Tasavvuf Ve Ruhun Arınması kaydında Büyüklerimiz söyler Hz. Ömer radiyallahu anh efendimizin beni dünyaya bağlayan dört şey diyor. Birincisi Ehlullahın kelamı aynen böyle bir tabak içerisinde hurmalar var. Onun en güzelini seçtiği gibi kişi, Ehlullah'ın da diyor o güzel sözlerini almak olmasaydı biz dünyada durmazdık. Cemaatle namaz kılmak, dostlarda buluşmak, Allah yolunda…
Büyüklerimiz söyler Hz. Ömer radiyallahu anh efendimizin beni dünyaya bağlayan dört şey diyor. Birincisi Ehlullahın kelamı aynen böyle bir tabak içerisinde hurmalar var. Onun en güzelini seçtiği gibi kişi, Ehlullah'ın da diyor o güzel sözlerini almak olmasaydı biz dünyada durmazdık. Cemaatle namaz kılmak, dostlarda buluşmak, Allah yolunda cihad etmek ve geceyi ihya etmek diyorlar. Bizi asıl bağlayan bunlar. Şimdi bunlar bize çok zor geliyor ama onlara huy edinmiş artık. Belki burada söyleyecektir onu. Sizden önceki salihlerin huyu buydu. Onlar geceyi gündüzü hep ihya ederlerdi, büyük bir hazzı idi neşesiydi. Şimdi sahabenin birilerine soruları var keyfe esbahte diye. Nasıl sabahladın? O işte akşam doktora gitmiştin çok da ağrılı sızılı durumun vardı. Uyuyabildin mi? İşte bir kaygı bir keder, bununla mustarip oldun mu? Nasıl o ızdırabın altında gözlerin yumuldu mu?
Düşekte nasıl rahat uyuyabildin? Bu değil. Gece hangi tecellilere mazhar olduğunu soruyorum. Gece hangi tecellilere mazhar oldum keyfe asıpatta. Nasıl sabahladın demek bu. Onların ruhları secdelere varıyor. Kalpleri arşı adada. Yük bir huzurun içerisinde. Onu soruyorlar. Bizde hayırlı sabahlar, hayırlı akşamlar, hayırlı akşamlar demek gündüzün hayırla geçmesinden dolayı bir tebligattır bu. Değişmiş de. Bu gece namazı bitmez Evliyaullah'ın hallerdir, yaşantılardır. Saati vurmasalar bile onun böğür kısmını vuran olur böyle. Gelecek gibi vur. Bir şey haldırır onu. Biz doğuda çok duyardık, orada postacı bir kardeşimiz, ben diyor yatıyorum, üstadımız diyor böyle ilahiler okuyor diyor. Bu ses neden geliyor dedim diyor, baktım diyor. Abdül Aziz et-Debba Hazretleri büyük bir mürşidi kamil. Bazı müritleri ile hoş vakitler geçirirmiş. Bazı müridanla, latifeleşir.
Müridinin birisi diyor ki gece nereden geldiyse bizim hazret geldi diyor. Ayağımı gıdıklıyor diyor. Efendim dur diyorum diyor. Ayağımı gıdıklayıp duruyor diyor. Bir gün Abdullah Geylani Geylani efendimiz sırrı vaaz-u nasihat ediyor. İlerken mübarek başını aşağı indiriveriyor. İndirir indirmez oraya bir çamur yapışıyor. Evliyanın kerameti vardır. Cemaat bu nedir diyorlar ya. Efendi Hazretleri neden böyle yattı oraya bir küre, çamur kürsünün üst tarafına yapışmış. Meğer bunun bir müridi var, onu çok severmiş. O da şimdiki gibi beton aklar yok. Eski çamurdan, o taşlardan, bez parçalarından, otlardan bilmem filandan zorla yapıyor. Yapana kadar bir hayli vakit geçiyor. O taşları koyacak, taşın arasında çamur, çamur zaten sudan akar gider, o otlarda biraz çamuru eğleyecek, planla, üstüne çamurdu, neydi? On beş yirmi dakika uğraşıyor bahçe sahibi.
Abdulkadir Geylani Efendimiz kürsü de zaten ayağını bazen kaldırıyor, çekiyormuş. Meğer o uzattığında müridinin yapmış olduğu argı bozuyormuş. Birincide seslenmemiş, neyse efendimiz demiş, olsun. İkinciyi yakmış. Yine ayağını uzatıp, pirince ne yapayım demiş. Eğrat aldık, asker aldık, mürşidimiz bir şey diyemeyiz. Yine edepliler demiş. Üçüncüde yapınca, sen demiş vaaz mı vereceksin yoksa benim argımı bozmayla mı meşgul olacaksın? Küreğe çamuru doldurmuş bir fırlatmış, o da keramet eylenmiş. Vermiş. Vereceksen vaazını doğru bir söylemiş. Kaldırmış atmış, onu bunu Üstad-ı Ali'mize anlatırlardı, kerameten orada duru görünüyor. Tabii bulunduğumuz yer itibariyle semaver bilinmez. O çok lüks, termuz, üstadımız hacdan geldiler, termuz gelenler oldu. Dediler ki efendim hep başkaları Şam-ı Şerif'in Halep'in eski elbiselerinden getiriyorlar. Orada soyunulmuş çıkarılmış, onlardan getiriyorlar.
Tasavvuf Ve Ruhun Arınması kaydında Büyüklerimiz söyler Hz. Ömer radiyallahu anh efendimizin beni dünyaya bağlayan dört şey diyor. Birincisi Ehlullahın kelamı aynen böyle bir tabak içerisinde hurmalar var. Onun en güzelini seçtiği gibi kişi, Ehlullah'ın da diyor o güzel sözlerini almak olmasaydı biz dünyada durmazdık. Cemaatle namaz kılmak, dostlarda buluşmak, Allah yolunda…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Ne yapsın? Yani eskiden yokluktan dolayı adamı anca paltosundan tanırdım. O paltosunu gördüğün zaman ha bu bizim Mehmet amca. Bu Bilal amca. Çünkü paltosundan biliyor, devamlı geydi, yok. Allah'ımıza sonsuz şükürler olsun, lütf ediyor, ihsan ediyor. Şimdi semaver üstadımızın doğuda da muhabbet edenler var getirmişler. Semaver dokuz yüz yetmiş iki, çok, meşhur, hiç bölünmemiş, kimsede yok. Ancak adını duyuyorlar semaver. Bizlerden bir tanesi semaverle evde yeni yapılıyor, sıva yapıyorlar, Bir çay yapayım diyor, mürşid-i kamilimiz razı olmuyor. Oldu mu getirmeli? O da getiriyor biz oturuyoruz. Semaver geldi ama üstazı alimizin razı olmadığı üstadımız razı olmadı dedi. Sonra Efendimiz buyurdular ki oğlum hep etrafına dizilmişsiniz, şimdi vuracağım semavere üstümüze bir tarafa sayılmaz diye, ona bir dokundum diye buyuruluyor. Bu Evliyaullah'ın cerametidir, bu haktır. Bunlar bir şey değil.
Eğer işte vaaz ediyorum, İşte Lazımız duydu, oğlum dedi, tabii senin bulunduğun yer yayla. Konuşurken dedi kağıtlarını zor muhafaza ediyordu. Esintilen dolayı burası sıcak bundan oldu değil mi? Vesile oldu dedi biz ne. Hani bizim orada konuşurken kağıtların, halaten böyle olurdu dedi. Kağıtları zor muhafaza ediyordu. Ta onları bir iznillahi Teala haber veriyorum. Aleyküm, bir gıyamil leyy, size gereken gece ibadet ve saatte bulunmaktır. Böyle bayram ziyaretleri var. Pek de öyle üstazımızla alakalı değil. Bir tanesinin omuzuna mübarek ellerini koydu. Oğlum, Allah'ın izniyle gece görüyorum kalkıyorsun. Gece ibadete, taate kalkıyorsun dedi ve ayrıldı. Anlatmakla bitiremem. Sizden önceki salihler böyleydi. Şimdi biz niye uyanamıyoruz, neden derseniz bu yemeden. Hele akşam bunu Sami Efendimiz çok söyledin.
Bir çorba ve kardeşimiz diyor ki, bir derviş grubu bize gelecek, o derviş nerede, hep az yemeden konuşuyorlar, bir çorba yaptım diyor. Yalnız bir kazan yaptım çorbayı diyor. Anlatıyorum bir kazan yaptım. Şimdi çorbadan sonra adet olarak bekleniyor, ya bir üveştir, ya bir fasulyedir, ya bir nohuttur, yanında pilavdır, caciv olacak, salatası olacak, turşusu olacak, tatlısı olacak, üzerine acı bir kahve içilecek, meyvesiydi ve de devam eder. Çorba tası boşanıyor, cemaat bekliyor ki başka gelecek, yine çorba geliyor. Tükeniyorlar, olsun diyorlar tekrar, acaba bir halimi var. Kardeşim diyor sizden ben duyuyorum, çok az yenecek diyorsunuz, böyle oluyor. Efendim buna biz şer'i ölçüyü, büyüklerimizin edebini, erkanını ortaya koyalım. Kafir de olsa misafire ikram edin. Bizi üstazımız kapının, böyle içeri girerdir, durdurur, cemaate sor çay mı, kahve mi, ayran mı, yemek mi, ne istiyorlar.
Tabi utanırlar ayran yoğurtta bozulduğu için, ayran. Mürşidimiz, yoo yemek getir bunların karınları aç der, sofrayı sererlerdi. Şimdi misafire yapılan tram'dan dolayı zahmet çekmeyin denmez. Oradaki zahmet kelimesi Arapça yazacak olursanız, ra'nın üzerinde bir nokta noktayla zahmet okunur. Kaldırdığınız zaman rahmet, ne kadar girse o kadar şifa olur. Ondan mahader. Ne hazırsa o, elhamdülillah evlerimizde, bizim buzdolaplarımızda olduğu gibi bunun yanında derin dondurucularda, iflaslerde ne de hazır var. Yaz gününden eğer biz meyveleri yaş yaş bırakmışsak olduğu gibi taze taze sunuluyor. Bir mısır kaynatıyor, onu bir hava koyuyor hazır hazır geliyor. Hiçbir şey yok diyelim. Zaten etleriyle, sütleriyle, yoğurduyla, peyniriyle her türlü nimetiyle ikram ediliyor, yani eskisi gibi değil. Ama ikram ettikçe de Cenabı hak veriyor.
Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri, kahvenin tekrarı olmaz ama, kahve verirlermiş. İkinci bir daha vermek isteyince üstadımız, elhamdülillah, öyleyse Allah'ın bize az vermesini istiyorsunuz. Çok yiyin, çok için ki Allah da bize çok ihsan etsin diye. Hakikaten ikram eden insanların rızkı, bereketi arttıkça artık. Burada Kerim bey diye bir zat vardı. Mehmet Sait Efendi Rahmetullah Hazretleri'nin bulunduğu mescidi, caminin avlusunda konuşuyor ama çok güzel konuşuyor. Diyor ki bir müril aynen mecnun gibi olmalı. Mecnun, nasıl leylanın çadırına varıncaya kadar durup dinlenmemişse, bu yolda nefsinin mertebelerini geçmek, ruhunun sırrının mertebelerini geçebilmek için durup dinlenmeyecek, vardıktan sonra da artık bu fenafis seyir olduktan sonra, eseri fillah olduktan sonra seyri illallah olur, ruhen terakki başlar diye. Hani ibadet ve taatimizle asıl önemli olan bizim kalbimizin iştirakidir.
Kalbimizin iştiraki. Efendimizin mescide girince sakalıyla oynuyor. Saçıyla oynuyor. Gözüyle kaşıyla. Eğer bunun gönlünde huzur olsaydı, azalarında da olurdu buyuruyor. Demek ki kalp mühim olan. Hani biz sadece bunu namaz olarak ele almayın. Misafire ikramında da gönlünü ortaya koyacak. Kalbini ortaya koyacak. Yoksa ağzına mı sokuyorum, burnuna mı sokuyorum, hiç bilemezsin. Eğer gönlünü ortaya koymazsa tat vermez. Ama bakarsın zenginin türlü tamamı geçmez boğazdan kıl gelir. Fakirin, yoksunun kuru ekmeği sanki bal gelir. Üstat-ı Ali'mizi Adana'da Hacı Avni Beyler neler vardı, fabrika türler davet onlara misafir ol. Benim demiş seni yatıracak ne yatağım var, ne seni yedirecek içilecek ekmeğim var, benim yok öyle bir şeyim yok demiş. Bu kuru bir evdeyim. Üstatımız bu beyti söylemiş ve evlerinde kalmış. Konya'da evinde hususi, ismini vermeyeceğim, defter var.
Çok yüksek düzeyde insanlar geliyor, yazılar yazıyor. Evini satamadı da. Alacak para yok ki. Evinde evini satamadı bile. Mürşid-i kamilimizde varmışlar. Fazla durmadan, orada kamıştan örtülmüş, böyle bir kerpiç evde kalktın. Sohbeti orada yaparız. Bunların gönülleri devamlı mütevazidir. Ama ikramında da bol olur, sadece bir çorba dememiz az yemenin gerekliliği hususunda, çünkü az yiyorsa insan, işte Sami Benim Hazretleri buyuruyor ya, bir çorbayı da bir salatayı da geçiştirin. Hani bununla doymuyor adam. İlla yanında bir şeyler olacak. Bu alışmaya bakar. Eğer alıştırırsak midemizi küçültürsek, tabii ki istemeyecektir. Bir de tavsiye olarak, yemeklerden önce su, çok şifalıdır. Biriznillahi Teala yemeklerden önce bir veya iki bardak su. Gece kalktığımızda yarım bardak olsun ama yudum yudum içmek suretiyle. Hanımımızın devranını, hanın devrini çok iyi sağlar. Hazimleri sağlar. Şifadır.
Bir gün burada üstazı alimiz misafir oldular. Üsküdar'da güzel bir hane bir konak. Oraya doktorlardan gelenler oldu, yemek esnasında doktor İngiltere'de bir çalışma yapmış. Sünnet dinliyorlar ama hep Efendimizin adamları gayrimüslimler sünnet mi yaşıyor? Yemekten önce meyve yiyorlar. Şimdi getirsen bizim mahalli bir ifadeyle, misafiri erik bahçesine uğrattın Bu çok doğruymuş aslında. Yok baba, direkt geldi gibi, oğlum niye böyle yaptın, şimdi karınları doymaz, niye yedireceğiz. Erikle biraz doyardı diye, şimdi hazmetmeye, ondan sonra nasıl bunu eriteceğiz diye en çok geriyen insan vücudunda işte göbek kısmıdır, bir türlü erimiyor. Yürü ha yürü, yürü ha yürü. Evet hareket edelim ama, yemekten önce meyve, vücudumuz için sıhhatimiz için çok önemli Efendimizin sünneti olarak ifade etti. Siz dedi çaya, hep şeker atıyorsun hiç gerek yok.
Siz çayın tadını alamıyorsunuz ama beklememek şartı yine. Taze olan çayı şekersiz oluyor. İçersiniz diye çok güzel Efendimizin sünnetlerini anlattı. Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Ve gurbetun ilallahü teala. Bu gece ibadet ve taate ed bütün kötülükleriniz, isyanlarınız, gece kıldığınız namaz da şuna benzer. Biz diyelim ki bir dere yatağı, buraya mahalledir, köydür, neyse evinin atıklarını, uygun olmayanları hep oraya döküyorlar, döküyorlar ama bir yağmur yağıyor, öyle bir yağmur yağıyor ki, o yağmurun şiddetiyle bir sir akıyor. Buyruluyor. O lemem ne yok. O küçük günah, küçük büyük deyip, büyüğünde iyi bir tövbe edersek, istiğfar edersek Cenabıhakk'a yalvarış ve yakarış içerisinde durursan, sir geldi ya, sil olduğu gibi köyün, o mahallenin, o beldenin, orada oturan kimselerin atmış olduğu zibildir. Uygunsuz ne varsa hepsini olduğu gibi götürür.
Yeter ki biz gece kalktığımızı gözyaşlarıyla, gönüllerimizden çağlayan ilahi aşkla muhabbetle ona döndüğümüz zaman ve tekfirun li seyyiat, hatta ve hastalığınız da kalmaz. Bu veren hastalarına niye? İlaçlarını tavsiye ediyorlar ki, şimdi elhamdülillah çıkan ilaçlar da bunlar pek buyurmuyor. Çağımızın veremi bir kanser. Gece kaldırırlar, ormanların arasında yürütürler. Gece kaldırırlar. Neden? O temiz hava Allah'ımızın sema hatlarından dua eden yok mu, istiğfar eden yok mu, bir talebi olan yok mu verilecek niyazını, yalvarış ve yakarışını, bu nidayı duymak suretiyle ne oluyor, temizlenip ki. Eyyühaluvvelet, gününü oruçla geçir geceni de namazla Sen düşün tefekkür et. Bir beyit olarak söylenir ya hani anan, hani deden, sen de aynı yere giden dediği gibi kah, hayat bu. Bir üstadımızın konuşmasını dinleseydik nasıl bir coşuyor, nasıl bir coşuyor.
Böyle öğretmen kimseler gelecek de kitabı eline almaz. Gönlünden, coşar da coşar, taşar da taşar. Verirdi Rabbimizin lütfuyla. İşte tefekkür edeceğiz. Şimdi nehre. Vakitleriniz yine şükürle geçsin. Nefeslerinizi boşa salmayın zikredin. Kalbinizle Rabbimizin muhabbetiyle Akıl olmasa adama namazıl da diyemem, cihat de diyemem. Hiçbir vazife yaptıramaz. Aklı olanadır teklif, ilahi, görev ilahi vazifeler, ibadetler, daha harfler, fikirler, şükürler. Geliştir diyor. Aklını çalıştır. Çalıştır. Beyinde çok boş şiirler var, boş durmasın. Çünkü Allah'ımız sorar. Bu nimetten sorar. Allah'ımız soracak çünkü. Nimetlerinden soracak. Biz nimetlerden soracak dedikleri zaman fırından aldığımız ekmek hatırımıza geliyor. Kasaptan kestirdiğimiz et hatırımıza geliyor. Manavadan aldığımız meyveler, arının kovanından çıkardığımız Allah hatıralar. Halbuki akıl kadar büyük bir nimet yoktur, ondan da sorulacak.
Ne akıllı insanlarmış, hem dünyaları düzen, hem ukralar güzel. Yani dengeyi o kadar güzel kurmuşlar ki, aleyhissalatü vesselam Efendimiz buyuruyor, dünyaya tamamen dönerseniz ahiretinizi zarara uğratırsınız, ahirete tam dönerseniz siz dünyanızı mavi dersiniz. Hepsine yapmış olduğunuz evrakla zikirle, fikirle, şükürle, taatle bir yön verin. Ve min semike liveik, ulağınızı da öyle birinden girip diğerinden çıkar gibi değil de dinlediğinizi muhafaza etsin, kalbinize indirsin. Ibret için bakın. Dilinizle kardeşlerinizin hep hayır yolda olmasını teminiz için şekilde olsun. Azalarınızda taatli olsun buyuruyor. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın. Velhamdülillahi Rabbillahalemin.