Tasavvuf Ve Ruh Arınması İbadet Sırları | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Tasavvuf Ve Ruh Arınması İbadet Sırları
Tasavvuf Ve Ruh Arınması İbadet Sırları kaydında Evret-i ezkar yaparken öncelikle kalıp ve kalbin her türlü meşguliyetten sıyrılması ve boş kılınması. Kalıp ve kalbin. Kalıp deyince bedenimizdir, gözdür, kulaktır, eldir, ayaktır. Bunların hiçbir şeyle meşgul olmaması aynı zamanda kalbin de korunmasıdır. Çünkü bir kaba eğer yemek konacaksa kabın tertemiz olması lazım. Çünkü gözümüze…
Evret-i ezkar yaparken öncelikle kalıp ve kalbin her türlü meşguliyetten sıyrılması ve boş kılınması. Kalıp ve kalbin. Kalıp deyince bedenimizdir, gözdür, kulaktır, eldir, ayaktır. Bunların hiçbir şeyle meşgul olmaması aynı zamanda kalbin de korunmasıdır. Çünkü bir kaba eğer yemek konacaksa kabın tertemiz olması lazım. Çünkü gözümüze evrak ve ezkarla yaş gelecek, Cenabı Hakk'ın korkusuyla akacak, bundan dolayı temiz olması gerekiyor. Tevbe için gusül edilmesi veya abdest alınması, eğer vücudunda ne de bir rahatsızlık yoksa şimdi çok kolay bunlar. Sami Efendi Hazretleri Kayseri'yi teşrif buyurduğunda o buz gibi havada gusül abdest almış. Ev sahibi Hüseyin Aksakal Efendi demiş ki, Efendim gençsiniz, ihtiyaç duyulabilir, neden haber vermediniz, su hazırlasaydı. Demiş Hüseyin Efendi, o tabii olan durum dahi zuhur etmemiş kendisinden.
Allah korkusundan rüyada bile, o halin rüyada olması günah değildir. Böyle titrer kalkarmış, Allah'ımızın korkusundan, rüyada bile benden böyle bir hal zuhur etmez demiş. Yalnız evradımı, ezkarımı gusül abdestiyle alıyorum ve vücudum da buna alışkın demiş. İki rekat namaz kılıp dua edilmesi, hoş kokulu tenha bir yerde oturulması, bir yerin karanlık bir köşesinde itikaf niyetiyle bir seccade kadar yer arayıp hasır veya kilim üzerine bir seccade serilmesi. Bu camiye girişlerde bile bunu takip ederler. Diyelim ki on dakika önce geldik. Böyle bir direğin arkasit olur, vesair bir mekan ama itikaf niyetiyle, ibadet niyetiyle kendi iç alemimize dönüp tefekküre dalınır. Bu bizim gerçekten bir ihtiyacımızdır. İnsanın kendini dinlemesi bir zarurettir. Çünkü insanların arasında bunlar hatırlanmaz. Çünkü hepsi bir başka konuşmalar yapar.
Bir türlü insan kendisini toparlayamaz ama yalnız kaldığı zaman düşünmeye başlar. Der ki ben ne yapıyorum, ne ediyorum? Bir Kuran-ı Kerim'de diyelim ki baş taraftaki ayet-i celileler acaba diyor, benim imanım kamil bir iman mı? Kalben tasdik edebiliyor muyum? Kitabı Kerim'e gerçekten inanıyor muyum? Şöyle olur. Biz elhamdülillah kitabımız Kuran'dır deriz ama bunu derinlemesine bir düşünme. Çünkü Kuran-ı Kerim Bizi uyarmak için gelmiştir ve peygamberimizin en büyük mucizelerinden biri sallallahu teala aleyhi ve sellem. Bizim hareket tarzımızı bildirir. Onun için dönemsel tatbik edilecek hususlar, dönemsel ayetler bunlar kahiyen caiz değil. İşte o döneme ait diyemeyiz. Çünkü Kuran-ı Kerim'de öyle bir esrar var ki onun hiçbir zaman uç kısmı kapalı değil, her zaman açıktır. Misal olarak vel hamira itertebuha vezzine ve yahluku ma'lataalemu ve yahluku ve Cenabı hak yaratır, ma'lataalemun.
Daha bilmediğiniz Cenab-ı Hak ne vasıtalar halk eder. Bakın bununla bırakmadı Cenab-ı Hak. Şimdi günümüzde bu tarif edemeyiz, teknoloji çok ilerledi. Çok ilerledi. Havada uçan arabalar bile var. Bununla sınırlanır mı? Yok. Çünkü bile bilmediğiniz daha ne vasıtalar. Biz uçağı bilirdik. Bu muharebelerde kullanılanlardan da belki haberdar olurdu ama SİHA'sıdır, kağanıdır vesaire. Bak neler çıktı. Bilmiyoruz. Allah'ımıza ait daha neler çıkacak diyemeyiz. Onun için Kuran-ı Kerim dönemsel değil. Her zaman geçerlidir. Burada dinmek istenen el kesmesi, hırsızlık yapılırsa işte o döneme aittir, dinlemez. Neyse Allah'ımızın kitabı odur. Sonra Allah'ımızdan korkanlar için bir hidayet kaynağı yol gösteriyor. Düşünürüz, o itikaf niyetine, camiye on dakika veya on beş dakika önce geldik ya, deriz ki Allah'tan korkanlar için hidayet kaynağı. Artık yollar açılıyor demek gönülden açılır.
Tasavvuf Ve Ruh Arınması İbadet Sırları ne anlatıyor?
Tasavvuf Ve Ruh Arınması İbadet Sırları kaydında Evret-i ezkar yaparken öncelikle kalıp ve kalbin her türlü meşguliyetten sıyrılması ve boş kılınması. Kalıp ve kalbin. Kalıp deyince bedenimizdir, gözdür, kulaktır, eldir, ayaktır. Bunların hiçbir şeyle meşgul olmaması aynı zamanda kalbin de korunmasıdır. Çünkü bir kaba eğer yemek konacaksa kabın tertemiz olması lazım. Çünkü gözümüze…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 13 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Gönülden açıldığı zaman bu göz görünen alemi müşahede eder, kalp gözü ise görünmeyen alemleri. Çünkü on sekiz bin alem deniyor. Daha sonra kulağımız zahiren duyuyoruz biz, sözleri, kelamları işitiyoruz ama bir de Allah'tan işitmek var. Hızır Aleyhisselam'ın bir kimseye nasihati var. Diyor ki parmağını sayarak bana şu esasları üretti diyor. Dinlersen Allah'tan dinledi dedi diyor. Demek ki Cenab-ı Hak'tan da haber alabiliyor. Nebiler vahiyle alıyor. Veliler ilhamla alıyor. Gönlüne Cenabı hak nur olarak indiriyor. Böyle tefekkür ederiz. Bu bizim için çok büyük faydalar sağlar. Yoksa düşünemeyiz. Şu ortamda bu bizim hiç hatırımıza gelmez ama hayırlı görüşmelerde, kamil bir mürşidin sohbetinde, diyelim zamanın bir kutbu, onlar bize okuyup da anlayamadığımız konuları neleri hep izah ederler. Zannederiz ki biz iş bu kadar değil, daha bir derin anlamlarını verirler.
O zaman hayret etmeye başlar kişi. Ahmed bin Hanbel hazretleri bunu hissetti. Şazeli şeyhlerinden bizzat Fatiha-ı Şerife'ye yedi türlü mana verdi. Ahmed bin Hanbel Hazretleri cezbelenerek dışarı çıktın. Allah'ım bu ne ilimdin. Bak gönülden o ilahi kapılar açılınca neler meydana gelir. Diyelim bir mekan, orada hazineler var. O hazinelere ulaşabilmek, kapının anahtarı elimizde olacak, açacağız ki o hazinelere erişebilelim. Kalbimizin kilidini, kapısını açacak kilitler elimizde, rabıtadır, teslimiyettir, muhabbettir, murakıbelerdir. Bunlarla o kapılar, açılara bu dünyada boşa yaşamışız dememiz ondan sonra meydana gelir. Yine Ahmed bin Hanbel Hazretleri Rahmetullah Ali, Bişr-i Hafi yalın ayakla gezen bir dervişe şunu soruyor. Ahbirni anillah, bana Allah'tan haber ver diyor. Koskoca bir mezhep imamı. Demek ki onlar da bir doyuma ulaşmak istiyor. İnsan madden yediğimiz içtiğimizde doyarız.
Şimdi deseler ki bize sofra hazırladık, buyurun belki birkaç kaşık alırız ama ileri giremez çünkü mide dolmuştur. Fakat ruhi olan yönde doyum yoktur. Ne kadar yapsa ruhi olan yönüne, gömmek suretiyle bitirmesi mümkün değildir, doyamaz. Bunu İmam-ı Azam Efendimiz de buyurdu Rahmetullah aleyh. Doyamıyorum ya Rabbi, dedi. Daha birçok Allah'ın veli kulları var. Bir türlü ayrılamıyorlar. Oturduğu zaman bilhassa murakabe halinde Cenabı hak'la o anda tecelliler başladığı zaman onun o anki taati bin yıllık saate bedel olan vazife yapar, bin yıllık saate. O zaman öyle bir huzura kavuşur ki tarif edilmez o. İşte bu, bu hale erişince doyması mümkün değil. Her zaman isterim. Bir yerin karanlık bir köşesinde itikaf niyetiyle bir seccade kadar yer ayırıp hasır veya kilim üzerine bir seccade serilmezsin.
O seccade üzerinde kıbleye karşı aksi teverrüb, aksi teverrüb dediği namazla biz sağ ayağımızı dikiyoruz, sol ayağımızın üzerine oturuyoruz. Bunun tersi sağ ayağının üzerine oturuyor ve diğerini de dışarı çıkarmış oluyor. Bunu neden yapıyor? O zaman kalbi açılıyor da onun için veya bağdaş kurarak elleri dizler üzerine koyup gizlice zikrullah'a devam edilmesi. Gözleri yumup iç gözlerin açılmasına gayret edilmesi, şeyhin hayalini muhafaza himmet talebi ve ona muhabbetle ruhaniyetine yetmesi demiş. Bir yardım bekliyor. Biriznillahi teala. Onun Allah'ımıza yakınlığını, onun Rabbimize muhabbetini, dostluğunu, ibadet ve taatteki rızayı ilahiyeye gelişmesini vasıta kılıyor. Ya Rabbi ne olur diyor. Ben de bu nimete erişeyim ve bir talepte bulunuyorum.
Geceleri kaim ve gündüzleri saim olunması, geceleri namaz, gündüzleri de oluşturması, fazla açlık ve topluluktan sakınılması, zikrullah'ı tamamlayan zakir huzur-u kalbi, gönül huzuru ile susmalıdır. Çünkü otuz yıllık çilenin belki mükafatı o an verilecektir. O anda sükut edilir. Konuşmazlar. Eğer konuşursa o nimete erişemez. Öyle bir nimet olur ki o gözünü yumduğunda eğer istifade edebiliyorsa onu tarif edemeyiz biz. Ondan ayrılmak istemez zaten. Hak Teala'nın emirlerine sarılmak ve yasaklarından kaçınmaktan başka çare olmadığı gibi halkın hukukuna riayet göstermek ve onlara ünsiyet etmekten başka çıkış yolu da yoktur. Diyor ki emri ilahiye uyarız, yasaklananlardan da kaçarız, bir de halkın üzerimizdeki hak ve hukuka riayet ederiz.
Nitekim Allah'a tazim ibadet, mahlukata şefkat ve merhamet kaidesi bu hukukun edasını beyan eder ve her bir şartın rivayetine delaletler bu iki emrin yalnız biriyle yetinme kusurdur. Sadece Allah'a tazim duyup da Celle Celalühu mahlukata şefkat göstermemek doğru değildir. Zira, bütünün bir parçasıyla yetinmekle kemal halinden uzaklıktır. Halkın ezasına tahammül zaruri olduğu gibi onlarla iyi geçinmekte vaciptir. Olabilir, uygunsuz bir muamelede de bulunulur. Öyle bir muamele edildiği zaman eğer dinimize bir hakaret hali yoksa sabrederim. İyi geçinmekte vaciptir. Çünkü müdarakün nas sadaka. İnsanları idare etmek sadakadır, buyurun. Çünkü istediğimiz gibi olması mümkün değil. O zaman ne yapılacak? İdare edecek dinimizin esaslarına göre.
Allah yolunda olana lazım olan devamlı surette pakr ve zillet duygusuyla mütevaziane, tazarru ve ilticaya, iltica ile kulluk vazifelerini eda, şeri hudutları muhafaza. Cenab-ı Hakk'ın yolunda olan kimseye gereken Allah'a karşı bir yokluk. Allah'ım ben neyim ki diye böyle bir duygu içerisine girmek çok mütevazi ve Cenabı Hakk'a da gönülden yalvarmak, şeri hudutları dinimizin koymuş olduğu esasları muhafaza sünnet-i seniyyeye tabi olmak, hayır yolunda niyetlerini salim kılmak, zahir ve batınını mamur etmek, kendi ayıplarını görmek. Zahirini mamur etmek dinimizin esaslarına uygun hareket etmek, onun dışına çıkmamak. Batında o da zikrullah ile kalbimizin ihya edilmesi. Cenab-ı Hakk'ın intikamından korkmak, kendi hasenatı çok olsa bile az. Günahı az ise de çok kabul etmek, şöhret afetinden de korkmak ve yürütmektir. İbadeti çok olsa bile az görecek. Ne ki diyecek?
Allah'ımıza karşı yaptığım ne ki? Günahı az da olsa onu çok görmektir. Kişi işlerine ve içlerindeki niyete sabah aydınlığı gibi zahir ve aşikar olsa bile ihtimam göstermenin ve iyi hallerine de asla güvenmemelidir. Sadece din hizmetindeyim, şeriata teşvik ediyorum, halkı hakka davet ediyorum diye bu amellerine itimat edip de kendi halini iyi ve hoş görmemelidir. Bu gibi haller ve fevkalade durumlar zaman zaman kafir ve facirden de zuhur edebilir. Nitekim Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Allah bu dini facir bir ad, adamla da te'yid eder güçlendirir buyurmuşlardır. Bu duruma göre nefis terbiyesi ile meşgul olan mürid, onu arslan gibi bilmeli ve ondan zuhur edebilecek her türlü istidaca hazır olmalıdır. Çünkü bu neviden işsizler müridin ayağını kaydırabilir. Kalbe arız olan zulmet ve kederin izalesi tevbe. Diyelim ki kalpte bir huzursuzluk var, bir huzur yok. Neşesi de yok.
İbadet ise ibadetten de zevk almıyor. Taatler bile zor gelmeye başlıyor. Böyle olursa diyor, derhal tövbe edecek. İstiğfar edecek, nedamet, pişmanlık duyacak ve Allah'a ellerini açıp yalvaracak. Ya Rab diyecek. Beni bu tembellikten kurtar Allah'ım diyecek. Dünya sevgisi sebebiyle kalbe düşen zulmet, kederin izalesi ise pek zordur. Nitekim Resulullah sallallahu aleyhi ve sellem, dünya sevgisi her günah ve hatanın başıdır, buyurmuştur. Allahü teala cümlemizi dünya ve dünya ehline muhabbetten ve onlarla münasebet ve ihtilattan kurtarsın. Dünya ehli ile olduğunuz zaman diyor, size ahireti unuttur. Hep dünya. Bundan da kurtulmalısınız. Zira dünyayı ve ehlini sevmek öldürücü bir zehirdir, helaka götüren bir hastalıktır, büyük bela ve korkulu bir derttir. Allah'ın yolunu Şaki-i Belhi Hazretleri inşallah hata olmaz, doğruymuş. Şaki-i Belhi. Allah'ın yolunu dört şeyde buldum.
Bunu biz sohbetlerde çok dinledik. Bin yedi üstaza talebelik yaptın. Bin yedi üstaza talebelik yaptın. Kırk deve yükü kitap okudun. Allah'ın yolunu dört şeyde buldum. Demek ki bu kadar üstaz onların tavsiyeleri kırk deve yükü kitap. Onlardan özet olarak ben diyor Allah'ımıza kavuşmayı şu dört şeyde buldum. Zaten gaye ona kavuşabilmek. Biz ders aldık diyelim. Ders aldığımız kimse vasıtası Mevla'yı bulabilmek. Mühim olan o. Rızık için endişe etmemek. Çalışıyor, çabalıyor, gayret gösteriyor ama neden daha ileri giremiyorum, neden geri kaldım, bu endişeye atacaktır ama çalışacak. Her işte ihlaslı olacak Allah için. Şeytanı düşman bilmek, ölümü yakın bilip hazırlık olmaktır diye buyurdu. Burada namaz hususunda dört tane esas var, onu ifade ediyor. Okuyun, önemli çünkü. Namazda dört tane esas var. Hudurul-kalp, fil mihrab. Namaza durduğumuz zaman kalpte bir huzurun olması.
Öyle olan kimselerin doyması mümkün değil. Çünkü namaz taati her şeyi içine alır. Oruç derseniz oruç içinde yiyip içemeyiz. Zekat derseniz zekat temizlik demektir ruhun arınmasın. Sonra hac dersek zaten Kabe'ye döndü. Cihat dersek nefsimizle yapmış olduğumuz bir muharebedir. Tesbihat var, tevhit var, tehlil var, Allah'ımızı yüceltmek var, Var da var. Mahlukatın bütün ibadeti de içinde, çünkü kainata baktığımız zaman ne görürüz biz? Dağları görürüz. Dağlar kıyam halinde, ayakta duruyoruz ya. Sonra hayvanları görürüz, onlar da rüku halinde Allah'ımıza kulluk içinde. Sonra bitkileri görürüz, onlar da secde halinde. Melekler de bu şekilde olunca namaz taati hepsini içerisine. Buna erişebilmek için ne yapacağız? Namaza durduğumuzda kalp huzuru. Kalp huzuru nasıl meydana gelecek? Rızkımız helal olacak, Taharetimiz düzgün olacak. Üçüncüsü, kimin huzurunda olduğumuzu bileceğiz.
Ve şuhudü'l akıl, andel veha. Rabbimizin huzurundayız namazda, sırf namaz değil her zaman onun huzurundayız. O zaman aklımız başımızda olacak. Benim bir kere halimi gözetleyen Rabbi Zülcelal'imizdir. Beni benden daha iyi bilen Rabbimizdır. Şunu bileceğiz, Rabbimiz bize bizden daha yakın olması ne demektir? Çünkü gözümüzün hareket etmesi, böyle bir açıp kapama Allah'ımızın Kün, peykum, O demesi ile olur. Damarımızdaki karnın vücudumuzu devretmesi Allah'ımızın Kün emriyle. Çünkü Kitabı Kerim'de bir ağaç dahi yaprağını kendi başına düşünürüz. Bir ağaç dahi yaprağını emri ilahi ile düşünür, düşünür. Her şeyi. O zaman bizim görmemiz, duymamız, elimizin hareketi hep Cenabı hakk'ın emriyle zuhur etmesi sebebiyle o bize bizden daha yakın. Ve huşuul kalb bila irtiyebin. Böyle kalbimizin Rabbi Zülcelal'imize karşı saygı içerisinde olması. İşte bunu temin edeceğiz.
Bunu temin etmek eğer bir mekana ulaşacaksak yolun uygun olması lazım. Dağdan giremez adam. Baldan da giremez, caddeden girecek ve yol emniyeti olacak. Bir kere Rabbimize giderken nefis dağı, şeytanın hileleri hep bunları aralamadıkça güçlük ortaya çıkar. Ve hudu'l erkan, azalarımız da çok mütevazi bir şekilde Cenabıhakk'a, kalp huzuru meydana gelirse ne olur? Çünkü kişi namaza durduğu zaman Allah ile celle celaluhu kul arasında perdeler kalkıyor. Ama biz bunu nasıl hissedeceğiz? Kalbimizde huzur varsa hissederiz. Busulmaz. Ve inde şuhudü'l akıl. Aklımızın başımızda olması kimin huzurundayız diye böyle bir düşünmek, bizi kim yarattı, biz onun emrine uygun hareket etmemiz gerekir diye bu düşünceler hasıl olacak olursa ref'ul etab, Allah'ımızın bizi azardama diyemeyiz de bizi cezalandırmasından kurtulmuş oluruz.
Ve'in de huşuul kalp kalpte bir huzur meydana gelirse fetu'l-ebvab kapılar açılır. Bu kapı evin kapısı değil. Bu arşın kapısı. Bu melekut aleminin kapısı. O Allah'ımızla ünsiyet dostluk kapısı. Onunla yakınlık kapısı vesaire. Ve aynada hudud erkan. Eğer azalarımızda böyle derileri yumuşar buyruluyor, Zikrullah ile onların. Azalarımızda da büyük bir sükun hali meydana gelirse bu ecir ve mükafattır. Kim namaza huzursuz olarak girerse böyle gönülde huzur yok. Bu diyor fe ve musallinle, Bu bir yanılmaktır. Eğer aklımız başımızda olarak namaza girmezsek bu da boştur. Kalbimizde huzur yoksa bu namazda hatalı olur. Azalarımızda huzur meydana gelmezse bu da boş olur. Eğer bunları yerine getirebilirsek o zaman namazımızı kılmış oluruz. Bir kulda beş haslet bulunmadıkça imanını ikmal etmiş olmaz. En önemli hususlerden birisi bu.
En önemli imanın kemali, imanımızın tadını almak, imanımızın kalpte tasdiki. En önemli olan bu. Sufyan-ı Sevri Hazretleri çok genç olmasına rağmen yaşlı bir görünümü varmış. Bir de bükülmüş vaziyette demişler ki, sizin arkadaşlarınız böyle dimdik ayakta ve genç bir görünümleri var. Sizdeki bu hal nedir deyince, bakın demiş, benim hocam son nefesinde Kelime-i Şahhadeti getiremedi demiş. Bunu gören bir kimsenin beli nasıl doğrulur demiş. Son nefesimiz ne olacak bilmiyoruz demiş. Bunu Esad El-Bili Hazretleri iki mahtıyor, iki ay oldu. İman korkusu içime girdi, dua edin. Kut bu, ağza mı? Hele bir sözü var. Kelime-i Tevhidi okumaya alışıyorum, diyor. Okumuyor mu? Okuyor da şartlarını haiz olarak. O şartlardan birisi İnil hukmu illa illah. Hükmü Allah'a vermek. Diyelim ki biz çalışıyor çabalıyoruz. Çalışırken hükmü Allah'a vereceğiz. Rızkımızı helal yoldan temin edeceğiz.
Diyelim biz bir meslek sahibiyiz. O mesleğimizi yerine getirirken hak ve hukuka riayet etmek. İnsanları da konuşuyoruz, görüşüyoruz. Konuşmamızda hükmü Allah'a vereceğiz, dost konuşmayacağız. Artık uygunsuz kelam şöyle dursun, boş kelam bile etmeyeceğiz. Ne olursa olsun hükmü Allah'a vermek, bu şartlarıyla yapamamaktan dolayı kelime-i tevhidi okumaya alışıyorum. İmanın ikmali, imanın kemali Allah'a tevekkül, canı gönülden. İşleri Allah'a ısmarlamak, emrine teslimiyet, kazasına rıza, imtihanına da sabırdır. Buğzunu vermesini ve vermemesini halisan Cenabı Allah rızası için ederse hakikaten imanı kamil etmiş olur. Nefsin için sevdiğini, nefsin için sevdiğin hayrı cemi insanlar için de sev ki o halde müslim-i kamil olasın. İman nedir? El-iman-ı marifetün bil-kalb ve gavlun bil-lisen ve amelim bilerken. İman-ı kamil kalp ile marifet, lisan ile ikrar, aza-i cevvari ile de amel eylemektir.
Buyurulmuş kim, esulu taryetine sebatü, esulu tarikine sebatü. Bizim yolumuz şu yedi esasa dayanır. Bu bizim değişmez bir kural, esastır. Buna uymak mecburiyetindeyiz. Bir, ettemessüpü bilikte, Kuran-ı Azimüşşan'a uygun bir hareket. Vel iktidau bi's-sünnet-i Muhammediyeye uymak. Üç. Ve etlül-helal, helal yemek. Ve kefful ede, insanlara da eza etmemek. Ve tecennübülmaasi, isyandan kaçmak. Ve tevbe Allah'ımıza yönelmek ve edevü'l-hukuk, hakları da yerine getirmektir. Min sıfatü'l-müridin, bir müridin sıfatı ne olmalı? Yani bir mürid dendiği zaman nasıl olacak? Nafile ibadet ve taatlere düşkün olacak. Farzın dışındaki taatler, işrak namazıdır, kuşluktur, evabindir. Bunun yanında sadece bu değil oruçta da var. Pazartesi, perşembe, Arabi aylardan on üç, on dört, on beş vesaire. Velhulusi fi nasihati'l-Ümme, ümmet-i Muhammed'e nasihatinde samimi olacak.
Vel'ünsü bilhalbe, yalnız mekanlarda kalmayı arzu edecek, iç alemine dönmek için. Ve sabru ala, alel ahkam. Allah'ımızın hükümlerinde O'na razı olacak. Ve'l-i Sarudi emrihi emri ilahiyi her zaman önceliği emri ilahiye verecek. Belhaya mümin nazarih, bakışında hayalı olacak. Ve bellül meccud fi mahbubihi. Elinde olana ve sevdiği nimetler de Allah'ın yolunda sarf edecek. Semyatü'l-kedtanî, yekud. Kettanî Hazretleri, haddesallahu sırra buyurmuş ki: Eğer bir kimse bu yolun ehli olmak istiyorsa şu üç hususa riayet edecek. Bir. Nevmühu galebe, uyku saatim geldi deyip de yatmayacak. Oturacak seccadenin üzerinde, tesbihatı ile meşgul, tefekkürüyle meşgul, uykusu geldiği zaman yanına devrilecek. Büyüklerimizin huyu bu. Fakat biz bunu yapamazsak yatağımızda okuyarak, ibadetle, taatle uykumuz geldiğinde yatağa gireriz.
Ve eklihu faka acıkmadıkça da yemeyecek ve keelamu barura, zaruret olmadıkça da konuşmayacak. Biz sohbetlerde şunu duyardım. Bir mürid yirmi sene amel defterine günah düşürmeyen diye. Onun aslını Cenab-ı Hakk'ın fethi buldum. Mürid, mürid olamaz. Ne demek mürid? İradesini Allah'a teslim etmiş. Nefsani hiçbir hal yok bunda. Bu beşeriyet diye bir şey yok. Hep rahmaniyet var. Hep Allah'ımızın emirleri var. O bitmiş. Onu geçmiş ol. Nefis yönü diye hiçbir şey yok. O kalmamış. Zaten nur doğmuşum gönlüne. Hatta'l-Yuktebali, sahibü'ş-şimel işlinesine. Solundaki mele yirmi sene günah düşürmeyen kimsedir. La yüpte aleyhi, sahibiu şimal eşnesine. Şaki belhi, gaddi sallallahülah, beş şeyi beş ibadette buldun. Bir. Rızkın bereketini kuşluk namazında buldum. Çünkü o saat rızkın da hem manevi hem de maddi rızıkların dağıldığı vakit. Bir kısım insanlar o güneşin doğduğu anda pencereleri de açarlar.
İki- Kabrin ışığını teheccüd namazında buldum. Şurada bir lamba söndü, daraldı. Hemen teketili un açın. Ne zaman gelecek geldi mi, geliyorum. Bu kabirdeki karanlık hiç buna benzemez. Allah korusun Ama orayı aydınlatacağız teheccüd namazı. Ramazan-ı Şerif'te vazifemizi daha bir yoğun şekilde yaparız. Münker ve nekre kolay cevap vermeyi Kuran-ı Kerim okumada buldum. Sıratı kolay geçmeye oruç ve sadakada buldum. Arşın gölgesinde gölgelenmeyi Allah'ı zikirde buldum. Artık üç şey, kalbin kötülüğün alameti bulunuyor. Dört şey şekavet alameti. Dünyanın kıvamı ayakta durması, dört şeyine. Asiretimizi, iç gözlerimizi kör eden de şunlardır. Azalarımızın günahlara uzanması. İki, ibadetlerde gevşeklik ve gösteriş. Üç. Mahlukata karşı tamahkarlık.