Tasavvuf ve Ruh Arınması: Haşyet ve Rabıta kaydında Anlatmaya gayret edelim. Terim olarak Elmalılı Hamdi Yazır hocamız çok güzel ifade buyurur. Bunun yanında diğer tefsirler de var. Onlar da üzerinde dururlar. Kelime anlamı olarak takvaya şu manayı vermişler. Haşyetün. Yalnız haşyet havftan farklı. Havf korkmak. Yalnız bu korkmak diyelim önümüze bir aslan çıktı. Ondan ürküp kaçma anlamına…
Tasavvuf ve Ruh Arınması: Haşyet ve Rabıta ne anlatıyor?
Tasavvuf ve Ruh Arınması: Haşyet ve Rabıta kaydında Anlatmaya gayret edelim. Terim olarak Elmalılı Hamdi Yazır hocamız çok güzel ifade buyurur. Bunun yanında diğer tefsirler de var. Onlar da üzerinde dururlar. Kelime anlamı olarak takvaya şu manayı vermişler. Haşyetün. Yalnız haşyet havftan farklı. Havf korkmak. Yalnız bu korkmak diyelim önümüze bir aslan çıktı. Ondan ürküp kaçma anlamına…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Anlatmaya gayret edelim. Terim olarak Elmalılı Hamdi Yazır hocamız çok güzel ifade buyurur. Bunun yanında diğer tefsirler de var. Onlar da üzerinde dururlar. Kelime anlamı olarak takvaya şu manayı vermişler. Haşyetün. Yalnız haşyet havftan farklı. Havf korkmak. Yalnız bu korkmak diyelim önümüze bir aslan çıktı. Ondan ürküp kaçma anlamına değil. Buradaki korku bizim korktuklarımızdan biz ne yaparız? Kaçarız. Ama Allah'tan korkmak ona koşmak demek. Haşyet ise bu iyice farklı. Bu haşyet Allah'ımızın azamet-i ilahiyesinden dolayı duyulan saygı demektir. Bu Azamet-i ilahiyeye saygı aldığımız evradta, ezkarda hepsinde var. Yalnız rabıta, bilhassa rabıta döneminde ise onu bırakmayacağız. Bu meyvelerin gelişmesinde toprak şart. Gübre şart. İlaçlanır vesaire bakımları yapılır ama güneş olmayınca hiçbir faydası olmaz. Rabıta bir müridin gelişmesi için güneş gibi önemli.
Bu güzel olursa murakabe demek bu. Biz çeşmelerden suları içiyoruz. Güzel enhamvirillah. Tabii bu içtiğimiz su bizim göze sularıdır. Kaynak sularıdır. Onlar bize borular vasıtasıyla ne yapıyor? Geliyor, biz ondan faydalanıyoruz. Rabıta aynen budur. Rabıtanın bundan hiçbir farkı yok. Murakabe demek. Murakabe direkt o göze suyunu almak gibi arş-ı Azamına kalp açılıyor. Zaten yedi kat semaya yok bilecek. Arş-ı Azamına açacağım. Oradan dökülecek. Bu hale gelen mürid şunu söyler. Der ki rabıta yapmadan çok sıkılıyoruz der. Yapamıyoruz der ve kalbimizde bu dünyanın böyle hardal tanesi kadar, bir buğday tanesi kadar gönlümüzde yer işgal etmiyor dediler mi artık bununla ilgili olan mürşid-i kamil der ki rabıtayı arılın kaldır. Sen kalbini arşı ağzını aç. Bunun da aşamaları var. Asıl bu haşyetin yaşanması bu noktalarda. Fakat ciddi tutmak gerekiyor.
Bu ciddiyeti de biz Essadi Elbili Hazretlerinin Sami Efendi hazretlerine yazmış olduğu Mektubat'ta görüyoruz. Ona vesika mesabesinde olan bir icazetnamesi var. Onu göstermeye gayret edeyim. Yüz otuz dördüncü mektup Esadi Erbili Hazretleri'nin orada buyuruyor ki Esadi Erbili Hazretleri ben Sami Efendi'nin şevk ve şataratını gördüm diyor. Çok büyük bir gayretini gördüm. Şeriatla dışını müzeyyen etmiş. Tarikatla de iç alemini diyor tezyin etmiştir. Ben onun letaiflerini gördüm. Ben onun nef-ü ispat ve murakabatına şahidim diyor. Sonunda da bir Ayet celleyi okuyor. Ben buyuruyor Cenabı Hak biz emaneti hiç pes. Cenabı Hak ehline veririz. Ben diyor ehline veriyorum. Bir bir yolculuk esnasında Hacı Hasan Efendi, Haddesallahu Sırri hazretlerinin sohbetini dinledik. Daha sohbet bir bana alınmasına rağmen çok canlıydı. Sanki bizzat o anda konuşuyor gibi.
Burada Sami Efendi Hazretlerinin kutbiyetinden bahsediyor. Taşradan gelen mektupları Sami Efendi Hazretleri okuyor. Mektubun birinde bir noktaya gelince onu bir hıçkırık, bir ağıt tutuyor. O esnada Esad Elbili Hazretleri oku evladım buyuruyor, oku. Zorla okumaya da çalışsa mektup şu. Cide müftüsü Hüseyin Efendi Hazretleri'nden geliyor. O da tafsil azammış. Diyor ki efendim ben bugün murakebemde şöyle bir hale şahit oldum. Huzur-u Muhammediye sallallahu teala sellem Sami Efendi getirildi. O anda Esad El birliği hazretleri de vardı. Ben de vardım. Efendimiz sordu sallallahu teala annesinin. Hüseyin sallallahuullahi Sami Efendi'nin hutbiyetine şehadeti der misiniz? Gövdemi basarım ya Resulallah der. Esad Elbili hazretlerine sorunca, o da ben şehadet ederim efendim. Gerçekten ehlidir. Şimdi bu noktalara gelmeleri büyük bir gayret var, çaba var. Bedel ödemiş. Bedel ödenmeden hiçbir şey olmaz.
Allah Risalesinde bir cümle var. Diyor ki, belini kıracak kadar eza ve cefa görünmedikçe velayete eremez diyor. Ya canından, ya oğlundan, kızından, malı, mülkü neyse artık. Bunlardan göreceği ezaya sabretmek suretiyle Cenabı hak nimetlerini bahşediyor. Buradaki haşyeti elde etmek doğrudan gelirken Elazığ kara koçan diye bir mahalli var. Orada bir kardeşimizi ziyaret için gittik. Onun da dedesi bir tarikatı aliyyenin halifesi. İsmail Efendi Rahmetullahi. Bu haşyet konusu ele alınınca ilim ehli de bir insan. Dedi ki haşyetin bir de kamilesi var dedi. Haşet, saygı duyuyoruz Cenabı hakk'ın azamet-i ilahiyesine karşı. Bir de bunun üst derecesi vardır dedi. Bunlar kelimeye, harfe söze sığmıyor. Ancak yaşanır oluyor. Mevlana'mıza diyorlar efendim aşk nedir? Benim gibi olursanız anlarsınız diyor. Ve havfun ilahi korkudur minellahu Teala, Allah'u Zülcelal'den.
Emrolunanlara sımsıkı tutunmak ve yasakladıklarından da kaçmakla. Allahu Zülcelal'den korkmak. Emri ilahiyeye de uymaktır. Takva. Bir başkasından kendini üstün görmemektir. İşte bir güzel bir sohbet ediyordum. Bu nereden geldi? Bu kimdir? Bu ne demmemelidir. Reisül Ahlak. İmamı Ali radiyallahu anh buyuruyor. Yalnız burada İmamı Gazali'nin Rahmetullahi bir sözü var. Buyuruyor ki, böyle bir genç gördünüz. Genci gördüğünüz zaman deyin ki, bu benden daha az günah işlemiştir. Bir yaşlı görürseniz, bu da benden daha çok ibadet ve saatte bulunmuştur deyin diyor. İmam-ı Ali radiyallahu anh, Rei'sül ahlak buyuruyor takvaya. Ahlakın başıdır. Ahlakın sanki bir komutanı gibi. Ömer ibn-i Abdülaziz Rahmetullah Ali'yi de şöyle bir izah getirmiş. Yani şunu bileceğiz. Bunlar makamlarına göre konuşurlar. Ne kadar Cenabıhakk'a yakınlık kesbetmişse o nispette güzel sözler çıkar.
Böyle denizde bazen kıymetli eşyalar aranır. Denizdeki inciler yüzünde bulunmaz. Derinliklerine dalındığı zaman o inciler çıkar. Bunlar ibadetin ve taatin, güzel ahlakın derinliklerine dalmış. Ondan dolayı mübarek ağızlarından çıkan sözler kıymet olarak ölçülecek gibi değil. Eğer maden aranırsa maden toprağın yüzünde değil. Çok derinliklere inilir. Çok derinliklere inilir. Ancak o zaman çıkar. Bunlar kalp insanın vücudunda, derinin dışında değildir. İştedir. Ruh artık maddi olarak görünecek gibi değildir. Gizlidir. Sır zaten isminden belli sırdır. Hafi, gizli manasına. Akfa, daha bir gizli. Bunların hepsi nedir? Derinlerdedir. Güzel ahlakın tarifi nedir? İnsanda mevcut olan kuvvenin ortaya çıkmasıdır. Biz ne yaparız? Bir madeni çıkarmak için ona ait ne varsa onu kullanırız. Artık hazma ve küreğin herhalde yeri yoktur. Ona ait.
Bizim de bu yaratılışımızda mevcut olan ilahi madenleri meşay-ı kiram vermiş olduğu evrad ve ezkar ile tarif ettikleri bize esaslarla gösterirler. Hiçbir zaman şey hidayet edemez. Hiçbir kimse. Allah'ımız izin vermedikçe yalnız hidayete vesile olurlar. Şunun gibi. Karanlık bir gecede giriyoruz. Orada elimizden tutup geçirmezler. Yalnız ışık çakarlar. Dediler ki bak sol tarafında çok büyük bir derinlik var. Seni yok edebilir. Sağ tarafta da önünde de hendekler ve çeşitli manialar var. Dikkat ettir. Kuran-ı Kerim'de böyle değil mi? Altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiye ile bizim hayatımızda sanki trafikteki levhalar gibi bir benzetme olarak diyoruz. Lä taş bir vela temsil. Ne yapıyor? Bize yol gösteriyor. Ne diyor? Önünüzde iki tane tehlike var dikkat edin. Biri şehvet, birisi de zina arıyor. Aman ha diyor, solunuzda öyle tehlikeler var ki sizin haksız yere adam öldürmek.
Rızık korkusuyla çocukların hayatına son vermek. Hüküm mevkiinde ise yanlış hüküm vermek. Bunun yanında günahın hem açığından hem gezisinden sakının diyor. Hep bize bunlar işaret taşları. Rabbimize vasıl olabilmek için engelleri bütün kaldırıyor Cenabı Hak. Bunu da Mecelle'de kaide olarak mani ile muktezi bir araya geldiği zaman evvela mani'a kaldırılır. Sonra yola devam eder. Evrad ve Ezkarımızda tabii dikkat edersiniz, nedir? Kul Allah ile kendi arasında hukuka riayet eder. Şimdi yolun engelleri kaldırılıyor. Bize böyle tavsiye ediyorlar. Allah ile kendi aranızda olan hakka aman dikkat edin. Eğer buna dikkat ederseniz içini ıslah edenin Cenabı Hak dışında ıslah eder. Allah ile muamelesi güzel olanın insanlarla da muamelesi güzel olur. Sonra ne diyorlar? Tövbe diyorlar. Tövbe deyince bu istiğfar değil. O özür dileme. Tövbe nedamettir. Pişmanlık duymak. Neden böyle yaptım diye.
Bakıyoruz biz Ashab-ı Güzin efendilerimizde de bir tövbe hali var. O haşyettir. Onlar Rabbi Zülcelalimize duymuş oldukları büyük saygıdan dolayı keşke anam beni doğurmasaydı diyor Hazreti Ömer radiyallahu anh. Bu haşyet I ilahiden söylüyor. Büyüklerimiz neden söylüyor? Belki hata işlememiş olur. Bu hata işlememe bir özellikle değil. Mühim olan o hatamızı bilip Rabbi Zülcelalimize dönmektir. Diyelim hatası yok. Onlar da ibadet ve taatteki gafletlerinden dolayı. Neden biz Rabbımızı görür gibi saatte bulunamadık? Çünkü ayeti celilelerde yolun çok çetin olduğu görülüyor. Esselamle. Cenabı Hak onların kalplerini takva ile imtihan etti. Biz Allah'ımızdan korktuğumuzu söylüyoruz Celle Celalühü. Ama kalbimizde bu korku ne kadar yer işgal ediyor? Mühim olan bu. Bunun üzerine eğileceğiz biz. Kalbimizde bu korku ne kadar? Çünkü Cenabı Hak kalbi takva ile imtihan ediyor.
Efendimiz takvayı mübarek sadırlarına işaret ederek, takva gönüldedir. Bir mescide giriyorlar. Mescitte bir kimsenin böyle taşıyla, gözüyle, sakalıyla, saçıyla böyle vücuduyla meşgul olduğunu görünce buyuruyor ki bunun kalbinde haşyet olsaydı, azasında da olurdu. Bura bizi düşündürecek. Aldığımız evrad ve ezkarda derin derin düşüneceğiz. Diyeceğiz ki benim korkumda bu yer işgal ediyor mu? Düşüncelerim hangi noktada? Acaba Rabbamızın kudret-i ilahiyyesi mi düşünüyorum yoksa başka sevmediği düşüncelerimi diye. Bunda birden Cenabı hak muttakilerden kabul ediyor. Şimdi esası bu. Maide suresinde geçiyor. Hemen ancak. Allah muttakilerden, kendisinden hakkıyla korkanlardan. Bunun üç aşaması, beğen buyuruyor. Birincisi Gücünüz yettikçe Allah'tan korkun. Bunu böyle battığı zaman insanın canını acıtacak dikenlerle veriyorlar misali. Şimdi biz bunu mayınlarla verebiliriz.
Acaba mayın döşen mi sınıra bastığımda acaba nereye bassam? Nasıl içsem? Bu mayınlara basmadan nasıl yürüsem diye çok dikkatli Allah'ın yolunda yürümek. Bunu ifade buyurmuşlar. İkincisi, birincisi fette kulluğa mestatat Birincisi ittekullah Allah'tan korkun. İkincisi fettegullaha mestata korkun. Gücünüz yettikçe. Üçüncüsü Hakk'a dua. Hakkıyla korkun. Bunu biz izah edemeyiz. Bunlar yaşanacak hususlar bizim burada alacağımız ders bunu kendimize huy edinebilmektir. Nedir takva? Ye. Terkum Mahremallah. Allah'ımızın yasaklamış olduklarını terk etmek. Ve edaüm mef terravallah. Farz kıldığını da yerine getirmektir. İmam Rabbani Hazretleri buyuruyor ki Allah'ın dostlarının en çok zevk duyduğu farz taatlerdir. Bunun yanında sünneti seniyyeyi tanımamak Allah'ımıza karşı muhalefetin ta kendisi. Allah korusun. Şeyde geçiyor.
Fetih suresinde Allah ve resulüne eğer muhalefet edilecek olursa Çok yakıcı, çok elim, çok büyük bir felakete haber veriyor Cenabı Hak. O da kim Allah ve Resulüne inanmazsa ki sünneti terk etmek, Allah korusun, bizi çok büyük felakete götürür. Efendimizin koymuş olduğu Sünnetler Eshabübillah. O kendi hevasından arzu ve isteğiyle konuşmuyor. Allah'ımızın vahyeditiği. Habka Suresi'ne baktığımız zaman orada Habibim sen eğer kendine göre bir karar verseydin biz senin can damarlarını keserdik buyuruyor. Ondan sünneti seniyye, katiyyen şer'i bir özür olmadıkça terk edilmez. Buyurarız. Burada Evliyaullah'ın diyor haz duyduğu farz olan taatlerdir. Biz burada şunu ders olarak çıkarıyoruz. Yapacağımız görevlerde bir sünnet-i seniyyeyi işlerken bu Resulullah'ın bize tavsiyesidir diyerek yapışacağız. Farz olan taatlerde de bu Cenabı hakk'ın bize emridir diye.
Çünkü sünneti seniye de Allah'ımızın bize, kim Resulullah'a itaat ederse Allah'ımıza itaat etmiş olur. Takva nedir? Takva öyle bir yol ki o yol Allah'a çıkar Bir zorluk, bir güçlük, bir sıkıntı görmeden eğer biz takva yolunu tutacak olursak evsalehu ile rabbi. O bizi Rabbimize ulaştırır. Bazen yollarda işaret olmayabilir. Deriz ki bu yol tuttururuz bir yol. Kendimize göre tutturduğumuzda gideceğimiz yere gelişemeyiz. Neden? Yanlış bir yol tutmuşuz. Ne yapacağız? Hakiki bir yol. Sıratı müstakim olacak. O bizi alır. Rabbi Zülcelal'imize sıkıntı duymadan götürür. Zaten yol belirlenmiş. Her şey haber verilmiş. Burada bize düşen dikkat etme, riayet etme, sımsıkı yapışmak. Bizim yaptığımız taatlerle ehlullah'ın yapmış olduğu taatler arasında hiçbir fark yok. Bedenen biz hep aynısını yapıyoruz. Ama onlar bunu artık gönül alemine geçirmiş. Bununla kalmamış ruha sirayet etmiş.
Daha da bir öteye geçmiş sırrına da ulaşmış. O zaman on sekiz bin alem ile bütünleşmiş. Nefsin yedi mertebesini geçmiş. Ruhun altı mertebesini geçmiş. Sırrın beş mertebesini geçmiş. Toplam on sekiz, on sekiz bin alem halbinde sanki havanda bir maddenin dövülüp de halbe konulduğu gibi. Halbe konulmuş. O hususta bir not aldım. Onu size dilimle söyleyeyim. Allah'ımızın hazinesi insanın kalbindedir buyuruyor. Allah'ımızın isimlerinin, sıfatlarının, efalinin, zati tecellileri insanın kalbinedir. İnsana vermediği nimet hiçbir varlıkta yoktur. Hep insana vermiş. Melekler. Melekler asli suretiyle göründüğü zaman insanlar ruhunu teslim edebiliyor. O kadar güzel. Asli şekli. Adem aleyhisselamın da asli şekliyle. Fakat bedene bürünmüş. Bakıyoruz Kuran azimüşşan asli haliyle gelmiyor. Asıl gelişi harfe bürünüyor. Kelimeye bürünüyor. Sese bürünüyor. Öğüne geliyor. Yoksa tahammül edilemez.
Eğer Hazreti Ömer radiyallahu anh Kuran-ı Kerim'i dinlediğinde bayılmışsa o asliyetine irdiği için. Yoksa bizim gibi dinleme değil o. 0 aynen Muhammed İkbal'e babasının dediği gibi diyor ki oğlum Kuran ol. Okuyorum deyince tekrar söylüyorum. Kuran oku. Kuran okuyorum. Babasına bunun sebebini sorunca Kuran sana nazil oluyormuşçasına oku diyor. İşin bunlar derinine dalmış. Hakikati bulmuş. Var mı bu Kuran-ı Kerim'de bu derinlik boyutunu biz görebiliyor muyuz? Var. Bir. Ya eyvühal insan diye hitap ediyor Cenabı Hak. Ey insan diyor. Şu beşer kelimesi deriyle alakalıdır. Şekil olarak, biçim olarak bir Müslümanla bir Gayrimüslim aynıdır. Ama farkı esanı. Ey iman şerefi ile şerefiyab olan müminler deyince değişiyor. O iman ne yapıyor? Ebedi cennete girmeye vesile oluyor. Daha sonra, ya iveellezine amenü tekullah buyuruyor Cenabı Allah. Allah. Ey Allah'tan korkanlar buyur diyor.
Daha bir ötesi var mı? Var. Ebrar sınıfı var. Buyuruyor Cenabı Allah. Bütün nimetlerin içinde Heslamulat. Feravun, feravun ve reyhanun ve cennetün naime erişmiş. Daha eriştiklerini bir maddeden sonra da diyebiliriz Allah'ın izniyle. Ne yapıyorlar? Allah'ımız Ey kullarım buyuruyor. Bu daha bir güzel. Demek ki bunun derinlikleri kitabı Kerim'de mevcut zaten. Onun da izahidir. Başka da mümkün değildir. Hadis-i Şeriflerde elbette mevcuttur. Allah'ımız Burada beş tane esas var. Başta muttakiler. Emvab Ondan sonra münib olanlar. Allah'ımızın emrini koruyan hafi. Yıl. Daha bunları geçtikten sonra bunlar için ne vardır? Mezid, cennet vardır. Bu mezidi izah ederken mezidin Cemalullah olduğu ifade buyruluyor. Bunun da ötesini şu şekilde anlatıyorlar. Öte değil. Esasına. Büyüklerimiz sohbetlerinde şunu zikrediyorlar. Eğer dikkat kesilirsek, anlamaya çalışırsak bunlara vurgu yaptıklarını görüyoruz.
Diyorlar ki Cenabı Hakk'ı fasılasız görmek. Bu ihsan erbabı bunun beş tane özelliği var. Başta izindir. Ondan sonra hüsna var. Hüsna nedir? Cennettir. Buna şu manayı bilmişler. Hüsna diyorlar ki Cemalullah'tır diyorlar. Ve ziyadesi onu artık hiçbir mani engel olmadan her zaman görebilmek. Bu nerede oluyor? Bu bu dünyada oluyor. Biz bunu burada yaşayacağız. Bu ötede değil. Her şeyi bir bedel karşılığı olduğuna göre, bir bedel karşılığı olduğuna göre o bedeli biz burada ödeyeceğiz. Günahlardan sakınacağız. Bakalım burada İmamı Gazali Rahmetullahi İlberi bize bundan nasıl sakınacağımızı izah buyuruyor. Sizin en büyük engeliniz dünya muhabbetidir. Eliniz meşgul olsun. Bunu Sanım Efendi Hazretleri, Kaddesallahu Sırra beyniniz işleri ayarlasın ama kalbinize koymayın. Bu maniah işte. Bu göstermiyor. Ayna kirli olduğu zaman göstermiyor. Kim soracak?
Hatta temizlikte Cenabı hak mübalağa ile ifade buyuruyor. Temizlikte çok dikkatli. Hem zahir hem de adım. Gurur dediği aldatan demek. Zaten şeytanın yaptığı da. Şeytanın bir ismine garur'dur, aldatır. Bir şey yaptırmaz. Kendi namusu varken bir başkasının namusunu güzel gösterir o. Kendi malı mülkü varken bir başkasına tamahiktir. Nefis de onu icra eder. Şu aldatıcı dünyadan kalbi kurtarmaktır kurtuluş. Yoksa çalışman demiyorlar. Bir Hace Ubeydullah Hazretleri'nin Bir tarlasında üç bin kişi çalışıyor. Dulu tarlaları var. Çalışan işçileri var. Fakat yediği kuru bir ekmek. Yatağı seccadesinin üzeri. Uykusu şöyle sağa ve sola şöyle bir yıkılıyor. Az bir içi geçiyor o kadar. Biz diyor bu işi dünyada halledeceğiz.
Bu dünyada aldığımız evratla ve reçetelerini tutmak suretiyle haramlardan kurtulup, emri ilahiye sarılarak, Rabbimize dostluğu temin ederek, muhabbeti hasıl etmek suretiyle Allah'ımızın oradaki nimetine erişebilirsiniz diyor. İşi burada halledeceğiz. Üniversite imtihanlarına giren bir delikanlı. İmtihana girdikten sonra kitapçıkları temin edip çalışayım diyebiliyor mu? Hadi ye. Zaten kontrol ederek içeri alınıyor. Ne zaman yapacak konu? O imtihan başlamadan o saate kadar düzenli bir şekilde çalışır. Allah'ımız bize düzenli bir şekilde çalışacağımızı ibadet ve taatleri vakitlere ayırıyor. Ramazan-ı Şerifi bu ayda tutamayız biz. Ramazan indirtarız. Namazı biz yatsıyı şimdi kılamayız. Şimdi öğle namazını kılarız. İkindi vaktinde ikindi namazını kılarız. Her şey ölçülerde verilmiş. Tesbihatımızda verilmiş. Tahmid, ona olan hamdimiz, onu yüceltmemiz. Sabah bahçe. Her daim zikir olur mu? Olur.
Saatlerde belli bir vakit kurban mesela kesiyoruz. Kurban ayında kesiyoruz. Onun dışında değil. Ama zikrullah için bir kayıt yok. Fakat onun nesi var? Efdal olan vakti var. Böyle düzenli çalıştığımız zaman öldüğümüzde de Melekler cennetin kapısında yapmış olduğunuz güzel amellere mukabil girin diye söylüyor. Ama o girin demek geç, gir şeklinde değil. Onu tarif edemeyiz biz. Her şey bir bedel karşılığında. Vela tahsilul muhabbe illa bil marife. Biz Allah'a amca muhabbet edeceğiz diyoruz. Nasıl edeceksin? Diyorlar ki, Hacı Hasin Efendi diye bir kimse var. Onu ziyarete gidelim. Bir onu anlatarak huzuruna varma var. Bir de gelişi güzel. O ne diyecek? Böyle anlatılmamış, söylenmemiş, işte bu memlekette vaaz nasihat eden dış vilayetlerde de ilçelerde de konuşan bir kimse deyip gelecek. Ama siz bunu ele aldığınızda daha on üç yaşında basireti açılmış.
Yirmi yaşına belki varmadan Sami Efendi hazretleri ona bizzat hilafet vermiş. Dokuz yüz altmış beşte Kadiri icazetini vermiş. Daha otuz beş yaşındayken kırkların içine girmiş. Bizzat şahidim söylediğini. Belki herkese söylemezdi. Odun yedinci sıraya geliyorum diye. Daha sonra altmış dörtte bizzat makamına erişti. Bu. Böyle anlatıldığı zaman nasıl varacak hacasını bendenin yanına? Saygıyla varacak. Bir istifade niyetiyle varacak. Yerimizi kötülemek olmasın da bundan vazgeçeyim. Söylemek. Onu en çok tanıyanlar ki bu da bizim kalbimizde kalsın. Onu en çok tanıyanlar elbette ki onun alanına giren kimselerdir. Bu muhabbetin temini nasıl olacak? Cenabı Hakk'ı tanıyacağız. Zatı hakkında katiyen mümkün değil. Bir Yusuf aleyhisselamın güzelliğinde ellerine meyveyi alan kadınlar o bıçaklarla ellerini kestiler güzelliğinden dolayı. Rasulullah'ın güzelliği tarif edilmez.
Bunun yanında melekler, daha birçok nimetler, Halıkı Zülcelal'in tarifi mümkün değildir. Zaten yapamazsınız. Zatı hakkında şöyledir böyledir denmez. Sırf şunu diyebiliriz. Murakabe-i Ahadiyette ise kişi, düşüneceğimiz nedir? O hiçbir şeye benzemez. Bakarız bir yere geliriz. Çok güzel bir bina. O kadar güzel. Ne kadar kuş yapılmış deriz. Ama o bina ile onun banisi aynı değildir. O onun eseridir. Onun banisi bir ayrıdır. Ayrıdır. Onu yapan bir ayrıdır. Biz neye bakarız? Allah'ımızın artık zatının yüceliği hususunda esmasına bakarız. Evimizdeki ailenin geçiminde bile zorluk çekiyoruz. Mesairlerinde. Ama Cenabı Hak sayılamayacak kadar bütün kainata nasıl bir rızık veriyor? Onları nasıl geçindiriyor? Şu kış gününde insanlar evlerine sığınıyor ve ısınmak için ne gerekiyorsa onu kullanıyorlar. Ama dışarıda kalan hayvanlara öyle bir örtü takdir buyurmuş ki onun altında düşün.
Yerine göre uyutuyor. Yerine göre toprağın altında. Tarifi yok. Eğer bunu bilebilirsek, bunu tarif etmiş değiliz. Edemeyiz zaten. O zaman muhabbet hasıl olur. Vela tahsilul marifet, marifetullahı elde edemezsiniz. İlla bir devamül fikr. Ancak Allah'ımızı Esad-i Bilye Hazretlerinin beyanı üzere ayakta letaifler, zikirde, otururken de, yatarken de, daha da sonra tefekkür. Bunun hesabını Resul-i Ekrem efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem bir senelik nafile ibadete bedel bulunur. Bir rivayette altmış yıllık nafile ibadete bedel. Bir rivayette yetmiş yıllık nafile ibadete bedel. Öyle bir tefekküre dalıyor ki, bu tefekküre dalan Hacı Hasan Efendi ne diyor? Suyu suya verin. Havayı havaya verin. Ateşi ateşe verin. Toprağı toprağa verin. Bu sizin bünyenizin yapı taşlarıdır. Kendinizi de Allah'a verin. İşte tefekkür bu. Bu. Bu tefekkürle diyor ilerlersiniz.
Ve la yahsilül üns, o dostluğa illel muhabbet muhabbetle erişirsiniz ve devam-ı zikir. Zikrullah'a devamla. Siz ünsiyet diyoruz Allah'ımıza tutsun. Marifetullah diyoruz onu tanıma. Muhabbet diyoruz. Bu nasıl olacak? Bir kere dünya muhabbetini gönülden tamamen sökmedikçe olmaz diyor. Yıkanacak. Tamamen gönül yıkanacak. Bir eseri kalmayacak. İbrahim bin Ethem'i üstadı, katdesallahu sırıra imtihan eder. Der ki Ayağınıza şöyle demir gibi bir ayakkabı giy. Gökçesine basın. Bana ne diyecek haber getir. Basıyorlar. Et sıyrılıyor, kemik görünüyor. Sır, o Belih'te kaldı diyor. Ben belih padişahlığım olsaydı bir karşılık verirdim. Şimdi bir kadının müntesibiyim. Rabbumuzu bulmanın, ona ermenin gayreti içerisindeyim deyince üstadın bu sözü duyduğunda demek o belih'taki padişahlığının kokusu var. İpi baltaya alın, kovun diyor.
Sami Efendi hazretleri Hacasın efendiye, Kadde Sallallahü's-ı sırra havatır var mı diye soruyor. Gönlünde düşünce o da ben havatır nedir bilmem efendim diyor. İşte böyle temizliğinden dolayı kutbiyet makamına oturmuştur. Dünyanın lezzetini şehevi arzusunda terk etmedikçe bunlar hasıl olmaz diyor. Yani kalpten geçmeyecek bile. Bedenen yapmayacağız. Kalbimizde de muhabbet olmayacak. Tamamen arınacak. Dururluk temizleneceğiz. Velhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha.
Kaynak: Genel
Tasavvuf ve Ruh Arınması: Haşyet ve Rabıta | Mihmandar