Zikrin hayırlısı gizli olandır. Rızkın hayırlısı da yetecek kadar olandır. Bir de Tevhid de La ilahe sağumuzda biter. La ilahe illallah sağumuzdan galebe doğru vurulur. İllallah diye. Böyle gelişimize yapmamaya gayret ederiz. Şartlarını haiz olarak Rabbimizin bizi gördüğünü, gözetlediğini bilerek yapmamız icab eder. Ve Hilegu'l zikir diye hadis kitaplarında halka-i ''HAVKAY'' haber verilir. İnsanın halimi herkese açmaması. Zaten mutmainne sıfatı tamamen nefsin durulup arındığı bir zamandır. Bu hale girmeyen kimseye sır da verilmez. İşte şöyle rüyalar gördüm, şöyle haller yaşıyorum. İşte bazı hallerden, ahvalden, durumlarından insan açmaz. Çünkü methettiğin zaman sevinen, girdiğin zaman da hata ve kusurlarını söylediğinde de Teryadı figan koparan insan sizi muhafaza etmez. Masfediyorsunuz çok memnun olur. Maalit Suresi'nde geçer.
Yok eğer hataları ifade edilecek olursa o zaman da Feryan, feryad ı figanı basıyor. Bunlara buyruluyor Sır verilmez, dikkat edilir. Halıkımız insanın Ruhi ve Ruhi yönünü şu şekilde haber veriyor mesela. Kelimesine ayetin devamında bildirecek. Kendisine bir sıkıntı geldiği zaman. Ne sabır kalır, ne sebat kalır. Ne ağız kalır, ne ağız kalır, ne yüz kalır. Nefsin istediğini yapar. Eğer kendisine de bir hayır dokunacak olursa o zaman hiç sesini çıkarmaz. Her şeyi Rabbımızdan bilmemiz icap etti ifade buyruluyor. Ondan dolayı kimseye sırrınızı açamazsınız. Zünnun-ı Mısri hazretlerine diyorlar efendim bazı sırlardan haber verin seçiyorlar insanları daha seçim daha seçim uzundur ve kısaltıyorum. En kamil olgunlarından dört kişiyi seçiyorlar kapıyı kilitliyor. Diyor ki Ben size sır aleminden atsam İlk zındıklık damgasını bana siz başarısınız diyor. Buna Dilmülbatın derler.
Efendimiz iki tane hadis-i şerif var. Benim hadisimi ulu orta herkese nakletmeyin diye buyuruyor. Benim hadis-i şerifimi Ulu orta herkese nakletmeyin. Ancak tartabilecek kimselere ifade buyurun. O da haber verebilmek akilları ölçüsünce, insanlara haber verirken akilları ölçüsünce söyleyebilirsiniz diye. Açmazlar tabi. Burda dört tane Hadis-i Şerif var. Batın, gönül alemi ile alakalı olan. Birisi ihsan Allah'ı görür gibi ibadet etmek. İkincisi Efendimizin Ya Abdullah sen Allah'ın emrini gözet ki Allah da seni gözetsin. Üçüncüsü Günah sizin içinizi tırmalayandır. Başkasının görmesini istemediğinizdir. İyi ki ise, gönlünüzü rahatlatandır. Dördüncü olarak Haram belli, helal belli. Şüpheli olan husus Cenab-ı Hakk dan korkanına riayet gider diye Ulema-i Kiram'mız işaret buyurmuşlar. Bunları siz ulu orta herkese bildiremezsiniz. Eğer muhafazayı verseniz, siz korunursunuz.
Ve Sadaka, Tuhhassinu'l-Emma Sizin mallarınızı korur. Yanmaktan, selden vesaire afetten kapımız korur. Ve'l-ihlas Her şeyde samimi olmak sizin amellerinizin yok olmasından korunur ve muhafaza olur. Allah için yapacak olursanız o kat'ul katına girer. Yok Rüyalı, kibirli, ucuplu, benlikli olacak olursa Allah korusun. Siz doğru olursanız, bu sizi muhafaza eder. Sözlerinizi korur. Hayırlı kimselerle de istişare ederseniz. Ne yapar? Görüşlerinizi muhafaza eder. Şimdi müşavere edilecek insanda hususiyetler aranır. Birisi Güzel Ahlaktır. Zaten hepsinin tamamı bu Güzel Ahlak deyince, tevazu sahibidir, haset olmayacak, tamahar olmayacak, dünyaya aşırı muhabbet eden kimseler olmayacak. Hali avare düzgün, aksi halde sizi sakar. Siz onunla istişare dersiniz. O görüştükten sonra bir başkalarıyla, yahu benimle istişare etti. Onun böyle bir sıkıntıları var ki bir anlatır.
Ondan dolayı, sadrı temiz olan, nurlu olan hakikaten sırrınızı muhafaza edecek yine dönüp dolaşıp geliyoruz. Mutmainne sıfatında olan kimselerle istişare edebilirsiniz. Aksi halde müşavire edemezsiniz. Hz. Size ya bunu çok iyi bilmeniz gerekir. O da nedir? O da Sisi satmayacak. Övdüğümüz zaman ondan dolayı kabarmayacak. Girdiğiniz zaman da çehresini hazdırmayacak. Her iki halde de bunların hepsi Rabbımızdandır diyebilecek hidayette olacak. Caferi Sadık GADDE S. Hazretleri şunlarla arkadaş olmayın, buyruluyor. Cahillerle arkadaş olmayın, haset insanlarla arkadaş olmayın, cinde olan insanlarla arkadaş olmayın, sonra ahmaklarla da arkadaş olmayın, anlayışsız, nereden ne konuşacağını bilmez. Onlara da yoldaş olmayın. O da size aynen Allah korusun vücudu biri olan bir hayvanın dostluğu gibi olur. Yüzüne sinek kondu dostumun, Aman ha onu incitmesin bu sinek diye.
Kafasına koskoca bir taşı alıp da sineğe kaçırmak için yapmış olduğu harekete önerir. Ahmakla olamazsınız, anlayışsız, çok samimi görülür de, yine anlamaz, anlayışsız. O zaten kendilerini sakat, sakat, sakat, sakat değeri de kalmaz. Kimse ona değer de vermez. Vay neden böyle oluyor? Neden ahmaklık yapmış. Nasıl? Birini bir diğerinin yanında devamlı kesmiş. Ondan bir başkasına yönelmiş. Hiç sır verilmeyecek insanlara yönelmiş. Değersiz bir alemi imiş. Onun için Cafer-i Sadık hazretleri çok güzel bir izah buydu. Aman ha Sadıklar ile beraber olun. İşin düzgün. Yaptığı işlerde muamelesi çok düzgün. İnsanlar arası işlerinde hiç hileye gitmiyor. Sözü de düzgün. Mesela bir söz konuştuğu zaman ikinci defasında o söze muhalif bir harekette bulunmuyor. İşte ben bunu söyledim, bu mudur diyor. Hiç değiştirmiyor. Söylediğim söz, neyse odur diyor. Dönemem. Çünkü bu büyük bir vebal gerektirir.
Münafıklık sıfatı olur diyor. Kalbi de doğru. Zaten dilin doğruluğu, işlerin doğruluğu, kalbin doğruluğu ile alakalıdır. Kalbi doğrulduğu zaman, kalbi gönlü doğrulduğu zaman onun sözü de doğru olur, işi de doğru olur. Çünkü hikmet dillerinden hikmet dökülmeye başlar. Elluma diye çok kıymetli olan bu eserde gönlünden hikmet taşan insanlara anlatır. Bunların güzelliklerinden haber verir. Çok hassas oldukları haber veriliyor. Çok dikkat ve riayet ettikleri bu hususlarda azami gayret gösteriyorlar. Mesela, Sehl bin Abdullah Eb-Büseri Hazretleri Rahmetullahi Ali Bana diyor bazı haller meydana gelir. Bazı kalbime doğuşlarda olur, rüyada da olur, bazı ahlarda de acayip sırlar bana görünür, gözüme görünür. Böyle bir ruhlar duvar gibi olur. Görünür. Eğer bu diyor, Kitap ve Sünnete uymazsa, Tefat Filun bu batıldır. Siz buna inanmayın.
Ama baktınız ki Allah'ın Kitabına da uygun Rasulünün sünnetine de. Çünkü Allah'ımız kalbini açmışsa, gönlünü açmışsa, tabii ki ilahi alemden, gayb aleminden ona sırlar belirecektir. Ama bunları bir kitap ve sünnete uygun hale getirin. Uygunsa uyun, yoksa batıldır. Zaten bu gibi güzel haller de müstakim olanlardan zuhur eder. Müstakim olan kimselerden bu güzellikler meydana gelir. Gözünde baktığı eşyada esrarı sihir meydana gelir. Kulağında eşyanın zikri belirir. Her halinde başkanlık zuhur eder. Dili konuşurken hep hikmet konuşmaya başlar. Onun ne kitapta, ne defterde hiçbir şeyde bulamazsınız. Allah'ımızın verdiği bir ilimdir. O Habibullah'a verilmiştir. Sallallahu Aleyhi ve Sellem Ondan zuhur eder. Ne gelir onlardan? Öyle bir bilim ki Bilmedi ile bildiği ile amel ettikçe Cenab-ı Hak bilmediğini malum eder. Ona ilmi işaret verilir.
Enbiya'dan varis olan gelen bilim de onun gönlüne konur. Allah'ımız kalbini açar, asfiyanın da seyrettiği manalar virdür, esrar belirir. Bunun letaitinde ilahi hazinelerden taşmalar meydana gelir. Hikmetler zuhur eder. Kuran'ın ince manalarını ahdetseyirler ashab-ı kerimin. Kalplerinde onların şirk, pas, küfür, şirk, nifak, büyük günah, küçük günah, Allah'tan gayrı düşünceler hep bunlar silindiği için tamamen gönüllerinden siliniyor bunlar. Silindiği zaman bu haller zuhur eder. Bunları görürsünüz onların kalplerinden akar. Mevla'mız lütf eder, ihsan eder. Ama böyle bir gönle sahip olmamız gerekir. O gönüllü Mevla'yı Zülcelal bize şu şekilde haber veriyor, sahibine. Onlar Kuran'ı düşünmüyorlar mı? Yoksa kalpleri kilitli mi? Onların kalpleri kilitli değil. Allah'ımıza olan saygılarıyla Celle Celalühü kalplerini açmış, hazinesinden lütfetmiş ki lütfetmiş.
Ve bunları da ölçüler içerisinde verirler. Ebu Hüreyre Hazretleri buyuruyor: Ben Rasulullah'tan iki kap dolusu ilim aldım. Birisini yayıyorum. Eğer birisini yayacak olsam şu başım girer her gibi. Gibi. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz'le üç ilim aldım Cenab-ı Hak'tan Birisi kendilerine mahsus, o başkalarına ait olan bir ilim değil. Kendi kalbi Muhammediyesinin içine almış olduğu ilim. Gönlündeki ilim. İkincisi yaymakla emrolundu şerhi vazifelerimiz. Bir üçüncüsünü yine herkese değil ÖZeh Sıddîk-ı Azam gibi Ali Efendimiz gibi radiyallahu anh'a onlara misal Selman-ı Farisi gibi geceleri sohbet ederlerdi. Cenab-ı Huzeyfe gibi radiyallahu anh'ın onlara vermiş olduğu bir ilimdir o. Buna mazhar olmuşlardır. Onlar hiç pes. Bildikleri yerle amel edince Cenab-ı Hakk bilmediklerini üretiyorum. Nedir bu? Bu başkalarında olmaz.
Bu ancak arz ettiğim gibi nefsinin mertebelerini geçmiş, ruhunun mertebelerini geçmiş. Rabıta döneminde rabıtasına azami dikkat etmiş. Murakabe döneminde üstadlarımızdan birileri bükülmüş vaziyette olanlar var. Muhakebenin çokluğundan dolayı. O halin gelenler için zuhur eder. Burada kalbin kapalı nedir? Kalp, niren kapalı? Niren kilitli? Böyle killi, killi, bir tetretü zünüf. Şukça hata yapılıyor. Hiç aldığımız etmiyoruz hiç. Yazı diyor, çiziliyor. Hiç haberimiz yok. Ve İtibeu'l Heveyh. Efsane arzulara uyuluyor. Ve muhabbeti dünya, muhabbeti dünya, dünya sevgisi ve tulil rafye Uzun bir gaflet ve Şiddetil hırs, aşırı bir hırs. Baş olma arzusundan tutun, dünyalık arzusundan, yemeler, içmeler, her şeyde hırs. RAHUB-RAH'a Hep rahatı istiyor. Sofran da hiçbir şey eksik kalmasın diyor. Kalırsa evde ne geçim var ne bir tatlı hayat var. RAHUB-RAH'NE Hep övülmeyi istiyor. Hep sevilmeyi istiyor.
Bu hal içerisinde olanlar da zuhur etmez. Kimde zuhur eder? Günahından öyle bir nedamet, öyle bir pişmanlık duyuyor ki bir fıkh-ı sadık. O zaman Allah'ımız onun gönlünden perdeleri kaldırıyor. İlahi aleme kapılar açılıyor. Rahip aleminden istifade etmeye başlıyor. Ve her şeyden de ibret alıyor, okuyorum buradan. Dili de Hiç aklı yıl almadığı, Yahu bunu nereden okudun, nereden talim etti diyeceğiniz sözleri söylemeye başlıyor. Ve Varayibillahilim, dilimden de acayip manalar çıkartıyor. Mesela diyor ki Rasulullah diyor sallallahu aleyhi ve sellem Miraç hadisesi Rasulullah'ın şudur. Ulemamızdan bir kısmı diyorlar ki, ruhen çıktı, bir kısmı bedenen, ruhbe beden. O da diyor ki Kulu Muhammedi yürüttü. O zaman diyor kulluk sadece ruh ile olmaz. Namaz kılıyoruz da sadece ruh mu da diyor. Allahu Ekber değil, elimizi kaldırıyoruz. Vücudumuz ayakta duruyor, rükua ve secdeye iniyoruz.
Bu diyor aynı zamanda beden lira olmuştur diyor. Bunda zuhur idrak. Bir alimin bunu bulabilmesi için kırk dileyu kitap okuyacakta bulacak. Allahu Anbuldurmuş Celle Celalühü. Hep bunlara meyil edeceğiz. Bunlar bu yolda verilen Evrak ve Ezkar bilhassa Rabıta-ı Şerife'ye dikkatle, kendimize de çeki düzen verip Sünnet-i Seniyyeye riayet edeceğiz. Şimdi bu sözleri burda bırakmayacağız. Alıp kardeşlerimize haber vereceğiz. Söyleyeceğiz. Bakın şunlara dikkat edelim. Şöyle hareket edelim. Kadınlı, erkekli Sünnet-i Seniyyeye riayet edelim. Çünkü değişmeler başlamış. Hayırlı dediğimiz cemaatlerde de bozulmalar çok fazla. Hiç görmezdim elleri arkada geziyorlar. Hiç. El Lafza-i Celali yazar. Çok acayip dönüşmeler, konuşmalar değişmiş. Ondan bunları nasıl haber verin? Bunları nasıl anlatırsın? O tarihi kabul etmez mi? İstemez. Hep zahirde kalır. Zahirde kalır.
Yapamadığı için de kişi bilmediğinin düşmanıdır denir düşman olur. Onu da mazur görün. Onun kafasının çalıştığı, öğrendiği, bildiği o kadar buyuruyor Cenab-ı Hakk Necm Suresi'nde. Ama bir evliyaullah öyle değil. Allah'ımız ona arz ettiğim gibi gönül aleminde açıklık lütfettiği için söylemez mi? Bunları anlatmaz bile u. Necm Suresi otuzuncu Ayet-i Celile Eğer hayırlı olabilirsek, onu bulmaya çalışıyorum. Bunlar kimden zuhur eder? Olabilirsem size Rab suresinde Mevla-yı Zülcelal'imiz birçok hakikatlere işaret buyuruyor. Hepsi Kuran-ı Kerim'de, Kuran-ı Kerim'in dışında hiçbir şey yok. Zaten onun dışında bir hareket yapmaları mümkün değildir onların. Buyuruyor Mevla-yı Zülcelal'imiz. Hamd-ı Lemyezel. Hamd-ı Lemyezel. Andolsun sen bundan gafletteydin. Derhal biz senin perdemi kaldırdık. Bugün artık gözün keskindir. Buyuruluyor.
Onlarda, gönül iç alemleri çok açık ve keskindir onların görüşleri. Yanılmaz, şaşmaz. Onların artıları hiç şaşmaz. Ne metreleri şaşar ne artıları şaşar. Allah'ımızın kitabına, Rasulünün sünnetine koyar. Onun dışında hiçbir şey göremezsiniz onları. İster Kuran Azimüşşan'ı bitsin ister bilmez. Halinin güzelliği ile Cenab-ı Hak lüt etmiş, ihsan etmiştir. Yine Mevla-yı Zülcelal'imiz otuz yedi. Ayet-i Celile'den Kaf suresinde bakın bunları nasıl anlatıyor Şüphesiz ki bunda aklı olan veya hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır. Aklı olan ve hazır bulunup kulak veren ilahi aleme. Bundan dolayı bizim aşacağımız daha çooook merhaleler var bitmez ve tükenmez de. Yarın güldüğümüz zaman ne yaparız? Eyvah deriz dizlerimize vurur durur. Bir de melekler vurur. Biz yaptık gibi oluyor, gittik gibi görünüyor ama yapmadığımız, sayamayacağımız kadar Onlar Allah'ı hakkıyla takdir edemediler.
Onlar Allah'ı sadece Halid bildiler, yaratan bildiler ama işlerine tak karıştırmadılar. Seyri süluku bitirdik dediler. Seyri süluk bitmez. Allah'ı aklıyla kimse takdir edemez. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz sen kendini nasıl nasredersen, seni öyle zım buyurmuyor. Siz ileri gittikçe gidemediğiniz, çok kirli kaldığımız ortaya çıkar. Onun için vay şununla, bununla, şuradan buradan duyduğumuzla amel edecek durumda değiliz. Bilhassa kadın kardeşlerimiz varsa, kitap etsin. Ah, dur, nice eğer çok sıkılıyor, bunalıyorlarsa bize müracaat etsinler. Söyleyin onları. Katiyen aman dedikodu bilmem falan bu dilden zuhur edemez. Dil hakkın kalemidir. Bilmediğin bilmesine konuştuk halde ne olacak onu nasıl izah edeceğiz? Mesela bir adama kızdık burada kardeşimize kızdık. Halaten kızacağımız da bir hali var.
O çok geçmeden gönülden Allah'a bir pazar ruhu isem, bir yalvarsa, yakarsa, dönse biz nasıl bunu telafi edeceğiz? Bunun için bu mübarek yolda bir edep tarifi var. Natalgının makamına göz dikmezler. Madumunu da tahkir etmez. Bilhassa böyle çok, gazasıdır hocalarımız söylediği için diyeceğim. Tefliğe alışan kimselerle düşüp kalkmayın. Eğer bir kimse size söz getiriyorsa sizden de alır bir başkasına götürür. Çünkü çok insanların, bakıyoruz cemiyette, insanların araları bu şekilde bozuk. Çünkü cehalet de çok, bilmiyor da. Mesela, Hucurat suresinde, bildiğine de öyle bir deliller getiriyor ki, o zaman kendi kendine Kuran'dan bir bilgin yok. Ne usul bilgisi var, Ne fesahat, ne belagat bilgisinin var. Ne kelimelerin Kuran'ı anlamlarını ve nüzul sebeplerini bilme var. Böyle ulu orta olmaz. Onun için Rabbimiz Bilmediğiniz bir rustik bilene sorun bulun.
Yani fasık size bir haber getirdiği zaman onu araştırınız. Aman ha yanlış bir fikre varmayınız. Yani biz hayatımızı nasıl mermi deriz? Paranı da bir dahi gelişigüzel sarf edemiyorsun. Aldığın maaş belli diyorsun. Evin kirası da belli eğer kiraysa. Elektrik de belli, suda belli çöp gergisine kadar var. Kapacısına kadar var. Temizlikçisine kadar var. Nasıl olacak bu? Aman diyorsun, ben öyle gelişigüzel harcayamam. Ya belki mi muhtaç olacağım? Rabbim beni kimseye muhtaç etmesin, ölçülü harcamam gerekir diyorsun dikkat ediyorsun. Bu bizim dünyada terk edeceğimiz meta hususunda. Hele şu vücudumuz, azalarımız, hakkın huzurunda sorup şahitlik yapacak azamızı nasıl boş yere hac verirsin? Bir kadındı, bir kızdı, bilmem felandı. Cenab-ı Hak muhafaza buyursun. Bunlar daha ziyade böyle kırsal kesimde. Ya sen kırsal kesim deyip kötü mü ölüyorsun memleketi? Hacacir efendimiz çıkmış şuradan.
Sen hırsar kesim deyip Mekke'yi haşa Mekke'den Sıddık'ı Azam da çıktı. Ebu Cehil de çıktı. Bu çiğnesi düşük, cahil, haşsüt, insanlardan ruhundan bir ayet. Ayet! Aman onun için başından beri söylediğim hep sadıklar göreceğiz. Hep hayırlı insanlarla olalım, böyle düşük insanlarla. Şimdi uzatmayalım. Bir söz söylüyorduk da onu açık olarak ileride, henüz de gönderilmemiş. Araştırmış çok da memnun oldum. Böyle ayak takımlarıyla bulunma. Diyorduk kardeşlerimize aman ha! Daha seçkin insanlarla. Şuradan bileceğiz, bak dersimize otururken. Sis ve Şeriteyi okuyoruz. Bu ne demek? Bunlarla olun aman ha! Bunlar sizin babalarınızdır. Bunlara benzeyin diyorlar bize. Bak rabıta ettiğimiz kimselere bakın. Bizzat Peygamberimizin emrettiği kimse. Senden var derim aman ha bununla olun diyorlar. Rabıtanın Kuran-ı Kerim'de ki açık ve sarih beyan nedir?