, bakın Bakara suresinde geçer. Şimdi Musa Aleyhisselam'ın kavmi diyor ki, ya Musa biz bıldırcın eti yiyoruz, cennetten oluyor, cennetten. Ondan sonra kudret helvalarını da yiyoruz. Biz diyorlar bundan usandık. Bize diyor soğan, sarımsak, ondan sonra mercimek, nohut, fasulye bunları canımız istiyor. Cenabı hak buyuruyor ki bize çok büyük bir ders var orada. Öyle bir hikaye gibi değil o Ayet Celle. Hiçbirisi katiyen bunu demekten icap ederiz. Onlar, onlar etna olanı, değersiz olanı, değerli olana değiştiler. Bu ne demek?
Ahirete dünyayı tercih ettiler de öyle arzularına göre yaşamayı istiyorlar, bunu ifade ediyor Cenabı Hak orada bize bunu vurguluyor. Oldukça hadim nefsine ram, ram eylemesen didarını, oldukça hadim nefsine, nefsine esir oldukça, ram etmesen dildarını, Allah'ı seviyorum, Resulullah'ı seviyorum, bırak diyor bize. Aşk ateşini yakmadan germetmesen bazarını, zühtü riyadan tövbe et, ey bilmeyen reftarını, candan talep kıl yarını, ver canı bul didarını. Yok eyle kendi varını, kim var ola canan sana. Vardık da piri kamile, taş olsa dil yumuşağı olur. Firavun ise nefsin yakın bir murdan alçağı olur, bir karıncadan alçağı olur. Oldunsa vakıf aczine, tabii öyle bir esaslara temas ediyor ki bu bir şiir gibi ama Esad-i Elbil alemin'nin buradaki söyledikleri hep fenafillah, beka billahı anlattı burada.
Zaten diyor benden IŞİD, bidar isen diyor, eğer anlayışın, kafan varsa diyor benden IŞİD, söylüyorum diyor. Oldunsa vakıf, aczine etnamel bir dağ olur, eğer diyor acziyetini bilir, yaptığım ne ki Allah'ıma, tabii bu Rabbimizin azametini tanımakla alakalı, tanımayınca olmaz. Olduk, olduğun sabah vakıf aczine az bir amel dağ olur. Mesela, ehlullah'ın göz açıp yumuncaya kadar ki ameline insin ve cinnin ameli kadar mükafat verilmesinin, sebebi budur. Çürüklerin hep sağ olur, zehrin gamı, balya olur, dağlar yemişliği bağ olur cümle, cümle cihan bostan sana. Pervane biçare, yanlış okuyorsak Rabbimiz ah buyursun, pervane biçare ve can-u ciğer dağlar isen, aşkın bilirsin feyzini ol dem eğer hüşyar isen, uyanık isen demek, ben şimdi açık söylerim, sen IŞİD Biidar isen, eğer anlayışın varsa bak açık söylüyorum buyuruyor.
Kulluğa bel bağlar isen, Şam'ı seher ağlar isen, gece gündüz ağlar isen, sular gibi çağlar isen tez bulunur umman sana. İhlas evinde eylemez tesiri tespihi sivak, Mahbub arar isterdiler bir pak, baz derdin, nak, esat gibi sen de hemen iki cihanda etme bak, yüzün Niyazi eyle hak, derd ile bağırın eyle çak, kalbin sarayın eyle pak şayet gele sultan sana. Demek ki Niyazi Mısri Hazretleri'nin iki mısrağını, yani bir beytin üzerine üç mısra ekleyerek Esali Erbili Sultanımız ifade buyurmuşlar. Buradaki olan da biz takvadan dedik de, işte takvanın başı nedir deyince Allah'tan bir sabır. İki şey önemli, hülasa edelim bitsin. Birincisi sabır, ikincisi de şükürdür. Bu Rabbimize vasıl olmaya en önemli esaslardan birisidir. Bunun kaynağı da İmamı Gazali Rahmetullah Ali Hazretlerinin sabır ve şükür bahsinde geçer.