Tasavvuf ve Tarikatın Manevi Önemini Anlamak kaydında Bugünkü konuşmamız Mevla rızası için Sahillerin soğanlarına cevap vermek olacak. Yalnız Efendimiz'in bu taifelerine ehline ashabına bütün peygamberini izan, bütün evliyayı kiram, sıddıkı da alsan Buyurun şu anınızı sorun. Gözlüğümü getirin. -Efendim -Müsaadeye halileriniz olursa kafamıza takılan şu soruların cevaplarını öğrenmek…
Tasavvuf ve Tarikatın Manevi Önemini Anlamak ne anlatıyor?
Tasavvuf ve Tarikatın Manevi Önemini Anlamak kaydında Bugünkü konuşmamız Mevla rızası için Sahillerin soğanlarına cevap vermek olacak. Yalnız Efendimiz'in bu taifelerine ehline ashabına bütün peygamberini izan, bütün evliyayı kiram, sıddıkı da alsan Buyurun şu anınızı sorun. Gözlüğümü getirin. -Efendim -Müsaadeye halileriniz olursa kafamıza takılan şu soruların cevaplarını öğrenmek…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bugünkü konuşmamız Mevla rızası için Sahillerin soğanlarına cevap vermek olacak. Yalnız Efendimiz'in bu taifelerine ehline ashabına bütün peygamberini izan, bütün evliyayı kiram, sıddıkı da alsan Buyurun şu anınızı sorun. Gözlüğümü getirin. -Efendim -Müsaadeye halileriniz olursa kafamıza takılan şu soruların cevaplarını öğrenmek istiyoruz. Hacı Esad Erbillah Kuddise sirruh efendimizin İşte halinden sonra Bedeniniz Şeyh Mustafa Efendi bu suallere Nasıl cevap verdiler? Bir Tarikatı aliyyeye girmek ne için vacip oldu? Delili hangi ayeti celileler? Ayeti celilesi ile vacip olmuştur. Burada minhac münevver bir lügat demektir. Ayet-i kerimenin manayı münifi Ey kullarım! Sizin her birinize ilk şeyi vacip ettim. Evvela şeriat saniyen tarikatı vacip ettim buyuruyor. Bunu Tefsiri Kebir, Fahritdini Razi Hazretleri'nın Kitabından tefsirinden Evlenebilirsiniz. Evet efendim.
Iki En evvel Tarikatı Nakşibendiyeye delalet eden kimdir? En evvel Tarikatı Aliyyeyi Nakşibendiyeye delalet eden Hazratı Allah Celle Celalü Hazretleri Muhammed Mustafa'sına Gar I Şerif'te Hicret senesi Gar-i Şerif'te maasaballahi şeyen hadisi kuds sesiyle Ben senin kalbine ne sabrettimse Ne girdirdim ise Sen onu Ebubekir'in kalbine girdir ya Muhammed buyurdu. Kalbine girdir ya Muhammed buyurdu. Buradan başlıyor ki bir riyazattan sonra mağaraya girdikleri zaman mı bütün gevşek yılanına akrepla doluydu. Mübarek hırkaiz şeriflerini yırttılar sıktıydı Azam. Birer birer delikleri bastılar. Bir büyük gelip kaldı oraya da mübarek gökçesini koydu. İçeriden gökçesine böyle bir vurdular çekmedi bir daha vurdular çekmedi üçüncüde Çok acı şekilde soktu mermi büyük bir yılan varmış orada. Orada.
Yine de ayağını Hazreti Muhammed Mustafa'ya zararı olur deyip çekmiyor da Gözlerinin yaşları uyuşmuş müzikte Peygamberimiz bizimle uyuyordu yüzlerine damlamaya başladı açtı gözünü ne olduğunu yansıttık benim zimbetim geçmiş dedi. Ya Resulallah şu ökçenin olduğu yerden bir yılan ökçemi soktu. Çek ayağını çek. Bana yalnız kendi cinsinden kafirler hakaret eder. Bütün hayvan hep benim aşığım dedi. Çek dedi yılan çıktı böyle dünyanda. Ya Resulallah yalnız insanlar mı sana Aşık buraya geleceğini bir sene evvelden duydum da burada seni bekliyordum. Saadet ayı Saadet Güneş'e tapınan girdiler. O kamer olan mübarek ayem gelip yerine bütün ayaklarımı. Elbiselerimi bastım. Ondan sonra kadındım. Ondan sonra bastım. Ne diye sıkmıştım ayağını soktun ya. Bir dakika bab ettim kapıyı açtı açmadım. Bir daha dakika bab ettim. Yani kapıyı vurdum manasına.
Üçüncüde senin yüzünü görmek için soktun beni hak dedi. Getir ya sıktın ayağını dedi. Muhabbet ağzının yarını yani tuttuğunu aldı. O yarıya sürünce acı acı kaybolduk gitti. Hakkını halı dedi ya sıktın sıktık dedi. Buradan kaçıp tarikatinin mayası Muhammed Mustafa'nın kalbine verildi. Oradan dedi ki ya sıktık. Sen hati hayrı zikir Hadisiyle Hadi zikri Ashab-ı kirama birer birer tarif et ve onlar da buyurdu Oradan başladı evladım yani Nakçı tarikatı müteselsilen günümüze kadar oradan geldi. Ondan sonra sualimiz var mı? Var efendim. Üç- Tarikatı Kadiriyye kimden başladı? O da Hazreti Ali radiyallahu anh efendimiz Muhammed Mustafa'ınızı Sallallahu Aleyhi ve Sellem efendimizi Mekke'ye Mekke de rahat bırakmadılar. Ne yaptılar çok çeşitli şeyleri var demeğiyle tükenmez. En sonundaki kararları dedi ki on iki kabile evi ısara alalım. Hazreti Muhammed'i öldürelim. Hepimize diyet lazım gelir.
Taksim edelim de diyetini verelim. Ama biz hicret edeceğiz. Sıddıyka alsamla hicret edeceğiz inşallah. Yatağımda kim kalır dedi. Hazreti Ali efendimiz ben kalırım Ya Resulallah dedi. Hazreti Ali radiyallahu anh efendimiz Muhammed Mustafa'mızın tehlikeli gününde Yatağı beklediği için cehri zikirde ona verildi. Gazriler de cehri zikir yaparlar. Cehri yapmasalar lezzet alamazlar. Pederim pederin Şeyh Muslera Efendi Hazretleri. Evvela şu oradan Kadir tariyetini aldı ve halife oldu. Ondan sonra da İstanbul'a gitti. Hadi Esfat-ı Erbili Kuddise sirrau'l Aziz Efendimize vardı. Oradan da Nakş-ı Haki tariyeti aldı. Bildim ki Sri-i kutbiyet başka bir manaymış. Üstadımız dedi. Karşısında iki dakikada bütün letaiflerimi bitirdi dedi. Hani Hüseyin efendi hocamız beş saatte bütün letaiflerimi bitirdi babam beş günde bütün letaiflerimi bitirdi ve bana oradan da icazetli yediler.
İki tarıydı elhamdülillah Rabbimiz Teala ve Tekaddes hazretlerine çok şükürler olsun ki Bizim üstadımıza da iki tarikin kutbiyeti nasip oldu. Hacı Esad-i Ebiri efendimize de iki kutbiyetin hem narçı hem kadri nasip oldu. Bize de içmenin bir çadırında kalbe bir halimizde dolayı üstadımız dedi ki Hasan efendi sizi Kadir tarikatından da vazifelendiriyorum dedi. O günden beri kırk dokuz sene olmuş lehül habvel minne çalışıyoruz bu yolda. Allah emeklerimizi zayi etmesin. Peygamber Ahmet Mustafa açıktı girdi secde beni Sevr'den indiler o feda yolundan giriyorlardı. Meraka kopuştu arkasından geldi. Geliyor Ya Resulallah dedi. Bismillah. Tesir oğluna gelemez. Ya arz Allah aşağı deyince hatlarının ayakları bir uyuluklarına kadar battı aman kan gibi beni yutturma Beni bağışla ya Muhammed dedi. Hadi bağışladım çık dedi. Çok merhametli peygamberimiz. İkinci defa sıfır geçti dedi.
Yine hücum edince ya gir an bire dedi. Gaz yere aldı bir sayı üstüydü. Say hamur gibi oldu çöktü içine batıp geliyordu. Ananı man türbeler olsun bir daha gelmem dedi. Gitti geriye. Peygamberimiz buyurdu ki bütün Mekke gelse bana yetişebilir miydi? Hepsini yerlere alırdım yalnız en sonra ümmetime siyaset sünnet olsun diye tertiple hareket etsinler diye ben o zaman o vazifeleri yaptım da şimdi Evladım Evladım şimdi tehlikeyi mucip hallerden sakınalım beş kişiden fazla oturmayalım Ondan sonra devam edelim inşallah var mı sualında Rabıta-i şerifenin yapılması hangi ayetlerle sabittir? Rabıta-i şerifenin yapılması. Ey şerefli imanla şerefyab olan Allah'tan korkan kullarım. Siz saliklarla beraber olun. Salıklar sadıklar mürşidi kamiller. Onlarla olun. Gözünüzü yumun kalbinizi şöyle bir büyük memleketinizin sahası kadar açın.
O bu cihanın kalbine gelen füyuzat-ı ilahiyeyi kalbinize dökükün dökülmeye başladı mı bütün vücudun bilir. Bütün letaifler anlar. Kalp buradan başlar. Ruh buradan. Kalp özolmemenin altından zikre başlar. Ruh sağnınenin altından zikre başlar. Ama bir tarife giden halifesi bulunması lazım. Bir üçüncü letaif sır. Sol memenin tam iki parmak üstünde. Sır tamam oldu mu ondan sonra hatiyi sav memenin tam iki parmak üstünde ruh iki parmak altındaydı ve o da iki parmak üstünde hata ahfa hati ahfala Tam sadırın ortasında ve işin ortasında Muhammed Mustafa'nın yeşil nuru görünür orada hiç şüpheli taam yemeyene. Şüpheli taam bir tangada faizde yanlış vereseden gelen haramdan bir çay içtinse o nurları göremeyen nurlar kapalı olur.
İki kişi gördüm ben nurları görünen birisi Adadanın gırmuttan Mustafa efendiyimi onun letaifleri hep nuru görürdü kimsenin devatına gitmemiş Kimsenin kahve ve çayından içmemiş Sade yemiş elinin emeğini onu görünürdü. Öyle şahidi bu. Ne diye sual ettin buraya. Kimlere ayeti celileden İkincisi. Vesile. Ey şerefi imanla şeref yargulan bunların Allah'tan korkan bunların bir vesileye tabi olun vesile dünyevi tarla sürün ekin ekin bağ dikin bahçe dikin dünyevi rızıklarınızda nasıl vesileye sebebe teşebbüs ediyorsanız bu yolda da bu yolda da vesileye tabi olun vesileden Murat diyor Onlar nasuhu bilmem efendi hazretlerinin nasayih-ı Kuraniyesinde de okudun. Bizim kitapların hepsinde de var. O da Arifani billah çok büyük kutlu cihanları vesile ittihaz edin. Sadıklarla da beraber olun, dinlenirken de beraber olun, otururken da beraber olun, yatırkana da beraber olun.
Onu çok yaptınız mı bütün kalp ruh sır kafa akfa zikri kul zikri sultanı nefis var burak kafalar hep çalışmaya başlar biiznillahi Teala. Onun için vesileye ve tabi olun. Bu iki ayeti celileden başka ayetlerde var ya şimdi mevzumuza sığmayacak uzun gidecek. Biz bir tecile amel etsek yine kafi gelir. Üstadımız buna cevap verirken Sadıkin ta Medine'de Sadıkin ta İstanbul'da Sadıkin ta Yemen'de nasıl beraber olalım? Kalben beraber olun siz onu o sizinle beraber olur. Der yemeni, der yemeni'yi, kübemeni, der yemeni'yi, kübemeni, der yemeni. Bütün üstadların farisi okullar. Şuranda asam gibi dursam da yanımda kalbim benden hoşlanmasa, beni sevmese, benden nefret etse, kalbim bizimle alakadar olmasa yemen kadar uzaktasınız babam. Eğer kalbiniz benimle olur da yemen gibi uzakta olsanız benimle diz dize oturmuş gibi olursunuz diyor. Bunu da o farisiyle ispat ediyorum. Çok daha ispat edecek şey.
Şimdi mevzumuz uzanır, Hateti yerlere teması vermek de onun için burada bunu bırakıyorum rabıta da böyle fenafillah olanlara olur. Beşinci sorumuzdur. Kimlere rabıta olabilir İspatı hangi şeylerdir? Kimlere rabıta olacağını edep risalemiz yazıyor. Başka kitaplarımızda yazıyor. Hepinizde bunu okuyorsunuz dinliyorsunuz üstadımız onlar Osman Şevket yardım edici Ankara vahızı üstadımızla konuşurken bana dedi ki diyor Şam'da okudun duvarın burasından altı metre orasına kadar çakal kitabın dolu. Tepsirler, hadisler, fırsızlar filan bu anı diyor. Ona dedi ki diyor o kitapların hepsi dursun edep risalesi oku. Edeb risalesi oku. Edeb risalesinden bu yolun edeplerini benlersin.
O edep risalesinde diyor ki kim fena fillah haline gelirse Hızır Aleyhisselam da iralan ederse üstazımız ahirete irtihal edince büyük üstazımız Hacı Es'adi Erbili Hudse sirrahü'l aziz ahirete irtihal edince ser halifesi Adana'nın zatıydı. Böyle deyince anlıyoruz değil mi? Sultanımız adı. Birileri sana rabıta edeceğiz seni dünyadayken da vekil etmişti. Mektubattan ayeti okuyabilir miyim? Ehline emaneti verdim diye Mektubat'ta sara atan yazılı yazılı olduğu anda on iki sene, on beş sene kendini rabıta ittirmedi. Benlayık değilim diye ağlardı. Benlayık değilim diye ağlardı. Ürün birinde Adanalı Hacı Hasan Efendi vardı. Efendimize gelmiş efendim bütün halifelerin kalbi sizden tarafa dönmüş. Ravutanızı istiyorlar. Neden? Gelin kalbinin buna dönmesiyle benim fakir rabıta yaptıramam buyurmuşlar. Ondan sonra o gün gitmiş Tahir hoca dedi.
Fahri Kainat Efendimiz gelmiş Hasan Efendi'ye demiş ki Sami evladımıza söyle de kendine rabıta ettirsin geldim söylerim diyor. Geri gidiyor evin rülyasıyla amel edemem Hasan efendi. Layık bir evim ben de. Ondan sonra bu değil on iki sene sonra oluyor yavrum. Birdenbire geliveremez insan oraya. O gittikten sonra o gittikten sonra ikinci gün yine geldi. Niye demedim? Derim de layık değilim diyor layık ettirsin Tek geldi dedi diyor Ben yedi riyasıyla amel edinmemmaksızın bana söylenirsin de ondan sonra denir Üçüncü gün hem üstadımıza söylemiş Muhammed Mustafa senden mal aleyhissalatü vesselam hem de Hasan efendiye söylemiş gelince Tamam canım Hasan Efendi layık devam ediyor söyle buyurmuşlar. Ondan sonra başladı böyle birdenbire olmaz bu.
Geçen bir Hadise'ye haber vereyim burada varsın teypimize girsin sohbet ederken böyle arkadaşlar bir sohbet tekvak, cemelce bir adam demiş ki Hazreti Yusuf'un yerine kimse gelemez daha kalkmış birisi onun boynuna su tokat vurunca yere yapıştırmış. Ne memleketine haber veriyorsun Ne buranın kim olduğunu derim ne çünkü fitne çoğaldı. Fitne uykudadır. Fitneyi uyandığılara Allah labet etsin diyor. Onun için diyemem ismini ne. Gelemez deyince nasıl gelemez filan gel diye demek istemiş vurunca yere yapıştırmış. Adamcağızı kaldırmışlar burnuna kadar şarap oturtturmuşlar yıkamışlar. O adam bu ana kadar dönmeye başlamış. Niye dönüyor öyle demiş? Ben aynı tokadı ben de yedim demiş. Bana da manevi tokat vurdular beni hastaneye yetiştirin kurban olayım demiş. Hemen taksiye attılar diyor hastane elli metre yakalıkana vefat etti diyor. Müridime cefa eden kepin hazırlasın erken diyor.
Erken hazırlasın öldürürüm onu ben kılıca çarpıyor çünkü. Ceba eden kefen hazırlasın erken. İnan bu sözlerine sen açıp Düşenin elinden tutar yakın uzak demez yeter. Tariadına giren ol er açık burhan-ı Geylani Geylani. Onun için onlar yetişinler. Üstadımız o çadıra alıp da bize o kadri dersini tarif ederken Hasan efendi dedi Yahya'nın şeye Adana'nın öte yanında bir misis var dedi. Orada devirmenler var un üstlerdir. Müslümanlar yüklerini yükletmiş bir Ermeni çocuğu da onu yükletmiş. Akşam da tırracı karanlık olmuş diyor. Giderken o Ermeni çocuğunun merkebinin ayakları çamura batınca çamuru da ora böyle yıkılmışlar o yolda biz dediği destek yıkılmış demiş ne yapayım diye ağlamaya başlamış çığırmış diye ileriye giren Müslümanlar duymamış. Bizim köyde Müslümanlar var da böyle sıkıştılar mı yetiş ya Abdülkadir Geylanı diye bağırırlar. Ben de diyorum ya Rabbi yetiştir Abdülkadir Geylani'yi.
Hemen bir diyor mübarek sakallı jak geldi, Yıkı kaldırdı, berkiştirdi. Yolda benimle beraber gitmeye başladı. Biri oğlum beni niye bağdattan çevirdin? Şurada çakacı baba var şu dağın başında. Onu çevirirsen o bile gelir yüklenirdi. Bütün evliyalar şatta kalpte yetişir ki onlar için dünya bir adım kadar vallahi bir ayakla geri alırım diyor Abdulkadir Geylani. Niye ki dünya onların suvedai derunları kalbin büyüklüklerinin yanında onlara alemi ekber denir. Bütün aleme alemi ezkar denir evladım. Bütün alem çünkü kalbinde Süveydai derun var içinde iman var. O parlak imanını parlattın mı bu yedikleri reçetelerle beyaz kesilir ta arşı ağazam, yedinci kat yeri, şarkı kalbi içine alır. Görmüyor mu dedi üstadımız camilerde topak bir ayna var da onun içinde bütün cemaat, bütün ağaçlar, bütün kemerler görünür. Bir adam takla girdi mi görünür gelir.
O topak olduğundan, Süleydayı derim de topak bir ayna olduğundan o marifet namadan ya da arşiazamı parsel parsel çizanlar. Kendi kalbinden bakıyor da çizıyordu oraları. Ne diyorsunuz siz? Kendimi alınmayacağım pek gideceğim acaba teypiden biter mi ulan? Üst ağzının yanına vardım diyor hep şahitli bunlar. Dört yollu Mehmet baba ricaldan bizzat Allah şefaatine nail etsin benim babamdı. Üstağızımın diyor yanına vardım İstanbul'da diyor. Dizinin dibine oturttu diyor dersimi verdi diyor. Efendim Yakup isminde bir kardeşin var. Seferbelikte kayboldu. Öldüm ulan hayattaysa arasak, öldüyse okusak ruhuna deyince diyor kafasını şöyle açsa indirdi. Hadi es Sadi elbili Kuddüsesirallah Aziz şöyle kaldırdı diyor. Yininin kafasını indirdi. Bir daha kaldırdı diyor. İkisi birer dakika sürdü diyor. Yeryüzünü bütün gözünün önüne aldım. Yakup diye çağırdım. Bütün Yakuplar ayağa kalktı.
Dörtyollu Mehmet babanın kardeşi Yakup varsa o dines sırf geliniz oturun dedi. Herkes oturdu, yorulmuş diyor. Böyle ikinci duruşunda bütün ahirete gelenleri gözümün önüne aldım. Onlar çok büyük dert görmesin bildiğiniz gibi değil yani. Yakup dedim yüz binlerce Yakup ayağa kalktı. Dörtyollu Mehmet babanın salelikten gelen Arnavut Mehmet Efendi'ydi. Bu Hacı Mehmet Efendi'ni üstağzımı söyleyince hemen çarptırdı onu ona ayrı göçtüler Medine'yi Tahir eder onu ona dedi ki diyor Seviyordum. Yakup kardeşini sorunca dünyada iyi olmuş ahirette birisi dinelde kaldır diyor. Mehmet oğlu kardeşinle görüştük. Kardeşin Şuadaların arasındaymış şehit olmuş ağabeyime selam söyle yetmiş tane akrabama şefaat edeceğim ben ahiretteyim müstahzım dedi diyor. Kardeşin şehit olmuş ve ahirette. Dünya bunlar dünyayı ahireti görüyorlar. Yavrum daha var mı şu anın? Efendim rahatsızsınız ama rahatsız ediyoruz.
Bir sorumuz daha var müsaade buyursanız. Buyurun. Şeyhi vefat eden Zatın ruhaniyetine rabıta nasıl olabilir? Bunu ta Almanya'dan Hasan Hocamızla sual ediyor. Burada kardeşlerimiz şey etmişler burada anlamadan geçmiş. Biz on iki sene müstağazı alsam Efendimiz Hacı Esad elbilimiz Hanete irtihad edince on iki sene ruhaniyete ettik. Onu biz babacıazin bilemedi nasıl edeceğiz ona nasıl olsa olur filan diye kitaplarına yiyordu o zaman ortada. Atasayar var ya Medine-i Münevvere'de Medine halifesi ye. Benim cihan kardeşim o. Sekiz kişiyle şirket yaptık. Dünyada ve ahirette kayırır. Medine-i Münevvere'de, Mekke'de kardeşim şahit işte Acabdullah. Dünyevi bir ihtiyacınız varsa da görür. Uhrevi de bize duayı ver çünkü şirket ettik biz. Dedik ki bir ihtiyacınız var mı? Allah rızası için söyle.
Bizim ihtiyacımız yok ya Hacabullah Efendi kardeşimiz kurban kesmeye girerken parasını çaldırmış, parasını çaldırmış, kendi birisinden para almış kurbanı kesmiş bunun parası yok. Bugün parası olan beş yüz lira verdi. Ya dedim, Hacabullah müjdemi ver sana beş yüz lira ata sayar verdi dedim. O Hacı Ahmet ata sayar annesi de itham müdürü ve Hacı Abdullah efendi babası Hacı Fatma anne ve annesi ikisine de hilafet verilince Hacı Abdullah Efendi aman haset etme. Ne diye haset olur mu da böyle büyük halife neden? Yani güleyim de arayıp gitmesin diye gülüyorum. Hasetlik var, döner demiş Efendimiz. Buyur efendim. Bir velinin cemi kötü ahlakları çıkar hasetlik ayağını dayar durur. O hasetlikten oluyor sizin oradaki vaklalar neler? Hasetlik sana bir vazife verilirken beraber orada da hasetlik başladı. Ondan hasetlik bir sonra çıkan ahnatı zemim edendir. Hasetlik, hasenatı ek eder, yer, tüketir.
Sevabını koymaz hasetlik. Şeytanı şeytan eden hasetlik değil miydi? Kimi de o Medine'de siz biriniz cevap verin, Peygamberimiz gelince Abdullah ibn-i senin mi bunun adı? O münafığın başı, o hasetliğinden ilki kendine hükümdar diyorlar Muhammed Mustafa gelince o ziyai külliyen sövdürdü, sövdürdü. Peygamberimiz olunca iman ettiği halde irtidat etti münafıklardan oldu. Cehennemin indirilerin yerinde yanacaklar münafıklar buyuruyor. Yani böyle yani münafık oldu gitti, sözüm huzurumuzdan dışarı ne oldu gitti hellasili. Demeyelim, yakışıkli, yakışıkli, yakışıkli kelimesi kelime girmesin de bunu belki çok dostlarımız dinleyecek inşallah. Şimdi geliyorlar bizden soruyorlar, Diyorlar ki babam dedi ki itham müdürü Hacabdullah Efendi'ye yazı yazdı. Oradan cevap geldi. Şah Efendi Şah Mustafa Efendi üstazımız vefat etti ise kıllıç kınından çıktı. Kesmesi daha kuvvetli. Ruhaniyete rabıta ineceğiz.
Yerine bizzat gelecek olursa Hızır, İlyas, yıkıklar, yediler, üçler ilan ederler, Peygamberimiz de gelir, buna rabıta edilecek denilir o zaman edilir. Şimdi ruhaniyete rabıta edelim, Şu halim bitti miydi? Efendim müşküllerimizi gayet güzel açıklığa kavuşturdunuz rahatsız olduğunu halde Cenabı Hak ömrünüzü bizde ateşikaya aciller tutmayınız inşallah. Amin. Ondan sonra geliyorlar soruyorlar bizden. Buraya geldi Kayserili bir adam şuraya oturdu üstüme söyle, kimse oturmaz buraya. Oturduk kabadayinin birisi sen bilin canım ismini ney bilin. O dedi ki Ömer bey gelince dedi, yirmi altı taksiyle Kayseri'ye karşılamaya gitmişsiniz dedi. Tam Medine'de duyuldu dedi. Geldim burada tahkikat etti mi dedi. Bir tanesi gardaşin Hacı Abdullah, oğlum tayfun falan bunlar gelmiş. Hoş geldin etmişler. Bundan sonra dedi, bildik ki iftira.
Fitdenin çoğu sizden çıkıyor Dedim, biz Ömer Bey'i, Ömer Bey'i Mürşid-i Kamil diyerekten karşılamadık. Bu cihanımızın kırk beş sene hizmetini gördü de onun için onu karşıladık ve evimizde en büyük ikram yapıldı. Orada hasüdün biri demiş ki, hiç kimse Ömer Bey'e merhaba, hoş geldin, yanına niye gelmeyecek? Bütün Türkiye'de böyle yaptılar. Şurada mübarek Sarp dedi, Sabri benim dedi ben layıkıyla üst ağzıma girmek hizmet etmemişsin dedi. Ben onun hutbe cihanın torunu Mahmut Sami Bey o da yüksek mimar mühendis ona lakin okuduğu Kuran'ı baştan dinlediniz. Bu Kuran'ı okuyan zat Suriye oturdu karşıma mütemadiyen ağladı Ajansın efendi ihtiyarlaşmış. Altına, kuştuğundan winder verin. O manda hakikaten o gelmeden evvel delim de olduğu yerde oturur oturur. Onun için onlar geldi. Onun torununa da bir misal vereyim. Onu da alayım. Bismillah.
Bir halife, bir halife, Ali Ramazan gibi kürsünün üzerinde vaaz veriyorum. Heyecanlı, fişini sokmuş manevi kutbu şeyden, Hz. Muhammed'in ruhaniyetine bağırıyor. Millet ağlaşıyor. Ondan sonra arada bir kalkıyor, dinleniyor, elini böyle tutuyor, gene oturuyor. Araba bir kakiyor, elinin gosüne tutuyor gene oturuyor. Üç dört dakika öyle edince, efendim ne oluyormuş kürsüden nereye öyle kalkıp bakıp da dineliyor oturuyormuş. Şeyhi bu çocuğu orda çelik oynuyor, top oynuyor da kapıdan şu anda geçiyor, bu anda benim oturduğum yerden görür de terbiyesizlik yapmış olurum deyip kırışıda ayağa kalkıyorum diyor. Biz bunları hep yaşadık. Bizim bir ipsiz Ahmet derler, amcamız vardı. İlki ipsiz Ahmet dedin mi, annen onu. Ondan sonra döndü babama, Allah'ı zikreder ya da ricallardan olmuş Adana'dan neden şeyi gelirdi, gelir taş oraya otururdu.
Birimizin üstüne oturmazdı, efendimin oğlunun üstüne oturulmaz diye. Böyle samimi dostların gününde geçtik de şimdi sizleri hep terbiyesiz görüyor kanaatiniz olsun. Ney bu? Nasıl gelişek bu? Nasıl terbiye almıştık böyle? Ondan sonra üstadımızın torunu, Fatıma benden ayrılmış bir buzla et parçası, Hasabı Hüseyin, arşın gölgeleri, cennetin şebapları hadisleriyle üstadımızın torunun için ayak üstün deyin, tepen üstün dinlenmek istedim. Hep de ağlaşıyorduk böyle. Hep ağlayıyorlardı. Oradan girince evvel hep bir hıçkırık bindi bize. Üst ağzımız gelinmeden Allah, Elhamdülillah damadı geldi, torunu geldi diye onu benden soruyorlar. Bir, Topbaş efendimizi bizden soruyorlar. Nasıl efendim o geldi mi? Geldiğini bilemem, kendi ne derse öyle. Lakin o zatı da küçük düşürmek doğru değil, dediği. Yirmi yedi sene üst ağzımızı hacca götürdü.
Doğunu, dounu, atletini birini çıkardın mı onu fukaraya verir, yenisini girdi, giydirir. Böyle hizmetini gördü. Ben gördüm içmede, Ali Ramazan'ımız da gördü, inkar demek. Üstazımız başka test tez geliyor tabii içme içtiği için. Her götürmede yeni, yeni hasadan bez götürüyor silinmenin için. İkinci defa hiçbir şey, bu akşam bakıyorum hiçbir şey yok. Onu yıkattırmadan başkasını götürüyor, o kuruyor. Böyle kırk kadar var. Hepsini de bir tek tek Ali Ramazan'ın yıkadı. Çok zamanda top başkanca fabrika, doğru efendim. Yani kanaatim olsun, İstanbul'un yarısı adam zenginlikte. Bir man makinesi, makinesi Gediz mi neyse şuralarda şey oldu, zencele oldu, oraya götürdü milyonlarca para o şeyleri oralara dağıttı. Üstazimizada çok şey etti. Ben kendini takdir eder eline ayağını öperim öyle zatların. Dedik ya Tahir Hoca nasıl efendim, o da havaslanıyormuş, öteki de havaslanıyormuş.
O nasıl bize bir de onu anladın mı? Tahir Hoca yani makarri Udenma o. Vaktin feridi o. Kıl gibi kırk defa yasan, kılın kırkta biri kadar başkası olamaz, öyle alim olamaz. Yani o her geldikçe aytçe ayaklarını öper ayağının altına yüzünü sürerim o da benimkini öyle yapar. Telefonda konuşuyor da, selam ederim gözlerinden öperim demiyor. Ellerinden ayaklarından öperim diyor. Böyle tevazulu bizzat o kadar da alim, o kadar da fazıl, bunu ben nasıl küçük deyip gösterebilirim, o da çok büyük benim. Efendim Bandırmalı ad Efendi de konuşuyormuş, diyormuş ki üstadimizin yerine Rabbim beni nasip edecek diyormuş. Bu nasıl adam? O Ali Haydar Efendi Kutbu Cihan, çarşamba tekkesinin şeyhi Ali Haydar Efendi'nin halifesiydi. Ali Haydar Efendi ben vefat edersem cenazemi Sami Ramazanoğlu cenazemi yıkasın o kıldırsın diyor. O olmazsa yerine vekil ettiği kim olursa o yapsın diyor. Hazreti Rabbimiz hurdaymış.
Bizim mahkum Hafız Mustafa da orada jandarmayi. Oradaki Üsküdar'de jandarmayi. Allah nasip ediyor da Ali Haydar Efendi ve Fatih için dünya birbirine karışıyor. Fatih'te üstazımıza vasiyet ettiği için inkilap zamanı da, inkilap zamanı da öyle olduğu halde cübbeyi, tersi giymiş üstazımız. Açıl insan Ramazanoğlu geliyor cenaze kıldıracak diye, o cenazede bulunanlar affı mağfiret olmaz mı hiç? Ondan sonra cenazesini buna kıldırdı. Onun halifesiydi bu Ali Efendi şeyden Bandırmadan. Uzak demiş ki ben ahirete irtekal ettim mi bütün evladımı sağ kana verdim, kabul ettiremedim. Vefat etti. Şimdi Ümmü evladımı ona veriyorum demiş. Bu Bandirmalı Ali Efendi üstadımıza hemen geldi ve dersini oradan yeniledi, merak tiplarını oradan geçti. Şurada bizim Mustafa bir halede bir buçuk böyle sakallı bir aramız var. Biz yahyalı çok aksiğik. O, ben şeyhimden ayrılmam.
Hamdındaysa şeyhim vefat ederse onun gibi kamil bir zat bulursan, hiç tereddüt etmeden ona intisabiyet ve rabıtasını yap diye. Üstadımız edep risalesinde birer birer yazıyor bunu. Ali Efendi'nin evine gittim orada konuşma yaptım, birçok da kerametler zuhur etmiş orada bizim konuşmalarımızın içinde sırların sırrını konuşmuşsun. Ali efendi bizim için bayılır, geçen telefon ettiği ve sultanım. Bu duyarlarda demiyor ellerini ayaklarını öperim kurban olduğum. Şimdi ben önümde seni görüyorum ayağın üstüne kapanıyorum. Esselamün aleyküm dedim. Kapattım mı, anşa açmışmış. Öne ağlıyormuş baktım diyor. Allah, Allah kızım, babana selam söyle, o öyle büyük adam. Ya diyorlar efendim sen nasılsın, biz mi nasılı? Dünyanın en günahkar insanı, bütün bunların ayaklarının turabı ve iki yerden haber geldi. Birisi İstanbul'dan dede oğlu, dede oğlu Abdullah Efendi, mutlaka benim Yahyalıya gitmem lazım.
Üstazımız şeyler demiş, bu da ben günahkarım, ben hakirim, fakirim diye almıyormuş. Onun için ben diyeceğim, ona sen vazife almam, almam diyorlar. De ki, benim her günahim bir dağa benzer, bir dağa benzer Erciyaz dağı gibi oluyor efendim, saman çöpü kadar bir günah ettim ise, o günahın bana Erciyaz dağı gibi görünüyor. Efendimiz elhamdülillah, elhamdülillah dedi. Sonra efendim, hak ve haldeki halim kalmadı bende elhamdülillah. Ömerbeada, fena andır fena bu dedi. Fena andır fena hallenir. Yemin ettim ki ben bu yolun dervişliğine de layık yani. Bunu duyan duysun yahu. Şu teypin içinden duyulsun, fena andır fena alemi bu diyor. O öyle diyor ama Nasrattan hocanın bir hikayesini çekeyim babam daima çekerdi bunu. Teberrüken o Hoca fendinin ilkına gittik sıra her sene ziyaretine giderim akçeir de onun ziyaretini yaparım. Uzata demişler, ailesi vefat etmiş. Bu hatun kişiyi nasıl bilirsiniz?
Hakkınızı helal edin cenaze kıldıran, böyle derim is daima. Ona iyi diyecek zaman insanlar Allah'ını 7 dursun, onu ben bilirim, kaldırın geçsin. Siz ne bileceksiniz bana neler yaktığını siz ne bileceksiniz? Demiş. Ben beni bilirim oğlum birisi vasfediyor, Bilge'de sizin Develi'de şube reisiydi sakalı böyleydi. O sonra emekliliğinde de gittim babama bir mektup yazıyor. Fazilet maab, üstazım şirk Usta efendi. Fena andır fena vaka andır vaka alemlerini geçerek, şu hale geldin, bu hale geldim, şu ne yazmış bir geçe çıplak ruhmaydı. Hayret girerdin adamın mektubunu, tuvecere de selam kelamını. Baba, babam dedim, bu mektuba nasıl dayanılır dedik. Kulağus hafızla biz. Yani insan mağrur olmaz mı böyle şeyi duyunca. Yok yavrum, ben mağrur olamam. Çünkü İstanbul'da lağımcılar var. Affedersiniz tuvalet ahitderler. Üsleri başları pislik olur.
Onlara Nezahatli efendim, temyiz efendim, münevver efendim, Muazzez efendim desen üstüne bakar güler, bunlar öleemiyorlar da ondan diyorlar. Benim size üstüm başım pislerim. Oğlum ben lağımciyim kalbimden hırsı tamahi pokudu adavetatı, kini, buğzu, riyayı, şunayı, haşatliği, kibri attı mı da bu adam beni bu kadar vasfediyor. Ben kendimi o lağımcılarla bir fark göremiyorum. Bizi böyle yetiştirdiler de. Şimdi soranlara diyor ki biz, ben layık değilim, buna alem duysun. Ben ders verdiğim kardeşlerimin da ayak durabileyim. Onların da ayaklarını imanıma dua etsin var diye yalvarıyorum. Ey bize uzaktan yakından haber gönderen kardeşlerim, kardeşlerim, buraya geldi en güğüm diyen zat ellerini ayaklarını öptüm ben konuştum kendi dinledi hayretlerde kaldı. Dedim hiç şüphelenme kabul ederek biz sen bizim efendimizsin. Naki Galata müstesna tabi.
Ondan sonra Ömer Bey geldi, tepemizi üstün görecektik. Yani ben buradan oradan mektup yazıyor. O evdeki aldığım lezzeti bir yerden almadım, Ne kadar sıcak kabul ettiniz bizi. Anneniz, büyük annemiz duruyor. Üstadımızın kerimesi, bacınız ve yavrularımız çok saygılarla size selam edip dualar ediyorlar. Biz de selam gönderdik tabii. Ne diyor burada okurum, niye şimdi vaktim yok. Ondan sonra yerden kim anılırsa onu vasfederek biz. Çünkü üstazımızın yanına varan baban kabul oldun mu, olmadın mı ola deyince, pederim diyor ki, rıhlat-ı evliyamız şehri safar'da oldu. Safar ayı bu ahişte, safar ayında oldu. Müstazimiz demiş ki, Mustafa Efendi, sen kırk yaşındasın ama seni bize bildireli manevi defterimizde ismin elli sene evvel gördüm ismini bekliyordum seni. Şehleti evliyamız şehri safarda oldu, elli senelik sırr-ı şeyhim hem haber verdi.
Memur haldaşin ara derdine büyük çare, dua ile pedere gayri peder bilmezem. Benim manevi pederim, bu pederim bile bu anam beni alaya ildiğinden, ayağımdan zorla çektiler yere indirdiler. Gençlerinin uçun Ama benim bir üst lazım var, o beni alaya illiyine çıkardı. Yukarıya çıkaranın mı hakkı çok olur, yavrum aşağıya indirenin mi hakkı çok olur. Elbette hal bundanysa Allah Kuran-ı Kerim'in böyle birçok ayet var ana, üstadimiz diyor ki, babamız benim hakiki, hakiki babam otb-u cihanım beni ala-yı inliğine çıkardı. Onun için her farz namazının sonunda üç İhlas-ı Şerif ile bir Fatiha'yı en evvel duamı bitirdikten sonra üstadımıza göndermeyince ondan sonra ötekilere okurum onlara gönderirim. Allah şefaatlerine nail etsin. Kardeşim demiş ki anam olmak istiyor mu demiş. Ali dede babama. Evet, Cihan bağında ey insan nedir matlubi insul cin? Ne senden kimse incinsin, ne sen bir kimseden incin.
Allah rızası için ben söz verdim. Bak sözün içinde bile incinecek kelime yok. Ne benden kimse incinsin, ne sen bir kimseden incin, ne senden bir kimse incinsin, ancak böyle büyük adam olabilin demiş. Bir hapishanede yaptık babam kırk beş gün. Bir bak adam dolayı. Orada büyük üstat o Medine'deki Atasayarın babası, kitap müdürü o da hapis. Efendim son evi din über çıkıyor temiz kadar, Senden ayrılmak hapishane olmadı bize cennet oldu hapishane. Mustafa efendi, fazla afiz lağuz aviz, eller yok, Ben yemeğim sen ye, ben kötüyüm sen iyi dersen kamil olursunuz. Sen yine ben iyiyim sen kötüsün ben iyiyim dersen bu hayvan sıfatı. İyice kafana koy bunu, benimle bakayım. Ben yemeyeyim sen ye, ben kötüyüm sen iyi. Sözat olur mu bundan? Sen yeme ben yiyeyim, sen kötüsün ben yiyeyim, o hayvansı var demişler.
Ama buraya geldi ezberini almış, eller yahşi, Ben Yaman, eller buğday, ben saman derdik ya diyor, bunu diyor daha açık Abdullah yani ithal müdürü hac Abdullah efendimiz bize böyle öğüt etti. Ben yemeyeyim seni, ben kötüyüm seni. Böyle geçti gitti dünyayı. Buna da dediler sana rabıta olur. Ömer ben babanı reklam yapıyorum diye bana çok neler yaptı. Hüngür hüngür zırır zırır alalım kendimi çok zaman. Ama o kapının, o kapının küpelideki kedisideki o kapıdan atlayanların ayaklarını küperim. Üste ağzımın için her sıkıntıya katlanırım. Katlanırım, katlandım da Elhamdülillah, böyle oldu. Kılavuz Hafız bize mektup yazarken eşliğinizden atlayan merkebin ayaklarını öperim diye mektup yazardı ya. Biz de evlat bey hiç bilir miyiz biliyor mu büyüğümüzü, gucumuzu, şeylerimize bantlarımıza bakın yaklaşmış mı? Az kaldıysa sözlerime nihayet vermek istiyorum.
Bütün bunu dilleyen kardeşlerimizin ellerini ayaklarını öperiz. Dualarını rica ederim. Bu Günahkarin iki Murad'ı var bu dünyada. Ben başka ne kutup olmak, ne mürşid olmak, ne irşad memuru olmak, istemiyorum diyorum bak sizin yanınızdan, da ya istemiyorum işte, zorla değil ya, efendim ya Sıdtığı Ağzama, ilahiyetten okudum dinle gözüme bak. Sıdtığı Azam Efendimize ne dedi Peygamberimiz, Senin yerine kim geçecek deyince, kim kendini oraya layık görmezse o geçer buyurdular. Hz. Ömer'le Ubeyid Hüreyre'ye konuldular, sen ne diye kendini koymadın ben layık derdim dedi. Allah İnci hemen Ubeyd eline kapandı biat ediyor okumuyor musunuz bunları? Hz. Ömer hiç REY'ye atılmadan sık sık kalsam hazam geçti hilafete kondu. Yani bunu diyor kağıt altından kalem altından olsun da yazın.
İşte ağzımıza vardı mı da, Kayseri'nin halifesi öldü efendim yerine kimi tayin edeceksiniz deyince, kim kendini oraya layık görmezsa Hasan Efendi, bunu oraya layık görürdük Allah izin verirse buyurdular. Onun dilinden de duydum bunu. Onun için kardeşim kendini layık gören layık değil, layık görmeyen layık. Ben kendimi layık görmüyorum, layık değil, Esed'den. İstersen yemin edeyim bir size. Benim gibi günah püskülü, soslu, günahlı, üst ağzına karşı püstahlı bir insan nasıl oraya gelir? Ömer Bey'e dedi ki efendim, Hasan Efendi babasından çok konuşuyor. O nasılıdır? Buna buyurdular ki bütün halifeye halifeye isimleriyle hilafet verildi. Hasan Efendi'nin babasına Şeyh Mustafa Efendi diye hilafet verildi diyor.
Şeyh Mustafa Efendi o şeyhı da diyor ben gittim gerek yoktu onu ziyaret ettim diyor, çok büyük adam diyor, öyleyse diyor ruhlar icin üç İhlas bir Fatiha okuyalım efendim dedi, çok müteessir oldu evden atik tuttu. Onun için pederimin de bütün Utku Cihanlarımızın da bütün ahirete itikadi eden mültezi bir tarikatın da hepimizin analarimizin, babalarimizin, lerimizin, peygamberimizin ehli behlül cemi peygamberim ruh için üç ihması şerif bir Fatiha. Kaderimin de kendi el yazısıyla bir duası vardı. Onu da yediğim diyor tükenene kadar. Cariyari Güzinin sohbetini, Dar-i Cinanda Nasip et Ya Rabbi. Sekeratımızın şirketini, Kalbimizin Zulmetini, Hevl-i Kıyametin mehnetini cümle ehli imandan müberraya ya Rabbi. Rabıtanın kule asasını diyemedim. Hz. Muhammed Mustafa'mızı mihrabına oturtacaksınız.
Sıddık'ı alsam sağında Çağrı yari güzün, ondan sonra Selman-ı Farisi, Silsiledeki, Silsiledeki olan Mutlu Cihanları birer birer döndüreceksiniz. En sona varan, sol koluyla bitişik oturan da sultanımız, efendimiz, Hadi Sami sultanımız. Elin yanında konuşturma bizi. Ben de aranızda konuşturun keyfile. Onu da oraya oturtacaksın. İkisinin.
Kaynak: Genel
Tasavvuf ve Tarikatın Manevi Önemini Anlamak | Mihmandar