Peygamberimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin Aziz, Latif, Ad, Münevver Mutahhar Mücella, Ruhu Ulvilerine, ehline ashabına, peygamberane zam ve pirane zammı, bütün geçmişlerimizin mümin ve müminatı, hususen Seyyid Burhanettin Hazretleri'nin, Melik Gazi vesaire, beldemizde bulunan enbiya evliyauhu ulema meşayık mümin ve müminatın ervahına, burada bulunan cemaatimizin geçmişlerinin ruhlarına bir Fatiha, bir çıkmaz içelim. Abdülkerim Er-Ceyli Hazretleri'nin tavsiyeleri var. Burayı büyüklerimiz sohbetlerinde de, hususi görüşmelerinde de tavsiye buyururlardı. Oradan birkaç hususi ifade etmek istiyorum Rabbimizin lütfuyla. Şu hatırıma geliyor, dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin Esad yedbili Hazretleri'nden bir icazetnamesi var. O icazetnamenin mühründe şunu gördüm. Hadimul Fokara Muhammed Es'ar Erbili diye geçiyor. Bakın zamanın kutbu azamı.
Es'ar Erbili Hazretleri zamanın kutbu azamı. Kutupların da kendi arasında gerecelendirilmeleri var. Enbiya arasında olduğu gibi. Böyle olmasına rağmen ifadesi bu. Hadimün fukara fukara dediği dervişler. Onların diyor hizmetkari, şeyhim, efendisiim mürşidim değil. Üstadımızın bu vasiyetinde son kısmında şöyle bir ifade var. Size buyuruyor hakkıyla kölelik yapamadım. Kölenin de ücreti olmaz ya diyor. Gördüğümüz Rabbi Zülcelal'mizin azamet-i ilahiyyesi karşısında kendilerini hiç görmüşler. Üstatlarımızdan birisinin kapısı çalarlar. Kapıyı çağırırlar. Efendi Hazretleri kimsin? Deyin ki benim. Kapı açılmaz. Bir sene geçtikten sonra aynı kimse gelir kapincalar. Kimsin? Sen. Buyur. Biliyorsunuz İbrahim bin Edhem, Kaddesallahu sırra Mescid-i Aksa'da onlar için kapıya, pencereye gerek yoktur. Yatsı namazı kılınmış bir halde vakit geçmiş. Bildiğimiz bir husus.
Bir cemaat girer içeri, kırk kişi kırkların günü, sırtını mihraba verir, cemaate verir. O kırk kişiden bir ister ki benim burada bir beşer kokusu geliyor. O İbrahim bin Edhem'dir, kırk gündür ameline makbul değil. Meğer? Tabii heyecanla kalkar, bir hasıra sarılmış orada ibadet için buyurunca. Neden kabul değil deyince bir yerden bir hurma atmış. Biri yere düşmüş onu da benim zannetmiş. O midesine girdiği için, haram olan bir lokma midesine girdiği için ameli makbul değil. Burada büyüklerimizi söyleyince bir beşer kokusu diyorlar ya, beşer kokusu kalmıyor. Bu Hadis-i Kudsiler de belli zaten. Kulum bana nafilelerle yaklaşır ölen gözü, işten kulağı kavralayan eli yürüyen ayağı olurum. Bunu nasıl edeceğiz biz? Bunu nasıl gitmemiz? Bunu defalarca söylüyoruz, üstadlarımızın eserlerine bakalım. Çok güzel beyan edilmiş.
Sonra onu yazan parmak var Allah'ımızın nuruyla yazan bir parmak ve aynı zamanda onda bir himmeti var. Onda bir manevi hizmetleri var. Bizim yukarı, gerekirdi böyle cemaat bir araya geldi. Efendimiz Hazretleri Ashab-ı Kiram kitabını o zaman makbul olanı yeni çıktı. Yoksa Allah'ımız rahmet eylesin, İbrahim mekan hocamız kendi her yazısıyla, iki nüsha yazma, sonra kolay da değil bu Ashab-ı Kiram kitabı, birisini kendisine birisini, üshaazımıza yaratmış. Sonra makbul olarak çıktı, mukaddimesini bize okuttular. Okurken diyor ki Müellif Hazretleri, Sami Efendi Hazretleri, bu eseri gündüz demek ki malzemeler, hadisler, tefsir eder neyse artık tarihtir vesairedir, siyerdir. Bunları der diyor, toparlıyor, gece de yazıyorlar. Bazen diyor uyku galebesiyle, kalemin yer yer sağa ve sola çizgileri görülmüştür diyor.
Hani öyle bir emek gösteriyor ki üstadımızın himmeti midir ne ise tahammül edemedim bunu okuyunca. Yer yer diyor, halemin uyku galebesiyle diyor çizgileri görülüyor. Sonra buyurdular ki evladımın genç kalbi dayanmadı diyor, dayanamadım. Koskoca bir bu aktab bu, on sekiz bin aleme hükmediyor. Bizim için diyorum içime doğan ol, böyle bir eser hazırlasın da biz ona dikkat etmeyelim nasıl olur diye böyle bir duygu hazır olur. Efendim emekleri tarif edilmez. Onlar esabet in ecrie illa ala rabbbil alemin değil bir ücret böyle bir sevap olarak da bizim ücretimizi Rabbimiz verecek diyorlar. Şimdi bunu demelerindeki hikmet bir ayrı. O hizmetlerindeki manevi hal tarif edilenimiz onlar yaşıyor mu? Biz bilmediğimiz için böyle bir talep olursa bilmediğimizden. Kim bilir dediler, biz geçmişlerimizin ruhlarını okuyoruz. Sami Efendi Hazretleri daha hayatta.
Sizin de işte amel defterinize bağışta bulunuyor deyince, hayır demiş. O zaman benim ihlasım bozulur. Bunda bir şey yok. Amel defterine havale ediyoruz şeklinde bundan bile çekiniyorum. Biz diyor o zaman ücrete talip olmuş oluruz, bir beklenti olmuş olur diye. Bu kadar hassas. Geçen böyle ilim ehli diyebiliriz, bir vera tarifi oldu. Evet güzel yapıldı da veranın asıl tarifi şu, bu veraı ayet-i celileden eslameh kulum min tayyibatil maracaknakum. Allah'ımızın lütfettiği rızıkların temiz olanlarından yiyiniz. Bu tayyibat kelimesinden dört madde ifadelemek. Birincisi haramdan sakınmak. Bak haramdan sakınmak birincisi. İkincisi şüpheli olandan. Malum İslam fıkhının temelini oluşturan hadis-i şerifler var. El halelu beyyürün vel haramu beyyümü diye devam eden biri bu. Elal belli haram belli. İşte ikisi arasında şüpheli işlerden Allah'ımızdan korkanlar celle celaluhu sakınır diye.
İkincisi şüpheli olandan. Üçüncüsü, üçüncüsü helalde bile dikkatli ol. Yani helal değil, o haramlıkta yok. Şimdi ağır gelir diye de hep onu düşünüyorum. Şimdi konuşurken size bir zorluk getirmek de istemiyorum. Şu suyu dahi içmemişler, kolay kolay içmemiş ama size anlatılabilir. İnşallah bunu değişik şekilde yorumlamayız. Üstadına sormadan içmemiş mürid, suyu üstadına sormadan içmemiş buyurmuş ki üstadı, evladım o kanalda kazanmenin birisi zalim. Zalimlerin kazdığı kanaldan gelen suyu içme diyor. Böyle hassas. Yol çok müstesna bir yol, helali bile dikkat ediyor. Dördüncüsü masiva, onu atma. Şimdi efendim biz bir konu aldık, çok uzun bir cümlesi Rabbimizin izniyle, vaktin hepsini alır diye korkuyorum. Demek ki onlar her şeyi halir, rıza-yı ilahi için yapıyor. Hiç şüpheli bir şey yok. Mesela İstanbul'da Sami Efendi hazretlerine bir ev tahsis buyrulmuş.
Yalnız onun fiyatında işte o günkü ücret ne kadarsa denk diyelim. Tam pazarlık yapılmış, bitmiş. Ondan sonra onu satan zat demiş ki, elli. Gençler değil mi bak, kırk dedi. Geri yemiş. Emri sözünden geri, ilk söz neymiş? Bunu duyan Efendi Hazretleri, kalpte Sallallahü's-ı Sırrı, ben bu evde oturamam. Efendim, işte bir şey yok. Ben ne dedim, inanırken. O ev hakkında yalan söylendi. Ben ifvanımın dersini görüşemem diyor. Yani yolumuz böyle müstesna bir yol. Efendimizi hayatta olarak gören de var, görmeyen de var. Emin olun hayran kalmamak mümkün değil. Zannedilir ki gelenleri neleri yiyor. Hiç az yok, çok az. O dağıtılır, buradan bir grup gelir doktor kardeşlerimizin. Efendimiz onlara bir nasıl anlatmış elhamdülillah buyurmuş, bu sağımızdan haram geçmez. Birinin gönlünden geçmiş. Böyle diyorsunuz ama sağdan geliyor, soldan geliyor. Haydi o genelde bir şüphe varsa. Hemen cevabını vermiş.
Evladım bize bir koç getirdiler. O koç da iyi bir niyetle gelmemiş yalnız. Bir gün tek örgülü bir yerimiz vardı. Boynuzuydu bu koç orayı açmış, kaçmış gitmiş. Sonra koçu bulmuşlar, kestikleri zaman ah kulum, fena bir hak oğlum demiş. Allah bize haram gelmez, mesleğimiz icabı diye ifade ediyor. Mesela kendisi o mahallenin imamı, kadro gelmiş. Efendimiz ben ücretle yapamam buyuruyor. O zaman yakını olan birisi rencide olmasını istemem tabii Allah'ımızın bunu. Demiş ki benim çoluğum çocuğum çok. Ne olur ben yapayım demiş. Hadi siz yapın. Bunlar böyle. Biz de ne yapacağız? Bir hadis-i şerif her zaman dikkatimizi çekelim. Kimdir bu hadis-i şerife şahit olan, diğer bir hadis-i şerife şahit olan bir Hadis-i Şerif okudu ama çok mühimdi. Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz buyuruyorlar ki Bir çocuk dünyaya gelen çocuk babasına benzerse bu bir lütuftır, buyurdu.
Çünkü alıntı, buluntu, çalıntı olmasın diyor. Biz de diyoruz ki biz efendilerimizin manevi evladıyız. Dedem Rahmetullah Aliye, Esadi Elbili Hazretleri evladım demiş onu şiirlerden nasıl söylüyor. Evladım demiş bana hop bu zaman diye nasıl söylüyor. Evladım kelimesi, onunla biz onlara itikaden de, ibadet olarak da, ahlaken de, muamele olarak da benzeyeceğiz. Şimdi bir oradan bir buradan görüşüldüğünü biliyorum bir isim. İbadetleri yaparız güzelim, gece kalkarız yaparız. Taahhitlerimiz yalnız muamele, muamele bunun yüzde yetmiş beşidir. Bak ibadet yaparız, muamelat önemli, asıl olan muamele. Mesela aile hayatındaki durumumuz, en önemlisi bu. Ondan sonra komşularla olan münasebetimiz, akraba ile olan münasebetimiz, ihvan ile olan münasebetimiz vesair kimselerle olan muamelemiz.
Mesela adam çok ibadetli, taatli bir hac seferi olmuş, illallah Ama işte ibadet ve taatin yüzde yetmiş beşi muamelattır, ticaretimizdir, ziraatımızdır. Beşeri bütün alakalarımızdır. Çünkü bizim ibadet ve taat yapmaktaki maksadımız kendimizi bulmaktır, mühim olan o. Tenha anil fahşaya yuvalmunke, kötülüklerden muhafaza edecek. Mesela oruç tuttu. Oruç taati asıl farziyetindeki gaye budur, farz oluşundan gaye. Bizim bütün azalarımızı çünkü laal ve kun tektegun buyuruyor. Umulur ki Allah'tan korkarsınız, ilahi korkunun bizde bütün azalarımızda tecelli etmesidir. Çünkü bu korku öyle bir güzellik ki esamu vel a gıybetü lit tekva güzel sonuç Allah'tan korkan verir bulunuyor. Mesela kurban taati, şimdi kurban kesilecek. Ne demek, bu ne demek? Burada biz kendimizi nasıl bulacağız bu taat sayesinde? Nefsimizi keseceğiz.
Çünkü nefsimiz buraya usulsen kaydettin üstadımızdan Sami Bey'in hazretlerinin sırası gelince hemen okuyacağım inşallah. Bunu temin etmedikçe çünkü iki türlü arınma var. Birisi tezkiyedir, birisi de tasfiyedir. Tezkiye olmadıkça tasfiye olmaz. Mesela diyoruz ki yemek kabı. Yemek kabı, bulaşık, böyle biçimsiz temizliği yoksa siz ona alıp da bir tencereden o çorba tasını bu nimeti koyamazsınız. Niye temiz deyin? Bunun için diyorlar ki temiz et gönül evine dost gelecek kondurmayan. Efendimizin çok müziğde bir evladı vardı. Develde bu eski caminin bu şekliydi eski şekliydi. Orada diyor ben Evrad Ezkar okuyorum. Baktım diyor, Hacı Hasan efendimiz diyor, benim kalbimin içine bağdaşla oturdun. Öyle tarif. Niye? Temizliğinden dolayı. Dedem Rahmetullahani Hazretleri böyle postunun üzerinde otururken çok ağlamış.
Sebebini sormuşlar gönül alemine Nebiyy-i Ekrem aleyhüssalatü Vesselam efendimiz teşrif buyurur. Onun için tezkiye önemli. Şimdi bir yere hediye yapıyoruz biz. Diyoruz ki nişanıdır, düğünüdür vesairedir, dostumdur. Çok güzel pakete hazırlıyoruz biz düğün paketini veya hediye neyse nişandır vesaire. Hazırlıyoruz. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyor ki nafineler sizin Cenabı Hak'ta hediyenizdir, hediyenizi güzel yapın. Bunun için tezkiye, nefsimiz emmareden levvame, levvameden mülheme, mutmainne olmadıkça biraz büyüklerimiz üzerinde duruyor. Mutmainne sıfatını istiyorlar bize. Çünkü Rabbimize sunulacak bu taat. Bak Sami efendimizin eserleri, orada yedi kat sema deniyor. Bu sema böyle üst üste değil, bu aman öyle düşünmeyelim. Yedi kat sema, her sema katında bir melek. Kimi kibirle alakalı, kimi hasetlikle alakalı, kimi gıybetle alakalı.
Eğer içinde Allah korusun, böyle bir taatimizin kir varsa Allah korusun, görüyor. Bundan tezkiye çok önemli. Bunda yoğunlaşacağız biz. Bu sebeple olmalı ki çokça duyduğumuz adamın biri çam ışığıyla, çam mı, mum mu gündüz dolaşıyordur. Demişler, ne yapıyorsun güpegündüz bu mumu yaktın da ne yapıyorsun, adam arıyorum diyor. Gündüz güneş her tarafı almış mum ışığıyla adam bulunur mu? Ben de bulunmayanı arıyorum, demiş. Şimdi bizim bu yolun tabisi olarak yoğunlaşacağımız bu. Tabi görüşüyorduk şimdi Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri'yle vesaire görüşüyorduk bulunduğum yerde. Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri buyuruyor ki Bu yol buyuruyor merasim değildir, aynen de değildir. Uyur, merasim değil yani sırf şekle dayanmaz. İlim de değildir, o hayatta. Sonra bakıyoruz biz mürşit kamillerimize, efendilerimize gerçekten seçilmiş mübarek insanlar.
Ama kendilerini ispat etmiş, nefsin tezkiyesiyle kendisini ispat etmiş. Diyoruz ki onları mesela veliler seviyor, sadat-ı kiram seviyor, çok şey derim de biraz hususiyete kaçtığı için diyemiyorum. Bir müfşid-i kamilin yetişmesinde yedi tane kutbu cihanın bizzat görevli olduğunu bu içimizde kalsın. Yani öyle hazırlanıyor ki bu gelişigüzel değil o. Her şeyiyle hazırlanıyor. Şimdi onlar edebi ile, erkamıyla, Sadat-ı Kiram efendilerimize kendilerini ispat ettirmişler. Benim için Esali El-i Ebi Hazretleri evladım diyor. Biz daha Sami Efendimiz'in üstadımıza dediğini bizi çok sıkıştırdığı için aman demeyin, aman demeyin daha hala çekiniyoruz. Yani Gorda Hasan Efendi varken bize niye geliyorsunuz diyor. Değer veriyor, kıymet veriyor. Çünkü ispat etmiş kendisini. Teslimiyetiyle, muhabbetiyle, rabıtasıyla, Tevrat ve ezkarına, dikkati ile ispatlamış kendisini.
Mesela Efendimiz Aleyhissalatu Vesselam sünneti seniyyesine riayetiyle ispatlamış, Halık-ı Lemyecene Kuran-ı Kerim'in edep ve erkamına, ahkamına, lafzına ve hükmü ilahiye ve onun da hikmetine gelişmek suretiyle kendisini ispat etmiş buluyor. Birincisi tezkiye. Ondan sonra nedir tasfiye. Kolay olur mu? Şimdi biz bu tezkiyeyi bir yapabilsek dikkat ettiğimiz zaman efendim nasıl olacak diyorlar. Çok güzel, hepsini yazıyor. Üstatlarımızın eserlerinde hepsini yazıyor. Şöyle diyeyim size, Bayezid-i İslami hazretleri, Kabdesallahu Sırra, Bayezid-i İslami Allah'ımıza Celle Celalühü bir arzı niyazda bulunuyor. Ya Rab ben sana nasıl erişirim, kavuşurum deyip gaye o zaten. Çünkü Allah'ımızın bizi yaratı sebebi ben gizli bir hazineydim, tanınmak istedim, insanı halk ettim buyuruyor. Yani bu değer kimde olabilir ki? Hani bizim görevimiz Rabbimizi tanımak ve tanıtmaktır bir beşer olarak.
Varlık aleminin yaratılış sebebi olan insan ilahi bir cevhere sahip olması yönüyle gaye vardır. Yani insan başıboş değil, gaye vardır. Ondan istenen özellikler var, ondan beklenenler var. İnsanı tanıyıp sırlarını keşfetmek Hakk'a vuslatın ön şartı kabul edilir. İnsanın iç dünyasını besleyen ve ilimden daha özel bir anlam içeren marifet, düşünüp tefekkür etmek bir şeyi olduğu gibi eşyayı hakikati üzere idrak etmektir. Efendimizin duası Sallallahu Aleyhi ve Sellem, eşyanın hakikatine eriştir. Bu ağır dediğin bu konu. O Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri'nin sözü yarım kalmasın, ne merasimdir ne de ilimdir, bu ahlaktır diyor ve buna verdiği misal var. Buna verdiği misal de Ebu Hafs Hattadi Hazretleridir, Kaddafi Sallallahu Aleyhi ve Sellem, bir demircidir nihayet. Demirci ama o demircinin hadisesi anlatırken, anlatırken bize oradan birçok dersler çıkıyor. Ebu Hafsa Hatta Hadi Hazretleri.
Kendisi öyle bir medresesini bitiren bir kimse değildir. Baktım diyor Bayezid-i İslam Hazretleri, yetmiş bin veli içerisinde göremedim kubbiye sırrını diyor. Onun dışında, diyor, baktığımda bir demirci haber verildi. O demircinin özellikleri çok müstesna. Bir kere onda gördüğümüz Allah'a tazim mahlukata şefkat edeyim bu zaten. Allah'a tazim. Büyük bir tazimi var ve şefkati var. Bayezid Hazretleri İslam Hazretleri gelince, tabii onun kisfetinden, heyetinden büyük bir zat olduğunu anlar ama kim olduğunu bildiği yok iddianda. Kendisine çeki düzen verir, buyurun der. İşini terk eder oturur. Yalnız Bayezid Bistami Hazretleri onda garip haller müşahede eder. Gözünden yaşlar akıyor durmuyor. Siz neden böyle ağlatan nedir? Bilmiyorum diyorum, üç gündür benim gözümün yaşı durmuyor. Niye, ne var? Ümmetim Muhammed'e üzülüyorum. Arakan'dakilere üzülüyorum. Somal'dekilere üzülüyorum.
Yok ki, Saymakla bitmiyor, üzülüyorum. Onlardan sana ne deyince, bana mı ne diyor. Biz Muhammedi şefkatle yoğrulan kimseyiz diyor. O anda Bayezid-i Bistami'nin, Hadis-i Sallallahü Sırrı, içine nida oluyor. Ya Bayezid, bu sizin bildiğiniz kimselerden değil, bu zamanın kurdudur, Muhammedi şefkatle yoludur. Bakın hemen orada bir talebi var. Nasıl tezkiye önemliymiş. Diyor ki namaz surelerimi bir okuyayım diyor. Bak ilme talip oluyor, bekle diyor hatası çıkmadı. Siz de beni okutun deyince diyor, üç senede talim edemeyeceğim ilmi aldım. Buraya bu söz için geldik Cün-i İbadadi Hazretleri'nden. Gördüm ki diyor, sırrı kutbiyet başka bir mana, başka bir sır. Ne kesret-i ilim ne kesret-i amel o halde. İşte bizi bütün mürşiklerimizin çekmek istediği nokta bu. Buyuruyor ki hal ehli olur. Bütün bu.
Mesela istiğfarı okurken, o istiğfarı okurken hal ehli olur, Allah'ımızın affına, mağfiretine mazhar olacak gönülde bir nedamet hissini duyun. Bu hal içerisinde olun. Öyle ki Esad ehl-i hazretlerinin buyurduğu gibi Şam'ı seher ağlar ise, Şam'ı seher buyurduğu, gece ve gündüz ağlar ise, sular gibi çağlar ise tez bulunur ummansan. Öyle diyor Rabbimizin azamet-i kibryası karşısında neden ben böyle yaptım diye sızlanın bunu ve diğer taatlerimizde de öyle. Yani işin kabuğunu kırıp içindeki meyveye ulaşmak, bak burada en başta söylenildi eşyanın hakikatine ulaşmak bu demektir. Ondan sordum, ikindiyi kıldık mı diye hemen Taha suresinde sonra Rabbimiz salate ve zikrri, beni anmak için namaz kılın buyuruyor. Yani biz Rabbimizi bulabilmek burada, mühim olan o. Buradaki beyanlar da onu gösteriyor.
Allah'ın alemdeki aynası olan insanı manevi emanetin taşıyıcısı insan, küçük alem olan insan, büyük alem olan kainatın ruhu ve sebebidir. Büyük alemde olan her şeyin benzeri küçük alemde de olduğu için insan kainatın bir hülasasıdır. Uzatmayalım, Mevlana'mızdan bir söz söyleyeyim, onunla biraz olsun anlatılmış olur. Mevlana damlada gizlenmiş bir deniz, zerreye sığınmış bir güneşe benzetir bir dervişi. Bak dervişi damlada gizlenmiş bir deniz. Şu alem kainat onun kalbinde buğday tanesi kadar yer işgal etmez. Dedem söylüyor, ne güzel demişler ki müstelerini bir yadigar bırak, civgahı da siz ayrılıyorsunuz deyince, vasi olmuş kalbi anın, vasfedemem ey yaren, Yerleri gökleri koysan katiyen doldu deme. Öyle bir insan. Derviş bu. Damlada gizlenmiş bir deniz, zerreye sığınmış bir güneşe benzetir. Zerreye sığınmış bir güneşe benzetir. Kuran tarihini insanla başlatmaktadır.
Zira ilk inen ayetler es-selam, ismi Rabbikellezî halak, halakal insana min halak, Biz Kuran'a azimüşşan diyeceğiz. Kuran-ı Kerim diyeceğiz. Tarihini insanla başlatır. Yaratan Rabbinin adıyla oku. Şimdi bu oku kelimesi bir derviş olarak biz anlayamayız da hakiki insanların anlattığı şu, sadece zahirini okumak değildir. İrfana ermek, batını okumaktır. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretleri bir söz söyler ama çok müstesna Kuran'la insan kevemendir. Kuran'ın, Kuran azimşanın zahiri, insanın zahiri. Bundan ne anlayacağız? Kuran'ın hükümleriyle amil olacağız. Mesela ne buyuruyor Kuran-ı Kerim'de, esamne? Sakılır. Sizi ilgilendirmeyen meselelerle meşgul olmayın. Bilmediğiniz bir husus var. Bu işin hesabı ağır olur indi'l-Fatiha'ı. Allah'ım Resulu'l-Arabî Hazretleri. Bu sözü söyledin ama, gel söyledim böyle niye konuşayım derken bir ay kendi hatrına geldi sana.
Ma yel fihu min kavlim lillah ledehi rabbigun atit. İnsan bir söz söylemez ki melekler onu kaydetmesin. Yani sağımızdaki solumuzdaki melekler hep kayıt içerisinde biz başıboş değiliz. Innallahe kanae alikum rakiba, her zaman gözetlenmiyoruz. Esselamde yahulu beynel mergive kalbi. Allah'ımız celle celalühü kişiyle kalbinin arasında en gizli düşüncemize vaki. Bak bunu billerdiysek yani buradaki sohbetimizin, görüşmemizin hülasası boz. Ben nerede olursam olayım zaten atladığımız yer de o Rabbim-ı Kerim, Cibriya Hazretleri'nden, Rabbimiz bizi görüyor, biliyor, duyuyor. Bunu bir canlı tutsak kafamızda ne zinası kalır, ne faizi kalır, ne gıybeti kalır, ne dedikodusi kalır, hiçbir şey kalmaz. Bütün kötülükler biter. Çünkü gören dayısı Muhammed Şevval olacak. Şimdi bu sakati midir, hangi sultanımızsa bunların hepsi bir. Okuruz ya biz, herif çizimde ha ona benzer, tüh okuruz.
Dal eğri büğrü, zerleme'a benzer, sin üç dişli, şin ona benzer. Tüh, eli değnek, züh ona benzer. Bu eski okuyordur. Hep mürşidi kamillerimiz birdir. Aralarındaki derece biz ona karışamayız fakat ortak noktaların, mürşitlerimizin ortak noktaları ihitlası. Hepsi. İhsan. Rabbımızı görür. Bak o videolarda bin metreden beklüçtazımızı görüyorsunuz. Küçük bir mescit de kılıyordu namazını, daha çok seçerdi tabii, özel yerleri seçerdi. Böyle vücudu alilerinde Kuran-ı Kerim okunurken de, namaz kılarken de sağa sola mehir vardı. Kendi kendime dedim, bu nasıl oluyor dedim. Bayağı bir sağa sola mehir. Eve geldik, buyurdu ki insan Rabbimizi görür gibi taat yapınca vücudu elinden çıkıyor dedi. İşte hal ehli olmak bu. Bunlar makam ehlidir de hal ehli bu. İşte oturmuş bir tanesi mihrapta zikrediyor, kendinden geçmiş demişler ki bu sendeki kendinden geçiş nedendir?
Ben Allah deyince onun bana kulum dediğini duyuyorum. İnşallah. Çalışacağız, gayret göstereceğiz. Bu bizim elimizde, gayretimizle çabamızla. Şimdi yaratan Rabbinin adıyla oku derken okumak sadece zahiri değildir onun. Aziz Mahmud Hüdayi buyuruyor ya Rahmetullahi, Haddesallahu sırrab, Kuran'ın zahiri, insanın zahir yani hükümlerine dikkat etmek riayet etmek onunla amin olmak. Batını da diyor insanın iç halidir. Mesela nedir? Esselamü hulhüvelallahi ehalb. Bu surei celilei cemile murakebe-i ahadiyet. İkinci murakebesi var. Vuhua makum eynem a pöntü. İşte bunu canlısızca sohbetimizin ana teması bu olsun dediğimiz yere gelmiş olduk. Siz nerede olursanız olun Allah sizinle beraber. Her yerde, her nefeste, her bir kelimemizde. Çünkü Ashabı Güzin efendilerinden biri itaat edince, diğer Sahabe-i Güzin efendilerimiz dediler ki bu müjdeye cennete nail oldu, ne biliyorsunuz buyurdu Aliysir Acısa.
Konuşmuş olduğu sözlerden dolayı buyurdu. Kişi buyuruyor öyle bir söz söyler ki cenneti öyle bir söz söyler ki cehennemi boylar buyuruyor Allah'ın Resulü bu sene. Onun için hayırlı kelamda bile dikkat etmişler. Sami sultanımız dokuz yüz otuz dörtte memleketimize gelmiş, ben üstadımızın memleketi olduğu için diyorum ben, bunu dediğimden bile utandım şimdi. Efendimiz olduğu için memleketimiz, sultanlarımızın iz olduğu için. Seyrani'ye gelmiş de dedemin bulunduğu istazımızın bulunduğu mahallede Muhammedi nur gördüm demiş. Ondan dolayı dedem demiş ki Esar Efendimizden bazı ilahiler söylüyor evladım deyince, Sami Efendimiz dinlemiş buyurmuş ki bu sırada bunları bile söyleme iç aleminde yoğunlaşın buyurmuş. Aman ha, nefsin tezkiyesinde, ruhun tasfiyesinde bunları elde etmeye çalışayım. Nasıl bir sultanım? Hiç unutmam ben bu Muhammed abiyi, İstanbul'un bakıyorum kim var diye mi?
Bizim Mahmud Sami'na çok şükür elhamdülillah. Muhammed abi o anlatırdı, Sami sultanımızı. Tabii insan sevdiğini anlatıyor, sevdiğine dayanamıyoruz. Şeyhimizin biri müridine bir ceza vermiş de, üç cezası ver, birisi de beni anlatma evladım demiş. Efendim o ikisini yaparım ama bunu yapamam demiş. Ben sizi seviyorum anlatırım. Adamın biri biliyorsunuz Kabe'yi anlatıyor bıkmışlar. Bu sefer demişler ki anlatma. Durmuş durmuş hep orayı seviyor ya, vay karnım demiş. Ne oldu demişler, Mekke'de de böyle ağrıdayız demişler. Buyurun Kelime-i şehadet, eşeğe. Kelimesiyle cümlemize hüsnü hatimeler tevfik eyle. Tevfikına refik eyle. Bak Efendimizi hatırlayın diye biraz sesim yükseldiyse çok mahcubum, o da Efendimiz inşallah teşrif uyumlu. Çünkü o ihvanını çok severim. İhvanının parmağına bir taş değse o uykularını kaybeder.
Böyle bir mürşid-i kamillerimize karşı biz de saygımızı, sevgimizi, muhabbetimizi edebimizle göstereceğiz. Onlar bize dünyayı getirip olduğu gibi önüne koysan ona sevilmez. Onun istediği edeptir, erkandır. Allah'ımıza bağlılıktır celle celalühü. Buradaki efendim Azim Mahmud Hüdayi Hazretleri derken muratebenin birincisinin dedi, ikincisi ve huve makumeyne makuntum, üçüncüsü işte maiyetül min kavlinilleredei rabbün atit derken en yakınız. Billeyihih kulumuza min habli lveri candalar. Tabii şimdi okurken bir dışından okuma var, bir de içinden okuma var. İlmin ilmin batımına erişen buna ilmi ledün de diyebilirsiniz, ulema-yı Rabbani de diyebilirsiniz, Alim-i Rabbani de diyebilirsiniz. Bunun tabi şartları var. Hani ilmi Rabbımızdan alan kimseler demek bunların. Okumasına ne gerek var? Evet okumamış değil, okumuş ama bir mektebe oldu ki müdavim, Allah hiddetatına muallim, böyle okumuş.
Onlar hikmetiyle kamil olmuşlar, insanı alabtan yaratmıştır, oku. Halemle yazmayı öğreten, böylece insana bilmediğini bildiren Rabbin sonsuz kerem sahibidir. Şimdi İzmir'e dün Allah tarafından ilim nedir denirse bakalım İsa'ya. Allemel din sen, O diyeceğim muamele, Allemel din sene melemel yahlem yalem. Allah'ımız ona bilmediğini öğret. Yani biz bu kitaplarda görüyoruz, kocalardan talim ediyorlar ama bilmedikleri. Burada elhamdülillah, kıraati düzgün olan kimselerimiz var. Bir gün bize üstadımız buyurdu ki, bir namaz kıldırmışlar, daha çok şey okur buyurdu, dedi tecvid dedik ledünni olarak gönlüme doğdu dedik. Biz bugün hiç duymadım. Ne Mehmet Ali sarıdan gördük, ne de yerlerinden gördük, yok. Talim et bize. Tabi okumuş, Allah'ımız ihlas nasib etsin. Şimdi tecvidin ledünni olarak Allah tarafından verilmesi bizim hiç duymadığımız bir husus.
İşte bu cihetine işin dönmemiz gerekiyor efendim. Rabıtamız çok olacak, bu namaz sonlarında da durabiliriz, bunun kolay olan yönleri var beraber olduğumuzu da düşünerek ama bırakmayacağız. Çünkü biz murakabe halini şu anlatacağımız iç hali, Ondan sonra murakebe-i muhabbet bununla bitmez, daha ötesi daha ötesi vallahi ve billahi bilmediğimiz neler var bizim. Bildik zannediyor. Eslam le feme bir levahum minel ay. Bildiğimiz ancak bu kadar bizim. Onu Yunus Emre'nin dediği gibi bilirler, hod haber vermezler diyor. Üzüldüğümüz noktalardan birisi bu efendilerimiz kapalı sandık gibi kotu gitti. Açmıyor. İnşallah onlar yine hayattadır, ruhen hayattadır. İstifadeleriz, faydalanırız. Niye faydalanmayalım? Bayezid-i Bistami Hazretleri'nin türbesinde Ebul Hasan-ı Harakani Hazretleri on iki yıl okudum diyor, tefsir okudum. Bu Yeşilhisar'da daha yeni de konuşuluyordu.
Biz davet edilen kardeşimiz Yeşilhisar'dı deyip de. Oradaki müdernesi Ahmed Efendi, orada bir asker hoca vardı diye verilen. Demiş ki, hocam bir Vel'asriye mana vermiş, nas ettiyse bir ay mana vermiş. Bir ay vel-asriye gelecek sene devam ederek demiş. Hocamız demiş ki, bu ilmi nereden aldın? İbrahim Efendi Erciyeste ot otlatırken, demiş, hayvan otlatırken, Hızır aleyhisselam başka yok. Öyle uzun boylu uğraşmaya gerek yoktu onlar için. İşte bilmediğimiz konular dediğimiz derinleşeceğiz evet, derinleşeceğiz. Şimdi birini yapmadıysa ikincisi olmaz. Bazı bak bilirsiniz siz. Out derler bunlara, bölgelere göre değişir böyle su kanalı. O dolar, o doldurduktan sonra ikinci dolar, ikinci dolduğu üçüncü dolar. Şeri emirlere dikkat etmedikçe tarikat-ı aliyedeki takva boyutu meydana gelmez. Temel şeriattir. Hakikate de ulaşsak şeriattır.
Bunu tamamlamadıkça, buna dikkat etmediyse ikincisi olmaz efendim. Buyuruyor ya kenz açılmaz sol gönül de ta ki nurnu olmadan, şer'i şerifle nurnu olmadan manevi hazineler açılmıyor esas o. Bak bıraktığım yerleri tekrar ele alıyorum, Bayezid-i İslami Hazretleri'ni Allah'ım sana nasıl gelişiriz deyince, ta'n nefsek ve ta'al tezkiyeyi yap buyur diyor. Başta nefsi kötülüklerinden arın. Temizle ve ta'al getir. Arınmadıkça yok. Anlatırdım Muhammed abiye, bir gün dedi ki bak dedi, onları anlatırken rengin atıyor dedi. Onlar kazanacağı yeri kazandı. Sen kendine bak, bir ayet et. Dost böyle konuşuyorsun. İşte sen de şöylesin ha böylesin ha bu değil. Bayezid bistami efendimiz eğer diyor beni yüzüme karşı vasf ederlerse o zaman diyor çamur atmış olurlar. Eğer hatamı söylerlerse o zaman gül serpmiş olurlar. Biz ıslah olmaya çalışacağız, buna gayret edeceğiz.
Belki de insan bu özelliğinden dolayı dağların taşların kaldıramadığı emanet yükünü üzerine almış ve sorumluluk sahibi olmuştur. Hep Ayet cellilerde devam ediyor, kısa keseceğiz. Cenabı Hak insanı başıboş ve boşuna yaratmamıştır. Sorumluluğunun tabii sonucu olarak onu yeryüzünün halifesi kılmıştır. Kendi elleriyle yarattığı bu kudreti aman hata olması kudreti demek oldu. İnsanı belli bir merhaleden sonra ilahi nefa ile şereflendirmiştir. Hatta meleklerin hocası olarak bilinen şeytanın cennetten kovulması Allah'ın Adem'e secde edip, saygı anlamında emrine karşı gelmesi nedeniyle olmuş ve bir anlamda şeytan insana saygısızlık hak ettiği için cezalandırır. Allah tarafından tabiatta bulunan her şey böylesine önemli bir varlık olan insanın emrine amade kılınmıştır.
Buna mukabil insan da bütün bu nimetlerin tabii sonucu olarak ibadet ve itaatini Allah'a affederek böylece onun katında değer bulur. Önemli olan temiz suyu hangi kaynaktan alacağımızı bilmek. Bu da sahih bir itikat, düzgün bir ibadet, taat, güzel ahlak ve muameledır. Salikin ahlakı güzelleşir ve sağlamlık kazanırsa merhale kaydeder. Burada efendimiz hazretlerinden kısaca şöyle gitmiyorsun. Biz temizleneceğiz ya tezkiye, çok önemli bu. Emmareyi Sami Bendi hazretleri, Kaddafi Allah'ı sırı şu şekilde tanımlamış, kısaca ama çok güzel. Nefis gayrı meşru arzularını yapmaya hakim ise, nefis gayri meşru yani uygunsuz, buna emaredir denir. Levvame eğer nefis gayri meşru hareketleri icraya hakim değilse kısmen terbiye görülmüş. Mülhime eğer nefis terbiye ve taatini arttırmış fakat arzu ve isteklerini hala unutmamışsa mülhemedir.
Biz oturur oturmaz dedik ya beşeriyet kokusu gelmeyecek, rahmaniyet Celle Celaluhu. Mutmain neyse eğer nefis kötü arzu ve isteklerini külliyen unutmuş, kötü fiili işleme arzusu içinden çıkmış ve manevi terakkilere vücudunu vakfetmişse unutmayın. Ra'danye, eğer nefes bütün muratlarından ve makamlardan tay ile tecerrüd ederek teveccühü tam ile Allah'ın rızasına yoluna sireten yönelmişse, bak sireten diyor sureten değil, Allah'ımızın yoluna bütün gönüllüyle, her şeyiyle inşallah bu rabıtamızda, zikrimizde kuvvetli olalım olur Allah'ın izniyle, olmaz değil. Eğer nefis bu fikre hizmet ve sıdk ile sebat ve istikamette devamlı olur ve bu suretle hakkı nezdinde nezdinde de hali makbul bulunursa merdiyedir ve ondan sonra da nefsi kamile gelir. Nefs-i kamile'den sonra da bizzat Rabbamızda bakaysa.
Kaynak: Genel
Tasavvufî Yolculukta Nefis Terbiyesi ve Ruh… | Mihmandar