Es'ad-i El birliği Hazretleri'nin Mektubatından yedinci mektup, evrad ve ezkarımız hakkında malumat verir. Yalnız bu evrad ve ezkar o zamana göre. Biz o zamanda yapılan evrad ve ezkarın bugüne uyarlanışına dikkat edeceğiz. Belki burada yirmi beş istiğfar diyecek, biz yüz on bir bileceğiz onu. Sırada değişiklik olacak, biz kendi elimizdeki ders, evrad, sertacımıza göre, biz ona kağıt dilemek icap ettiğim için ona manevi bir emanetteki tarife göre riayet edeceğiz. Bu mübarek yolda sadık bir kimse her gün teheccüd namazını kılar, ondan sonra kıbleye yönelerek seccade üzerinde Cenabı Allah'ı görürcesine tam bir edeple oturur. İlk önce kendi kusurlarımızı tefekkür edip pişmanlık duyarak silsile-i şerifeyi okuduktan sonra yüz on bir defa Estağfurullah hal azim deriz. Ondan sonra bir seyyidü'l-istihbar, Allahümme ente rabbi diye başlar.
Ondan sonra yüz on bir la ilahe illallah el melikul hakkulmübin, ondan sonra bir defa Muhammedün Resulullah, sadıkul vadilemin, yüz on bir de salahü aleyhi ve sellem okuruz. Bu mukaddime ilk aldığımız derste üç ihlas, bir felakı, bir nasi, bir Allahumme salli ve Fatiha okuruz. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin ruhu tayyibelerine ehline ashabına sıddık-ı azamdan üstazımıza kadar gelen meşay-ı uzamın ervahına göndeririz. Kaza namazlarımıza çok dikkat ederiz çünkü o farzdır, yerine getirmemiz icap eder. Bunu müteakiben beş yüz defa Allah deriz ama huzurlu demeye çalışırız. Bir de ikindi namazından sonra da olabilir, boş bulduğumuz vakitlerde giderken gelirken de okunabilir. Üç İhlas bir Fatiha, aleyhissalatu vesselam efendimizin ruhu tayyibelerine ve Vavsil azam Abdülkadir Geylani efendimizin ruhlarını okuyarak bin tevhid her yüz başında bir defa Muhammedurresulullah diyoruz.
Bunu müteakiben asıl dersimizde ölüm tefekkürü onu şu şekilde büyüklerimiz tarif ediyor. Her nefis ölümü tadacaktır ayet-i kerimesi gereğince gerçekten ölümün amansız pençesine düşeceğimizi, bütün malımızdan, çoluğumuzdan, çocuğumuzdan ayrılarak sadece bir kefenle ahiret yolculuğuna çıkacağımızı düşünürüz. Esriu billahi yevme layen faumelun ve labenun illa men etallahi bir kalbin selim. Sakilahulevin, mana-yı münefi. O günde ne mal, ne evladü iyal kalbi selimden başka hiçbir şey faide vermeyecektir. Kalbi selim, böyle büyük günah, küçük günah, her türlü kötü ahlaktan kurtulup güzel ahlak ile ahlaklanmak demektir. Ayeti kerimenin manasınca kalp ve hastalıklarının şifasına vesile olabilecek sebeplerin lüzumunu tefekkür etmeli. Yani ölüm tefekkürüyle Cenabı Allah'ı zikir, haset, riya, kibir gibi kalbi hastalıkları izale için yok etmek için aynen şifadır.
Malinde olan adi şerifler gereğince Biz ölüm tefekkürüne dikkat ederiz Ölüm tefekkürünü müteakiben dikkat edeceğimiz şudur Hadis-i Şerif'te Her sanatı ehlinden yardımla öğrenin, hadisi şerifi gereğince pat tabiatlı, irşada mezun, halka nasihatçi, bir mürşidin delaletine başvurmakla hasıl olacağı açıktır. Bu duruma göre insan mürşid-i kamilin, böyle izinli olan bizzat aleyhisselatu vesselam efendimizden, rabıtaya müsaade edilen mürşid-i kamilin kalbin altına kalbimizi bu dünyanın genişliğinde açarız. Ya Rabbi, füyuzat-ı ilahiyyeni lütfet diye bekleriz. Bu anda, eğer azalarımıza dikkat edersek, yiyeceğimiz, içeceğimiz helalinden olursa, gafillerle görüşmezsek, dünyanın ziynet kabilinden olan, süsüne vesair böyle maddi değerlere önem vermez, Rabbimize yönelecek olursak, kalbimize onur rabıta sebebiyle doğmaya başlar. Ondan sonra da, ondan sonra da ne yaparız?
Eğer kalbimizde yanma meydana gelir, sonra iğne gibi bakmalar olur, bunu Sami Efendi hazretlerine sorduklarında kötü ahlakın kesildiğini haber veriyor o yanmalar ve batmalarda ama ciddi tutmamız gerekir. Öyle elimizin ucuyla tutmak da olmaz, çok ciddi olmamız gerekiyor. Bu ciddiyetimizi muhafaza edersek kalbimizde kuvvetli bir şekilde vurma hasıl olur. Aynen böyle süratle yürüdüğümüzde kalbimizin çarptığı gibi veya heyecanlandığımızda, daha sonra da bir huzur meydana gelir, o çarpma halleri geçer, o zaman içten okumaya başlarız. Burada dikkat edelim, insan önce kalp zikrine sonra manevi bir mürşid ve muallime ihtiyacını takdir eder.
Ondan sonra Cenabı Hakk'a hitaben ilahi zahir ilminin, hocalarının elinden bir talebenin kulağına ulaştırdığın meseleler gibi alemlere rahmet olan aleyhissalatu vesselam Efendimiz Hazretlerinin mübarek ve şerefli kalbine ve ondan da şeyhimizin kalbine varıncaya kadar mütesensilen varislerin şerefli kalplerine ihsan buyurduğun kalp zikrini efendimizin kalbinden benim kalbime ihsan buyur diyerek istirham eyler ve son memenin altında olan gerçek kalbin meskeni bulunan huni şeklindeki kalbine arşı ilahi olan mürşidinin kalbinden Samedani feyizlerin inmesi için bekleyerek yalvarır ve istediği kadar bu yalvarmayı devam ettir. Ondan sonra kalp ile zikre başlar. Yani dil hareket etmeden kalben Allah'ımızın celle celalühu yüce kudretini düşünerek devam eder. Bu zikirde dilin, boğazın hiçbir metali yoktur. Zakir olan kimse mütefekkirdir.
Sanki son memenin altındaki kalp bir insan gibi Allah birdir der. İlla bu lafız ifade edilmez. O kalbindeki ilahi diyoruz ya huzur bunu ifade eder. Zakir de onu hem dinler hem de elinde tesbih ile kalbin zikrini sayar. Bu tefekkür, bu istiğrak ile birkaç yüz veyahut birkaç bin defa ismi Celal Allah'ı zikreder. Allah'ın izniyle o gönül zikrullah'ın kalbine yerleşip nakş olunduğunu idrak eder. Yalnız burada büyüklerimiz tesbih ile sayma meşgul geleceğinden dolayı onlar sükut ederek bir müddet bu şekilde devam eder derler. Es'ahilübilder. Velkur rabbekefî nefsika tadaru an ve hife rabbini içinden yalvararak, ondan korkarak ve yüksek olmayan sesle sabah akşam zikret, gafillerden olma. Allah'ı unutup da Allah'ın da kendilerini Celle Celalü unutturduğu kimseler gibi olmayın.
Onlar yoldan çıkan kimselerdir gibi ayeti celilelerdeki emir ve yasaklara uyarak Cenabı hakk'ın itaatkar kullarına dahil olur. O kurtuluşa götüren büyüklerimizin ilahi çemberine dahil olan ve gösterilen minval üzere evrak ve ezkarlarını bu şekilde yapan sadık, sadık ve bir talip için mühim olan bir durum daha vardır. O da Es'alim lehhekünu maassadikin Sadıklarınla beraber olun ayet-i celîletine uyarak şeyhini hatırda bulundurmaktan ibarettir. Bilindiği gibi nefis ve şeytan gibi iki amansız düşmana karşı müdafaada bulunmak herkesin yapabileceği bir iş değildir. Görüyoruz ki bu düşmanlar milyonlarca mümini aldatarak Cenabı hak gibi büyük bir yaratıcıya, Kerim bir Razıka ebedi bir veli-i nimete isyan ettirerek azap ve ikaba müstehak eylemekten geri kalmıyorlar. Ve bir kuvvete istinat etmedikçe, dayanmadıkça sayısız şekavetlerinden kurtulamıyorlar.
İnan ile Salih bu kuvveti aleyhisselatu vesselam Efendimize ulaşan bir meşayih silsilesinden aramalı ve Şeyhinin Cenabı hakk'ın sadık bir kulu olduğuna inanarak kendisine mürşit edindiği bir kimseden manevi irtibat, kalbi sevgi ve ruhani beraberlik beklemektir. Ruhaniyet gözle görülmeyen nurlar çeşidinden olduğundan, güneş gibi yakın ve Irak mesafenin tesirinden uzaktır Buyuruyor ki büyüklerimiz Yemen de olup Yemen de olup benim gibi olan benim yanımdaki gibidir Yanında olup benim gibi olmayan ise Yemen'deki gibidir Ne hacet? Zik olunan ayet-i celredeki ilahi fermana sarılarak Cenabı Hakk'ın sadık kuluna, onun manevi bir baba edinip ruhani himayesine girenlerin çalışma ve gayretleri, bu mübarek yola itaatları nispetinde nefis ve şeytanın taarruzundan kendilerini kurtardıklarını ve geleceklerin ise her zaman şeriat ve tarikatın emniyeti altında bulunduklarını şükranla görüp durmaktayız.
Cenabı Hak, bütün ümmet-i Muhammed'in gözlerindeki hata perdelerini zail ve bir hayli ayet-i kerime ve hadis-i şerif ile aydınlanmış olan nurlu hakikat güneşinin sihir ve müşahedesine nail buyursun Amin Elhamdülillahi Rabbil alemin El Fatiha