Tasavvuf Yolunda Veliler ve Ruhaniyet kaydında Bu Ürgüp'ün Damsa diye bir köyü var. Şimdi mahalle oldu da isimler. Bir adı da Taşhun Paşa. Orada velilerden bir zat varmış. Hem de komutan. Oraların fethine sebep olmuş. Taşkın da kanı taşarmış. Allah yolunda, cihatta kendini tutamazmış. Öyle kanı sanki damarından dışarı fışkıracak gibi böyle bir cihat aşkı olan birisiymiş. Tarihi bir…
Bu Ürgüp'ün Damsa diye bir köyü var. Şimdi mahalle oldu da isimler. Bir adı da Taşhun Paşa. Orada velilerden bir zat varmış. Hem de komutan. Oraların fethine sebep olmuş. Taşkın da kanı taşarmış. Allah yolunda, cihatta kendini tutamazmış. Öyle kanı sanki damarından dışarı fışkıracak gibi böyle bir cihat aşkı olan birisiymiş. Tarihi bir yer, orada merdivenlerle aşağı iniliyor. Taş bir merdiven. Bundan sonra kabri de tamamen böyle bir taş. Onu nasıl yaptılar bilmiyoruz. Cami ve tarihi hemen hemen duvarı bir metreye iyice geçer. İki metre diyorduk da iki metreye yakın bir duvarın genişliği. Sonra üstü kemerli, orada minberi çok muazzam. O minberini Etnografya Müzesi'ne götürmüşler. Artık vebali, günahı şey diyemem. Yalnız çok tarihi. Bir de deve kuşunun yumurtası var orada. O da böyle böceklenmeyi, ondan sonra vesair bunlara mani olurmuş.
Öyle bir cami, biraz gömülmüş gibi dilekleri onu gösteriyor. İçinde de Dihye-i Saadet vardı bir ara baktığımızda bulamadık. Ruhlu bir yer Efendimizi altmışlı yılda davet ediyorlar oraya. Efendimizden önce bir hoca davet etmişler Hayran kalmışlar hocaya, ilmine. Üstadımız gelince Allah Allah, demişler. Neymiş, demişler. Allah'ın böyle bir alim kulu, arif kulu, aşık kulu, sadık kulu diyorlarmış. Üstadımız o senelerde kırk yaşları dolaylarında, had yedilerin de içerisinde, kırkların da içerisinde, kırk diyecektim yedi geldi hatırıma. Fakat kırkların içerisinde olduğunda şüphe yok. Bunu evimiz hayırlı insanlarla dolup taşardı, onlardan işitirdim. Böyle nurlu kimseler de konuşurlardı. Bu bize uzak değildi, aşinaydı. Hele bir hatırayı hiç unutmam, Mersin'den bir cemaat geldi. Böyle boyları da birbirlerine eşit. Sonra saçları tıraş olmuş.
Efendimizin etrafında Beytullah'ı tavaf eder gibi dönüyorlar. Evliya, evliya, evliya diyorlar. Efendimiz tebessüm buyuruyor. Kim olduğunu bilmiyoruz. Bir de hareketleri normal görülmüyor. Dönüyorlar etrafında, evliya atıyorlar. Elini böyle kapışıyorlar. Biri bir tarafa çekiyor, biri bir tarafa çekiyor. Dedim ki, gelinimi kıracaksınız. Üstadımız bir kimseyi dengeli geliştirirdi. Öyle devamlı yüz vermezdi. Dengeli, yerine göre hazarlar. Yerine göre irtifak eder. Buna iddia için elimi öp, dedi. Halbuki ben orada onu incitmesinler diyorum. Bunu da bildiğimiz için bizim hiç sorumuza gitmez. Doktor diyor ki on beş dakikayı geçmesin görüşmede. Kardeşim, iki saate yakın görüşüyor, kalp rahatsızlığı var vesair, rahatsızlıklar var. Ben saati gösteriyorum, diyorum bak on beş dakikayı geçti, saatini düşünüyor insan. Şimdi ümmetin bir lideri aynı zamanda.
Biraz alaya alırcasına Ali Ramazan Efendi, müsaade eder misin biraz daha konuşun. Bu benim hoşuma gidiyor, yeter ki o rahat olsun. Şeyhin birisi müridine demiş ki Müridim şu taşın tepesine çık, dağ gün bir yer çıkmam demiş. Bak sana demiş iki tane şeker vereceğim. Çıkmam demiş. Evladım seni yanımdan hiç ayırmayacağım. Taşın tepesine çık, çıkmam demiş. Yanındaki müridan demiş ki niye böyle yaptın? Halbuki itaatkar bir evladıymış. Siz görmediniz mi demiş. Benim çıkmayacağımdan değil. Fakat efendimiz hazretleri ben çıkmam dedikçe tebessüm ediyor, gülüyordu. İkincisinde daha çok sevinci arttı. Üçüncüsünde neredeyse düşecek gibi oldu. O sevinsin diye yaptım demiş. Şimdi bizim tavrımız da onun rahat etmesi ve sonra takip ediyordu zaten. Hacı Hasan Efendimiz deyince hücresinin her biri göz kabul edin. Öyle uyanık, Allah tarafından öyle donatılmış ki anlaşılması mümkün değil.
Tasavvuf Yolunda Veliler ve Ruhaniyet ne anlatıyor?
Tasavvuf Yolunda Veliler ve Ruhaniyet kaydında Bu Ürgüp'ün Damsa diye bir köyü var. Şimdi mahalle oldu da isimler. Bir adı da Taşhun Paşa. Orada velilerden bir zat varmış. Hem de komutan. Oraların fethine sebep olmuş. Taşkın da kanı taşarmış. Allah yolunda, cihatta kendini tutamazmış. Öyle kanı sanki damarından dışarı fışkıracak gibi böyle bir cihat aşkı olan birisiymiş. Tarihi bir…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Anlayanlar ancak kabiliyetimize göre anlarız. Bu kuyuya'de mübarek bir zat var. Sarı emmi derler ama mübarek bir insan kırklı yıllarda intisab etmiş Sami Efendi Hazretleri, kalpte Sallallahu Aleyhi Sır'a buyuruyor ki misafirlerim gelecek daha onlar gelmeden kapıyı açık tutsun onlar için işte görüşme saati değildir, şu vakitlerde görüşülür demeyin girsinler içeri alınmışlar diğer iki kişi görüşmüş fakat bu zat ile görüşürken Sarammi denen mübarek bir insan, köylü, kentli birisi. Sami Efendi Hazretlerinin iltifatı müstesna. Bak soru sorarken ne diyor? Ne zaman ders aldık? Ders aldınız demiyor. Ne zaman ders aldık? Efendim, kırklı yillardan aldık. Dersimiz neredeydi? Dersin neredeydi demiyor. Şu letafete, şu güzelliğe bu kutbul aktab edebilir. Dersimiz nerede efendim? Esamne ve nahnu akrabu ileyhi min hablil-l-verid Biz kulumuza şah damarından daha yakınız.
Bu ayet-i celilenin izahına başlıyor bu ayet-i celile aynen şuna benzer buyuruyor radar gibi bir ucu sizde bir ucu Rabb'ımızda Rabb'ımızla Rabb'ımızla bu kalbin en yakınından geçen damar diye ifade buyurmuşlar. Allah'ımızla her an münasebet içerisinde. Öyle bir nura erişmiş ki bu bizim Evrad Eskardarımız da var. Çalışırsak olur niye olmasın bunu yaşayanlar da var çok yakında görüştüklerimizden de var bu hali yaşayanlar var sonra şu bileğini bileğine yapıştırıyor Ben diyor o anda kendimden geçtim bir saatten fazla herhalde bir derya düşünelim bu bildiğimiz deryalar onun yanında damla kalmaz kalbime öyle bir nur akmaya başladı ki diyor Tarifi yok O anda diyeceklerin demiş böyle bir kimse buna bizim memleketten bir tanesi yakınlarım diyeceğim de belli olursa onu rencide etmiş olmayalım Demiş, hacı babamdan bize bir bahiste bulunan anlatın büyüklerden olduğunu bilmiş, biliyor, duyuyor.
Demiş ki oğlum, parmağının ucunu gösterilmiş. Şu kadar aklın var, hacasene benden anlatırsam o da çıkar, oturturdun yerde demiş. Onu anlayan anlar. Böyle bir Allah'ın dostu. Orada altmışlı yıllarda sıkıntıdan çıkmış insanlar, ondan önceki sıkıntılar işte elli yılına kadar, elli yılından sonra bir rahatlamalar, ezan artık Arapça olarak okunuyor. Daha sonra yine bir sıkıntı altmışlı yılda gittiler. Bunlar bir hoca davet etmişler. Ondan sonra da üstadımız gelince Allah Allah demişler görünüşü bile. Otursa da kürsüde hiç konuşmasa yeter. Hayran kalıyorlar. Herkese bir nedemet geliyor onu görünce. İstah oluyor, irşad oluyor. Böyle gelenler olurdu. Bir tanesi dedi ki Hacı Hasan Efendi niye konuşuyor dedi. Oturup dedi rahlenin üzerine kitap açıyor konuşuyor. Hiç gerek yok dedi. O otursun dedi. Yorulmasın. Biz onun nur cemaline bakalım yeter dedi adam. Artık nasıl etkilenir.
O tarihte üstadımız o Başhüm Paşa Hazretleri'nin bulunduğu camide camiye tam doğu kısmında yapışık vaziyette. Kabir öyle sayılır. Bizim İslam menüsünde okurken bir arkadaşımız vardı, Mustafa Demir diye. Bu çok hadim, selim, şöyle görünüş itibariyle boy boss olarak böyle. Böyle tıpacık, güzel tebessümü bambaşka bir neşeli üstadımıza getirmiştim onu Efendimiz sofrada ona iltifat buyurdu Mustafa oğlum diye ikram buyurdular Bu demiş ki ben devletten maaş almayacağım. Artık ne içindi bilmiyoruz. Ben Hak rızasını çalışacağım demiş. Bu, Damsa'dan o altmış beş sene önceki hatırasını vermiş olduğumuz köyden oluyor.
Bu evlenecek, tam düğün olacak, bayrak dikilmiş, bu bir rahatsızlık sebebiyle şu boyun kısmında kireçleme olmuş ve hastanede vefat etmiş Vefat ederken de Mevlana'mızı neyi görüyor Biz tabii arkadaşımız olduğu için zannederim bir minibüs okul arkadaşlarıyla da gittik köy bütün ağlıyor Bayrak dikili Allahu alem düğünü cennette olacak yalnız bu günahkarda bir hal oldu çok üzülmeme rağmen Allah'ımız içimi neşelerle doldurdu Böyle gülme geliyor. Yahu vefat etmiş, seninle beraber oturmuş, kalkmış içim neşet oluyor böyle. Demek ki Rabbimize kavuşmuş. Kederin yerini neşaft. Dedem irtihal etmiş üstadımız, tabii evlatları. Üzerine su dökerken gülüyormuş. Çok genç yaşta. Gelenlere demiş ki bak düşünün. Bir kimse Beytullah'a kavuşsa üzülür mü insan yoksa sevinir mi? Babam Allah'a kavuştu, demiş. Artık münasebetlerinin nasır bir alemde olduğunu düşünelim. Bizde de böyle oldu. Kürsiye çıktın.
Kuran-ı Kerim okunuyor, mevlit vesaire. Yalnız sırtım yanıyor konuşurken. Bu gittiğimizde de o lambaya baktım. O lamba sırt kısmında ama sırtı ısıtacak şekilde değil, uzakta o. Mümkün değil. Şimdi kürsü biraz daha kürsü değil. Onun yerine başka bir kürsü yapmışlar. Kıbnede de bir kürsü var ama o doğru olan kürsü biraz aşağıya doğru çekmişler. O lamba yukarıda kalmış. Baktım iyice bir izni. Onun dalımı yakması mümkün değil, ısıtması mümkün değil. Yolda geliyoruz, bir arkadaşımız dedi ki benim sırtım yandı orada dedi. Acayip bir şey, soba yok, ne yok? Üstadımıza dedim oğlum arkanızda Daşkum Paşa Hazretleri var teveccüh etmiş dedi manen dedi. Öyle sırlı bir yer. Orada üstadımız vaaz-u nasihate başlıyorlar. Çocuğum daha, çocuk yaşta, çok gencim, ilkokulda yok. Fakat böyle yavruyken insan almış olduğu bilgiyi mermere kazınan yazıya benzetirler. Unutulmuyor. Hep hatırlıyorum.
Oranın ilerisinde bir köy var, Şahin Efendi. Bir tarafında köy var, orada Mustafa Paşa. Şimdiki gibi vasıtalar yok. Bir mahallede vasıta olarak motorlu bir veya iki. Yok, o da yok. Geliyorlar Üstadimize, vaazü'l-nasihat ediliyor ama çırpınıyor böyle. Onu hatırlıyorum. Böyle köpürüyor böyle. O ilahi aşktan olur. Bunu şu. Burada cevabımız vardı Hasan Hüseyin diye. O da mukabele okuyor. Çocuk olduğumu şundan biliyorum. O secdeye yattığı zaman sırtına çıkıyorum. Çocuğum da ama hatırlıyorum bir izni. Üstadımız dua ediyor millet amin. Onların aminleri bittikten sonra ben amin diyor. O gayrı onlara bir hatıra olmuş. Bir çocuk sesi amin diye. Sonra bir dünya-i saadet çıkardılar onu hatırlıyorum. Böyle yatsan sonra Kadir Gecesi fakat hava çok değişti. Çocuksun, ne biliyorsun hissediyorum bir iznine. Çok değişti. Çünkü orada Allah'ın bilgileri var.
Hem ruhu aştı olanlar var hem de dünyada bulunup ruhu ulvi alemlerde gezenler var. Allahu alem şesinden çıkardılar, ziyaret ettirdiler. Böyle bir coşkunluk. Mazunu ziyaret ediyorlar. Etraftan da gelenler oluyor ama o kadınlar bir bölüm yapmışlar içine, orada bulunuyor. Üstadımız gelmeden önce de ellili yıllarda Abdülhamid padişahımızın tuğrasını hazırlayan bir hoca varmış orada. O hoca İrşad'ta, Islahta bulunmuş, biiznnai teala. O köyün direklerinden sayılır. Oradaki halk ona itimat ediyorlar. Onu dinliyorlar. Dini bir mesele olursa soruyorlar. Öyle bir kimse. O da vefat etmiş. Onun kitaplarını da duymuştum. Allah'ımız nasip etti. Bir kısmını almış olduk oradan. Böyle hatıralarla dolu bir yer ve bizim bulunduğumuz yerde uranın adetleri farklı. Onların bir ekmek yapmaları, ortası açık bir ekmek var. Onu toplu yapıyorlar bir köylara toplanıyorlar.
Hamurunu hazırlıyorlar fırınlarda ne de çok güzel adetleri var. Üstadımız vaaz diyor vaazdan sonra yine kemerde bir ev bir odasında bulunuyorlar kemerde anamız var Rahmetullah Aliya biz varız o namazdan sonra da cemaat toplanıyor Yaşlılardan neden? Üstadımızda oturuyorlar. Onlar otururken hata olmasın, on beş-on altı tane genç içeri giriyor. Efendim, siz bu yaşlıları irşad için mi geldiniz? Bizim gibi kahve gazinoda, isyanda olan kimseleri ıslah için mi? Ta onlara tesir etmiş. Oğlum sizler için geldim ama sizlere güvenmiyorum. O zaman yaşlılar müsaade istesin. Yaşlılar birer birer çıkarlar arka arkasına. Efendim, tövbe edeceğiz. Buyurur ki bizim yanımızdaki tövbe, bir başka kimsenin yanındaki tövbeye benzemez. Edecekseniz tam edin, müstakim olun. Söz verince sözünüzden dönmeyin. Evet, efendim diyorlar. Tövbe diyorlar. Eğer dikkat etmezseniz sıkıntıya uğrarsınız, buyuruyor.
Bir sene kadar güzel devam etmişler. O gençler içerisinde öyleler var ki şimdiki gibi evlere sular neler gelmiyor. Bu bizim ecdadımızda var, çeşmeler var, çok güzel. Bu İstanbul'da neler var bazı yerlerde? Çok güzel, tarihi çeşmeler var yapılmış ama güzel yapılmış. İşte falan kimsenin hayratı diye, oralardan müminler deriz biz, dolduruyorlar, evlerine götürüyorlar. Orada bir su varmış, uzakta bir yerde su. Hatırladım ismini Ahmet diye, Allahu alem, Ahmet. O üstadımıza sevgisinden, muhabbetinden uzak yere giriyor, o suyu seviyor diye o su tercih edilirmiş. Bu yaylalara giderken, çatın o tarafta bir su var ya, tercih ediyorlar, onun gibi bir su. O sudan getiriyor. Bir seneden sonra bir tanesi benim canım gene menhiyatı istiyor, demiş. Yapma demiş. Bak ne dedi, Hoca Efendimiz ne söyledi başınıza bir sıkıntı gelmesin dedi, tövbenizi bozmayın, ben herhalde sabredemeyeceğim demiş.
Bu değişmiş, değişmiş çok geçmeden Resulullah diye salah verilmeye başlamış, vefat etmiş. Buyurulur ki Veliler kabzası, yerde çakılı kılıçtır. O kimseye vurmaz ama adam kalkar münasebetsiz bir harekette bulunur, kendini çarpar. O çarpmaz. O şefkat dolu, merhamet dolu insanlar. Onlar bizim en kötü olanımıza daha çok iyi muamelede bulunurlar. Çünkü İbrahim Aleyhisselam ikram etmiş de gayrimüslimlerden birine sofraya almamış. Allah'ımız, Ey İbrahim, ben onun altmış yıldır rızkını veriyorum. O bana isyan etti diye rızkını kesmiyorum. Sen nasıl olur da böyle muamele ediyorsun, diyor. Ben o gayrimüslim'i buluyor, gönlünü alıyor Allah'ımızın kulları. Şefkatle hidayetini istemektir, yoksa onun isyanına razı olma şeklinde değil. Ben orada vaaz nasihat ediyorlar. Birçok hatıraları var, hatıraları var. Ayrılırken gördüğüm şu oldu cemaat böyle ikiye ayrıldı.
Bütün mahallede onu istikbal için, kılavuzlamak için istikballiyorum, kılavuzlamak için hep dizildiler. Kimi ağlıyor, kimi sızlıyor, öyle bir etki yapmış ki kılavuz alırlar Üstad-ı Müze Hazretleri'nin. Ondan sonra da onda öyle bir vefa var ki ara sıra terk etmedi, yine oraya gitti. Orada Hacı Kamil Efendi diye birisi var, onun evinde kalındı. O da Allahu alem, imniyetten neden, kesin bilemiyorum, emekli olan, ta becerisi çok fazla. Eskiler köşker dediler, ayakkabı tamiri yapar. Ne bileyim, söküpler, bilmem planlar. O işleri görür, iğne yapar, seyyiederlerdi. Sanki bir sağlık ocağı gibi. Bu hizmetleri de yapar. Böyle bir kimse. Şu görünüşü neydi? Azametli gibi bir görünüşü var. Onun bir ağabeyi var. Ali Efendi Allahu alem velilerdendi. Nurdu böyle. O da yavruları okutur.
Bu çalış diye bir köy var Ankara'ya doğru giderken ya Kırşehir'in ya Nevşehir'in neyse oraya bu zatı davet edenler o köyün çocuklarını okutur. Böyle bir kimse gelirdi ara sıra bize. Gelme şimdiki gibi değil. Giriyoruz bu vakitte ikindi olmadan belki yine dönüyoruz ama o zaman da böyle bir vasıta yok. İşte yola çıkıyorsun Kayseri'ye kadar yok. Yol ayrımına kadar, yol ayrımından sonra diğer bir arabaya, oradan bir başka yere böyle sıkıntılar içerisinde bu zat hanımı vefat etmiş, kızının yanında kalıyor. Bazı meseleler sorardı, müstahazımıza. Bir gece kalkmış, ağlıyor. Ağuda da şiddetli olduğu için kızı demiş ki baba bir şey mi var? Yavrum arşın dileklerinden biri yıkıldı demiş. Meğer üstadımız demiş. Onun ilahi davete icabetini söylüyor. Böyle de bir kimse. Bir de Casan Efendi Hazretleri cisim olarak da çok güzel. Görenler sevgiyle baksa bile İsabetü'l-ayn oluyor. O da çok tesir ediyor.
Bu amca Kuran-ı Kerim'den ayetler okurdu. Onun şifaya kavuşması için biiznillahi teala, böyle bir kimse. Ondan sonra yatcıyı müteakip hatırlayabildiğin altmış beş sene olmuş hemen hemen. Öyle bir sofra ki çok sevdikleri için halk tabakları getiriyorlar, böyle görürdüm orada. Böyle dizili bir şekilde eskiden tabakları dedim ya çocuklukta alınan bilgi, mermere yazılan yazı gibi böyle dairemsi bir şekilde onları üzerine koymuşlar. Üstadımızın yemediği malum yiyebileceği kadar yer. Ondan sonra Allah-u Alem ikram ederlerdi. Oranın muhtarı olan Mustafa, soy ismini hatır diyebilsem diyeceğim. Hatırlarsam söylerim. Bu Almanya'da çalışmış bir kimse. Onun babası, patates derler orada, patatese, tandır oluyor. Böyle tandır, yere kazılmış vaziyette. Patatesi ikiye ayırıyorlar, yapıştırıyorlar. Onun tadı hiçbir şeye benzemiyor. O fırında neden? Hazırlanmalara benzemiyor.
Onunla getirir, patates, patatesdir üç-i ağzımıza. Onun oğlu Mustafa Efendi, Almanya'da çalışıyor. Velilerin kerametleri de olur, haktır. Bu uyuya kalmış, vardiyerli çalışıyorlar. Uyuduğu için vakti geçirmiş. Geçirmek üzere. Üstadımız manen bir iznine aitane gelmiş. Mustafa oğlum, işine geç kalıyorsun. Almanlar sana eza eder, kalk buyurmuş. Benim manevi güzelliklerini de görmüş. Ruhani, manevi. Manevi güzelliklerini de görmüş. Onlarda çok saygılı, sevgili, muhabbetli, böyle hatırasının olduğu çok kimseler var. Biz o gittiğimizde şeye, Mustafa Ali Demir'in irtihalinde taziyeye bir tanesi Allah Allah sesin benziyor hocasın efendiye, dedi. Ne kadar onların ruhlarına işlemişse o sesi bile algılayabiliyorlar. Aynı sesi bu dedi. Allah'ımız ruhen benzetsin, manen benzetsin.
Dedi ki o zat dinimizi, imanımızı, kitabımızı, Kuranımızı, taharetimizi, biz abdestimizi, namazımızı hep hacazen efendiler öğrendik, dedi. Üstadımız hazretleri bin kişiye konuştuğunu iki kişiye de aynı heyecanla konuşurdu. Allah'ımıza olan sevgisinden dolayı. Dereba var, o kürsünün kalkmasına üzüldüm. İnsan hatıra olarak korur. Biz dün gittiğimizde onun kürsüsünün önünde oturmayı bile nimet kabul ettik. Acaba namazı burada mı kıldı diye. Kürsüden indiği zaman ve gözümüzde canlandı tabii. Herkes kendi evrak ve ezkarına göre oturuşu olacaktır ve canlandı. Orada eskiden bildiğimiz kimseler ahirete göçmüş, dedim Allah'ım bir tane kalmamış. Cebrail Aleyhisselam, Azrail Aleyhisselam, ruhları Aleyhisselam, ruhları hapsediyor ya, aynen tespih tanesi gibi. Bugün diyelim birisine geldi. Bak şimdi bu tespihin tane. Ondan sonra kime gelecek bak, böyle çekiyor, böyle çekiyor.
Kayser'de bir bahis dinledim. O zaman bu radyolar yok. Görsel cihazlar hiç yok. Ondan insanlar camilere nelere doluyordu. Dinliyorlardı öyle. Hayran hayran dinlerlerdi. Şimdi tabi herkesin telefonuna girdi, evine girdi, ondan olmuyor. Hani o zaman da diyorum ya Mustafa Paşa'dan geliyor, Ürgüp'ten geliyor. Hatta buradan bile aşıklardan bir tanesi gelmiş fakat annemiz bizim çok müstesna. İsmini vermeyeceğim hemen belli olur. Böyle lakabıyla desem yine belli olur. Anamız onun ölçüsünü biiznillah vermiş. Onun belli bir müddet ıslahını sonra da hallerini söylemiş. Anamız gözleri, ilahi gözleri çok açıktı öyle, çok doğru, hakiki bir anaydı. Öyle vaazun nasihat ediyor, sohbet ediyor. Velhasıl su aktığı zaman su geçtiği yerleri de yeşertir. Nerede bulunmuşsa oraları yeşermiş, biz kimseyi göremez burada dışarı çıktık. Zaten mahalle boşalmış, Bürkbe'ye gitmişler, başka yerlere geçmişler.
Belki iki yüz-üç yüz hane olan yer kalmış otuz beş, en nihayet kırk hane kalmış. Bir tane Allah'ın kulunu görsek de şöyle bir hasbihal etsek diyorduk. Bir tanesi orada caminin önünde çalışıyor, selam verdik, kendimizi tanıttık, dedi ki ben o zaman tanıyorum, ben çocuktum, caminin önünde oynardım, dedi. Yaşı müsait olanlar hala anlatırlar, dedi. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın velhasıl mümin esamretuti ukullaha kullahinin bihni rabbiye ilahinaya sühallahülazim İbrahim suresinde her zaman ürün veren bir ağaç gibi bizim de evimize, ailemize, çocuğumuza, çoluğumuza, eshamle gu en fuzeküm me're ila ahiril-i ay'ye shakallahü lillahim ürün vereceğiz Başka, başta nefsimizde ürün vereceğiz. Gözümüz böyle şefkatle bakacak, merhametle bakacak, ibretle bakacak, ürün verecek. Kulağımıza ürün verecek, hep hayırlı kelamlar duyacağız. Ahbiiler diye bilse eşyanın zikrini de duyar insan.
Ondan sonra ayağımız ürün verecek hayırlı yerlerde olacağız. Fakir, yoksun vesaire ihtiyaç içerisinde olanları özetleyeceğiz. Sonra bulunduğumuz çevre orada da 7 olsun, isterse sevmeyen olsun. Ne diyecek? Ya benim münasebetim yok fakat hayır da kimselerdir. Bunlardan öyle şer gelmez. Hayır gelir dedirttirebilmektir. Velhamdülillahi Rabbil alemin. Aleyhissalatu vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine, el-nasamına, Peygamber aleyhisselam ve Piran-i İzzem, bütün geçmişlerimizin ruhları için el-Fatiha.