Bismillahirrahmanirrahim buyuruluyor ki tevhid tamam olunca cezbe zuhur eder. Cezbe zuhur edince Allah'tan başka her şey yok olur. Diriltmek, bağırmak, acayip hallere girmek değil, gönlün Cenabıhakk'a çekilmesi. Ancak Allah'tan olan kalır, Kuran-ı Azimüşşan'da buna işaret vardır, ihsande. Sizin yanınızdaki dünya malı tükenir. Allah katındaki rahmet hazineleri ise bakidir. Ancak zahip zikrini yirmi bire ulaştırıp zikrin sonucu ortaya çıkmaz ise zikrin şartlarını yerine getirirken kusuru olduğunu bilmendir.
Bu durumda işe yeni baştan başlamalı ve zikrin şartlarına, zikrin şartlarına huzur ve huşu içinde ve manasını düşünerek dünyevi ve uhrevi, hayır ve şerri, ilmi ve amelleri, insanların fani ve geçici olduğunu, aklına gelen her şeyi yok, bilmek suretiyle kalbinden silip atmalı ve ispat yönünden Allah'ın varlığı ve birliğini düşünüp kitap okuyarak ilim tahsil etmeli, bahis ve çekişmeden kaçınmalıdır çünkü tevhidin akıl ile izaha çalışılması Cenabıhakk'a yönelişte dürtüdür, perdedir. Bu arada farz ve sünnet namazlarını ta'dil-i erken üzere huzur ve huşu içinde yerine getirmelidir. Ta'dil-i erken üç mezhebe göre farz. İmam-ı Azam Rahmetullah Ali Hazretlerine göre vaciptir. Tadil ederken azaların oturmasıdır. Dışarıdan gelen bir insan Semiallahu limen hamide deyince sanki bu rükua varmayacak zannetmeli. İki secde arasında sanki bu tekrar secdeye gitmeyecek düşüncesine kani olmalıdır.
Bu arada farz ve sünnet namazlarını ta'dil-i erkan üzere huzur ve huşu. Bunlar öyle bir tabir ki huzur ve huşu, huzur kalpte olur. Onu yaşayan bilir. Huşu, Cenabıhakk'a karşı gönülde büyük bir saygıdır. Çünkü bir Hadis-i Kudsîde Bana yaklaşanlar kendilerine farz kıldığım görevleri yerine getirmek kadar başka hiçbir şeyle yaklaşamazlar, buyurulmuştur. Bu sebeple halktan uzak kalmaya, çalışıp vakitlerini ziyan etmeden, tevhid ile meşgul olmaktır. Bu anlattığımız husussa biraz yüksek haller ama olsun, buna da imreneceğiz. İnşallah biz de bunu yaparız düşüncesiyle hareket ederiz. Zikreden sahip, zikrin sonuçlarının eserleri ortaya çıktığı zaman mürşidine söyler. Şeyhinin izin ve icazeti ile derviş murakabeye başlar ve zikri terk eder çünkü bu murakabeye şu Hadis-i Şerif işaret etmektedir. Tefekkür-u saah hayrum min abadeti seb'aynesen.
Tefekkür-u sa'a bir saatlik tefekkür, hayrum min ibade, seb'a inesene, yetmiş yıl ibadet etmekten hayırlıdır. Bir ayet I kerimede de esarna ricalün la tuhihim ticaretun vela beyun anikillah ila ilahe illallah ve sellem. Nice adamlar vardır ki ne bir ticaret ne de alışveriş onları Allah'ı anmaktan, ona ibadet etmekten ve emirlerine bağlanmaktan alıkoymaz, buyrulmak suretiyle murakabeye işaret bulunmuştur. İşte salik alıştığı ve sürdürdüğü şekildeki teveccühü yönelişi ile kalbinde görmeyi başarabildiği letaif-i seba, yedi letaif belirtileri nefiy ve ispat, Allah'ın ihsanlarının latifeleriyle tam bir temizlik üzere kıbleye yönelip murakabede bulunmalıdır. Bu murakabe kendi iç alemini seyretmek en az bir saat olmaktır. Daha fazla olması takdire şayandır, yaşayabilene aşk olsun. Murakabede üç mertebe vardır. Yukarıda açıklandığı üzere salih tenhabe temiz bir yerde oturur gözlerini kapar.
Kendisini bütün düşüncelerden soyutlar. Uzuvlarını ölmüş insanın organları gibi hareketsiz bırakıp alemin fabrikası olan bu dünyada insanların ve cinleri, insan ve cinleri, melekleri ve feriştehleri, hurileri ve kılmanları, cennet ve cehennemi yeryüzünden gökyüzüne ve gökyüzünden yeryüzüne varıncaya kadar her zerresiyle bütün varlıkları sanki hiç yaratılmamış ve kendisi de mahvolmuş, yok olmuş varsayarak her gün bu şekilde murakabe ile meşgul olur ve sonunda haksübhanehu ve teala lütuflarıyla Cenabı Hakk'a kavuşmanın sırları açılır ve Allah'ın ihsanına nail olacağı umulur.
İki, aynı şekilde murakabe ile kendi iç alemini seyirle meşgul bulunduğu sırada her türlü arzu ve isteklerden vazgeçer ve kendisini bütün düşüncelerden uzaklaştırıp zikrinde ve fikrinde hiçbir şey bırakmaz, bir ölü gibi hiçbir organını hareket ettirmez ve gözlerine kapayarak kendisini sanki emri hak vaki olmuş da vefat etmiş kabre koymuşlar ve zamanın geçmesiyle teni ve kemikleri çürüyüp tamamen mahvolmuş, vücudundan hiçbir eser kalmamış farz edip en az bir saat ortalama iki saat veren fazla üç saat suretiyle bu murakıbeye devam ederek ölmeden evvel ölünüz sırrı açılır ve bu sebeple Allah'ın ihsanına mazhar olunacağı umulur. Üçüncü olarak salik aynı şekilde murakabe ile meşgul olduğu sırada bütün arzu ve isteklerden vazgeçer, zaten güneş doğduğu zaman karanlık kalmaz.
Bu rabıta olsun, zikir olsun, murakabe olsun, bununla ilahi nur gönle düştüğü zaman gönle indiği zaman zulümattan artık şirk, küfür, nifak şurada dursun, büyük günah, küçük günah. Cenabı hakk'ın dışında bütün arzu ve istekler biter. Zikir ve fikrinden hiçbir şeyi bırakmaz, sanki emri hak vaki olmuş, ahirete gitmiş, kabre koymuşlar, bütün organları mahveye yok olmuş, vücudundan hiçbir eser kalmamış ve kıyamet kopup yeryüzünden gökyüzüne ve gökyüzünden de yeryüzüne kadar hiçbir şey kalmamış varlıkların tamamı mahvolmuş, haktan başka hiçbir şey kalmamış diye varsayarak bir iki veya üç saat oturarak bu murakabeye kendi iç dünyasını seyretmeye devam eden bir salike. Yalnız burada şu izahı da yapmışlar, en az bir çeyrek, bir çeyrek on beş dakika, yarım saat ve bir saat diye de ifade buyrulur. Esayu billah, limenil mülkü lyevum, lillahil vahidil gahhar.
Bugün mülk kimindir diye sorulur, kimse cevap veremez. Allahü Teala buyurur tek ve kahhar olan Allah'ın ayet-i kerimesinin sırrı görünür, sessiz ve halsiz olarak esamle bu gönlüne doğar artık onu. Ey emin ve itaatkar nefis, ondan razı olarak ve rızasını kazanmış bulunarak Rabbine dön ayet-i kerimesindeki hitaba mazhar olur ve artık vuslatın sırları bilinmiş sayılır. Velhamdülillahi rabbil alemin el-Fatiha.