Çokça görüşmelerde duyduğum bir husus vardı. Bunun Arapça ifadesini çok istiyordum. Geçenlerde buna denk geldim. Bu vesile ile ifade etmek istiyorum, bu çok önemli bir hususu veya Abdülkadir Geylani Gadde Sallallahü Sırrı Hazretleri buyuruyor ki ben ne çok geceleri namaz kılmakla ne de gündüzleri oruç tutmak ve ne de ilim tahsili ile Cenabı Hakk'a kavuşamadım. Bunu derken yanlış anlaşılmaması için diyorum. Abdülkadir Geylani, kalpte Sallallahü Sırrı Hazretleri onun hayatına baktığımız zaman her namaz için gusül abdesti alıyor, her namaz için. Bir de her namaz arasında Kuran-ı Azimüşşan'ı hatmediyor. Böyle bir Allah'ın sevgili kulu. Bir de Abdülkadir Geylani KaddeSallahü Hazretleri ne kadar secdeye varmışsa, rukua ve secdeye varmışsa mübarek dizlerinin aynen ifade böyle edildiği için söylüyorum. Yoksa bunu kolay kolay kullanmam böyle bir gavsı-t segaleyim için.
Aynen dizleri deve dizi gibi olmuştur diye geçiyor. Demek ki nasırlaşıyor secdeye vara vara. Bunu biz Saidin Nurisi Rahmetullah Ali Hazretleri'nde de görüyoruz. O hocam o Erek Dağları var. Orada ibadet ve taatle meşgul. Molla'sı diyor ki kendisine üstadım diyor. Ne kadar Said I Nurisi Hazretleri, Said I Nurisi Hazretleri oturuyorsa, oturuyorsa diyor ki artık tırnakları çürüme haline gelmiş, çürüyecek hale gelmiş. Efendim diyor, biraz istirahat etseniz, çünkü o ayak tırnak kısımlarını, parmaklarının uç kısımlarını böyle melhemle tedaviye çalışıyor. Diyor ki Molla diyor, biz kabirde çok istirahat ederiz, şimdi biraz yorulalım diyor. Bu hakikaten bizi düşündürüyor. Bunu yaparken Said Nursi Hazretleri zorlanarak yapmıyor. O anda Allah'ımıza öyle bir muhabbeti var ki taatlerini muhabbetle yapıyor. Malumunuz malumunuz ibadet ve taati bedenen yaptığımızda bire on.
Ama biz kalbimizle yapacak olursak bire yedi yüz. Eğer ilahiyi muhabbetle yaparsa bu la yuzeni diye geçiyor. Yani tartılamaz, ölçülemez çünkü melekler iki dudak arasından çıkanı kaydediyor. Gönülden geçeni ise Rabbi Zülcelal'imiz kaydediyor. Biz Said Nursi Hazretleri deyince olmak ümidiyle şunu anlatmak istiyorum. Kendisine o Van'ın müftüsü o devredeki, Van'ın müftüsü, vaizleri, böyle ilim ehli müderris kimseler bir bahçeye geliyorlar. O bahçeye gelişlerinin sebebi Said Nursi Hazretleri ile buluşmak. Onun için hususi yer ayarlıyorlar. Böyle bir fidanın dibine güzel minderini koyuyorlar. Orada malumunuz bilirsiniz semaver çok önemlidir. Semaver de çay kaynatıyorlar. Said İbni Nursi Hazretleri teşrif buyuruyor, hazırlanan o minderına bir müddet oturduktan sonra kalkıyor. Diyorlar efendim bir şey mi oldu? Buyuruyor ki minderi serdiğiniz yerde yaş otlar var diyor, çayırlar var.
Onların Rabbi Zülcelal'imizi zikrinden mahrum kalmasına gönlüm tahammül etmedi diyor. Böyle bir Allah'ın velisi, böyle bir Allah'ın dostu. Abdülkadir Geylani Kaddesallahu Sırra Hazretleri her namaz arasında Kuran-ı Azimüşşan'ı hatmediyor. Geçen biz Muhammed Bakibillah Katdesallahu Sırra Hazretleri'nden söz etmiştik layık olmayarak. Öne bir gece geçiriyor ki gece Kuran-ı Azimüşşan'ı iki defa hatmediyor. Sonra tehdit namazını kılıyor, bir müddet istirahat ettikten sonra güneş doğuncaya kadar yirmi bir Yasin-i Şerif'i okuyor. Sonra da ellerini kaldırıp ya Rab geceler ne tez geçiyor, Ya Rab geceler ne tez geçiyor diyor. Bu ilk şüphesi Cenabı Hakk'a olan aşktır, muhabbettir. Muhabbetle yapıldığı zaman doyurulması mümkün değildir. Abdülkalir Geylani Katlesallahu Sırri Hazretleri'nin ibadet ve taati müstesna. Zaten kendisi bir İslam hukukçusudur aynı zamanda.
Günü bu gibi Allah'ımızın sevgili dostlarından anlatıldığı zaman diyelim ki Ebu Ali Farmedi Hazretleri konuşuluyor. Bunun yanında dolu Allah'ımızın sevgili kulları var. Hace Ali Ramiteni diyelim, Alaedddini Attar Hazretleri, Yakubü Çerhaki, Hace Ubeydullahi Ahrar Hazretleri anlatılırken sadece bunlar kerametiyle tanınan kimse gibi gösteriliyor. Halbuki onlarda bir özellik var. Sevgili kardeşlerim, biz bir güzel bir mahallede bulunuyorduk. Suyu buz gibi soğuk olan bir yer. Buz gibi soğuk. Allah'ımızın yüce kudreti Oraya bir abdest almak için çıktığımda hatırıma bir şey geldi. Kardeşlerimiz büyüklerimizin kerametinden anlatıyorlar. Evet, elbette Evliyaullah'ta keramet vardır ama keramet Evliyaullah'ın vasfı olmakla birlikte onların şartı değildir. Yani keramet bir velinin veli olmasının şartı değildir ama keramet de onlardan seller gibi akar. Yalnız ona değer vermezler.
Allahu alem, Zünnun-u Mıssı hazretleri olacak. Diyorlar ki efendim sizin kerametiniz var mı? Evet var diyor. Bu kadar günahımla, isyanımla yerin beni içerisine almadığı keramet değil de nedir diyor. Böyle bir Allah'ın dostu, böyle bir Allah'ın sünneti. Onlar istikamet üzere olmayı isterler. Geldim, hatırıma Cenabı hakk'ın lütfuyla bu geldi. Dedim ki büyüklerimizin evet güzel anlatıyorsunuz hoşumuza gidiyor. Salihler anıldığı Cenabı Hakk'ın rahmeti yar. Bir de onların öğüt ve nasihat kerametlerinden anlatılsın. O zaman başladılar anlatmaya. Bize en önemli olan da budur. Abdülkadir Geylani ve emsali hapluslara anlatılırken daha ziyade bu keramet yönleriyle anlatılıyor, güzel. Ama asıl bize vermek istedikleri nedir? Cenabıhakk'a vuslat nasıl olur? Çünkü bunun aşkıyla yanıyor, bu muhabbetle yanıyor. Bizim üstadımız üstadına bir söz söyledi. Efendim kabir bana kavurma gibi kokuyor dedi.
İki tane Allah sevgilisi karşı karşıya geldiler. Efendim kabir bana kavurma gibi kokuyor. Bu Allah'ımıza olan aşktır, muhabbettir. Tabii karşılıklıdır. Ayet-i celleler var, çok uzayacağı için geçiyorum burayı hemen arz etmek isterim. Ne çok dilim tahsil etmekle, ne gündüzleri oruç tutmakla, ne de gece namaz kılmakla erişmedim. Burada bize şunu anlatmak istiyor, gece kıldığımız namazın, gündüz tuttuğumuz orucun, yapmış olduğumuz tahsilin bizde neyi icap ettirmesi gerekir, onun bizde neyi sağlaması gerekir? Bu ibadet ve taat noktasında diyoruz ki yaptığımız taatlerin bizde tesiri nedir? Asıl önemli olan o. Tam hocamı dinleyemedim de herhalde bir Ayet-i Celileydi Samet, İnşallah hata etmeyiz. Zannederim bu Ayet-i Celileyi okudunuz. İki defa tekrarı bir imanda tasdibi, imanda tahkiki ifade eden Ayetcelledir. Demek ki imanın zannederim ifade edildi.
İmanın artık sanki Ammar bin Yasir'in dediği gibi işte ben kafirlerin dediğini söyledim, acaba imanıma bir zarar geldi mi deyince Allah'ın Resulü Sallallahu Aleyhi ve Sellem iman Ammar'ın kemiklerine işlemiştir diye buyuruyor. Böyle bir iman bu çokça kılınan namaz ve tutulan oruç ve ilmin bizde neyi temin etmesi gerekir bunu ifade buyuruyorlar. En önemli olan nokta o zaten, kısa geçeceğim. Kısa dili çok uzuyor. Bir Kerem iyiliktir, tevazudur. Bir üçüncüsü de selameti sadır. Biz onların gönlünden kin, kibir, hasetlik bunları kaldırdık diye buyuruyor. Bunlar kalktığı zaman insan sanki böyle dağı tırmanıyor, dağı tırmandıktan sonra düz bir yol geliyor. Böyle sanki bir vagonun, rayların üzerine konup da konup da istasyonlar geçerek, vasıta illallah olması gibi bir haz zuhur ediyor.
Diyoruz ki biz dağı aşmak nefsimizin mertebelerini aşmak, ondan sonraki düz yol ise mutmainne sıfatına erimmektir. Eğer biz nefsimizin mertebelerini geçer de burada Abdülkadir Geylani Efendimiz muazzam bir ilim ve irfan sahibi Vavsu Segalein insu cinne gönderilen Allah'ın sevgili kullarından birisidir. O, bu sözler bize bunları hatırlatıyor. O vagona, vagonun, rayların üzerine konması sanki mutmainme sıfatı. O istasyon nerede artık marifet, hakikat, Allah'ımızın, Allah'ımıza giden yolları sınırlamak mümkün değildir sonsuz çünkü kudret-i ilahiyesi anlatılırken hem Lokman suresinde hem de keyif suresinde bir deniz, yedi deniz daha ilave edilse Allah'ın ilim ve hikmet yüce kudreti bitmez derken buradaki yedi sayısı çokluğu ifade eder. Yani okyanuslar mürekkep olsa, ağaçlar kalem olsa derken bunu artık yazmaya hiçbir muktediri yoktur, kimsenin o sonsuz bir kudrettir.
Cenabı Hak'a vuslatta da yol elbette ki sonsuzdur. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin. Aleyhisselatu vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine ehline ashabına peygamberan nizam ve piran nizam ve bütün geçmişlerimizin Mümin ve müminatın dağlar başında kalan at ile yeksan olan bir Fatiha'ya muhtaç olan din kardeşlerimizin ve burada görüşmemizde ismi alileri geçen Allah'ımızın sevgili kullarının ruhlarına, onların şefaatlerine mazhar olmamıza El Fatiha.