Bismillahirrahmanirrahim. Bunun lugavi anlamı: tıyb. Güzel. Fazilet sahibi, ikrama layık. Peygamberimiz sallallahu teala aleyhi ve sellem maddi, manevi güzelliği esasıdır. Onun sahibidir ve o güzellikle de vasıflanmıştır. Maddi ve manevi güzellikle. Et-Tayib et-Tayibat, İstirahi anlamı: et-Tib, ve ma'la yen-Sallallahu Allahu Zülcelal'i unutmamaktır, diyor. Güzel o. Nerede olursa olsun, hiçbir zaman Cenab-ı Hakk'ı unutmamaktır. Helal olanlara verilen isimdir, tayyibat. İslam ile güzellik zuhur eder ve sözün de en güzeldir. Aynı zamanda diyor, Tayyip dendiği zaman Ayet-cellehu yalnız Cennet ehliinde onları duymazlar. O cennette duymazlar. O söz duymazlar. İsyan gibi, günah gibi Cenab-ı Hakk'ın razı olmadığı bir sözle duyulmaz orada. Tayyib, iki kısımdır. Birincisi, TAİB, güzel demek. Güzelli mi? Bu, diyor cismani olan bedene ait bir güzelliktir. Dış kısmına, insanın, bedenine ait olandır.
Bir güzellik daha var ki, o ruhanidir. Bedenle alakası bu. Yalnız, o ruhani güzellik, bedene akseder ve o ayrı. Ruhaniyen, zaten güzelliğin en güzeli ruhunda olan kişinin güzelliğidir. Marifetullahi teala. O tayyip güzellik nedir? Cenabı Hakk'ı tanımaktır. Allahü tealai teala. Allahü zülcelal'e itaattir. Güzel olan budur. Güzel olan Rabbimize kulluğumuzdur, onu tanımaktır, ruhani ibretleridir. Biz bunun Türkçe anlamını veremiyoruz. Çünkü Türkçede karşılığı yok. Güzel diyoruz ama Arapça'daki kastedilen manayı ifade edemiyoruz. Sadece ona yaklaşılabiliyor. Ama tam anlamıyla yok. Temiz olanlar diyelim biz, temiz olanlar için. O güzel olanlar nedir? Amellerden de olabilir. Amellerdendir. O ibadetlerdir. .Yakınlıktır. O temiz olanlar için Allah'ımıza yakınlıktır. O güzelliği elde etmek için gayret ve çaba gösterenlerdir. Bir de, amelde olduğu gibi bir de hallerde güzellik vardır.
Hallerde güzellik vardır. Evet. Bir de Rabbi Zülcelal'imize kavuşmanın güzelliğidir. Bundan daha üstün bir hal olmaz zaten. E tayibet minel-emval. Bir de mallarda güzellik var. Nasıl ki güzellik amellerde olduğu gibi hallerde olduğu gibi, bir de mallarda güzellik vardır. Bir kerre şeriatimizin yasaklamadığı hususlardır. Bir de şahıslarda güzellik vardır ki o da ahlaki olan güzelliklerdir. O ahlaki olan güzelliklerdir. Cenab-ı Hak, onların canlarını asude olarak alıyor. Tatlı bir şekilde. Ey. Bir kere amellerinin güzelliğidir. Nefislerine de muhalefet itmeleridir. Ahlaki güzellik nedir? Ameldeki güzellik budur. Şehevi kirlerden ve nefsani arzulardan arınmaktır, temizlenmektir. Ahlaki olan güzellik nedir? Sevilmeyen şeriatın ve aklın evetlemediği, hoş görmediği hallerdir. Hallerdeki güzellik nedir? İki cihandan da arınıp Mevla'yı bulmaktır. Ne dünya ne ahiret. İnsanlar üç kısma ayrılıyor.
Birisi dünyayı isteyenler, ikinci sınıf ahireti isteyenler. Bir sınıf daha var ki ne dünyayı ne ahireti onlar da Mevla'yı istiyorlar. Budur. Tayibetü'l-dünya Dünyada olan güzellik nedir? İyi. Cenab-ı Hakk'ı tanıma nimetine nail olmuş. Onu tanımaya muvaffak olunca, o tanimanın onda meydana getirmiş olduğu huzurdur. Tarifi yok zaten. Mümkün değil. Aynı zamanda Cenab-ı Hak onlara ikramda bulunuyor. Bu, kalbindeki füyuzat-ı ilahiyedir. Tarifi mümkün olmayan bir genişlik. Bunu dedem de ifade buyurmuş Rahmetullah Ali. Ne buyuruyor? Dünyayı, semayı, arzı her şeyi koysan kalbinde yer etmez anlamına bir beyit ifade ediyor, Esad-i El-Behli Hazretleri için. Yerleri gökleri koysan, katiyen doldu demem. Öyle bir gönül var ki, diyor. Yer, idi kat, yer. İdi kat sema, daha ışığı gelmeyen yıldızlar ver. Güneşin yüzlerce kat büyüklüğünde sayılamayacak yıldızlar var. Daha bu birinci hasımaha.
Onların hepsini koysan kalbinde yer etmez. Ve lezaizü'l kurbe O tayyibat dediğimiz tayyibet hoş, güzel olanlar diyebiliyoruz ancak. Kelime hazinemiz geniş olsa mana oturacak. Mesela Arapçası var, parçası var, Türkçesi var. Bunlardan oluşan Osmanlıca'da bile bunun anlamı çıkar. Ama zorlanıyoruz. Ve lezeirü'l-gurbe Allah'ımıza yakınlığın lezzetidir. Yani bir dünya nimetine erişmenin zevkini anlatmakla bitiremiyor kişi. Bunu açmak istemiyorum. Bu, bu caminin edebine de uymaz. Bu huzura da muvaffak düşmez. Yani bir dünya güzelinin hazzı, onu yakıp kavuruyor adeta. Deli divane oluyor. Değil ki Cenab-ı Hakk'ın yakınlığı Onun muhabbeti ve Allah'ımıza muhabbetin diyor tat ve lezzetidir. Ona olan ünsiyetin Ona olan dostu. İmamı Küsrevî Rahmetullah Ali rızıktaki güzellik nedir?
Ye ma'le ya sillehe mektesebehhu Çalışmasında, işinde, gücünde, ticaretinde, alışverişinde, dünyevi kazancında Allah'ımıza isyan etmemektir. Harama gitmemektir. Rüşvet, İhtikar, Dolandırıcılı, Aldatma, vesaire. Hep bunlardan uzak bir çalışmadır. Rızkın, Allah'a asi olmadan Onun emri doğrultusunda faiz gibi bir beladan uzak geçindir. Yediğimiz, içtiğimiz, elde ettiğimiz kazancın sahibi ile olmak, onu unutmamaktır. Yani şu kadar nimete eriştik yiyoruz, içiyoruz, yiyoruz, arabamızdı vesaire dünyevi varlıklarımızdı. Bizim diyelim bağımız bahçemizdi, vesair büyüklerimiz der ya hanımımız, hamamımız bu hep dünyevi varlıklar bunların Allah tarafından baş olunduğunu bilmektir. Hiçbir şeyim yoktu ama Allah lütfetti demektir, Celle Celalühü. Rızkın kimden geldiğini bilmektir. Nedir rızkın güzelliği? Bir kere elde edilen nimette şükürdür, Allah'ımıza hamdetmektir.
Şu cemiyeti biz anlatmak istemiyoruz düşüneceğiz. Bu kadar nimete karşı hal ve tavrımızı düşüneceğiz. Elde ettiğimiz nimetin Allah'tan geldiğini bilmektir Celle Celalühü. Mesela şu vasıtayla oldu, bu vasıtayla oldu dememek. Evet, o vasıtalar olabilir. Ama onu veren kimsenin kalbine verme duygusunun kim olduğunu bilmektir. Veriyor. Mesela seni fabrikasına ortak veriyor. Ama ona, o kimseye ortak etme duygusunu veren kim bir kere? Bir tanesi toplanmış da vermemiş o sahile. O da demiş ki Verme, dedi ki Verebilesin Verince ver dedi ki Vermeyebilesin. Her şeyin Rabbamızdan olduğunu bilmek. Buna, La fa'yla İllallah makamı verirler tasavvufta. Esselamü. Habibim, sen o müşriklere avucumla kumu aldın, yüzlerine doğru serptin. At, bu attığın okumla üç beş müşriğin gözüne girerdi. Ama hepsine girdiler Allah'tır.
Bundan dolayı burada Cenabıhakk'a büyük bir tevekkül, buna teffî derler, işlerini Allah'a ısmarlama, tasavvufta çok yüksek bir gaye, çok yüksek bir makamdır. Yunus Emre'nin şu sözü biraz eleştirilir ama o, bizim o seviyede olmadığımızla neş' ettiler. Dövene ezsiz gerek, sövene dilsiz gerek, derviş gönülsüz gerek. Sen derviş olamazsın, sen hakkı bulamazsın. Burada, her şeyin Rabbımızdan olduğuna işaret ediyor. Et-Tayibet miner rızkı. Tekrar ele aldın. Bir kere rızka bir karışık haram gibi. Haram şöyle dursun, bir şüphe, onların girmemesi. Mesela, Sami Efendi Hazretleri, hadde Sallallahü's-Sıdra babasından düşen, atasından gelmişen mala tenezzül buyurmamış. Halbuki Adana onların sayılır. Ramazanoğulları büyük bir beylik. Neden? İçinde şüphe var diye. Sözde güzellik nedir? Siz şimdi, bir gül fidanı getirdiniz ya, o gül fidanından dolayı, o bir gül fidanı nelere götürüyor bizi.
Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem Bana dünyanızdan üç şey sevdirildi. Burada ulema-i kiram Efendimiz dünyanızdan sözü üzerinde durup tutdukça dururlar. Derler ki Efendimiz dünyayı kendisine yar edilmiyor. Dünya benim neme budur. Budur. Ondan sonra üç şey güzel koku, helakadın e gözümün nuru, namaz, et-Tıyb sözde, huvel-emru bil-maruf iyilikle emretmektir. Güzel sözü budur. Abdurrahman es-Sülemiye Hazretleri buyuruyor. Bir diğeri, Caferi Sadık. Bu tefsir sahibi aynı zamanda, büyük de bir veli olduğuna biz, hüsn-ü zan diliyoruz. Güzel söz, Kuran'dır. Kuran-ı Azimüşşan'dır. Sözde güzellik nedir? Kalbin halis olan kimselerin dilinden çıkan sözdür. Şu azalarımızı biz bir ark gibi kabul edelim. Su arada. Kalbimizde havuz. Şimdi, bu el cömert. Ayak, hayra adım atıyor. Göz, ibretle bakıyor. Kulak, hak sözleri duyuyor. Kalbe bağ doluyor. Hikmet doluyor. Hikmet suları doluyor.
Bundan akacak nedir? Bağıldır. Başka ne olacak? Bal akacak, temiz su akacak, Kuran-ı Kerim'den alarak, biz-nillah söylüyorum Muhammed Suresi'nden, süt akacak ilahi aşk veren, şarap akacak. Halis kalpten doğan kelimelerdir. Mesela, Esad Erbili Hazretleri'nin sözlerine, ta Danimarka'daki farmasonlar kulak veriyor. Şu Türki devletler, bunun yanında Bosna, Hersek vesai yerlilerdeki kimseler koşup geliyor, onun mübarek sözünü duymak için. Neden? Olduğu için halis bir gönülden doğuyor o sözler. Ondan tesir ediyor. Çünkü onun meczu, Mahmut Efendi, efendim diyor, mübarek elleriniz, Esad Erbili Hazretleri'ne, Anadolu'yu doldurdu. Dışarıda taştı deyince, Mahmut, öyleyse ihvanımız Türkiye'nin dışından dolacak, diyor. Sami Efendi'nin kalbi halis ve nur olduğu için ona ta Amerika'daki insan da kulak verdi. Hatta Rum diyarından gelenler de kulak verdi. Mesai, İngiltere'ye, Almanya'yı demiyor.
Pakistan'ı, Hindistan'ı demiyorum. Ta oralardan Allah'ın veli kulları hususen geldi, Şeyh Ziyaeddin Hazretleri. Neden? Bu halis, gönülden doğan leman denir. O nurları dinleyebilmek için. Niye geldin, diyorlar bu mübarek zata. Sami Efendi'nin ömrüne dua etmek için geldim, diyor. Mesela, buraya emekli bir vaiz geldi. Diyor ki biz, Hasan Efendi'yi dinledik. Aynı, bizim bazılarda okuduğumuz ayet, hadisi şerifler, ama o tat neydi, dedi. Uzaktayım Nevşehir'den Kuran-ı Azimüşşan kıraatinde seçkin bir kimseydi o tarihte. Dedi ki dinledim, aynı bizim konuştuğumuz kelamlar ama o haz nedir, o lezzet nedir? İşte o haz, halis bir kalpten, o kalp havuzundan dil olarak, söz olarak dökülen hikmetli kelamlardır. Sizin, diyor, bu güzel söz, böyle kürsüye çıkıp da, üstadimiz öyle buyuruyordu. Kürsünün tahtalarını biz, varisi enbiyayız, nebilere varisiz diye kıranlar değil, diyor.
Ondan sonra mihraptakiler de değil, minberdekiler de değil, vesair mekanlarda bize hitap eden hatipler de değildir bu güzel söz, diyor. Nedir bu güzel söz? Ve irşadü'l müridine illallahui teala. Allah'ın kullarını Cenabı Hakk'a yönlendirenlerdir. Cenabı Hakk'a muhabbeti sağlayanlardır. Müridanı müridanı Habibullah'a aşık eden kimselerdir. Müridanı, Cenab-ı Hakk'a vurgun eden kimselerdir. Bir tane müridi anlatmıştı. Ben, diyor, Beytullah'a tavaf için gittim. İçin gittim. Tavafta diyor, bazı sözler söylüyordu. Fakat diyor, söylediğim sözü bir türlü bilemiyordum. Bir gün ahdettim, ben ne diyorum diye. Şöyle kendime kulak verdim, dinledim ki Allah'ım canımı al oldu. Öyle bir aşka, öyle bir şevke erişiyordum ki Allah'ım canımı al. Al. Üstadımızın, üstazı Sami Efendi Hazretleri'ne söylediği söz. Kabir bana kavurma gibi kokuyor, diyor.
İşte Allah'ın kullarını Allah'a böyle aşık eden kimselerdir, onların sözleridir. Öyle bir söz ki Cenab-ı Hak'tan affımızı, mağfiretimizi, özrümüzü beyan ediyoruz. Neden böyle yaptık Ya Rabbi, sana karşı? Diyoruz ve kulun da günahlardan uzaklaşması onu günahlardan uzaklaştıracak olan sözdür. Mesela biz misal vermek gerekirse Sami Efendi Hazretlerini öğrenciyken gördüğümüzde hilaf olmasın, aylarca gözyaşımızı tutamadık biz. Halbuki bizim sair hocalarımız da vardı. Bizim faizlerin toplantısında, hastamında yirmi beş günlük bir süre, beni, vaizler bir araya geldi, böyle grup grup oturuluyor. Bir tanışma esnasında bizi de tanıttıklarında, Konyalı bir vaiz şunu söyledi, dedi ki ben vaizim. Dediler ki, Hasan Efendi Hazretleri teşrif buyurdu, Siz de gelin, dediler. Ben de iştirak ettim. Dinledim, aynen bizim konuştuğumuz konular işliyor. Fakat ben ağlamayan bir kimseydim.
Gözümden damla yaş çıkmazdı. O mübarek zatı dinledikten sonra bir hafta gözümün yaşı durmadı. Sözde güzellik nedir? Ev, duau'l müminin ve irşatü's-saliki. Müslümanlara öğüt ve nasihat vermek. Hiç unutmadığım bir hatırayı size nakletmek isterim, izni ilahi ile. Bu, kapıdan içeri gireceğim. Üstadımızın sesi geliyor ama çok yüksek ses. Herhalde, dedim, cami dolu. Baktım iki kişi, iki kişiye heyecanını bir görseydiniz, Allah'ımıza olan aşkından muhabbetinden onları Rabbimize muhabbetli kılmak için konuşuyor. Müslümanlara nasihat, müminlerin duası. Saliklerin salik bu mübarek yola giren kimselerin irşadı. Biz bu misali çok veririz. Böyle diğer hocalarımız gördüğümüz için elbette tesir etmiştir. Ama Allah'a hamd ediyoruz ki bir cumartesi, pazarımız varmış. Çıktık, geldik de onun mübarek huzurunda bulunduğumuza sonsuz şükürler olsun Cenabı Hak'tan. Yoksa biz kendimizi kaybetmişiz.
Kendimizi alim, arif, çok yüksek bir sınıfta görecekmişiz. Allah Bize ne olduğumuzu, ne olmamız gerektiğini mübarek kelamlarıyla ifade buyurdu. Ona da gerek yoktu zaten. Konuşmasına da gerek yoktu. Bazen, havası güzel memleketler var. Çok güzel. Manzarası güzel olduğu gibi havası da çok güzel. İnsanın isterse gözü görmesin. Der ki Allah Allah. Böyle çok güzel bir meltem, Bir esinti var Çok güzel bir hava Adeta ciğerlerimiz bayram ediyor Neden? Havası güzel Evliyaullah'ın velayet havası Evliyaullah'ın Cenabı Hakk'a yakınlık, kurbiyet havası. Evliyaullah'ın Cenabı Hakk'a ünsiyet dostluk havası. Evliyaullah'ın tecelli havası. Evliyaullah'ın varidat-ı ilahiye gönlüne inen, ilahi nurların havası insanı değiştiriyor zaten. Hiç konuşmasa bile, diyorsun, ben neden yanlış yapmışım? Ara ara, insanda değişmeler oluyor. Nefsimiz mutmain olmadığı için oluyor.
Fakat o havaya girince, eğer bizde de alacak güç varsa, tesir ediyor. Alıcılarla vericiler çok önemli çünkü bu yol in'ikas ve insibağıdır. Aksetme ve ilahi boya ile boyanma yoludur. Bir tanesi daha yeni irşad ve ıslah olmuş hacca gitmiş. Birisi omuzundan tutmuş. Demiş ki, Sen Hacı Hasan Efendi'nin evladısın. Nereden biliyorsun? Şeklinden anlıyorum, demiş. Demek ki, insibağ, tam canı gönülden teslim olunca, o ilahi boya ona ve bu söz uzar. Oku manasında. Yaşantının güzel olması. Bunu Cenab-ı Hak, Nahl Suresi'nde Allahu alem, doksan beş veya doksan altı. Ayet celle de buyurulur. Hoş bir hayat. Belki, kırık, döküp bir kulübede oturur. Veya bir dağın başında, kimsesiz, ıssız suyu bile zor bulunur. Işığı da ne bu elektrik, ne vesair her şeyden yerine göre mahrum ama cennet hayatı yaşar. Böyle bir tanesi ücra bir yerde kalır dağın başında. Dediler ki, ne yapıyorsun böyle ıssız kimse yok.
Hayırdır? Cenabı Hak buyuruyor Ben, beni zikredenle beraberim, ne yalnız olacağım, der. Her türlü nimetin içerisindeyimdir. Bizim, İstanbul'da, Diviyattaki Muhammed abimiz bir şey anlattı. Ben, dedi, Urfa'da, Arrani Hazretleri, orada buluyordum. Arap kaymağı getiriyorlardı. Bal getiriyorlardı. Öyle bir haz, öyle bir manevi lezzet, öyle bir hayat yaşıyordum ki onların hiç kıymet ve değeri kalmıyordu, mesele. Hayatü'l hasene Güzel hayat. Efendimiz Hazretlerinin bulunduğu bir mahal. Şimdiki gibi telefonlar yok. Belki o çevirmeliler olabilir. Bak, bu kullandığımız telefonlar yok. Aşıklardan, sadıklardan sayısını bilemiyorum. Dokuz, on kişi bir araya gelirler. Acaba bunlar birbirlerine nasıl haber verdi? Bir defasında Kayseri'de bulunuyoruz, Seyyid Burhanettin Hazretlerinin türbedarılarından. Mesail aşıklardan kimseler var. Halbuki onlara hiç haber verilmedi.
Cami-i Kebire yakın bir evde bulunuyor üst lazımımız. Biri dedi ki efendim, sabah dedi ben eve haber verdim. Bak gelemeyeceğim, beni merak etmeyin. Bu nereden haberdar oluyordu? Yine bir misal vermek gerekirse, Efendimiz Hazretleri sene altmış yedi olabilir. Hutz-i Şerife'ye gidiyorlar. O zaman hacılar, Hutz-i Şerif'ten devam ediyordu Medine-i Münevvere'ye. Üstadımızı götüren firma sahiplerinden biri diyor ki, diğer hacılar nerede olsa yatar kalkarlar. Otobüsün kenarında da yatarlar. Belki bir otel temin edilir. Ama hacı sen efendimizi nerede misafir edeceğiz? Çünkü o bir değer, o bir kıymet. Ümmetin önderi, Zamana hükmeden bir kutbu cihan. Biz n-i ilahiye. Ve kendisine geldim. Dedim ki efendim, sizi nasıl ağırlayalım? Merak etme beni. Benim burada dostlarım var. Düşündüm, daha buraya ilk geliyor. Nereden dostlar olacak, diyor. Bir de otobüsten indik, hemen etrafını kuşattılar.
Bana dedi ki sen de gel. Ben de geldim, bir haneye geldik. Bir haneye girdik. Baktım ki envai çeşit nimetlerle donatılmış bir sofra. Kendi kendime diyordum, bunlar nereden haberdar oldu? Oldu? Severse evlad'mız, elbette ki sevdirecekti. Ne oldu o dokuz on kişi? Telefon yok, telgraf yok, bir araya geldiler. Orada bir annemiz var, ruh şados. O günün şartları içerisinde, Sıyara Böreğine, Efendimiz Hazretleri Sıyara ismini kullanmayı doğru bulmazdı. Kalem böreği buyurdu. Çok güzel tatlı yapardı. Tatlı konulur diye öyle bir hayat yaşıyorlar ki manevi haz ve lezzetin içerisinde üstadımız buyuruyor ki tatlıları kaldırın. Gönüllere öyle tatlılar iniyor, öyle nurlar bahşolunuyor ki, o tatlının onun yanında hiçbir esamesi okunmuyor. İç tadı ve lezzeti kal. Güzel yaşantıdır. Nedir? Rahmani nefesin, Rahmani alemden gelen ilmin eseridir. Hak'tan gelen. Böyle halktan gelen değil.
Hak olan Mevla'dan gelen manevi bir ilim. Manevi bir hal. Efendimizin burada işaret buyurulurken Muhyiddin Arabi Hazretleri Allahu alem şuna işaret ediyor: Efendimiz aleyhissalatu vesselamın zaman zaman mübarek burunlarını yemene çevirip bana rahmani bir koku geliyor. Veyselimin kokusu geliyor, buyuruyor. Bu olsun, gerek. Kul ile Allah arasındaki, Celle Celalühü muameledir. Kulun, Allah'tan gelen hal ile fiil, söz ve halindeki ilahi başkadır.