İsrail-i Hüşeyriye tasavvufta çok önemli bir eserdir. Bizim kaydettiğimiz Sadat-ı Kiram efendilerimizin mübarek sözleri var. Buradan da birkaç kelime naklederek devam etmek istiyorum Rabbimizin ismi ismiyle. Hikmet ehilleri. Allah'ımızın gönlüne ilim lütfetmiş olduğu kimselerdir. İlmin esrarına nail olmuş, erişmiş onlar. Sükut ve tefekkürle buna varis olmuşlardır. Sükut önemli. Tabii keseden harcama derler. Şimdi kesemizde diyelim dünyevi varlıklar var. Onu boş yere harcadığımız zaman ne olur? Çarpışur etmiş oluruz. Buraya edersek gerektiği an icap ettiğinde bizim mühim işlerimizi görür. Sükut çok önemli. Buraya Sami Efendi Hazretlerinin teşrifinde dedem rahmetli olan Bey, Essa diye birliği hazretlerine ait şiirler söylemesini ifade eder. Söyle, bir müddet sonra Sami Efendi Hazretleri buyuruyor ki, şu gelişme döneminizde, öyle ilahileri bile terk edin, iç aleminize dönün der.
Hep ömür alemiyle meşgul olanlarla, olurlar oranın boğulmasını isterler. Demek ki hikmetin zuhuru ancak sükut ve tefekkürledir. Tefekkür öyle boşuna bir düşünce değil, o hale göre değişir. Diyelim, mukarremum evsafında bir ikimizse, onun tefekkürüyle bizim tefekkürümüz bir olmaz. Geri geldikçe ifade etmeye çalışırım inşallah. Kellimin nasekaliyle, diyorlar ki, insanlara konuşurken sözü fazla uzatmayın. Kellimi nasgayla, az konuşun. Ve kellim rabbette kisra Rabbınızla çok konuşun. Şu dil mi? Bu kalptir, münacattır o. Ama o kadar güzel bir şey söyledin ki, kellimi neshe galiyle insanlara konuşurken çok az ama Rabb'ımla çok görüş. O, iç aleminin sözleşmesi konuşmasıdır. İğrenç hadisesi bunun en güzel örneğidir. O en kısa bir zamanda birçok ilimlere de mazhar oluşmesin.
Evet, şöyle mübarek sözlerinden biraz diyeyim, ondan sonra Sadat-ı Kiram'ın gördüm, efendilerimizin sözlerinden, nakledebilirsem, edeyim, mesela burada, Zuhüd üzerinde çok dururlar. Zuhüd dünyaya gönlümüzü kaptırmamaktır. Burada şu hatırımıza gelir, eğer biz hak ile meşgul olursak batıl bizi istila edemez. O hak ile meşgul olmadığımız için batıl sözler bizi mahvediyor ve hep teselli ile orada görür. Yoksa hayırlı kimseler katiyen konuşmaz, bunlar ilahi alem de her zaman bir münasebet içerisindedirler. Yani hoşlarına gitmez o hareket, o tavırların. İnşallah meydana gelir, aldığımız dersleri soracağız. Efendimiz haftada bir buyuruyor. Cevvanlı bir gelişim olacak. Mensahaha, batimehu, bil murakabe vel iflas.
Sırf her şeyi Mevla için yapma ve murakabe Rabbımızın bizi gözetlediğini bilerek içimizi ıslah edersek, bu murakabe vurulma, arınma, temizlenme Allah'ımızın yüciyesini önüne aksetmesidir. Zeynyeğenallahu Zahirahu bir mücehede ve ittiba-i Sünne, sünneti seniyyeye uymakla ve mücahede ile nefsimizin arzularını yerine getirmemekle, ona muhalefetle, şeytana uymamakla, dünyaya esir olmamak suretiyle iç alemimizi nurlandırmaktır. Çünkü onunla Allah'ın huzuruna anlatacağız. Burada üç sözlarımızın bayağı bir sözleri var. Ha buradan devam edeyim diyordum. Ne bitiren ne de tükenir, onların Allah tarafından nur edilen bir ilimdir. Fakat biz sadaki Kiram efendilerimizden imkan dahilimde vereyim. Abdulvahhab ı Şarani, Gaddesallahu ve Şerarikul Envari kutsiye kitabında der ki, sakın ola ki Kuran'ın ve sünnetin ruhuna uymayan bir yolu sufiyyenin yoludur demeyin.
Çünkü Kuran'ın ve sünnetin kabul etmediği yol küfür yoludur. Bizim yolumuz tamamen ahlakı Muhammediiyeyi sallallahu aleyhi ve sellem, yaşamak ve bütün hayatımızı Kuran'ın emirlerine ve Resulullah'ın sünnetlerine göre tanzim etmektir. Böyle kısa geçiyoruz biz de, öyle mühim hususlar ki önemini bir daha tekrar edeyim. Bak bizim yolumuz diyor, buyuruyor. Tamamen ahlak-ı Muhammediyeyi yaşamak ve bütün hayatımızı Kuran'ın emirlerine ve Resulullah'ın Sallallahu Aleyhi ve Sellem sünnetlerine göre tanzim etmektir. Ehli tarik insanı Allah'ın huzuruna kalp huzuruyla çıkmaktan men eden kötü sıfatlardan temizlenmeye irşad edilecek bir mürşid-i camile intisap etmenin mutlaka zaruri olduğuna icma ve ittifak etmişlerdir. Şey gibi, mesela biz Kuran-ı Kerim'i okuruz da, Kuran'ın tabii ilimleri var. Ne var? Kıraat var, Gecivit var. Onun yanında başara var, takrib var, Sahibe var. Bunlarla derinleşmek.
İşte ibadet ve saatte iflası elde etmek ihsanı Rabbimizi görür gibi taahhüt yapmayı elde etmektir. İşin esasını yakalamaktır, bu. Selman-ı Farisi Efendimiz şöyle buyurmuştur, çünkü Sitte-i Azam'dan sonra Selman-ı Farisi gelir. Kul Hakk'a tam itaat ederse, halk da onun istediğini muhakkak verir. Biz şimdi yapacağımız, üzerimize düşen görevleri icra etmektir. En güzeli bu, Allah'ımız bizi ne ile mükellef kılmışsa, onları en güzel şekilde yapacağız. Zaten, Ehlullah bunu göstermez mi? Bunun için vardır. Mesela itikatta nedir? İmanın kemalidir, yakine ermektir. Sureti imandan tasdik-i imana geçmektir. Şu dönem mesela, iman sınavından geçiyoruz hepimiz. İbadetimizi sadece beden olarak değil, ubudiyet olarak ve ubudiyet olarak esrarına ederek yapmaktır. O Hakk'a tam itaat ederse, hak onun istediğini muhakkak verir. Yeter biz Rabbımızın emrine iyi sarılalım.
İşte arzımız yerine gelsin diye değil, Mevla için yapılır. İşte benim bazı taleplerim var, onlar yerine gelsin diye uğraşıyorum, olmaz. İsteğimiz de Allah'ımızın rızasıdır, mühim olan bizim. Caferi Sadık, Kadriye Sallallahu Aleyhi ve Sellem, beş kimseden sakının buyuruyor. Şimdi biz bunları incelediğimizde hepsinin ayet ve hadis meali olduğunu görüyoruz. Hani öyle bir söz söylüyorlar ki, ya ayet-i celilerin manası oluyor, ya Hadis-i Şeriflerin. Bunun dışında hiçbir şey yok. Ama bunu çok güzel bize tarif buyuruyorlar. Beş kimseden sakının. Yalancıda. Efendimiz büyük günahları sayarken, yalancı şahitlik hususunda diyor birkaç defa devam etti. Ashab-ı Güzin Efendilerimiz keşke Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem kendisini bu kadar yormasa dediler. Şehadet-ül zur, şehadet-ül zur diyor. Laneti var Cenabı Hakk'ın. Ahmaktan anlayış. Bu Rabbimizin verdiği bir nur olur. Ah.
Birden de söz söyleyeceğini bilmez. Bu çok tehlikeli bu. Bu seni, seni, ne diyeyim, bir lokmaya satar bu. Öyle bir söz söyle, ahmak çünkü. Gönül yok. Düşünürken sadece, utanıyorum bunu demekten, beyinle düşünmüyor. Ah beyin salih bir akıl olarak düşünsek müstesna. Ahmak. Mahvidem bu. Bu. Büyüklerimizi de sıkıntıya sokan bu ahmak insanlar. Düşüncesiz. Dilde ne konuşacağını bilmez. Bakın size bir misal vereyim, Sami Verdiğimiz Hazretleri üstadımızı bir kimseyi irşad için gönderir. Şöyle bir durumu gözetle fakat görüşecek hiçbir durum yok, gelir durumu Sami Velimiz anlatınca tebrik ederler. Bakar ki konuştuğunu illa emir yerine getireceğiz demiyor. Öyle bir anlayış var ki söylediği zaman sözü kabul görmeyecek, vazgeçiyor. Ne olursa olsun söyleyeceğiz. Yok kabule müstehip bir hale gelmesi lazım. Yoksa herkese aynı söz söylenmez. Hallerine göre, durumlarına göre, vahiy cimriden.
Bundan da uzak olur. Çünkü seni cimriliği sebebiyle hiçe sayar. Bir bakarsın, seni beş mola satar gider. Mürüvvetsizden insanlık diye bir şey yok. Beşincisi de fasıktan demiştir. Ama çok önemli bu. Siz bunu incelersiniz inşallah. Faizli idi Bistami Sultanımız da buyuruyor, nefsini murakabelet. Bir kere nefsini gözetle. Nefsin ne halde? Emmarede mi, Levva, levameden mi, mülheb, mülhemede mi, muhmainler mi? Çünkü Rabbımızın huzuruna, nefsimizin haline göre varacağız. Bunu düşünsek, biz hiçbir başkalarıyla meşgul olmayız. Bir tane Sami Efendi Hazretleri'nden ders sistem diyor ama çok istemiş. Evladım demiş, bu çok olmaz mı? Efendim ben hamalları görüyorum, yükleri ağır olduğu zaman o yükü yerine ulaştırmak için iç ne sağa ne sola bakıyor, vazifesini yapmaya koyuyor.
Bana demiş, öyle ver ki nefsimin arzusuna, şeytanın yuvasına kapılmayın, Rabbime muhabbetle yürüyeyim, ayağıma engel hiçbir şey olmasın. Ne kadar güzel. Bu şu yeni insanlar işte. İlme yapış. Üstadımız şiirlerinde görürsünüz. Biz en çok Efendimiz hazretleri hocaları toplardı, onlara İhsan buluyorlardı dedemden beri. Yani bizim ceddimiz de bu var, ilim mehdi insanların bunlar. Hep ilim mehlinden hürmet ederler, saygı duyarlar. Onlara bir de kitaplarımızın tozlarını hocalar silkeleyin, Okumun, mütalaa edin diyordu. Kendisi anlatmakta bitiremedim. Yani Rabbımız gönlüne vermesine rağmen mütalaa ediyordu. Eşyanın hakikatini ara, nazar miyim? Edebini muhafaza et, hadlere dikkat et. Had, Allah'ımızın koymuş olduğu sınırlar. Yapacağımız vazifeler ve terk edeceğimiz hususlar. Sınırını koyun rabbımızın. Bunu unutmayalım.
Tevbe suresinde, Tevbe suresinde yüz on iki diye hatırlıyorum, dokuz tane esas var orada. Bakın bunlar yerine getirilince müminleri müjdele diye buyuruluyor. Hepsi bir faide, esas bir ahlak. Yaşamamız gereken bir hususturdur. Sıraladım mı acaba? Mürüvvet sizden, fasıktan, hiç kimseden sakınım. Buyuruyor. Faiz-i Bistami Hazretleri nefsini murakabit. Aman kontrol altındadır. Şu nefes bize büyük bir emanettir deyip koruyalım. Bu düşünmekle alakalı, tefekkürle alakalı. Kullanılır. Bir şey kullanılıyor. Burada elimde de kulema Suphi'm, oradaki hem adimlerimiz hem menşayi yazan çok tefekkürlük inceler. Kendilerini öyle bir sıkıya almışlar ki, bunu Medine'de gördüm. Orada anlatırlarız letaiflerden, şöyle çalıştırmamız gerekir. Çalıştırırsak, işte vücudumuz nura döner diye. Bir tanesi dedi ki kendimi ben dedi yoğun bakıma alacağım. Çok sürmedi. Çok sürmedi, letaifleri zikre başladı.
Onun mükafatını bizzat Rabbimiz veriyor. Bu sohbetlerde bulunmamıştım üstadımızın, şeyi anlattım, dedi ki, dün bir sohbet ettim, fakat üzerinde çok durdum dedi. Bu esasların mutlak yapılması gerektiğini, dedi hiç ummadığı bir kimse, daha çok zaman geçmeden, efendim, kalbimin temizlendiğini bölümü, ruhum arınıyor demeye başladı diyor. Biz bunun için varız. Tarikatı Aliye'de bunun için varız. Arınmak istiyoruz, temizlenmek istiyoruz. Kulun bana doğruca gel, eğri gelen ermez bana, doğruluk et öylece gel. Bunu üstadımı söylerdi ama ne manalar içerir içerisinde neler var. Bu bana doğru çeker. Nefsini murakabe et, ilme yapış, eşyanın hakikatini ara, pedevini muhafaza et. Pedevini muhafaza et. Edip hadlere dikkat et. Had dedim ya artık. Sonra da nizaya girmek istemişse altı bin altı yüz altmış altı aya tigzadenin yarısı emmeli, yarısı neydi? Güya kapınma. Kafirlerden kaç.
Sünneti buyurakla Sallallahu Aleyhi ve Sellem Aleyhi ve Sellem. İbadetten ayrılma. Din ve merhamet. Sahibi ol. Ahlakı tutmamla. İnsansın, istihdamsın diyor. Faysal-ı bir zamansın diyor. Bir de Ebu'l Hasan-ı Harakani Sultanımızdan deyip sözün hayırlısı az ama hayra delil olabilir. Kişi kendisinin uyanıklığını nehyebilir? O da Allah'ı andığı zaman baştan aşağı, Allah'ın seni andığını duymakla dedi. Bu büyük bir iddia değil sevgili kardeşlerim. Hiçbir iddia değil. Yaşamadığımız için hep bunlar bize garip geliyor. Bu, yaşanan hususlar, yaşamışlar. Cenabı hak'ı andığı zaman baştan ayağın nur içinde oluyorlar. Allah'ımızın andığını kendisinin, o andığını ancak yaşanan bir halde ifade edilemez ki. Bir ağırlık bin senelik taate belki Bedihetti. Müstesna bir hal o. Sordular, ahlak nedir? Kişi Allah için işlemektir buyurdu. Ebu Ali Farmadi Efendimiz ne buyuruyor?
Kalebenin hocasına karşı dili ile saygılı olması gerektiği gibi söylediğini kalbinden de reddetmemelidir. Gönülden kabul etmektir. Abdülkadir Geylani Efendimiz ne buyuruyorlar? Biraz uzun. Derviş sordu. Nefsin istediğini mi yapayım yoksa istemediğini mi? Onu tayinde insanın aklı yanılabilir. Bu Abdülkadir Geylani Efendimizin sözü değil. Abdülkadir Vojavani hazretlerinin sözü. O zaman Abdülkadir Geylani Efendimiz'den üç şey söyleyeceğim. Birisi kimi diyor Cenabı Hakk'a ulaştıran ne fazla ilim, ne de fazla ibadettir, üç şeydir. Bir, selameti sadır. Büşümün müminlere muhabbette olması, Kim iki bin hasetlikten arınmasıdır. İkincisi, ikincisi keremdir, iyiliktir. Üçüncüsü de sehha, cömertlik halidir demiş. Hapubali Voydevani Hazretleri, nefsin mi yapayım yoksa istemediğini mi? Bunun tayininde insanın aklı yanılabilir. Hakkın emrettiği yapılır, nehyettiği yapılmaz. Kuhluk bu, dervişlik budur.
Salihin yoluna şeytan karıştır mı diye sordular. Hazreti nefsi ikna etmenin son hududuna varmayan, nefsinin arzularını tamamen bitirmeyen, mesela hastalıklarda görüyoruz, Tamamen bitmeyince sıkıntı malum. Bütün rahatsızlıklar da böyle. Hepsini ikna etmenin son hududuna varmayan bir Salih, öfkeye düşünce şeytan onun yoluna karışır. İstazımız anlattı. Ashabı Sohbeten diyor. Böyle herkes inşaat ıssaha çalışan birisi adeta dirilecektir diyor. Siz, hocanızı böyle muhafaza etmezsiniz. İşte başkaları fırsat bulur, ağlıyor diyor. İşte nefsin ıslahı olmaması. Tamamen diyor, nefsin arzularını misketi. İşini allak bullak eder, nefsi tamamen ifna eden Salihte öfke bulunmaz, gazaplanmaz. Yalnız gayret ile öfkeyi karıştırmamak lazım. Gayret, Allah'ımızın emrine saygı duyulmamaktan dolayı yerellenebilir. Gayret, Allah ve Resulüne konulmakta sebattır. Muhaliflerine karşı davranıştır, leyadettir.
Bu gayret zuhur edince şeytan kaçar Allah için. Burada Hazreti Ömer haktır radiyallahu anh dinimiz için en büyük gayreti gösteren bir sultan. Öyle bir dirayetliydik Allah Allah. Allah'ın Resulü'ne bağlı da müstesna. Cenab-ı Hak edepleriyle, ahlaklarıyla ahlaklandırsın.