Bir hutbeydi. Bunu güzel ele almışlar, insanın çok hoşuna gidiyor. Belli bir ilim ehlinin üzerinde durduğu çok belli. İşte Kuran bize yeter diye onu almışlar. Orada diyor ki Kuran bize elbette yeter. O zaman diyor yani Efendimizi dışlama gibi bir durum var Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Diyor ki zaten Kuran-ı Kerim ona itaati bize emrediyor diye el almışlar. Çok güzel ifadelerde bulunmuşlar. Yani inkarı mümkün değildir zaten. O beyinle karıştırmak için yapılan haller. Burada Hazreti Ömer Radıyallahu Anh'ın Allah'ımızın koymuş olduğu esasları korumak dedi. Tevbe suresinde dokuz olarak hatırlıyorum, diye başlar. Siz yüz on ikinci ayet Tevbe suresinde. Orada son bölümünde sonra Allah'ımızın koymuş olduğu esasları muhafaza etmek, korumak. Bunu şunun içinde dedim yani efendimizin ben nasır namaz kılıyorsam öyle kılın. Efendimiz zaten onun uygulamasından çıkarılıyor.
Şari mübin, tefsir yönü var, tebin yönü var, teşdi yönü var, geçer. Biz bu münafşayı yapmayalım yani kısaca değil. Araf suresinde yüz altı elli yedinci ayet, kelimeleri temiz olanların helal, olmayanlarını da haram kılma, biz bunlarla uğraşacak değiliz, okursunuz. Bizim faydalanacağımız dersimizi güzel çekeceğiz, rabıtamızı güzel yapacağız, şu iç alemimizde letaiflerimizi nasıl geçeceğiz ona bakacağız. Bu kafamızı yarıp da içine ilim koyacak bilgi değildir. Ayrıyeten çalışırız, o ayrı ama asıl bizim mezhep imamlarımızın bile müracaat ettiği yerden gönül alemimizi dolamak, bunlar hep hilekar işlerdir. Şöyle diyeyim, Onun alt oyunlarını Allah'ın izniyle büyüklerimiz bilirler, bunları, hisserler sorusundan inanıyorum. Şeklinden inanmıyorlar. O 0 değil. Biz yemek istiyoruz. Yani balın burada anlata anlat işte özelliği şudur, bilmem filan ortada bal. Ye işte.
Güzelce Sıddıyı Azam'dan beri gelen mürşid-i kamillerimizin ortasına oturup kalbimizi mürşid-i kamilimizin kalbinin altına koyun, Allah'ım füyuzatı ilahiyenin lütfettiğin kana kana doymak. Bu vesileyle letaiflerimizi geçmek, hele bir nefü ispat var ki bu ancak rabıta olacak. İmanın durulduğu bir ders o nefü ispat. Velayet sırlarından bir sır o. Nefes göbeğin altına alınıyor. Nefessiz la ilahe illallah. Hele bir dikkat edelim de bak. O lezzet bu huzur hiçbir şeyde bulunmaz. Duyardım sohbetlerde hep işitiyorum. Delirmiş ki Efendimize efendim bunları bize daha evvel niye haber vermedin? Böyle bir güzellik var da niye yaşamadık diye. Verdim ama siz dikkat etmediniz dermiş. Bu. Bizimki usule şimdi bunları konuşuyoruz. İnşallah ruhaniyetleri serardı. Gönüllerimizin irşadına vesile umdular. Allah'ımızın istediğimiz o bizim. Yoksa bura bir akademik çevre olup da bunları tek tek anlayabildi.
Yenirlerdi midenin, burada çok güzel bir öğretmen vardı. Ruhu şadosu, Efendimiz hastalandı dokuz yüz yetmiş beşte numune hastanesinde yatıyor. Oraya parlamenterlerden biri gelmiş. Demiş ki Cemal, ben hastane değilim demiş. Halbuki efendimiz hastanede. Bizim bir öğretmen kardeşimiz onu görevden aldılar, efendimiz ona yardım ederdi. Onun çocukları ne yiyor, ne içiyor, onun demiş, ezası benim içimde. Efendim bu kolay demiş, biz bunu yaparız. Bak bir ihvanının sıkıntıya düşmesine has olmuş. Ama bir görev alınca rahatlardı. O buraya gelirdi. Şimdi geldiği adamlar efendimize bazı fıkhi sorular sorarlarmış. Bu sıkıştırmış. Demiş ki bak biz hacasın efendimiz de manevi ballar yemek istiyoruz, yapmayın demiş. Yine midenin müftüsü var sorun dedin. Fıkhi meselelerinizi mirastır vesairedir ya biz faydalanacağız demiş. Onun huzurunda olmak bize yetiyor demiş. Böyle anlatırız bize, söyler.
Mühim olan bu. Faydalanalım. İstifa edelim. Bak efendimiz bunu çok dedi, hepsini açamadı. Çok haya sahibi kimselere pazarımı kurdum dedi, açtım. Alanlar alsın dedi hep gönüllerinden istifade etmeyi söylüyor. Faydalanın gördü. Aman ha istifade edin. İnşallah yetişmemiz lazım. Büyüklerimizin çalışmalarını hep etrafındaki kimseleri de olgunlaştırdılar ama. Böyle nefsi mertebelerden geçirerek, ondan sonra zaten o mertebeler geçince şeriat tarikat marifet hakikat bunlar yaşanmaya başlanır. Şöyle bir tuttuğumuz zaman iyi kılacağız ama. Güzel hayırlı insanlarla sohbet ederiz. Onların huzurunda otururuz, faydalanırız, kalbimizi açarız, en hamile yolumuz mübarek bir yol. Çok bu, çok ulvi bir yol. Oldu mu yoksa alemi görüyorsunuz. Ne hale geldiğimizi, camilerin durumu belli, ibadet ve taat durumları çok zayıflamaya başladı. İnşallah faydalanırız. Gönüllerimizin irşadı ve fıslağı gayret ederiz.
Hazreti Ömer efendimizin bu son bölüm çok müstesna ve yani öyle bir kelam ki altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiyenin geçerli haline kalı haline getirilmesi. Efendimiz aleyhissalatu vesselamın sünneti Muhammediyelerinin uygulanması. Bak bidatleri biliyorsunuz. Her bidat bir sünneti yok ediyor. Çok hassaslar. Hazreti Ömer'in bir şeyi var, böyle geçerken mescide gidiyor. İşte bilirsiniz bunu bir evin oluğu var. O oluktan da su akıyor, yağmur mu yağmış, neyse insanların vücudunu ıslatıyor elbiselerini diye onu kaldırmış. Rahat giyinsin, gelinsin diye. Eski sokakları düşünürsek dar dar değildir. Bugünkü gibi caddeleri yok. Hazreti Abbas radiyallahu anh duymuş, İbni Abbas radiyallahu anh'ı duymuş. Aman ha, ya Ömer ne yaptın demiş. Onu Resulullah koydurdu. Bak nasıl hududa riayet ediyor. Öyle mi demiş. Bu yaptığın hatamdan dolayı şu omzuma bas demiş.
Omuzuma bas, o kulu yerine getir demiş. O kadar dikkatliler. Ne yapacak? Biz de sünnet-i seniyyesini elimizden geldiği kadar ne kadar yapabilirsek? Şeyi okursak büyüklerimizi bilhassa İmam-ı Rabbani Hazretleri çok üzerinde dur bunun. Sünneti seniyye üzerinde çoktur. Bir gün bize bu misalleri vermem iyi anlaşılsın diye, anlayalım diye söylüyorum. Büyüklerimizin ziyareti ekseriyetle cuma gün olur. Cuma günü ziyareti dediler. Hocamız cuma günü gelir. Bak çocuğun ayağı şey yapıyor, şöyle geldi rahat tutun. Cuma günü geldi, Efendimiz Mektubat'tan okudular. Hatırladığım bu. Okurken işte orada bir husus geçti. Füyuzat-ı ilahiyenin artması İmam Buhari kamil'e muhabbet diye. Bu, bu, bud ifade. Hocamız dedi ki efendim dedi bu muhabbeti nasıl temin edeceğiz? Şimdi ilerlememiz için Şeyhi Kamil'e muhabbet. Geçiyorum. Dedi hocam bir sünneti seniyyeye riayet edeceğiz. İkincisi rabıta-ı şerife.
Tabii oturdu. Sonra bir hizmet etmemiz icap etti, çayını getiriyoruz. Hocamız ağlamaya başladı. Yani o hocayı kimse ağlatamaz öyle. Bizim istediğimiz bu. O huzur vesilesiyle gönlümüzün irşadı ve ıslahı. Bak su kazdığımız zaman ne yapıyor? Su çıkıyor. Şu gönül pınarlarından da kaynasın istiyoruz. Şeyi okusak biz mesela Musa aleyhisselamın asasını vurup on iki tane pınarın fışkırmasını tefsirlere bakalım. Tefsirlerde hep güzel ahlak pınarlarını anlatır. Vurması sadece orada diyor suyun fışkırması zahirde değil diyor. Batında diyor sabrın meydana gelmesi, tevekkülün meydana gelmesi asıl üzerine izah ediyorlar. Al diyordu hocamız. Sonra onun gönlünden bir pınar fışkırdı zaten. Çünkü işin ehli olan bir mürşid-i kamilimiz, bir iznidai tayin. Ayağına kapanmak istedi, efendimiz çektiler. Yine bizim bir hocamız vardı, dese hep bilir, kardeşimiz bilirler. Şimdi hiç kimseye eğilmezdi. Mümkün değil.
Böyle üstadımızı dinlerken bir ağıt başlamış, vu diye. Burada geldi Tahir hocamız Rahmetullah Ali. Efendimiz şeyi anlattı. Sami efendimizin bu memlekete girişini anlattı. Bir heybet takındı deyince hocamız ağlamaya başladı. Bizim istediğimiz bunlar. Ruhumuzun faydalanması yoksa kulaklarından doluyor, okuyoruz, okuyoruz. Okuduklarımızın artık bir amel haline gelmesi, amelin artık hikmete dönüşmesi, bunlar olursa mesela imanımızın hakikate ulaşması yani bir mutmainne sıfatı olmayınca da nefsimiz durulup, karını düzelmeyince de iman kemale ermez. Yani korktuğumuz bu. Yine Sami Efendimizden okudun. İnan okuduk kaldık burada. Kişi diyor tatilini yapar yapar duyuyordum büyüklerimizden. Okul okuduğumda da görüyordum. İşte diyor onlarla bizim aramızdaki fark onlar biz deriz ki elhamdülillah vazifemizi yerine getirdik. Onlar ise yaptık ama indi ilahide makbul oldu mu derlermiş. Gerçekten.
Amel diyor Cenabı hak katında nur şeklinde yükselir. Birinci has semada melekler durun derim. Bir kontrol edelim. Hasetlik varsa gıybet varsa bilmem plan varsa yüze çarpılır. Yani efendim inşallah okurum görürüz de çok faydamız olur, çok istifade ederiz. Inşallah. Yoksa bu pulu kalmayalım, huzur-u ilahiye varacağız. Bunu ancak bize efendilerimiz anlatıyor, onlar bildiriyor. Şuna bizi durdurduk kaldı. Çok önemli ayet-i kerime burada Hazreti Ömer'in radıyallahu anh üç şeyi bana sevdirildi ve Allah'ımızın koymuş olduğu esaslar. Bakalım. Şimdi o Allah'ımızın koymuş olduğu esasları korumak beyninden başlar. Şimdi bir söz söyleyeyim, bu iyi anlaşılsın, yanlış değerlendirilebiliyor. Tasfiye-i kalp, tezkiye-i nefis. Bunu birbirine karıştırmayalım. Şimdi Şem suresinde ashabına, sakınlar da değil mi?
Kim nefsini tezkiye ederse yani nefsini kötülüklerden korur, muhafaza eder, mutmainne haline getirirse, razıyiyeten marzıyye olursa bir de tasfiyeyi kalp var. Kalbin kalbin kötülüklerden arınması. Efendimizin Mekke dönemindeki beyni göstermemizin sebebi bu. Ne yaptı? Efendimiz beyin tezkiyesini yaptı. Arkadaşlarla İstanbul'da bir camiye giriyoruz. Düşüncem şu geliyorum. Tabii gönlümden geçti. Allah'ım, bizi irşad edecek, ıslah edecek bir kimse lütfettiye geliyorum. Allah'ım dedim. Veli kulu mu artık, Hızır mı olur, İlyas mı olur? Dedim kurtulalım şu nefsimizin ezasından. Ya Rab diye yalvararak geliyorum. Oraya imam da yokmuş. Orada kardeşimiz bizim ihvanımızmış. Diyor efendim dedi imam ne yok? Gıldır abi, kıldırdık. Sonra da bir hat-ı acegan okuduk, bir genç. Şimdi geçen geldiler de arkadaşlar, abi ayağın ağrıyor geç yine. Niye? Müsaade et bak çocuğa yazık.
Şöyle gel, sen git bak ayağını rahat etsin. Uzattı ya uzattı ayağına bir şey olmaz. Şimdi o arkadaş ben diyor onu diyor kaydettim diyor. Orada dedim ki o gence baktım. Şu kalbimizden dedim Allah'ımıza yol nasıl gidecek dedim. Öyle bir söz söyledi. Bunu bir çocuğun bilmem filan söyleyeceği bir şey değil o. Şöyle etti elini beynine götürdü. Beyinden dedi, beyinden. Tam on ikiden vurdu. Bir kere itikadi nokta, inanç noktası orayı vurguladı. İmanın imanın kemalini söylemek istedi. Öyle bir söz ki altında deryalar yatıyor şöyle bir sözü. Bilinden yürüyebilmek, tefekkürle yürüyebilmek, terektürle yürüyebilmek, tevakkula yürüyebilmek. Bilinden yok, dedi ki sadece kalpten yolların açılması değil, bilinden açılması, dedi. O düşüncelerimizin temizlenmesi, Sonra söylediği söz, Haff suresinde hatırlayabilirsem ya otuz şu ya otuz altıya otuz yedi onu gösterdi bize.
Mübarek kimseler varmış ya Rabbim diyorum. Şurada olacak. İnşallah bulurum. Esselamü. Otuz ilmiş. Şimdi bura beyinle alakalı. Anlayışı olana buyuruyor. Taakkul, bütün Kitabı Kerim'imizde yedi yüze yakın buyuruyor akilla alakalı olan. Demek ki beyni çalıştıracağız. Bu nereye gider altında deliğialar diyoruz. Biiznnai Teala fetanete gider fetanet akıllılık demek. Bu kimde var? Akıllılık, peygamberlerimizin sıfatı fetanet. Mesela o fetanet o akıllılık bizde olursa ne olur? Deriz ki bu dünya hayatı bize bir kere sunulan fırsattır deriz. İkinci defa fırsat yok. Bu beyinden yürüyüşü görüyor musunuz? O zatın bize söylediğini ne güzel söyleniyor? Bir defa. Öldükten sonra bitti. Şimdi ne yapabilirsek? İnşallah hayırlı olun. Beynimizde ilahi hududu korumak, inanmak kesin bir inanç. Aklımızın durulması. Şimdi aklın durulması neli? Vahiy ile teyit olunması. Akıl şimdi zeka var, akıl var.
Akıl nurdur zaten ama bunun yönlendirilmesi gerekir aklın. Onun yönlendirilmesi vahiy ilahi Allah'ımızın kitabıdır. Ona uygun. Sonra bu uzun yani beyinde Allah'ımızın koymuş olduğu esası koruyabilmek, muhafaza etmek, düşüncelerimizin salim olması. Bu çok önemli bir husus. Tam bir inanmak, ihhana gider bu yakine gider, gaybe iman. Ondan sonra gönül olarak bitmez. Bu bir esastır. Hucurat suresinde kalplerini Cenabı Hak takva ile imtihan ediyor. Bunu kendi başımıza aşamıyoruz biz. Bunun için Esad Erbil Hazretleri iki kesek bir taşa bela buyuruyor. Kesek dediği nefis ve şeytan taş dediği akıl aklın yanına bir mürşidi kamil istiyor yoksa becer edemiyoruz. Bu Marmaris'te bir hoca geldi efendimize. Efendim dedi ben dedi bir rüya gördüm. Rüyamda dedi bir merdivenleri çıktım, iki basamak kaldı dedi. Siz dedi mübarek elinizi uzattınız, çıktım, dedi.
Hoca efendi, dedi, siz dedi ama iyi bir insan dedi. Mutmainne sıfatına gelmişsiniz, dedi. O dedi orada dedi elinizden tutmuşuz. Böyle bir ihvanımız vardı. O anlattı. Dedi ki nefis böyle letaifler içerisinde en zor olan o. Biraz geçmesi zor. Bunu da Efendimizden dinlemiş demek ki. Dedim ki diyor ne olur efendim bir yetişseniz de, bir himmet buyursanız de şu nefis zikrini rahat geçebilsem. Derhal diyor Sami Efendimiz hazır geldi diyor. Evladım biz neredeyiz dedi diyor. Bak size desteğeyiz biz. Hazreti Fatih'i görüyoruz. Oluptur niyetim. Evliyaya istinaden var benim. Şöyle düşünüyorum padişahlarımızı düşünüyorum, ondan sonra fikir adamlarını düşünüyorum, sahasında uzman, emin olun hepsinin arkasında Allah'ın sevgili kulları mürşid-i kamillerimiz var. İşte bak şimdi dizi halinde Osman Gazi veriliyor. Şeyh Edebali Şeyh Edebali hemen onun desteğinde bir izni-i Teala. Nasıl sarılmış?
Ondan sonra mesela bugünümüze gelelim Necip Fazıl'a gelelim Rahmetullah Ali Abdulhakim Arvası Hazretleri ile yeryüzü güneşim diyor. Bir fikir adamı müstesna bir kimse. Ondan sonra Mehmet Akif'e bakıyoruz Rahmetullah Ali Taceddin dergahına devam ediyor. Yani o dergahtan alıyor bir iznillahi talihe sarılmışlar. Bir gün bir televizyon geldi. Kusura bakma uzattığımı biliyorum. Bunu da diyeyim. Okuyamayacağım. Şimdi telefon geldi bu hocalardan birisi, meşhur hocalardan biri. Hoca efendi dedi efendimiz kalbimden iki tane tel sana verdim dedi. Oturuyorum. Dedim ki Allah'ım bize de lütfet ihsan et dedim. Efendilerimizin gönlünden bir yardım yoksa ne yapacağız? Bir hocamız var, konuşuyorum diyor, dilim dolaştı, konuşamayı verdim diyor. Müşterimiz varmış orada. Bir türlü diyor ilerleyemiyorum diyor. Anladım hatamı diyor. Efendim ne olur bir himmet et de bir açılayım dedim.
Ondan sonra bizim merkezde kasabanın görüşmüş, öyle bir açılmış ki memlekette hayran kalmış. Bak Hasan hocamız deyip duruyoruz, kimse okutmamış. Seni de Allah okutsun Hasan hoca demiş. Bilir kardeşimiz Kadı Beydavi en ağır tefsirlerden birisidir. Bize bir gün burada anlattı. Efendimin dedi himmetiyle çözemeyeceğim hiçbir cümle yok Arapçada, dedi. Bak bir tanesi daha bunlar meşhur olan kimseye isim vermiyor. Dili dönmezken efendim himmet etti, dillerim döndü diyor. Anlatmakla bitiremem. Efendim şeye gelmiş, Göl başına gelmiş. Orada demişler ki böyle bir kimse geldi siz de ziyaret edin. Adam anlattı bize. Vardım diyor. Allah dedim diyor. Beni diyor her gün okutan bir zat var diyor. Geliyor oku diyor geliyor diyor. Meğer Hacer Hasan efendimiz okuturmuş beni, diyor. Bak, kıyıümüzden vefat etti. Ali amca soy ismini hatırlasam diyeceğim. Çıkaramadım. Temizilik ne de yapardı?
Buraya çok muhabbetliydi. Efendimize aşığıydı. Camiye gelirdi, emin ol yolları bile yalıyaasım gelirdi dedi. Öyle bir sevgisi vardı. Bu gizlice bizi çekti, dedi ki ben Kuran-ı Kerim'le bilmem dedi. Efendimizi gösterdi. Benim manen bu okuttu dedi. Ben onu da okudum dedim. Sevgili arkadaşım bunlardan dua edin Allah'ımız mahrum etmesin bizi. Yoksa kendi başımıza bir şey yapamayacağız biz. Belli. Belli bir noktaya geliyoruz tıkanıyoruz. Şimdi tren vagonlarını düşünelim. Vagonu çok şiddetli bir şekilde iteleyecek olsa belli bir yere kadar gidiyor ama lokomotife bağlanırsa o taa bizi inşallah Medine olur, Medinelere doğru götürür ama takılırsak teslimiyetimizle muhabbetimizle rabıtamızda zikirimizle başka türlü olmuyor, yenemiyoruz. Yenilmiyor. Bir güç, bir kuvvet istiyor. Bir izni-i Teala. Ve Şimdi Zülkarneyn Hazretleri diyor ya bana kuvvetle yardım ediniz diye. Bu Ayetellerinden aldı.
Esaade Elbili Hazretleri de izah ederler. Burayı tamamladık herhalde. Sıddıy-i Azam Hazreti Ömer Cenabı Hak şefaatlerinden mazhar kılsın. Aleyhissalatü vesselamlerimizin ruh tayyibelerinin ehlinin ashabını, peygamberanızdan ve pirananızdan, tüm geçmişlerimizin mümin ve mümin elvarını bir Fatiha, üç iflas şeridi.