Hem Ducşan'ı, hem Hazreti'i, hem Kadir tarikatlarına mensubudu bu zat lakin Medine'ye varınca insanın abdestlerine mana buldu. Birisi geldi dedi ki: Ayaktan yiyorlar, başını sonra veriyorlar. Niye taacip ettin de bize naklettin cahiller gelmiş diye biz riyalı gaibiz seni tecrübeye geldik dedi. Öyle densiz ediyorum ki her gördüğümüzü Hızır bilin, her geceyi Kadir bilin diye yalvarıyorum. Ben de öyle bineyim, siz de öyle bilin. Ondan sonra Beytullah'a varınca aman ha Beytullah'ta böyle bir şey hatırına getirmedi deyip tembih de ettiler lakin geldi de Beytullah'a karşı oturunca kendine Bilal-i Habeşi gibi siyah bir Arap kendine dönmüş, Beytullah'a da arkasını dönmüş, dönmüş, şu adamın edepsizliğine bak yahu. Beytullah'a dönmüyor da bana dönüyor, demiş. Kalktı yine gelmiş demiş ki Medine'deki vahşiyesi ne diyorsun unuttunuz demiş. İndullah senin kalbin Beytullah'tan daha büyük değil mi?
Demiş. Yanına de arkanı oraya mı döneyim sana mı döneyim? Bir daha böyle şeyi hatırına getirme. Hadi beni irşabidin ellerine koca alim, hafız, müfessir, muhattiz, bütün ilmini bilir on iki nüsahla alim, dört tarikattan halife kalbimi bir türlü böyle vesveseden kurtaramadım. Allah rızası için bana bir çare demiş. Fellakçı otuplarından birini bul demiş. Bir ben bulayım. Cihan adap Dehle, Şehrinde Abdullah Dehlevi'i bulmazsan düzelemez kalbim demiş. Dediğin mi buradan? Yok. Onlarda da sen lazımsın, bir Hindistanlı gelecek seni götürecek gelmiş deveyle Mevlana Halissiz misin? Evet kaç. Altı ayda üvey ile anca varmışlar. Kırk günlük gelince Şeyhımın kokusu geldi, dayanamıyorum, gün kalmış da dayanamıyorum demiş. Çok burada tarihsel et yatlar söylemiş. Ondan sonra huzuruna varınca yanına kabul etmeyi vermiş. Bana karşı gerinler hep zannetmiş kimse karşı gelmemiş.
Ordu da bir köşede dineliyoruz böyle Hindistanlı girmiş çıkmış Mevlana Halis geldi. Gel bize gel. Ne olacak yani? Onun genliğini her yerini ırmanın için azarlamış. Hasan Efendi dedi Kutbacı Hanım'ın buyur sizin ihvanlarımızdan azarladığınız yine gelirler mi? Yedi defa gördüğün adam yine geldi efendim ağlayaraktan kusuruna tövbe etti der. Biz onu için şimdi orayı şey veriyoruz, biz gel ya dedi. Onun için vitecinin devenin Hasan Efendi gelecek birine dememiş olsa ebedi kırıldı dinlak o öyle olmaz demiş ki demiş, burana elsiz gerek dermiş. Sevene dilsiz gerek der hiç ve mutsuz gerek. Sen dermiş bulamazsın, sen hakkı bulamazsın. Biz ne kadar kovulduk. Oğlun da biz de üç defa hazırımızın huzurundan bir adamı tarafından hakaretle kovulduk. Tüm gür hüngür ağlayaraktan döndüm geldim memlekete de habire meczup geliyor.
Vallahi kalbime bir şey hançer saplandı öleceğim, bana hakkı ve halanı hata etmişsin. Elden duyduklarımı, iftiraları esfak zannetmişim. Ben çocukluğumdan beri Allahü Teala hazretleri gelip topraktan daha alçak yarattığını bir yüz de böyle geliyorum elhamdülillah. Şimdi bir şey sahibi desen olmak istiyor musun? Yüzimle, gözüne dursun, bana ne verilirse ben onu o halifelerimizin arasında üstadımdaneye bahşettim diyorum. Duymuyor Duymuyor musun ya? Bir kör herif, bir kör herif kavmiye binmiş eski kağnılarla Mercedes'le giren bir efendinin arkasından yetişir ya diye kopuşur mu? Efendim Optaş efendimiz ne oluyor? Yahyalının köyündeki Hasan ne oluyor? Kaminen ona ille yetişeceğim diye öküzleri sürse yetişebilir mi? Ben günahımı uğruna koydum da bakıyorum. Hafızımız kaçıncı defa lekilimsin Hasan Efendi lekilimsin.
Kırk beş sene evvel kabul ettiğim gibi ettim diyor da Ömer de ne öyle diyorsun yani. Ben günahımı görüyorum da onu gösteriyor da öyle geliyor. Ben günahımın yanında efendim gün ah bu bunun yer hoca hiçbir şeye barışmaz, ülkenin aleyhinde uğraşmaz. Öyle gösterdiler, dilleriyle soktular. Akrabanın akrabaya kimse bilmez ettiğin, akrabanın akrabaya akrep etmez ettiğin. Akrep gibi soktular ama dilleriyle soktukları için içerinde acı duruyor mu hepsine hakkım helal olsun. Hakkın helal olsun. Büyük hakaretlara uğradığımı avlayarak gelen adamlardan diliyorum. Bizi gündem yollar efendim size. Konya'mı sanki de gönderecekler. Konya'mı da bizim gibi bir afça inanca vermişlerini gönderecekler. Allah sizden, kandille, efendimizden, ahirete gelenlerinizle, dünyada kalanlarınızdan, cümlenizden razı olsun Gördün mü kardeşim?
İnsanı biraz anlayın pancarı derler, insanı pusu pusu pancarı allayıp biraz daha zor. Sonra biz gelince bak ya o nasıl tevazu, ben değilim tevazu ederim içerimden geliyor kanaatınız olsun. İçerimden geliyor böyle. Sen alacaksın Hasan diyor bana kerim. Sen günahkarsın. Hazırımızın ardına düştüm yazıhaneden Süleymaniye, camisine geliyor. Efendimiz'e yakın olma. Sen de değilsin. Koku bulaşmasın deyip geride kaldın. Bir defa da böyle geldi havası. Ondan sonra kafası açık, dolaylı boyalı kadınlar geliyor. Onları gördün mü siz benden değilsiniz. Siz saçınızdan asılacaksınız. Ben sakalımdan asılacağım. Yani ahirette bu daha ayıp değil mi diye ağlayıp geliyorum efendimizin oraya. Namaza vardır durdu, dövdü açıldı. Aslında sen bu oraya varamam ben. Ben burada ruhum birisi budur. Takva'nın birisini oraya gittim. Onlar durdu. Bir hazin baygın geldi içeriye. Efendimiz'den geldi daha.
Böyle bay var efendim. Efendimiz şu yola gelince onun ağzına gitmeye layık mısın de geleceksin? Daha Yezid Camii'nin altından şu Yukardar lastik dilerim orada. Mümmet Efendi var onun tükenine vardı mıdır? Yahu seni bekliyorlar telefonun başında. Efendimiz'den bitmişler. Annem'den Hasan Efendi orada mı? Hasan Efendi orada mı? Efendim gelin o buraya, yakında gelir dedim. Sinirletmiyorlar telefonda. Buyur, alıyor kulağıma. Buyur Mustafa Efendi. Ne diyor efendinin kendi etti göğün. Hasan Efendi benim misafirim. Olayı varmış da kabul olmanın ben bilmez misin? Ben destini doldurur da varmışsın. Kesmeler de bardağın doldurmadan olursan bin yanında durursa kendi olası değil. Kendi dolar mı buraya boş gelmiyor mi bizim idmanlarımız hep tembihli aziz sohbete filan yere. Sen alçak ve rüya Rabbi. Orada kalbime dökse ebediye hep tevazula otururlar. Çünkü haddi içtima olurlar.
Haddi dala, dağların üstünde yağmur durmaz. Akar yağar ama ancak yürek yiyenlerde gelir kalır. Kalbini tevazu bul etmezsen ne füdat bulabilin, ne lezzet bulabilin, ne bu tarikattan bir faide bulabilin. Herkesden kendini edep risalesinde okusan ve yüz tane tiravından benim nefsim daha eş ettirmeyince demiş olur mu insan diyor efendimiz, okumay musunuz bunları da ben hafızım, ben hocayım, ben efendiyim, ben yükseleyim, ben yükseleyim, ben bunları bırakalım Allah aşkına. Hukukla efendilerimize iyilik vermeye kalkışmayalım yahu Allah aşkına diyorum ben size. Böyle tevafuk bir an mı bulun? Tevazu yemezsam şeye, uykuya girer girmez bakmış ki Mevla Ala Celaleddin Rumi Hazretleri geliyor. Nereye gideyim ya Mevlana diye hiç uyanmamış rüyasında diyor ki ben varınca Muhammed Mustafa'nın ellerini usan attı. Yeşil idi hep elleri. Ben de mutlu cihanınızı gördüm dünyada da enderi yeşil idi.
Biz Biz fenaf-ı vusul olduğumuz için ellerimiz yeşil olur diyor. Rüyaya haber verince vaaz'ım diyor öptüm gözlerime sürdüm. O da benim bu harf Mevlana, sen ne kadar insanları ümmetinden kurtardın? Kitapları ne kadar kafirleri imana getirecek? Sen varisi enbiyasın verir diyor, hücum diyor. Ben de baktım o bitirince sana da elini böyle uzattı diyor. Çünkü sekiz yüz elin talebesi oku diyorum diyor. Onun için elini böyle uzattı, öptüm diyor. Ula kucaklarımı beni de o alnımdan ürper mi diye bekliyordum yönünü böyle dövdü. Ağzım fena kokuyor Hacı Kasım Efendi. Yönümü dükkanına döndür geri diyor. Allah dedim diyor, dile kapandım diyor, ağlayaraktan uyanmışsın diyor, kapıyı açtı Mevlana'ya girdi. Hakikat hala vakıf oldu mu kardeşim? Resulullah yüzüne bakmadı. Hoca Mevlana, koca Mevlana, beni inşaat için getirmişsün, kurban olayım. Töveği nasıl hatırlatır olsun.
Ben bu sigarayı bir şey zannetmiyordum, Resulullah yanımdan kovdu beni diyor. Vermeyin Allahu Ekber. Allah razı olsun kardeşimizin hatırına kalmış da söyledi bana. Beş saniye menkesura kelamı derimize kimin yemek yemeyi çok olursa onda ekmek olmasını arzu etmeyi diye gördük ama. Efendimiz her geldiğinde size bize az yiyin, az söyleyin, az uyuyayım. Az yemenin hassası bizde sekiz tane var şukalarının içinde. Ondan sonra nazlime hakkında ne kadar buyurdular? Mide bir kesedir. O keseyi bükabasa doyurursan bir boru halk etmiş Allah ölürler çatlarlar diye. Efendimiz dedi ki midenin yüz dediğini ekmekle, işte dilini suya bırakın, üçte birinde hava almaya bırakın. Hem vücudu hatlı olur, hem ibadetinizden lezzet alışılır. Çok konuşuyor, onda ibadet zevki yok. Hepimiz duyduk Üstadımız kitabına da yazmış.
Hayat sofraya camisine ihvanlar gitmişler de orada bu mazı kılıcın çıkmışlar, Beylerbeyli Adil Dede'de mevlit dokunacağım işte orada kalmış böyle mevlidi dinlemiş çıkmış ki ne kalbi çalışıyor, ne ruhu çalışıyor, ne sırrı çalışıyor, ne hafisi çalışıyor, ne ahbası çalışıyor, letaifleri sürmüş. Efendim letaiflerin neden olduğunu da bilemiyorum. Üstadımız Hacı Eshab-ı Erbili Salrakları şöyle çok durdu diyor. Camiye gitmişsiniz, hayatı ya da namaz kılmışsınız, eller çıkmış, sen kalmış mevlit dinlemişsin. Karşıda kalbi tarikat münkiri birinin kalbinin siyahı kalbine geçmiş zikirleri hep durdurmuş. Hastalığımız oradan gelmiş rabıtasız oturuyormuşsunuz çünkü rabıtanın zıl zılli manevi altında otursaydınız bir şey olmazdı. Rabıta da bırakmışsınız onun için kalbimiz durmuş dedi. Efendimiz, Peygamberimiz şöyle vermiş parmağını dikkat edelim, izzet alalım.
Caminin içinde mevlit dinlerken kalbi karşı gelen bir adamın kalbi, kalbini, ruhunu, sırrını, zikrini durdurursa ömürlü varır da münkirlerle konuşursan kalbinde zikir kalır bu da şikayet ediyorsun, bana bakmıyorlar ileri giremiyorum ben bir. Hep kendimizin pusu yavrum. Onun için kardeşim, sevgili arkadaşlarım her kimin kötü insanlarla karışması fazla olursa onda ibadet zevki olduğunu zannetmeyin. İbadetinden, namazından zevk alamaz. Efendimiz puthane'de olan bir adama selam verilir mi buyurdu. Verilmez efendim. Öyle olunca dünyayı kalbine fuk etmiş adamlarla selamlaşma konuşulur mu? Dünya caiz, kasada caiz, kese de caiz, haddi yeddeye cüzlü kalpte caiz de. Kalbe koydun mu denize giren vapur diyenindi ve su içine doldun mu denizin dibine kadar düşürür insanı. Çok rica ediyorum ilacın var mı ilacı efendimiz verdi. Ölümü çok tefekkür edin dedi, dünya muhabbeti kesilsin geçsin.
Var rabıta-i Şerife'den evvele hemen ölüm tefekkürünü veriyorlar ki padişah konmaz seraya hana mamur olmadan. Yonis o yanan devayı, yani ortaya o şivayı temiz et övul evini dost gelecek kondurmaya. Dost kutlu cihanın rabıtası, dost Muhammed Mustafa'nın muhabbeti, dost Allah Muhammed. Velhamül O giderken olan ilahların cevizlerini söylüyoruz. Her kimin dini bilgilerden cahil dini bilgilerden cahil olursa anda gönül diriliğini ümit etmeyin gönlü ölmüş adam. Ne büyük bir mahalle alman, niye zincir eseri alman diye efendim instabı hepsi bulunmaz, onlarla meşgul olursan inşallah ölürken imanla ölü göreceksin. Ve sadisi her kimin haksızlarla arkadaşlığı feterse onda dil doğruluğu olacağına arzu etmeyin deyip doğru değil onun. Kötü insanlarla her kim haksızlarla arkadaşlığı seçerse onda din doğruluğu olacağını arzu etmeyin bizi doğru değil o kötü adamlarla düşüp bakan insanların.
Ne bileyim benim hoşuma geldi ve onun için konuştum bir tercih kalmış yedi. Her kimin aklı ilmez ve kötü insanlarla kötü insanlarla kendinden hoşnut etmeye gayret ediyorsa, tebastus yapıyorsa anda Allahu Teala rızası meydana geleceğini zannetmeyin. Allah'ın rızası olunmaz, kötü insanı kendimden memnun edeceğim bu işte. Efendim vaktımızın metinleri, bakanları vesaire, onların efendileri filan kendinden memnun edeyim diye biraz riyakarlık edersen Allah'ın rızası meydana geleceğini zannetmeyin. İşte burada bir kağıt yattım. Unla mühim, onunla bastırıyorum yola gireceğiz. Çok şey ettim. Bir kağıt daha getirdim daha güzelim lakin şimdi konuşursam baktınız çok buradadırım. Okuyuverirsin. Okuyuveririm. Altı şeyin güzelliği muhakkak altı hastalıklar olur. Bir alimin güzelliği ilmi ile güzel olur. Alim güzel. Ahirette şefaat edecek ilmi ile amel edilen. Amelsiz alim dansa ile demfer.
Aneli yoksa okumuş yazmış gitmiş amma diyor Efendimiz Allah'tan uzaklanmasına sebep olmuş şu dansız üstü yapılmadık yerde oturulur mu yarın zemheri gelecek, yağmurlar yağacak üstüne olmaz. İlle elin var mı amelin olacak. İki kardeşimiz daha önceden okula yazdık onu da duysunlar, teyples bitirsin diyor. Sultanın güzelliği, padişahın güzelliği adaletlerdir. Adaletsiz padişah susuz uyuya demse ne kadar ahracınız sarkıp kafala bir damla su gelmez çünkü adaleti yok. Sahavet zengine pek yakışır. Özelliği de bununladır. Zenginin güzelliği de saharetle gezen, saharetsiz zengin, namussuz buluta bir eser Bulut buradan böğür gelir yağ yaksan neden geçer horvar ülkeler yağmaz. Şeyh Efendi, Şeyh Efendi babama da yüceris hocası vardı Hazreti Efendi. Git bir adamı gör büyük diye yollar. Kendini ayağını gör. Eğer şehadeti yavsa evliyadan derdik oradan hayır. Evliyama şakavetli kulu.
Efendimiz karine ile ekmek alıyor, bir tekme kalmış mendiline koymuş Kırkta biz şeydeydik Adana'da ziyaretine gittik askerlikten. O zaman terhis oldum kırkta. Kaç sene olduğunu için hitap ettin kırk daha kırk üç sene. Evvel ekmeğe yolda birisi Ümmet çıktı diyor. Zaten ekmek yok efendim acım gel diyor ekmeğin birisini siliyordu diyor. Şöyle özür ileriye gittik diyor birisi daha ondan görenin umune çıktı diyor. Şair de Kayseri Müftüsü Hacı Hüseyin Efendi'nin oğlu Mehmet Ahsakal bir anda bir iki daha varmış Efendimiz'in boynunu görelim, girelim diye giyiyorlarmış. O bir fakir bey ona çıkınca o bir ekmeğe ona vermiş. Tabii ki kalmış bir kendine bir annemize bir de bir abacımıza. O zaman o da emri diyale'de. Gitti diyor vardı Acun Nurdanoğlu canisinin semtinde bir kebap yapan ihvanımız var. Efendimize tuz biber az kıl, biberi hiç koymaz. Puzu az koyar. Sade yapan, soğan doğramaz.
Varınca efendim başlıyorum şeyimize diyor. Hemen başlıyor. Kapıdan biri geldi diyor. Lokantlara, kebaphane ve ekmek yiyenler kardeşim diyor. Diyor. Bu ekmeğin ortasından, yarı yerinden bir dişli diyor. Al oğlum, yedir diyor. Yendi diyor yarım ekmek kaldı üç etmekten. Biz de oraya oturduk diyor, bakmanın için. Onun cevabını yeğeni diyor kapıdan geldi birisi diyor. Hacım Allah rızası için bana yardım eden var mı? Kendini cebine soktu diyor. Para verdi onlara dört beş lira para verdi. Beş lira dünya kadar, yirmi beş kuruşa ırka çalışıyordu. Şimdi bir liraya çalışıyordu. Hani Beyazf'in hazratımızın hükmüne diyor un alalım da kaşarlı kadın bulalım da bazlama sünyesinler tekmeyi diyor. Kendine rica ettiydik akşam eve varınca yok, ben var efendi istemez. Allah ne bizi ne de bize razı eder ihvanımızı vız için görüşemedik diye diyor. Bak, müjde ediyorum size, müjde ediyorum. Hakaretli geçti.
Gençliğin güzelliği tövbeyledir gençler. Tanrıslarım. Pek de iyi yakışır gence ihvanlık ne de. Görüyorsun ya daha iyileniyorum ben genç ihvanları. Boğazına sarılayım. Duasını istiyorum. Ona da gençliğin güzelliği tövbe iledir. Ona tek yakıcı tövbe, tövbesiz gençlik meyvasız ağaç gibi. Yani bayisiyi bütün soğuk vurmuş, böyle gölgesi var gibi dedik. O kadar kalmış.