Tasavvuf Yolunda Şeyh İle Sohbetin Önemi ve Faydaları
Tasavvuf Yolunda Şeyh İle Sohbetin Önemi ve Faydaları kaydında Salikin bir tarikat-ı aliyyeye giren yolcunun mürşid-i kamil ile sohbeti akva-tariptır. En güçlü yol yetişmesine vesile olan kamil bir şeyle yapacağı sohbettir. Tefeyyüz için sohbette iki asıl vardır sohbetten istifade evrilmek, kalben canlanabilmek, ruhen olgunluğa adım atmanın iki tane esası vardır. Biri sallallahu teala aleyhi ve…
Salikin bir tarikat-ı aliyyeye giren yolcunun mürşid-i kamil ile sohbeti akva-tariptır. En güçlü yol yetişmesine vesile olan kamil bir şeyle yapacağı sohbettir. Tefeyyüz için sohbette iki asıl vardır sohbetten istifade evrilmek, kalben canlanabilmek, ruhen olgunluğa adım atmanın iki tane esası vardır. Biri sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine kemali ittiba, tam manasıyla Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin sünneti Muhammediyesine uymaktır. Sünneti Muhammedi her alanına hitap eder. Şahsi vazifelerimiz, ailevi görevlerimiz, çocuklarımıza olan vazifemiz, komşuluk alaka ve ilişkileri, vesaire. Her konuda Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem örnektir. İstifade edebilmek için Efendimiz sallallahu teala aleyhi ve sellemin Sünnet-i Muhammediyelerine tam manasıyla bağlı. Diğeri de şeyhe muhabbettir.
Bununla beraber şeyhin ef'alinden bir fiiline zahiren ve batınen itiraz ve inkar etmemek lazımdır. Bir kamil şeyhin, artık şeriatın ve tarikatın tasdik etmiş olduğu bir meşay-ı izamdan mübarek zatın, zahir ve batın, görünen ve görünmeyen, hallerine itiraz etmemelidir. Ola ki bir hikmet tahtında ve imtihan maksadıyla olabilir. Şeyhin huzurunda kendi nefsinin arzusuna tabi olmamak gerektir. Onların sözlerinin karşısında bana göre şöyle, ben şöyle yorumluyorum gibi fikirler ortaya atmamalıdır. Ne emrediyorsa ona uymalıdır. Bir mürid-i sadık, ihlas ile sohbet-i şeyhten müdavim bulunursa, biiznillahi teala kalpten galebe ilham ve ikaz tarikıyla hal münakis olur. Yalnız sohbette adet kabilinden değil, tam manasıyla riayet etme kastıyla, istifade etme niyetiyle, samimiyetle, samimiyetle bulunup faydalanmamak mümkün değildir, buyruluyor. Aynen alıcı ve verici de olduğu gibi.
Mesela vericiler muazzam. Çünkü bizim vericilerimiz nebilerdir, peygamberlerdir. Aleyhimüsselam ve aynı zamanda Sıddıklardır. Sözünde, fiilinde, niyetinde düzgün olanlardır. Daha vericilerimiz şühedadır, ondan sonra sadıklardır, salihlerdir. Alıcı önemli, vericiler düşük. Mesela bütün peygamberler Allahu Zülcelal'den almış oldukları emirleri, ümmetine ve bütün insanlığa tebliğ ediyorlar. Mühim olan alabilmek. Ashab-ı Kiram gibi bir ahlak ile ahlaklanmak, gerçek bir derviş olmaktır. Demek ki onların Allah'ın izniyle, Nur-u İlahi'yi nakletmekte hiçbir güçlük, hiçbir sıkıntı yok ama bunu alabilmek, pencerenin perdesini kaldırmak, gönlümüzün nefsani arzu ve istek perdelerini kaldırmak. Yoksa soruluyor Es'adi Erbili Hazretleri'ne, Kaddafi Sallallahu Sırra, Efendim, rabıta da biz sizin mübarek dizinizin dibine mi oturacağız? Yoksa nasıl olacak?
Deyince buyuruyor ki Biz şarttan doğan bir güneş gibiyiz. Yeter ki siz kalbinizi açın, buyuruyor. Bir de deponun deli olmaması gerekiyor. Suyu muhafaza etmesi için kalbimiz bir depodur. Onun delikleri ise azalarımızdır. Azalarımızın emri ilahinin dışına çıkmamasıdır. Asıl olan bu. Evet, efendim. Hadis-i şerifte buyurulduğu vechile, istifade ve istifada husure gelir. Zaten in'ikas çok önemli. Aynı zamanda instibasıdır bu. Ayet-i celilesinde dinimizin boyasıyla boyanmak, İslam'ın boyasıyla boyanmak, dinimizin İslam'ın boyasında ne vardır? İman vardır. Aynı zamanda imanın kamil olması vardır. İmanda sadakat vardır. Sonra İslam boyasıyla boyanmada ne var? Rabbimizi görür gibi taat kılma var. O boya ile boyanmak, ahlakı Muhammediye ile ahlaklanma boyasına girebilmek çok önemli.
Tasavvuf Yolunda Şeyh İle Sohbetin Önemi ve Faydaları ne anlatıyor?
Tasavvuf Yolunda Şeyh İle Sohbetin Önemi ve Faydaları kaydında Salikin bir tarikat-ı aliyyeye giren yolcunun mürşid-i kamil ile sohbeti akva-tariptır. En güçlü yol yetişmesine vesile olan kamil bir şeyle yapacağı sohbettir. Tefeyyüz için sohbette iki asıl vardır sohbetten istifade evrilmek, kalben canlanabilmek, ruhen olgunluğa adım atmanın iki tane esası vardır. Biri sallallahu teala aleyhi ve…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 9 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Müribin ihlas ve hıfz-ı edebe riayet ve istifadesiyle bu kabiliyetine göre, müridin kabiliyetine göre tefeyuzundaki sürat ve betaet, tekellüf eder. Yani bu kabımız ne kadarsa o kadar alırız. Bir bardak düşünelim. O bardağın alacağı su hacmine göredir. Ayşe şerhi'ye bir misafir geldi, üstadımızda bulundular. Fakat kendisine özel bir yerin de bulunması gerektiğini teferruüs ettim bir izle. Çünkü onun gerilerde oturması bu kalbime bir türlü muafık düşmedi. Bunu hazmedemedi. Bir kutbu cihan ev sahibine tabi onlar sayılırlar. Belki bunu hesap edememiş olurlar. Bir odanız var mı? Var dediler. Bir de cemaat içerisinde gerilere oturmuş Sami Efendi Hazretlerinin de Hasan Efendi ile görüşüyor musunuz dediği kıymetli bir kimse var. Talastı hafız derler. Onu gördüm, onunla hemhal olurlar, sohbet ederler, coşarlar taşarlar. Hatta bir tanesi arabasıyla o zatı bu kasabaya getirdi.
Üstadımız dedi ki eğer bu zatı getirirsen her zaman gel, dedi. Böyle sevdiği bir kimse. Tabi ki doktor da demiş rahatsızlıklarından dolayı aman sevdiklerinle görüş, hastalıkların hafifler belki de kalkar, İzmir. Geldi cezbeli bir zat. Üstadımız sohbeti derken ayağa kalktı sağa ve sola hu diye feryat etti. Allah bizleri ıslah eylesin. Arkada birkaç koca grubu onun halini yadırgar. Görmediği halde biiznillahi Teala bildi. Dedi ki, beni Hacı Hasan Efendinin manevi hali ayağa kaldırdı. Haydi siz de konuşun, beni ayağa kaldırın, dedi. Anlatmakla bitiremem. Cezbeli, mübarek bir zat onu yanına oturttum. Sevindi. Sevindi. O zat dedi ki, efendim biz gençliğimizde yanıyorduk, dönüyorduk. Gecemiz, sabahımız hiç belli değildi. Şimdi bir şey kalmadı bizde. Ne oldu? Tabi bunu ancak kamil bir mürşid cevaplayabilir. Cenabı hakk'ın sevgili kulu cevaplayabilir.
Dedi ki Mehmet Efendi, o zaman kalbiniz cezve gibiydi. Böyle ocağın üzerine konunca hemen taşıyordu. Şimdi rabbımızın izniyle kazan gibi oldu. İçindeki su dışarı taşmıyor, yine o kazanda kalıyor. Burada demek istiyor ki mürşidi camirin sohbetinde in'ikas var, aksi. Müride derhal tesirini bırakır, Bırakır hali değişir. Böyle yatsı namazından sonra olsa gerek, iki kişi geldi vilayetten, iki kişi geldi kasabaya. Üstadımızın huzurunu oturdular. Biri esnaftan bizzat, bir diğeri böyle gençlikle onların irşad ve ıslahı ile meşgul. Oturdukları anla kalktıkları anı hep böyle seyrediyorum, bir izninle. İlk anlarıyla son anları tam değişti. Böyle gelenlerin yüzleri, gözleri böyle bir nurlandı. Kamil bir mürşitten diyor, huzurunda oturan kimse samimi olacak olursa onun kalbindeki nur karşıdakine aksetmek suretiyle hali başkalaşır. Bir kardeşimiz anlattı, sahih.
Sami Efendi Hazretlerinin hulefasından birinin evladı diyor. Benim dedi, yakınımdı. Erenköy'de Sami Efendi Hazretlerinin dedi, huzurunda bulundu. On beş gün kadar bulunmuş. Böyle gerekli hizmetleri görmüş. Artık bahçesinin asmasının budaması mı? Ondan sonra diğer zirai hizmetler mi? Yapmış onları. Geldi ki diyor, on beş gün huzurunda bulunmuş elinden, ayağından, gözünden, kulağından mis gibi kokular geliyor. Efendim mühim olan alabilmek, sıddık-ı Azam aldı ama Ebu Cehil malum. Müridin ihlas ve hıfz-ı edebe riayet ve istidadına göre tefeyuzundaki sürate betaat birikir diyor. O kabiliyetine göre, mesela dedemin Rahmetullah Ali kırk beş günde icazet alması. Büyük bir kabiliyet. Hatta bu detayitlerin geçilmesinde Sami Bende Hazretleri kasaba-ı teşrifinde bazı hususlara şahit olmuş. Buyurmuşlar ki Bu Es'adi Elbili hazretlerinin huzurunda letaifleri bir anda geçmiş.
Bir ayet-i celile çok dikkatimi çeker Nur suresinde Es'amine. Dokunmasan da yanacaktı diye. Öyle bir Allah'ın sevgili kulu ki o letaifleri çok kısa bir zamanda geçiyor ve az bir vakitte de icazet alıyor. Es'adi Erbili Hazretleri anlatmaya gerek yok. O Es'adi Erbili biz ayrıyız diye bir tabirde bulunmak da çok yanlıştır. Ne şeriata uyar, ne tarikata uyar. Hakikate zaten yanından geçmesi lazım. Yirmi üç yaşında Tahal Ariri hazretlerine intisab eder. İntisap ettiğim sene beni halife olarak tayin buyurdu. Bir sene sonra da hazretatımın makamına nail oldum buyurur. Bu istidattır. Bu kabiliyettir. O zaman bizim durumumuz ne olacak? Bizim durumumuz eğer samimi olursa, İşi sevdiğiyle beraberdir. Şeyh mizap olup gibidir. Okuduğum hadis-i şerifte layık olmayarak burada için, Hadis-i Şerifi muktezasınca şeyhin ahval ve evsafından mürittehal zuhuruna başlar.
Şeyhi kamilimizden bir tanesi usul abdest alacak. Cuma günüdür veya başka bir vesile iledir. Şimdiki gibi imkanlar yok artık. Bundan çok eski tarihleri düşünelim. Efendi hazretlerine, mürşidine suyu hazırlar. Efendi hazretleri suyu çok sıcak olur. Böyle bugünkü dediğimiz gibi imkanlar yok ki soğutabilsin. Kapıyı açıp müridine söylemek ister ama çok edepli, çok. Hayalı bir mürşid-i kamilimiz. Hep söyle zaten. Yemekten hicap eder, fakat mecbur kalır. Kapıyı şöyle açtığında bakar ki orada bir kova su var. O kadar memnun, o kadar mesrur olur ki müridini çağırır. Buyurur ki yetmiş senede ihraç ettiğimiz makamı bir kova su ile kazandın evladım, buyurur. Bunu neden kazanıyor? Çünkü o kalp Allah'ımızın rızasını bulan kalptir. O razı olunca Cenabı hak razı oluyor. Bizi bir hiç hesaba almayın bir şey söyleyin. Hep mi mürşid-i kamillerimize eza olur?
Yani konuşuyoruz da diyorum ki tatlı tatlı konuşalım fakat ne kadar olumsuzluklar yaşamışlar. Ama zehirle pişen aşı bal gibi yutmuşlar. Öyle feryav u figan koparmamışlar. Demek ki olacak ne diyelim? Sünnetullah seveni de oluyor. Bir diğerini hiç, demeyi bile avzuma almak istemiyorum. Allah'ımız hidayetle nasip etsin. Beni geldiler mescide. Bir sıkıntı vardı zaten. Bize buyurdular konuş diye. O konuş dedi mi böyle kitap ne okumaya gerek kalmıyor. Kütüphanedeki kitapları devirmiyorsun. Eğer nefsimizi devirebilirsek Allah'ın izniyle Himmetü'l rical takla'ul cibal derler. Evliyaullah'ın himmeti dağları devirir. Konuş deyince onun himmet-i alisi. Jeneratör çok güçlü. Maşallah, Kenzullah, Beytullah. Bir üşüştük, sabah oldu. Herhalde memnun olmuş, mesrur olmuş. Buyurdu ki Akşamki konuşmandan dolayı memnun oldum.
İnanın sanki doldum böyle, o memnun oldum deyince, Yunus Emre der ya Hepsinden yedreyi bir gönüle girmektir. O Adana'da Sami Efendi Hazretlerinin bir görevlisi var. Onun damadı bize şunu anlattı. Dedi ki kayınpederim şöyle bir hadise nakletti. Sami Efendi Hazretlerinin bulunduğu mecliste buyurmuş ki Buyurun, imamete geçin. O da içtin kafir etmiş, geçmek istememiş, Demiş ki damadına Oğlum, içimde ne varsa hepsi bitti. Demiş. Fakat çok samimi olduğu için Cenabı Hak o samimiyetine bina angut etmiş. Söz buraya gelmişken bir husus daha anlatacağım. Es'ad-i Erbili Hazretleri, kişinin hali kendi malı değildir, buyuruyor. Konya'dan bir zat. Hala yaşadığını duyuyorum. Şunu anlattı. Ben dedi, Samuelendi Hazretlerinin huzurunda oturuyorum. Evradını, ezkarını görüşüyor. Şöyle dedi bir nazar etti. O anda diyor, tarif edemeyeceğim hallerle hallendim diyor. Sonra bir daha nazar etti.
Boşaldım hiçbir şey kalmadı. Yalvardım diyor Allah'ım mahrum etme beni. Bu birkaç kez devam etmiş. Anladım ki diyor, haliniz kendi çalışmanız değil. Biz arkanızda böyle bir destek olmasak mümkün değildir, diyor. Aslında gücümüz çok kuvvetli. Sadat-ı Kiram efendilerimiz çok kuvvetli ama aynen bizim halimiz destiye benzer. Su akıyor, çeşmeden çok güzel su akıyor. Ha, desti altına unmamış. Suyun altında değil, kenara çekmişiz. Bunun için üstadınız diyor ya, malum söyleyin, kendi kendine diyor o destinin dolması mümkün değil, isterse bin sene dursun. Teslimiyetin ve muhabbetin neticesi diyor. Siz teslimiyet ağzınızı, muhabbet ağzınızı tam o suyun altına bırakacaksınız ki gönül dolabilsin. Çünkü bu birbirini takip eder, o da gelecek burada. Eğer müritte sekir ve gaibe tali olursa rabıtayı terk ile kendi haline müteveccih olur. Bu olur mu? Olur. Bu nasıl olur derseniz, böyle rabıta halinde.
Çünkü öyle bir mürit olur ki. Mesela Muhammed Bahaüddin Hazretleri'ne büstahizi dedi ki Evladım, seni doyuracak bende hal kalmadı. Yani öyle bir güçlü, öyle bir kuvvetli kabiliyetin var ki, var başka kimseler aradı. Hani belli olmaz Rabbimizin çok sevdiği kullar olur. Bambaşka istifade içerisinde olur. Bu hayserde, hadi Şaban Efendi, buna üstadimiz efendimiz derdi yalnız. Demek çok kıymetli bir insanmış ki, bir ona bakma. Çok kıymetli bir kimseymiş ki, böyle biraz da latifeciydi bunu anlatan. Baktım diyor, Hacı Şaban efendimizin huzuruna diyor bir mürit gelmiş Ama gönlü açık bir kimseydi bunu anlatan. Baktım diyor efendi hazretlerinin içini tamamen süngeri gibi sömürüyor. Öyle bir kabiliyet var. Yalnız latifeci olduğu için, bunu niye anlattı bilmem, şu dil sayene dokundum diyor. Biraz da bize kalsın dedim diyor.
Yani bu bir latife şeklinde, demek ki kabiliyetimize göre Allah'ımız ihsanda bulunuyor. Abdülkadir Geylani Hazretleri onun için, ne kadar alıcıysanız o kadar vericiyiz, buyuruyor. Bunu anlatmakla bitirmek mümkün değil. Bu haybet hali aynen suyun üstündeki saman çöpü gibi kalır. Aynı zamanda bir tasarruf hali var, o bir ayrı konu olarak ele alınır. Bu vaybet halinde rabıta da oturur seccadenin üzerinde ama kendisini arasa bulamaz. Bunu yaşar o. Evet, seccadenin üzerindedir ama kendisini bulamayacak şekilde tamamen Cenabı Hak'ta kaybolmuştur. O mürşid-i kamilin gönlünde tamamen kayıp. O zaman diyor, derhal Muhammed Bahaeddin hazretlerinin sohbetinde de olmuştu bu hal buyurdu ki bizi bırak Allah'a diyor. Demek ki rabıta her zaman devam etmiyor. Belli bir noktaya geldikten sonra şeyhi Kamil çekiliyor. Evladım sen de istifade edebilirsin diyor ve ona onun yolunu gösteriyor.
Nitekim Makamat-ı Nakşibendiye'den naklolunmuştur ki, sufiyeden biri mecliste rabıta ile meşgul iken onda gıybet zuhur etti. Mürid o gaybete iltifat etmedi. Ol vakit Hace Nakşibend El Kaddesalruh Hazretleri, beni bırak da ol gaybete müteveccih ol buyurdu. O kayb bulduğun hali takip et dedi. Bir mürid eğer Cenabı Hak'tan istifadeye kadir olursa o müridin rabıtayı terk etmesi vacip olur. Şeyh böyle üniversitede okuyor fakat dönmüş, koltuğunun altına kitap almış, çantasını almış, okul çantasını. Şimdi gelsin kalktı bunlar ama okul gömleğini giymiş, yakasını takmış, ilkokula okumaya geliyor. Buna döner. Artık daha bir yükseğe adım atmamız icap ediyor. Allah'ımızın ilmi ne kadar genişse tarifi mümkün değil. Azameti ilahiyesi de tarife sığmazsa bu işin de sonu yok. Seyri sülukün sonu yok. Yeter ki biz istifade edebilelim.
Bir mürid eğer Cenabı Hak'tan istifazeye kadir olursa o müridin rabıtayı terk etmesi nazil olur. Bu takdirde rabıta ile iştigal terakkiden temezzüldür. Artık aşağıya inmeye başlar. O, 0 duruma getirmiş şeyhi kamil unu daha bir indi hayda'ya. Daha bir ileriye adım atacak. Şuhud makamı üzerine. Bu artık bütün perdelerin kalktığı andır. Hicap mertebesini tercih demek olur. Artık nurdan uzaklaşmak gibi olur. Bu ise Cenabı Hak'tan i'raz demektir, ayrılmak demektir. İmamı Rabbani Kuddse sirruh buyurmuştur ki, tarikımız sahabe I ikram, Rıdvanullahi Teala aleyhim, ecmain hazıratın yoludur. Bu tarikta şeyh kemali marifeli ile müteahakkık olursa ifadede ihya ile emvat müsavi olur ve istifadede şeyhler ile sıbyan beraber olurlar. İnsani kamil miratı haktır, hakkın ayinesidir. Her kim insani kamilin ruhaniyetine basiret gözüyle bakarsa ruhaniyetinde Cenabı hakk'ın tecellisini görür.
Biz veli haberlerine gidiyoruz, ziyaret ediyoruz. Mesela üstadımızın huzuruna geliyoruz. Ne yapacağız? Evvela biz selam vereceğiz. Sağ ayak ucuna duracağız. Bir Fatiha, on bir İhlas-ı Şerif. Bir de Ayetül Kürsi, Ruhaniyetini nur şeklinde kalbimizde düşüneceğiz.
Kaynak: Genel
Tasavvuf Yolunda Şeyh İle Sohbetin Önemi ve… | Mihmandar