Tasavvuf Ve Ruhaniyetin Derinliği kaydında Ve o büyük bir yer, köşklukla sonra da başladı, namaz oldu, namaz kıldık, yemek gibi yine başladı. İkimde oldu, namaz kıldık yine başladı, Haşim namaz oldu. Yani, gümrük ehli olursa, sohbetin içinde, insan yorulduğunu neyi anlamaz, gayet kolay düşer, sofra. Gümrük müteferrik insanlar, gömülü tevefürtlü adamlar, Allah'ın velisine demeye…
Ve o büyük bir yer, köşklukla sonra da başladı, namaz oldu, namaz kıldık, yemek gibi yine başladı. İkimde oldu, namaz kıldık yine başladı, Haşim namaz oldu. Yani, gümrük ehli olursa, sohbetin içinde, insan yorulduğunu neyi anlamaz, gayet kolay düşer, sofra. Gümrük müteferrik insanlar, gömülü tevefürtlü adamlar, Allah'ın velisine demeye inanmayan kimseler olursa işte o insanın sıkıcı olur. Böyle sohbet eden, kan terin içinde kaldım, bir şey anlatacağım diyor, anlamaz. Çok zor olur o. Efendimiz o kadar dalmış ki hiç bilmemiş, ahım oldu mu öyle evet Asamdan evvel evde bulunan cevap dedi. Anneniz öyle sızıyor, eve dedi. Dalmışım bilememişim. Telefon gidelim de kalplere şüphelenmesin. Bir telefon açın da evimize konuşayım dedi. Bilememiş, tavşan olmuş. Asımdan sonra şimdi namaz kıldık mı inşallah hareket edeceğiz diyelim dedi. Açtılar şeye. Telefon. Kimsiniz diye sormuşlar Allah. Sami dedi.
Sen kimsin dedi. Mahmut torunu. Mahmut annene söyle de, Jack gelsin. Telefonda anca hacı babam olurum. Hadi Sami babam olurum. Ne demiyor da torununa bile Sami diyor. Hani edeplere her yerden bakıyor edep ölçüsüne. Aşağı evden yukarıya çıkacak da telefona cevap verecek annemiz. Hep bir et çok az vakit bekar yani çok tutmaz. Telefonun elinde beklerkene şöyle gittin gelme zamanı yakın. Dedi ki, dünyaya boş yere vakit geçirmeye gelmediniz bizden dedi. Bir iki satır daha okuyabilirsen, faidemiz olur dedi. Hani bir de biz yeniden iyiye gelemedik dedi. Yine hizmet edemediler. Allah rızası için birkaç satır daha okuyabilir miyim bakayım diye. İnan kitaptan iki saattir okumaya muvaffak olamaya da telefon geldi. Yani bu kadar vaktim boşa geçmesini istemiyor.
Telefonun başında, yani her şeyimden ibret alınacak ya, yani telefonun başında o annemiz gelip, akşam namazını kıldıktan sonra varacağım yemeği boşa geçti sayıyor o aralıkı fasılay. Bir katık birkaç saat satır daha okuyabilir miyim bakalım diyor. O sırtından tervanını da şey vermem ona. Az önce çok açsak burayı kapatsak ceryanda yakmaz. Neyse bu kuşa vakit geçirmeyelim kardeşim. Arkadaşlarımıza, çekirge gazımızı geçen gönderdiği Hadisi şerifleri okuyun. Bunları dinleyelim biraz hacı hadis-i şerif. Ondan sonra da tamamen akış dışkeler var bunları onları okuyun. Allah ehline, ashabına bütün Peygamberani insan, evliya-i kiram, mümin, müminat, Müslüman, sevgili annemiz, sevgili babamız, akraba italügatımızın vuhu ta'yıbelerine dağlar başında kalmış, hakile yeksan olmuş, bir Fatiha'ya muhtaç olan din arkadaşlarımızın ruhuna üç İhlas ve Fatiha. Hiç istifade edemezsiniz.
Yani çok geliyor Yasin efendi. Rüzgar çok geliyor. Çeşmeler de bardağın doldurmadan korursan bin yanında durursan kendi dolası der. Çeşmenin yanında bardak bin yanında durursan kendi dolası der. İlle çeşmenin ağzına, destinin ağzına vermek lazım ki selef, alet de olsun. Dinleme kabiliyeti ne kadar iyi olursa Samii'nin çekici, kapıdan çekici hal söyleyeni coşturan olur. Yoksa dinlememeden gelirse hiçbir şey meydana gelmez. Büyüklerin hepsi diyor ki, yer yemeni, der yemeni, çübemeni, gel yemeni, çübemeni, der yemeni. Öyle buyurmuşlar ki her üstadtır kitabında, tasavvuf kitaplarında var bu. Yavrum, olsun, kalbiniz bizimle bir olduğu müddetçe, yemen kadar uzakta olsanız, bizim ile diz dize şu asam gibi rüyamdasınız. Yani asam ne kadar yakın dağın yeminde olsanız bu kadar yakınsınız.
Tasavvuf Ve Ruhaniyetin Derinliği kaydında Ve o büyük bir yer, köşklukla sonra da başladı, namaz oldu, namaz kıldık, yemek gibi yine başladı. İkimde oldu, namaz kıldık yine başladı, Haşim namaz oldu. Yani, gümrük ehli olursa, sohbetin içinde, insan yorulduğunu neyi anlamaz, gayet kolay düşer, sofra. Gümrük müteferrik insanlar, gömülü tevefürtlü adamlar, Allah'ın velisine demeye…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Yok eğer, yok eğer gönlümüz bizimle olmaz da, olmaz da, izinizin dibinde daima durursanız, yemin kadar uzaktasınız babam demiş. Emir Buhari de böyle Hacı Es'ar Efendimiz de böyle bütün evliyaullah bunu böyle söylemişler. Hemen benim beraberliğimde bakan, anınız için o zaman her şey tatlı olur. Hasan-ı Basri Kuddise Sirrahü'l Aziz Efendimiz vaaza çıkmış, vermiyormuş. Efendi Hazretleri vaaz niye vermiyorsun? Bak bu kadar bir yerlerden, efendilerden toplandık, başına dirildik, niye görüşmüyorsun? Yok, biz alan Mirkentesinden hiçbirleri satar. Bize bir tek gönül ehli olsun ki tek gönül ehli bulunsun içimizde ve bir tek de olsa Kafi yayılırdı. Ene olur bir çul giyen kadın gelmeyince diyorlar. Yani Rabiatül Adeviyye'ye gel olsun şeye, taktanı da o çul giyen kadın yatık kıl çuldan elbisesi elbisesi. Yani Hem şalları, Hem de köylüsü, keçi kılından eliyle vermiş güzel bir elbise yaptırmış.
Halen onunla defnoğulmasını rica etmiş. Hasan'ı Basri alçaklarından onunla demnetmişler bir rüyada görüyor. Ya Rabia, ne ettin o kıldan mamül keçi kılından elbisen nereye gitti? Onu soydular da yarın mahşer yerinde Rabia benim rızamı bu elbisenin içinde kazandı ey kadın cemaati. Birisi sormadan biri giyen kadınlar. İşte bunu Allah-u Teala Hazretleri bu zata löfettiler. Yani, Geliyor mu gece? Geliyor bu yağlar vuruyor. İyi maşallah, Allah'ınıza sağlık. Otur giyen kadın yok mu Rabia? Rabia, Allah Şaban nail etsin. O gümr ehli ve onun ağzına göre sohbet hazırladım. Fillerin ağzına göre lokma hazırladım. Sizin gibi karıncalara sığacak gibi değil demiş. Yani, şu daha azıcık şu an. Rabiani ağzına kalbine göre bir sohbet hazırladım. Sizin gibi karıncaların ağzına sığmaz da onun için vermiyorum. O gönül ehlimiş. Allah şefaatlarını nail etsin.
Rabia'nın şeyini girsek ben aklına gelemezsin, nereye diye korkuyorum. Bazı şeylerini söyleyeyim size, kitaplarını okumadan velilerin, Allah dostlarının sohbeti Rahmeti Rahmanın inmesine vesile. Buyuruyor Peygamberimiz. Yani, Evliya menakılı söylendin mi insanın neşesi daha çok açılır. Oraya Allah'ın rahmeti yağar. Onu çok yeni doğdu, Rabia annemiz yeni doğdu. O gün, O gün hiçbir şeyi bulunmadı. Otur da sohbeti, şehitle karıştın. Dedi ki bana bir çaydan, çorbadan bir şeyi verin. Çocuk geldi dünyaya, sen rahatsın. Ne çay bulundu ne çorba bulundu. Allah'ın sevgilileri daima hiçbir şeyi olmayanlar, Allah'ın sevgililer perişanlar. Dedi, kocasına rica edilir ki akşam başımdan gönlün bir çırağı olsun ya. Hem de ecini tasallet etmesin. Yani lohusa bir kadının başında bir çırayan yanmalı gece sabaha kadar. Herkesinini tasalluk eder, yakın dedik o çocuğa bulunmalı. Çocuğa saracak bezle bulunmalı.
Bez de bulunmadı. Hanım bacımıza yiyecek bir yiyecek de bulunmadı. Böyle perişan bir handeler. Kocası dışarıya çıktığı, git dedi bir şey buldu. Gitti dolaştı yarım saat, bir saat sonra geldi. Dedi kapıyı açmıyorlar dedi. Yani açmıyorlar kapıyı. Hiçbir kapıya olmamış. Evet, hiç. Öyle derviş adammış ki Allah'ım senin kapından başka bir kapıyı çalmam ben demiş. Yani hayatta Allah'a nezvetmiş ki tek çalacağın kapı, isteyeceğim kapı senin kapının. Başka bunun kapılarından ne var lan demiş. Yani istemem başka kahraman. Öyle olunca, vurmayınca kim o çocuk? Açmıyorlar demiş. Kadın kaygıyla yapmış uyumuş. Hanım bacı, Rabia annemiz doğmuş, hocası da yapmış Muhammed Mustafa gelmiş. Hanım bacıya demiş ki annemize, bu çocuğun Rabiatil Adeviyye'ye, Rabia, kılabilenlerden dördüncü kız çocuğu olduğu için erbaadan geliyor Rabia. Rabia demiş, yetmiş bin dişiye yarın mahşerda şefaat edecek.
Bu öyle büyük geliyor ki bilmiş. Yani erlerin, velilerin içerisinde kadın olduğu halde erkek tonunda gelecek. Yani veliler tonunda gelecek o. Çok bana Behice Hanım annemizin neyin menakıbıyla araya gireyim diyor ya. Girdirmiyorum ben, girdirmeyeceğim. Benden birkaç bahis size söyleyeyim. Sonra bir gün bir gün o günü Fahri Kainat Muhammed Mustafa Salli Allahu Aleyhi ve Sellem kocana selam söyle. Mansur Padişahın yanına geçsin. Ona desin ki, Rasulullah'ın selamı var, Bana bin altın vereceksin, böyle selamette. Şahidim var mı? Derse, şahidim her gün sen yüz Salavatı Şerife getirmeyince yapmazdın. Bugün Salavatı Şerife getirmeden yaptığın keffareti olarak bin altın vereceksin ki o bilir o zaman demiş. Kapıya geldi diyor, müsaade istedin, içeriye geldi, padişah ile görüştüler dev diyor. Biliyorum padişahlar akıllı olur. Çok aldatmaya geliyorlar böyle ya. İmkanın yok dedi.
Öyle bir işaretin var mı? Rasulullah da senin inanmayacağını bildi de şu işaretle gönderdi. Kün de yatmadan evvel, padişahım yüz Salavatı Şerife okurmuşsun Peygamberimize. Allah. Benim okumamışsın, o Salavatı Şerife'yi getirmemişsin, onun kefaretinin yerine ver deyince padişah tahtından aşağıya devirmiş. Efesullah yerde develenmeye başlamış. Ölmeyeyim mi ben Allah'ım ölmeyeyim mi diyor ama bağırıyor. Aman padişahım ne oldunuz yahu niye ölmeyeyim diyor. Bir tek Salavatı Şerife git mümeyle Rasulullah selam gönderirse, benim hem de Salavatı Şerife'min kabulünü işareti bu. Nasıl ben ölmeyeyim yahu demiş. Bu adamın ayak kirası gelmesine bin, gitmesine bin, Rasulullah'ın selamına bin, hiç bin altın verin demiş geçsin. Hiç buna altın vermişler, gitmiş ve bütün ihtiyaçlar def olmuş, orayı düşman istila etmiş. Büyükler musibetsiz olmaz. Razı olacaksan Bedenine hastalık isabet ettiririm onu.
Veyahut da evladına bir musibet vereceğim. Yahut nalına bir musibet veririm, ya veledini öldürürüm, ya nalını zayi ederim. Sabri Cemil ile İstikbaliler de senden geldi Allah'ım diyebilirse, Sabri Cemil ile İstikbaliler de, de, Sabri Cemil ile tasavvufça anlatayım. Yani bizim sohbetimiz tasavvuf, sohbeti etti. Sabri Cemil tasavvufta, tarikatta şu şekilde, şuradan adam girince evladı gelen, malı zayi olan başına musibet gelen kimseyi bilemezse onun da yüzü güleç onlar gibi dinliyor. Acaba burda bunun babası başına gelen kim oladığını bilemezse buna Sabri Cemil diyorlar. İçinden kaygılı bir adam böyle çaresini Allah'a azlamış. Beni hasrettin de, benim evladımı öldürdün de, benim malımı zayi ettin de böyle düşünüyor. Biliyor ki şu adam, şu adam başına musibet gelen, bu sabrı Cemil de, güzel Cemil olan sabır de, değil. Zor oluğunu yani, domatisini ev doldurmanın için sabrını kırdılar, fırfır.
Karpuzun burnunu kırdılar, kızarır. Bu, iğne fışkır, kötü olur. Yani olgun ol, olgun ol neyine olgun olacaksın. Zikir oldurur insanı. Zikir yapa yapa olacaksın. Kendi kendine olmak olmaz insanda. Allah'ımız bizi zikr ile olgunlaştırsın. Amin. Ha böyle olmaz. Yoksa, korkunu böyle yapmayınca kıymakla olgunluk olmaz. Sabır derler ona. Yevmi kıyamette okulumdan haya muamelesi buyururum. Yani haya ederim o kulumdan. Hayadan münezzeh olan Allah, kullarımın haya ettiği gibi muamele ederim demek. Anlaşılıyor efendim. Efendim. O kulumum için mizan kurmam huzuruma da görmem. Sen şunu şöyle neye ettin, bunu böyle neye ettin? Hem dünyada musibet vereyim, hem de ahata azab edeyim. Olmaz bu, olmaz. Halid-ı Zülcelal, doğru cennete giren, doğru, laisab ve la acab, Cennet-i Ala'nın kafasına varıp da duran o kimseler, dünyalar kadar musibete sabreden kimseler. Kitaplarımızda böyle görüyoruz.
Yani melekler diyor ne ölecekti, ne verdiler? Ancak hastalık verdi, çocuğumu öldürdü, ailemi öldürdü, her birine sabrettim. Şimdi beni hesapsız, kitapsız efendim, bilaisap ve laa azap yakalarımız tutulmadan, şeyimiz yırtılmadan Cennet-i Alemlere gelin haydi size bir şey vermiyorum ki bir şey alacağım diyor, diyor. Geldik biz diyor. Hikbir-i Emin geliyor açın kapıları girsin bunlar. Allah'ımız bize böyle talavra nasip etti Ya Rabbi. Onun için kardeşlerim, Rabiatü'l Adeviyye Hatun annemiz de çok büyüdüğü için musibetsiz olmaz. Bu memleketi düşman istila etti, birisi tuttu, hür olan hürriyeti olan bir kızı, cariyem diye bir yere sattı. Yani zalimi katderin biri, hürriyette olan iki şeyden büyük azap var.
Birisi ırgat çalıştırır da kiyeri soğumadan parasını vermezsen bunun günahı, bir de hürrü satarsan hür olan bir kıza kızıma geldin müşteri oldum ama Buraya iki yüz bin lira verirsen kızı verir, başka veremem. Yahyalı gibi, Merkel Pazarlığı gibi pazarlık edersen gelin, başka bizde o olmaz, babam da olmadı, ihbarımızda da olmaz. Herkes nikahı kıyılır. Allah'ın emri üzere verilir, alınır, ondan sonra parası istenilir. Dedi ki kıza bir edaya ver. Biz de onu ona işte dolaplarını bilmem nelerini oturacak sandalyeden alalım. O da bir şey verir, o da ondan alınır. Bu helala indir abiler gelen parayla kızın eline verilir kızını. Bunu eda ettiler. Baba ben de sana bahsettim. Gelir böyle halala indir abiler der. Oyymuş kardeşim, her tarafımız düzgün olsun Allah kahretsin. Bir gün diyor, babası ölmüş, anası ölmüş, üç tane kız çocukları kayıp olmuş, Kendi yalımız bir yerde cariye, Rabiatü'l Adeviyye.
Öyle hizmet ediyor ki hayran oluyor ev sahibi, hayran oluyor. Allah Allah! Böyle bir cariye daha hiç nasip olmadı. Derken döşemeye ayağa bakıyor mübarek kollarında kütlen duruluyor. Onu da sarıyorlar. Allah'ın iyi kulları böyle olacak. Allah, sevdi mi musibeti çoğ olur dünyada. Ondan sonra pencereden ötüce baktın mı diyor, zincirsiz bir kandil yanıyor üzerinde. Allah. Ya, füyuzat-ı ilahiye böyle kaplamış. O kız çocuğu şu kolu kalkmıyor şunu kaldırmış. Ya Rabbi, Ya Rabbi, her sevdiğine mi böyle ben Ya Rabbi. Yani her sevdiğine mi böyle yapan hafiften iddialı. Evet sevdiklerimiz dünya ve dünya hayatını almayacaklar. Ahirette ahiret zevkini, Cennet, Cemal, Allah zevkini duyacaklar. Dünya ne ki dünya? Yalancı dünya bu dünya. O dünya yalancı dünya. Hiçbir şeye yarayacak bir yer değil. Buraya biz Alemi ervahtaki bela rafsun, köylümüzü imtihan ediyor.
Allah şimdi bizi orda okuduk da burda kimi oğluyla imtihan oluyor, kimi ailesiyle imtihan oluyor, kimisi akrabasıyla, kimisi malıyla, kimisi fakirliğiyle, kimisi zenginliğiyle, her biri bir türlü imtihandır insanın şimdi. İmtihan iyi kazanırsak, şu an tamam tutarsa geç cennete diyecekler. Yoksa birdenbire cennet ne olmaz? Ondan sonra efendim, öyle yalvarıyor ki ey kurban olduğum Allah diyor. Ben senin kulun olduğumu bir yere daha kul ettim. Yani beni cariye diye saptırdın bir yere daha kul ettim. Ona hizmet ederken sana hizmetim noksan olursa beni affet ya. Yani farz namazımı ne kılarım ya daha çok murakaba ile neyle meşgul olamazsan beni affet. Ben ise hürrüdüm ya Rabbi. Beni cariye diye sakladım buna da üzülmüyorum. Çünkü daima sevdiklerime veriyorum böyle musibetleri diye hem ağlıyor hem Allah'a iltica ediyor. Adam ağanın kafası yerinden satmış, sabah laf huzuruna çağırmış.
Kızım sen Hürriyette mi yedin? Demiş. Yani Hürr mü? Evet demiş. Pişman burayı istila edince zalimi kalplerin birisi beni sana sattı. E, sattığı için de buna para verdin. Çalışmazsam haram irtikab ederim diye, günah irtikab ederim diye devam ediyorum. Ben seni pencereden gördüm. Sırrım ifşa etme Allah aşkına dedi. Seni ben o mürdüm helal, fara helal olsun. Seni hürriyetine kavuşturdum. İster bizim evde elem, istersen gidersin dedi. Öyle deyince bana müsait etti, yediğim eline birkaç yüz akça verdi. Bir Fırat kenarında bir salmağı yaptı. Allah'a orda ibadet ederdi böyle. Hasan-ı Basri Kuddise Sirrabü'l Aziz geldi. Dedi ya Rabbi mağrur olma Allah aşkına. Hiç kadınlardan Peygamber geldi mi dedi. Yani hep erkeklerden geldi kadının nesi olur ki buna mı mağrur oldum dedi. Kadınlardan hiç Peygamber gelmeden ama kadınlardan hiç de tanrılık devasıyla de gelmedi.
Nemrut'ta erkeklerden, Şakkdad'da erkeklerden, Firavun'da erkeklerden, Ebu Cahil'de, Ubbe'de, Şeybe'de, Velid'de bütün erkeklerden oldu. Kadınlardan da böyle bir mağrur, kafir var mı dedi. Öyle ilza mı dedi. Çok ilzam oldu da günün birinde diyeyim ağzım hoşlandı çünkü şeyimden, menaklımdan. Suyun üstüne Hasan'ın Basri Hazretleri postunu atmış, oturmuş üstüne buyur biraz biz sohbet edelim sizinle. Su döşemen gibi duruyor altında. Allah Allah. O bokundan bir boy yukarıya postunu attı, havanın yüzüne oturdu böyle Rabia. Ha. Yani altında bir istinatgahı yok, hiçbir şey yok. Buyur siz buraya buraya gelin da konuşalım dedi. Ya Rabia ben oraya çıkmaya iktidarım yok dedi. Ben o makamı kazanmadım daha. Aman bira Hasan dedi. Senin yaptığını vallahi bir kurbağa yapar, benim yaptığım da bir sivrisinek yapar. Allah'ın rızasını bulacak bir işe girelim biz dedi.
Yani keramet gösterme ile, keşif gösterme ile ne ile bunlardan hiçbir şey meydana gelmez dedi. Beni al öyleyse ve sen kırk yaşında kızsın. Ben de erkeğim ikimiz bir arada yaşayalım. Benim dört beş tane su alımla cevap verirsen alırım seni dedi. Cevap veremezsen ararım dedim. Sor. Hasan-ı Basri o kadar alim ki yani Rabbimiz bilir böyle otbull ahtaplardan bizzat Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem'in gününde doğdu. İsmini, Umarım Farik Efendimiz vurdu. Götürdüler şu çocuğa bir isim var. İsmi Hasan olsun, yüzü güzelmiş dedi. Yüzü güzelmiş, Hasan de güzel demek olur Hasan buranın ismi, Hasan vurdular ismini. Peygamberimizin, Salli Allahu Aleyhi ve Sellem'in sevda validemizin sütünü emdi. Oğulluğu oldu Peygamberimizin ve pencerenin önünde bir kadeh su varmış da kayıp olmuş Su nereye getirdi dedi. Hasan içti. İçtiğin suyun küllüsü ilim olsun dedi. Allah'tan böyle diliyorum. O böyle alimdir.
Allah şefaatine nail etsin. Bütün hayatında bircecik günah etmiş, onu da levha gibi yazdırmış, yağağına dikmiş o günahı böyle şurasına. Kendine bir mağrurluk gerektiği korkusundan bir hal geldi ve mest oldu mu füyuzattan o günahına bakarmış, ağlar, ağlar, ağlar orası ıslanana kadar ağlarmış. Allah şefaatlerine nail etsin. Yemekler bitmeyecek, pek uzun gitti. Sualların ne olduğunu söyle bakayım dedi. Cevap verirsen beni merak alacak mısın? Ya Hasan, ben ahirete giderken imanla mı göçerim, imansız mı göçerim? Ona bir cevap ver. La YALEMÜN GAYBE İLLALLAH. Kayıpları Allah bilir. Ne benim imanla geleceğim belli, ne senin imanla geleceğin belli. Ağlaştılar. Tabi ki. Bir müddet sonra dedi ki, İkinci suali ne? Kabirde suala cevap verebilecek miyim? Dillerim lav olup kalacak mı? Ya Hasan dedi. Bu gayb'dir, bunu Allah bilir dedi. Ben nasıl bileyim bilemiyorum dedi.
Daha kabirden kalktığın zaman suratın başka surata mı nest olacak? Yoksa insan suratında ayın on dördü gibi mi kalkacağım? Kabirden ondür lokal kar insan kimi maymun su katında eleman diye serencemalarda bile yazılır başka kitaplarda da görüyoruz. Efendim on dört suratta kalkacak, on dördün on üçü çok fena. Hocalarına çemkiren kadınlar köpek suretinde Allah'ın huzuruna bakacaklar. Namaz kılmayanlar kara gücü suratında kalkacaklar Allah'ın huzuruna. Allah korusun komşularını, akrabalarını incilen, küs kalan, deve gibi kin besleyenler deve suratında. Usulanlar, acıtanlar, komşularını açsanlar, inci denler yılan, akrep suratında. Her biri bir surette hasıla, Peygambere layık Ehl-i Sünnet vel cemaat Tablum-i on bir Müslüman ayın on dördü gibi kalkacak mahşer yerinde.
Allah bizi onun gibi kakanlardan etti Ya Rabbi ama bu aklığa dikkat edinimizdeki hırsımızı, tamahımızı, tukulümüzü, adavetımızı, kenimizi, guzumuzu, rüyamızı, sümanızı, gıdıkımızı Zikrullah Şifaul Hölü. Allah, Allah, Allah, Allah, Allah, Allah Allah Allah Allah Allah. Bin derkene, iki bin derkene, üç bin derkene zikir akış meydana getirir. Asla o ahlak-ı zeminiler yarına girer. Yani yarına girer biiznillah. Yok, eğer zikirsiz fikirsiz isen ahlak değişmiş, ahlak olmaz. Çünkü bir hap döndürmeyen ise doktora der ki, hastalığım dönmedi iki hap için, ikisini bir et de iç, ikisini bir içti, içti mi beyaz hafifleşti. Bir de prenssin innesi olurum. Üçü bir araya gelsin o hastalık bir izniler kalkıyor. Efendimiz diyor, bir kadının bir şeyi ocağın üstüne dokun. İki odun kaynatmaz, üç odun kaynatmazsa altı odun vurun gümbür gümbür kaynar.
Zikrullah o odun vurmuş gibi içerin kaynadır Allah, Allah diye. Hiç oynar oynar. Hiç oynamazsa, kalp oynamazsa yerinden ve Taifler çalışmazsa ahlakı zemime geçmez. Daha ne derdin dedi, Daha derdim dedi acaba dişlerimi sağdan mı alacağım, soldan mı alacağım vurunca dalından vurup döşümden mi çıkaracaklar? La Yale Muaybe İllallah bu gaybtır. Ya Rabbi Allah bilir. Ağlaştılar. Mizan-ı adalet kurulur. Hak Celle ve Ala hazretleri mizanında günahı, sevabı dağıtır. Filan oğlu filanın günahı, sevabı dağıtılıyor. Seyrilenler gelsin bakarlar mahkeme gibi günaha ağır geldi, müzebanlar alıp götürüyorlar cehenneme. Sevaba ağır getirdi mi huriler, filmanlar, Vildanlar alıp götürüyor Cennet-i Ala'ya. Babam derdi her biri, her biri bütün huriler birden kasayıda okunurlar Allah Allah ki. Çünkü hurinin sesi, hurinin güzelliği, onun yakışı bayılır bayılır gelen adam bayılırdır bayılır.
Ayhan yahu buraya dünya değil, ahret. Dayanamıyorum inan dayanamıyorum, sesleriniz de başka, siz de başkasınız. Böyle Cennet-i Alaya varıp girmek kimlemize nasip olsun inşallah. Derler kitabı elimde koydum canım öyle habire şey devam ediyor o yana geliyor, bu yana geliyor. Bana çalışayım toplayabilir miyim? Diyor, lisan-ı adalette halim ne olacak? Sevabım ne hale gelecek günahım mı? Bilemem ya Rabbi ya bu da Allah bilir. Çünkü Halefü Zülcelal bunlara sahip. Onun için kardeşim üstadlarımız ders verirken rabıta-i Şerife'den övlenir. Ölüm tefekkürü veriyor. Düşünürkene, düşünürkene kalp sür çıkar yare dilden ta tecelliiye de hak, padişah konmaz seraya hana mamur olmadan, padişah konmaz bu seraya. Hane mamur olmadan, kalp mamur olmadan buraya padişah. Yani Allah muhabbeti, Peygamber muhabbeti buraya girmez. Yunus koy yalan devayı, gel ortaya kosivayı.
Temiz et gönül evini dost gelecek kondurmaya. Dost gelince kondurmaya kalbi bir temizle. O da şüphesiz ne? Efendimiz böyle mi? O da şüphesiz ölümü tefekkürle anca kalp temizlenir. Yani hiçbir dünya muhabbeti koymaz ölüm tefekkürü. Yaparkana, yaparkana kalp temizlenir, Ondan sonra rabıtadan gelen, Peygamberden gelen, Allah'tan gelen, Kiyozatı ilahiye iç kısmını hep alır. Böyle kardeşlerimiz çok içimizde de biz biliyoruz, derslerini değiştiğimiz için. Amin. Böyle Allah böylelerinden etsin inşallah. Amin. Amin. Bismillahirrahmanirrahim. Daha var mı dedi, daha var bir kaşık daha aldı dedi. Ben Cennet fırkası mı ayrılacağım, Cehennem fırkası mı ayrılacağım? Ya Hasan dedi, hangisindenım ben? Bunu Allah'ımız bilir. Şeytan Fırkası'ndan mı olun? Muhammed Mustafa Fırkası'ndan mı olun? Bunu Rabbimiz Teala ve tekaddes kısıtları bilir.
Benim içerimde bu altı, yedi tane kaynayan, akan, yaralar kana bir kadında bir çıban çıksa, sancır vay ölüyorum vay. O gece o kadından, o kadından bir muhabbet istesen istemeye yüzüm olur mu? Olmaz dedi. Çünkü o ağlıyor. Sende gülmek istiyorsun, kefenmek istiyorum kesindir. Allah. Onun için dedi ki, onun için dedi ki benim yedi yerimden çıkmış Küba'ımla bir erkayla nasıl sevişebilirim Allah aşkına beni bırak dedi. O da tabi onu mazur gördüler. Şey mi, cereyan mı? Elime aldığım süren bir daha Ayet-i Celileyn'in zemine bir de birlikte Hadid-i Serifi okuyun. Bak kitap katılmıştim. O ucu tükenmiyorum geliyor, o Kabe'ye alır geliyor. Konuşacağız o soğukta oraya da girmeye. Şimdi Allah'u Teala ve tekadden kaldıkları buyuruyor. Mevlamız buyuruyor, mektup Allah'ımızdan geldi. Ben de size okuyorum. Ne diyor, ne buyuruyor Allah?
Kim Rasulullah'a itaat ederse, kim Rasulullah'a itaat ederse, aferin belki ondan iyi, şüphesiz Allah'a itaat etmiş olur. Kim Rasulullah'a tam itaati verse, o şüphesiz Allah'a itaat etmiş olur. Kim Rasulullah'a itaat etmezse Allah'a itaati sayılmaz. Bunlar ikiz Ayet-i Celile. Yani Allah'a itaat eder, Rasulullah'a itaat etmişse kabul etmem diyor. Rasulullah'a itaat eder, Allah'a itaat etmezse kabul etmem. İkisi bir bunu. Evet. Daha Annesine babasına itaat etmezse bana itaatımı kabul etmem. Annesine, babasına da itaat edecek, ona da itaat edecek. Daha Namazını kılar, zeketini girmezse namazını kabul etmem. Namazını kılar, kılmaz, zekatı verirse zekatı kabul olmaz. Bunlar ikiniz çıkmaz sokak. Yani gelen alnına bir ev dayanır geriye dönmek mecburiyetindesin. Öyle olunca yavrum Allah'ımıza itaat edelim, Peygamberimize itaat edelim. Sadakallah'ın razı olsun.
Hazreti Muhammed ne yediyse onu alınır. Neden nehyettiyse ondan da içtina verin. O zaman her halimiz değil, gül yıl kadar bu demirlerden sapamayız. Birimiz, Allah'ımızın emrinden, Peygamberimizin emrinden. Bir yıl kadar kullanırsan Allah'ın kafabına uğrar insan. Mustafa diyor babama icazıtname'yi verince, Hazreti Es'adi Erbili, Huctsesirrahul Aziz şeriattan bir noktaya kasıt olarak helal getirirsen tarikatından merdutsun demiş. Şeriattan bir noktaya halel getirmemek üzere kuşatma bu icazitnameyi size veriyorum demiş. Yani kolay be kardeş, şeriat olur bakalım. Aha bu arada Musul bulunur. Olmaz böyle şey. Olmaz. Allah'ımız kendine itaat ettiren, Rasulullah'a itaat eden Zümra-i Ebrare ilhak buyursun mühreri tükenecek gibi mevzu yani. Onun için ikinci Hadis-i Şerif edeceğim. İnsanlara akillarının geleceğine göre konuşuruz. Konuştuğumuz akillarına sığsun.
Aklının giremeyeceği babakada konuşmayın. Geçen Kafaoğlu geldi, Ahmet hocamız geldi, filan geldi. Onlara konuşmayı Veysel Yeni Damat Dinleriydi. Hadi baba ben hiçbir şey anlayamadım baba. Yok anlayamadım. Oğlum babamı da biz böyle ürkerdik. Herkesin fihiyesine iner de konuşurlarmış onlar. Bak size bir de misallığını vereyim. Hacı zühd efendi diyor ki Allah rahmet etsin, değerli olan Abdullah Efendi hayatta değil mi? Sağ ol, Allah S. S. Glat-ı Köprüsunun başında karşıya aldı İstanbul'da vahşetini niye gideriyorsun Abdullah? Diyor. Bende Kelam-ı dergahına Hacı Esat Efendi zıtlarının tekkesine giriyorum. Orada çok lezzet alıyorum, ben de gittim. Şık büyük adam dedim diyor. Yalnız, ilmi bize benziyor. Ruhul Beyandan, Ruhul Muani'den neden sualımıza cevap veriyor. Bizim gibi okumuş değil mi? Evet dedim ya diyor. Hata ettiğimi bildim diyor. Orada hocanın yanında.
Biz mi yere Hacı İhsan Efendi'nin yere, yani çay ile, çeşmeyle denizi bir kıyasla ayıptır. Bunların ilmi ledünnidir, başka yere gider. Öyle olmaz. Musa Aleyhisselam, Hazret-ı Musa'ya hızra var dedi. Bir kamil mürşide varmayınca olmaz. Kazılar, müftüler cümle geldiler kitapların hep bir yere kaydılar. Sen bu ilmi kimden aldın gelirler bir kamil mürşide varmayınca olmaz. Niceler getirdiler, mürşit arayı, arayanlar buldu devde davayı. Yüz okursan aktan kareyi bir kamil mürşide varınca olmaz. Öyle bir müşirdir kamile varılacak çaresi yok. Vardım diyor. Hacı Efendi hazretlerine diyor daha intisat yetmedi mi diyor Abdullah Efendi şey konuştu anlayamadım efendim, bir şey daha konuştu, duyamadım efendim diyor. Bir daha konuştu diyor hiçbir şey anlayamadım.
Dedik diyor Galata Köprüsü'nün başında Hacı Zühtü Efendi ile Hanı, Hacı Essal Efendi'nin de ilmi bizim gibi diyordunuz ya, niye bir şey anlamıyorsun ya dediğimden. Kenezülen biz, kenezülen halifelerimiz cemaatin rengine inerler de onların anlayacağı gibi konuşullar. Eğer biz kendi makamlarımızdan konuşsak, fena, fena andır, fena vaka andır, vaka alemlerini gezmiş, cem bu can makamına Allah bizi ulaştırmış. Oradan söz söylesek hiç kelime-i vahide anlaşmaz, hiç kimse bir şey duyamaz. Tenezzülen iniyor, seviyenize iniyor, konuşuyor da izniniz bizim gibi zannediyorsunuz öyle mi dedi. Oğlum bunlarda yanılırdık böyle. Belki bu zahiri okumalar belki hatasına çıkar lakin onların başka alemden malumatları var. Malumatları var. Habib-i Acemiye demiş ki şöyle tefsir okutturuyorlar, hadis okuyorlar, hadis rivayet ediyorlar. Dinler misin? Ben direkt Rasulullah'tan dinliyorum.
Allah'tan ne diyeceğim demiş. Yani ben direkt Rasulullah'tan dinliyorum. Demişler ki sana acemi diyorlar. Neymiş için, ümmiyim de onun için. Gel sana ayet okuyayım, bir ayet okudum halen amelini yapamıyorum da, dahasını okuyup da geleceğim demiş. Bunun gibi yavrum anlayamadığımız bu manalar var büyüklerde. İtiraz tarafına gitmeyelim de daima hüsnü zan tarafına gidelim. Size bir şey vereceğim. Peygamberimiz Muhammed Aleyhissalatü Vesselam amellerin en efdalı hüsnü zan da. Kardeşine güzel zannedersem amellerin en efdalı o. Amellerin en kötüsü de suyu zan. Kardeşlerini kötü zannedersen bu şekilde insan yani günahı efendim. Onun için her geceri kaderi bil, her gördüğünü Hızır bil ve erkek Hızır Aleyhisselam'dır. Onun için böyle Allah'ın sevdiğiyle kulları. Celal kardeşimiz gibi birisi, şeyde oraya ne derlerdi ona ben arayıp olacağım Kızıl Dağı ayrılacak.
Büyüyecek Dağından iniverince orda bir yer var. Ismini bilen olur mu? Böcek dağının eteğinde böyle inince, böyle inince istiyorsun. Misis, misis de. Orada diyor kiredi beklermiş. Celal gibi bir aşık, Allah'ın velisi de Mevla'nın velisi, insanların velisi de Allah'ın velisi. Şimdi, trende dini verince trenin ağzına rast geldi diyor. Ozantıyla ismi. Ozantıyla diyor, kel diyor böyle kapıdan çıkıverince o meczup dedi ki diyor, bir güneş ile bir ay indi. Efendi hazretlerine güneş demiş. Bir Güneş ile bir ay indi diyor. Ayda Kanallı Mustafa Hoca. Aman Sami Efendi demiş. Benim giyimimle Güneş olmam lazım gelmez. Aman tevazu et de başına bir hal gelmesin pek iyi pek iyi diyor. Sahabe Efendimiz öyle şeylerle arzu olmaz. Böyle Allah'ın meczup kulları var.