Es'adi Erbili Hazretleri Mektubat'ında şöyle buyuruyor. Tarikatte feyiz almış, Tarikatte feyz almış ve ilerleme yalnız zikir ve evradın çokluğuna bağlı değildir. Feyz almış demek bir bahçe, bahçenin sulanması gibi. Gönül bahçesinin ilahi rahmet sularıyla sulanması. Kalbi ve samimi muhabbetin de büyük tesiri bulunduğu erbabına malum ve aşikardır. Meşşai-i Kiram'dan bazısı şeyhin bir nazarı kırk çileden daha evladır. Sözünü ilave ederiz. Mürşid-i kamilin nurlu nazarlarını da feyiz ve terakki vesilesi kabul etmişlerdir. Şu kadar var ki o nazarı kazanmak ve o sayede şeriatın özüne nail olmak için salikin evvela çok güzel bir beyanı var. Böyle Mektubat hangisidir onu bilmiyorum ama ellerimizde mevcut oradan takip ederiz. Çok güzel belirlemiş. Çok dikkatli bir şekilde okunması lazım. Çünkü Esad El birliği Hazretleri Zülcenahindir. Hem zahiren talim buyurmuşlar okumuşlar.
Batın hem de ledünni Allah tarafından ilme mazhar. Yani ele geçmez. Böyle dinlemekle olmuyor. Bizzat tatbiki gerekiyor. Bizzat tatbiki icap ediyor. Esad Erbili Hazretleri de gördüğüm kadarıyla Mektubat'ını okuyorum. Çok ince noktalara Allah'ımıza vasıl olmanın yollarını çok güzel tespit etmiş. Bunun dışında çıkılacak gibi değil. Esad Erbili Hazretleri müstesna. Hutbu, Azam sonra. İlim tahsiline biraz yaşları ilerledikten sonra başlamış. Babası hep onun kendisinin talip olmasını istemiş. On altı yaşlarında başlamış ama altı ayda bitecek kitabı iki ayda bitiriyor. Sonra icazeti verilmiş. İcazeti ilmiye verilmiş. Ondan sonra ne yapmam gerekir diye bir istihare yapmış. İstiharede Esad Erbili Hazretleri Tahal Hariri Hazretlerini görüyor. Evladım Esad gel buyuruyor. Zaten rüyasında dersini tarif buyurmuş. Görüştükleri zaman da aynen gece tarif buyurulan evrad kendisine öğretilir.
Öyle bir müstesna ki kendisi bir sadeftir, sadef. O sadef artık işlenmesini bekliyor, ustasını bekliyor. Üstadı, üstazı Taha Hariri Hazretleri zaten Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam ona bizzat senin mürşidin benim buyurmuş. Böyle bir kimse onunla buluşuyorlar. Herhalde burayı okuyamayacağız. Az bir devam edivereyim de söyleyeyim. Buluşmuş, ilk ders aldığı andan itibaren hilafet görevine getirilmiş. Dedem de aynen öyle. Kırk gün içerisinde vazifeyi almış. Çünkü çok büyük bir kabiliyet var. Şurayı söyleyeyim, karşılaşmalarını anlatmaya çalışırız inşallah. Feyze nail olmak için, o nazarı kazanmak ve o sayede şeriatın özüne nail olmak için salikin evvela, bak öyle bir ifade kullanılıyor ki şeriatın özü diyor. Şeriatın özü demek şimdi zahiri yaptıklarımız var. Zahiri yaptıklarımız nedir? İnsanda on tane letaif var. Birincisi su, hava, ateş, toprak, nefis. Bu bedenle alakalı.
Bedenle alakalı olan taatlerimiz nedir? Farz olan görevlerimizdir. Bunun yanında kalp, ruh, sır, hafi, akva beş detayif daha var. Bu ne ile alakalı? Huzurla, huşu ile, takva ile, müni bulmakla, evva bulmakla, bunlarla alakalı. O zaman biz kendimizi tanımaya doğru gitmiş oluruz. Kendimizi tanımak bu demek. Demek ki insanda ne büyük bir kabiliyet var. İnsana ne büyük bir nimet bahşolunmuş. Şeriatın özüne nail olmak için salikin evvela şeriatın zahirine tam bir itaat ve teslimiyeti. Sünneti Seniyyeye bağlılığı şart sayılmıştır. Zira malumdur ki Cenabı Hakk'a itaat etmeyen, şeri emirleri nazarı itibara almayan asiler hiçbir zaman ve mekanda şeriata hadim olan Evliyaullah'ın inayet gözüyle baktığı kimselerden olmaz ve olamaz buyurmuşlardır. Cenabı Hak ve Feyyaz-ı Mutlak Hazretleri sizi ihlas ve muhabbet dairesinin mumu eylesin. O günde ne mal, ne evlat fayda verir ancak kalbi serin.
Esad Erbili Hazretleri kalpte Sallallahu Aleyhi ve Sellem bu, burada iki esasa işaret buyurdu. Birincisi ihlas. İkincisi muhabbet. Büyüklerimizi ziyaret, edep olarak ekseriyetle cuma günleri olur. Bizim memleketimizde vaiz ama ilim ehli bir insan. Okullardaki profesörler neler gelirler onu dinlerlerdi ve çok güzel anlatırdı. Dini meselelerde ne de çok gayretli ve tetkikli bir kimseydi. Araştırması çok güzeldi. Zaten fetva verebilmek için biliyorsunuz resmil müftiyi. Onları okumuş ve okutuyordu da zaten. Böyle bir kimse. Mürşid-i kamilimizin huzuruna geldi. Efendimiz aynen bu okuduğumuz gibi metrobattan okudular. İşte gelişim için muhabbet lazım deyince, tabii ilim ehli bir insan. Efendimiz dedi, muhabbeti nasıl temin ederiz? Kendiliğinden olmaz tabii. Muhabbet nasıl hasıl olur? Buyurdular ki, birincisi rabıta. İkincisi de sünneti seniyyeye ittiba.
Elbette sünnet seniyyeye ittiba baş tacıdır. Bu şekilde tarih buyurdu. Tabii konuşan Allah'ın yüce velisi hocamızın gönlüne tesir etmiş olmalı ki, o esnada bir çay getirdik. Hocamız eline alamadı. Hem ağlıyor hem de vücudunda bir titreme başladı. Şimdi bazı aşılar yapılıyor. Bahçeye aşı yapan, bu işin mahir ustaları var. Herkes yapamaz. Yapar, kırdır. Bak, ehil olanı verirseniz biiznillahi teala çok güzel aşı yapar. Üstatlarımız bizi dinimize hizmet aşısını yaptılar. Böyle sadece yüz on bir tesbihatı çevirme değil, insanlığın kurtuluşu için yapılacak çalışmaların aşısını yaptı. Bu noktayı kör etmeyeceğiz biz. İki tane kalem dediler. İki tane kalem. Onlar tabii ki bu bitkide, o fidanda bir kabiliyet olacak. Buna öz derler. Mahalleyi tabirlerle su yürüyecek denir. Eğer o öz varsa onu artık talimine almışlardır. O hileden geçmiştir. Keser ve kalemleri takarlar.
Burada da diyor ki Mürşid-i Kamilin nazarı ancak şer'i Şerife riayet eden müridan içindir diyor. Bizim için canlıdır bu, vereceğimiz örnekler. Bizzat şahit olduklarım var. Bizzat şahit olduklarım. Bunu kalkıp da üstadımız hazretleri herkese anlatmaz. Çünkü umumun irşadını istiyor. Islahını istiyor. Fakat aynen bir hastanedeki uzman, doktor gibi böyle profesörler neler, yanında asistanlar olur. Daha özel kimseler olur. Onlara hastalığın durumunu ifade ederler. Nasıl tedavi edilir diye gösterirler. Kalbi rahatsızlıklarımızda da bu yönde ehil olduğu için efendimiz Hazretleri, bir de insanı şeklen tanıyordu. Daha hiç demeden onun nasıl bir kimse olduğunu, his buyuruyorlardı Allah'ımızın vermiş olduğu ferasetle. Bunun için diyorlardı ki gözümden çekilin.
Sevdiğimi sevin, sevmediğinden uzaklaşın zarar gelir diyordu ve şunu söylerlerdi, eğer bir insanda şeriatsizlik varsa gözüme çirkin görünüyor derlerdi. Esad Elbili Hazretleri'nin mübarek kadem-i şerifine eğilmek isteyen olurmuş. Bazıları da eğilemezmiş. Bir türlü yaklaşamazlar. Kendi aralarında konuşurlarmış. Bir türlü yaklaşamıyoruz. Sebebi nedir? Şerhi şerifteki eksikliliğimizdendirlermiş. Gözlerine bu biz diyelim demeyelim çirkin görülür. Onlar için gizli bir şey yok. Tiksinmeleri, halimiz olarak ahlakımız olarak, huyumuz olarak tiksinmeleri hep şer'i şerife dikkatsizlikten oluyor. Dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin huzuruna bir kimse gelmiş, ağlıyor. Ağlıyor, kendinden geçmiş bir vaziyette. Fakat dedemin iki tane ölçüsü var. Birisi üstadımız, birisi de bir mahalleden hafız kimse. O kimse ayrıldıktan sonra veya sohbetini yaptıktan sonra diyor ki ne diyorsunuz bu adam hakkında?
İkisi de diyorlar ki gönlümüz sevmedi. Dedem de aynısını söylüyor. Bir araştıralım diyorlar. Dedem tek tek soruyor. Alışverişin nasıl? Evlilik durumun nasıl? Aile hayatın nasıl? İnsanlarda münasebetin tek tek ve buluyor. Bir şeriatsizlik. O şerhi şerife riayet etmemek, altını bile onlara çirkin gösteriyor. Bize temel olan Allah'ımızın koymuş olduğu esaslardır. Bakın özet olarak yirmiye gayret ettik. Şu bedenimizdeki on letai. Dördü yapımızla alakalı bedenimizin. Beşincisi nefis. Bunların, bunların istikameti nedir? Bunların terakkisi gelişmesi farz taatleri yerine getirmek. Bunun yanında, bunun yanında beş detay diyoruz. Alem-i emir demek böyle elle tutulup gözle görülmez. Yani bir akıl diyelim. Akil var ama biz aklı gözümüzde gösterebilir miyiz? Elimizle tutabilir miyiz? Hayır. Manevi, latif olan melekelerdir. Bunlarda gelişme nedir? Bunlardaki gelişme de ruhani olan taatlerdir.
Mesela namazdaki huşudur. Oruçtaki takvadır. Cihatta dinimizin ali olmasının yapı düşüncesidir vesair. Bu şekilde izah buyurmuşlar. Tahal Hariri Hazretleri ile buluşmuşlar. Buluşmadan önce de bir istihare yatmış. Yattığında Tahal Hariri Hazretleri davet ediyor. Uyandığında da vücudu saadetlerinde bir titreme var. Bir de o da karanlık olmasına rağmen ışık yanıyor bir vaziyet arz ediyor. Diyor bu iki husus da benim rüyamın doğruluğuna diyor şahittir diyor ve kavuşuyor. Yirmi yedi yaşında, yirmi üç yaşında intisap buyuruyorlar. Yirmi yedi yaşında da hazırımın makamına geçtim diyor. Demek müstesna bir Allah'ın veli kulum. Bu hususta bazı ilerlemiş kimselerde, Kulepadan gönüllerine şöyle bir düşünce gelir. Üstatımız hazretleri böyle genç birisine vermeseydi de vazifeyi, daha bir yaşlı, daha bir tecrübeli kimselere deyince buyuruyorlar ki bu vazife bizim elimizde değil.
Bu Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin işaretidir diye. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Velhamdülillahi rabbil alemin. Aleyhissalatü Vesselam efendimizin ruh tayyibelerine, ehline ashabını, peygamberanizan ve piranizan bütün geçmişlerimizin ruhları için el facia.