Tasavvuf Ve Kanaat: Rabbimize Yakınlığın Sırrı | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Tasavvuf Ve Kanaat: Rabbimize Yakınlığın Sırrı
Tasavvuf Ve Kanaat: Rabbimize Yakınlığın Sırrı kaydında Tamah üzerinde duruluyordu. Tama Arapça yazılış şekli, tı mim ayn. Bunu hikem-i atayiye'de ifade ediyor. Buyuruyor ki tığı onun karnı boş Arapça olarak yazdığımız zaman mim, onun da içi boş. Ayn ağzını açmış vaziyette ki doymaz. Fakat kanaat kelimesine geldiğimiz zaman kanaat kelimesinde gafın üzerinde iki tane nokta var. O içini…
Tamah üzerinde duruluyordu. Tama Arapça yazılış şekli, tı mim ayn. Bunu hikem-i atayiye'de ifade ediyor. Buyuruyor ki tığı onun karnı boş Arapça olarak yazdığımız zaman mim, onun da içi boş. Ayn ağzını açmış vaziyette ki doymaz. Fakat kanaat kelimesine geldiğimiz zaman kanaat kelimesinde gafın üzerinde iki tane nokta var. O içini doldurur. Nun zaten noktalıdır t devine. Bundan dolayı harflerinden bile anlaşılıyor ki diyor kanaat az bir nimetle yetinen demektir. Evet burada bazı çok güzel ifadeler var. Eğer bulabilirsek kanaat Rabbisiz Celalimizin adeta emrini, emri Muhammediyesini efendimizin başta Cenabı Hakkın emrini ve Aleyhissalatü Vesselam efendimizin emri Muhammediyelerini önde tutmaktır. Hazreti İbrahim Aleyhisselam ona şu söyleniyor. Deniyor ki ya İbrahim seni Cenabı Hak Haliullah diye ifade buyuruyor. İbrahim Halinullah, Allah'ın dostudur.
Sen bu dostluğu diyorlar nasıl elde ettin? Ona vermiş olduğu bir cevap var. Ama çok güzel. Halil oldum ama ben şunlara dikkat etmek suretiyle diye güzel bir ifadesi var. Biliyorsunuz Aleyhisselatu Vesselam efendimiz ya Rabbi, Musa Aleyhisselam'a Kerimim buyurdu. İbrahim Aleyhisselam'a Halil diye ifade buyurdu. Bana ne verdin deyince seni de Habib dost edindim. Sevgili kıldım diye buyurdu. İbrahim Aleyhisselam Halil dost seni Habib kıldım. Acaba İbrahim Aleyhisselam'ın Halil oluşunun sırrı nedir? Bunu şu şekilde ifade ediyorlar. Ve İbrahim Aleyhisselam, Cenabı Hak seni ya İbrahim, neden kendisine dost havuz buyurdu deyince Gay buyurdular. Üç sebepten olsa gerek. Birisi ahtertu emrallahi ala emri veiri, bir başkalarının emrindense Allah'ın emrini tercih ettim. İşte çocuk nedir, ev nedir, akraba nedir, insanlar nedir demedim. Allah'ımız ne buyurur dedim. Ona göre hareket ettim.
Adet şu, usul şu. Şimdi demezler mi bana eski köye yeni bir adet getiriyorsun demeden Allah'ımızın bu husustaki emri Habibullah Sallallahu Teala aleyhi ve sellemin tavsiyesi nedir, onu yerine getirmek. Bir başkalarının sözündense Allah'ın celle celalü altı bin altı yüz altmış altı ayat-ı ilahiyesini seçtim. Binlerce ehadisi Muhammediye'yi seçtim. Ayet ve hadis-i şeriflerden mülhem mülhem, sadatı kiramın, ulemayı izamın sözlerine dikkat ettim. Ve mehtememtü bime tekke felal tekaffelallahüli, Allah'ımız bana ezelden ne takdir etmişse onu baş tacı edindim. Bundan dolayı da ben endişeye düşmedim. Dedim Rabbim demek ki böyle ayarlamış. Zenginliyse zenginlik, fakirlikse fakirlik, hastalıksa hastalık, sıhhatse sıhhat bunu Rabbim tespit buyurmuş ezelde takdir etmiş ki bu şekilde oluyor dedim. Üçüncü olarak, Ben gerek yememde gerek içmemde akşam ve sabah yalnız kendi başıma yemek yemedim.
Tasavvuf Ve Kanaat: Rabbimize Yakınlığın Sırrı ne anlatıyor?
Tasavvuf Ve Kanaat: Rabbimize Yakınlığın Sırrı kaydında Tamah üzerinde duruluyordu. Tama Arapça yazılış şekli, tı mim ayn. Bunu hikem-i atayiye'de ifade ediyor. Buyuruyor ki tığı onun karnı boş Arapça olarak yazdığımız zaman mim, onun da içi boş. Ayn ağzını açmış vaziyette ki doymaz. Fakat kanaat kelimesine geldiğimiz zaman kanaat kelimesinde gafın üzerinde iki tane nokta var. O içini…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 22 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Misafirlerle beraber yedin. Zaten Halil İbrahim Sofrası derler ya, nimeti bolca ikram eden demek. Bizim geçmiş büyüklerimizin mesela hanelerinden sofra kalkmıyor. Cenabı hak da yenilen yere ihsanda bulunuyor. Bizim geçmişlerimiz, Üstat-ı Ali'mizin, Rahmetullah Ali babaları olsun, daha bir ceddi alaları devamlı ikram etmişler o yokluğun içerisinde. Mesela biz de o tarihte bir bulgur pilavı, bir de turşu. Bunları küplerle kuruyorlar. Allah'ımız öyle ihsan ediyor ki içinden taşıyor. Biz hep maaşımız olsun, gelirimiz olsun ayarlıyoruz. Elektriğe göre, suya göre, evin ihtiyaçlarına göre, yavrumuzun okul masraflarına göreve diğer yiyeceğimiz içeceğimiz geçimimize göre ayarlıyoruz. Ama bunun yanında eğer helal gıda talebiyle gayret edersek niyetimiz de düzgün olursa bir de bereket yönü vardır hiç işin. Biz burayı unutmayacağız.
Mesela bir gayrimüslim'e misafir gelse o zaten evine de kabul etmezler. Bunun dışında otellerin lobby'leri vesaireleri hep maaşına göre hesap eder. İşte dört kişi gelse şaşırır Ama bir Müslümanın evine kırk kişi gelse hiç şaşırmaz. Bizim unutamayacağımız çok hadiseler olmuştur evimizde. O zaman öyle çok geniş de değil. Öyle olmasına rağmen, öyle olmasına rağmen on beş kişiyi barındırabiliyorlardı. Bunun yanında yiyecek ve içecek olarak bir defasında hiç yiyecek bulunmamış. Efendimiz Hazretleri sormuş validei muhterememize Rahmetullahi Aliya, evde ne var? Hiçbir şey yok katı olarak. Yalnız her sabah mahalle göre değişir, bazlama yaparlar. O var. Başka var mı? Yok diyor. Başka bir şey yok. Bir su koyuyorlar. Efendimiz Hazretlerinin dışarıdan misafirleri de geldiği için onlar şeker de getirmişler. O suyun içerisine atıyorlar şekerlerden bir şerbet gibi.
Efendimiz Hazretleri çok mütevazi bir şekilde sofraya oturuyor. Ekmekten alıyor. Daha sonra şerbetten derken karınları doyuyor. Artık nasıl bir haz, nasıl bir zevk duymuşlarsa bunu Sami Efendimiz Hazretlerinin yakınını anlatıyorlar. O da o da Sami Efendi Hazretlerine anlatıyor. Efendim, Hasan Efendi öyle bir ikramda bulunmuş ki zaten varanlar diyorlar ki o ekmeğin kuru ekmeğin ve şerbetin tadına doyamadı. İşte ne verdi diyor kuzular mı kestiler, ne yaptılar, ballar mı börekler mi, etler mi neler. Bunu haber veriyorlar. Sami Efendimiz Hazretlerine deyince bir kuru ekmek ve şerbeti derviş böyle olacak buyuruyor. Evimizden hiçbir zaman sofra kalkmamış. Allah'ımız da bereket ihsan etmiş. Bunu şunun için diyorum. Bu maddi hesaplara düşecek olursak yetiştirilmesi de zor olur. Ama Allah'ın bereketini lütfettiği, bak yine annemiz hatırımıza geliyor Rahmetullahi Aliya.
Üstadımız Hazretleri'nin üç buçuk yıllık bir askerlik dönemi var. Zaten maaşları yok neleri yok Cenabı hak ne lütfetmiş, ihsan etmişse bağlarından bahçelerinden. Efendimiz Hazretleri de her peygamberin bir mesleği var. Evliyaullah da öyle. Meşşai İzamın da meslekler olur. Levha yazıyorlar ve bunlarla bağımızı bahçemizi elde etmişler, sağlamışlar Rafımızın lütuf ve keremiyle. Efendimiz Hazretleri askerde bir çömlek. İşte o çömleğin öyle fazla büyük de değil. Çömlek deyince bu bir küp gibi ne olmaz. Onu kullanıyor üç buçuk yıl. Sonunda da neredeyse pazara götürecek kadar nimet artıyor. Bu berekettir. Biz bu yönünü hiç unutmayacağız. Mesela beynimizin bereketini unutmayacağız. Gözümüzün bereketi, kulağımızın bereketi, aklımızın bereketi. Hep bu manevi cihetlerini biz düşünmeyecek olursak hep kabukta kalırız ve bu ilahi nimetlere de erimemiz çok güç olur bizim.
Asıl bu cihetiyle onlar kemale ermişler. Şimdi biz kanaat diyeceğiz. Kanaat bir kere onların gönüllerinde mevcut. Güzel ahlak anlatılırken güzel ahlakın tarifinde o kanaat güzel ahlaktan bir tanesi. Nedir güzel ahlak? Başta kalpte meydana gelir, gönle yerleşir ve insan kolaylıkla yapar. Mesela misafirimiz geldi diyelim, onun elbisesini tutmak olsun, ayakkabısını çevirmek olsun ikramlar bu çok ağır gelir. Bir kısım insanımıza çok zor gelir ama kalbine yerleşmişse onu kolaylıkla yapar. Zaten ahlakın tarifinde bu var. Gönle yerleşir ve çok kolay bir şekilde de yapılır. Mesela viral derneğimiz kurbanıdır. Ondan sonra diğer yardımlarıdır. Bunları yaparken zorlanır kişi belki. Ama gönle cömertlik duygusu yerleşirse hiç gözü görmez. Bunun gibi. Bunlardaki Kemal, kanaat, güzel ahlaktan bir tanesi. Ahlak-ı Muhammedi gönülle yapılmıştır. Onlardaki fazilet ve üstünlük bu.
Yaptıkları hareketler o güzel ahlak halb olarak, Allah'ımız Kitabı Kerim'in de Habibini vasfediyor. Bunu biz kitaplarda da görüyoruz ama bir Mevlamıza tamamen yönelmiş, münip bir kulun münip bir kulun ifadesi hepsinden başka oluyor. Bunu kitaplarda yazmıyor. Yerine göre bulamıyorsunuz kitapta. Öyle bir söz söylüyorlar ki bunların sözleri aynen şuna benziyor. Emir Buhari Hazretleri'nin hocalar vasıtasıyla imtihan edildiğinde ilmine hayret ederler. O hayret içerisinde kalışlarında söylediği söz babam ifadesini kullanılmış babam bir kimsenin medresesi Arşi Azam hocası Fahr-i Alem sallallahu teala aleyhi ve sellem olursa işte böyle cevap verilir diyelim. Bu cevaplar bu ilimler hepsi onların gönüllerinden geliyor. Onlardan bir tanesi onu söylüyordu münib olan Allah'ın sevgili kullarından biri. Cenabı hak habibini Sallallahu Aleyhi ve Sellem güzel ahlak ile vasfediyor.
Güzel ahlak onlarda gönül olarak mevcut. Gönülden yapıyorlar vazifelerini ifa ederken. Bunu biz Tekasir suresinde de görürüz. Diğer surelerde de buna işaretler elbette vardır. Bilhassa Tekasir suresinde ne var? İlmel yakin var. Aynel yakin var. Hakkal yakin var. İlmel yakin nedir? İlmel yakin delillerle izah etmek, Delillerle. Mesela Cenabı hakk'ın varlığı bunu delillerle izah eder. Diyelim kainat kitabıyla ifade eder. Mahlukatın yaratılışıyla vesair bunlarla delillerle yürür. İşte ilk gaye ve son netice olarak ele alırlar. Bunu ifade ayrı bir mevzuya dönüş gibi olacak. Mesela kişi nereden meydana geldi? Anne ile babadan. O nereden? O da anne ve babadan ta Adem Aleyhisselam'a kadar girer. O nereden meydana geldi deyince başka ne olacak? Cenabı hakk'ın her şeyi varlığını ispat eder. Bir bu şekilde delillerle yürümek var. İkinci bir yürüyüş şekli var ki gönlünden bütün perdeler kalkmıştır.
Kalbindeki perdeler kalkmıştır. Nedir o perde nedir? Nefsimizin arzu ve istekleri ama biz yapmıyoruz, böyle bir kötülük ne yok bizde? Yok da onun tadı var içimizde. Bir türlü silinmemiş. Tabii rabıta üç dakika olursa, vazifeler ayaküstü yapılırsa, böyle evimize gösterdiğimiz itinayı hiçbir şey eksik kalmasın diyoruz evimizde. Mutfağımız da öyle, misafir odamız da öyle, günlük oturma yerimiz de öyle vesaire. Odalarımızın her bölümü, her şeyi, perdelerinden tutun, hanepeleri vesairleri mobilyası her şeyi düzgün. Bu alem öbür alemin misalidir. Cenabı hak bize Ra'd suresinde buyuruyor. Asıl evin asıl evin ahiret evi olduğu buyruluyor. Asıl ev ahiret evidir buyuruyor Cenabı Hak Kuran-ı Kerim'inde bize haber veriyor. Evet, esaibi billah Demek ki bundan önceki ayeti celilelerde olacak. Asıl ev ahiret evidir diye buyruluyor. Asıl ev ahiret evidir diye buyruluyor. Okuduğum ay içinde şu.
Yani dünya hayatı ahiret hayatının yanında hiç mesafesinde. Metahı ele alır ulema-i kiramımız. Kabı kaşığı böyle temizleyen bir bez parçası gibi. Acayip de kokusu olur. Evet bu şekilde. Ahiret evimizin imarı hususundaki durumumuz nasıldır? Buyuruyor Cenabı Hak. Selam sizlere sabrettiğiniz için bakın ne güzel ne güzel yurdun sonucu ne güzel. Ahiret evi. Bu evimize verdiğimiz itina kadar ahiret evine de itina gösterebiliyorsak biz gerçek kanaat sahibi olmuş oluruz. Acaba orada nasıl olacak? Mesela kabir evim nasıl olacak? Kabir evimizin süsü nedir? Malum artık ibadetler, taatler. Nasıl olacak? Oradaki hayatım nasıl olacak? Mesela giyim kuşamda. Hep birbirlerine uygun tarzda nasılsa artık. Zaten buradalar takip ediliyor. Nasıl giyinecek? Nasıl kuşanınacak? Bu senenin rengi nedir? İşte ayakkabı nasıl olacak? Çorabı nasıl olacak? Elbisesi, kravatı vesaire.
Bunun yanında Cenabı hak Rad suresinde evimize haber verdiği gibi A'raf suresinde de giyimimize haber veriyor. Ve libasut takva hayır diye buyruluyor. Asıl bizim giyeceğimiz elbise takvadır. Buna ne kadar itibar gösterebiliyoruz? Mesela biz burada söyledik. Layık olmayarak İbrahim Aleyhisselam'ın halil oluşu Cenabı hakk'ın emrini her şeye tercih ediyor. Biz bu evimiz evet güzel olsun misafirimiz için, ibadet ve taat için ama ahiret evimizin de imarı hatırımızdan çıkmamalı. Kişi nalin'in yani ayakkabısının demek ve elbisesinin güzel olmasını ister ama kibritmemek şartıyla bir başkasına karşı üstünlük tasayıp hakkı kaybetmemek şartıyla. Acaba takva libasımız var mı bizim? Müttaki bir hayatımız var mı? Yerken içerken hiç hatırımıza geliyor mu?
Bu nimet kimden bize verilmiş, ne için verilmiş, yediğimizde her nimetin bir mesuliyetinin olduğunu, aleyhisselatu vesselam Efendimiz Ashabı Güzin'le beraber aç kalındığı zaman Eba Eyyub el Ensari Hazretleri'nin evine gidildiğinde önüne konulan sofrada gözünden yaşlar akıyor. Bunun şükrünü nasıl eda edeceğiz diye. Yani bu duygular hasıl oluyorsa o zaman biz takva elbisesini giymiş oluyoruz. Dağıt olun, husus ver. Efendim ilimde ilimde delillerle yürüyoruz. Allah'ımızın diyelim Celle Celalühü'nün varlığı hususunda. Aynen yakini ise gönlün perdelerinin kalkması. Dedik ya rabıtamız üç dakika ile yarı uykulu. Ondan sonra Evrad ve Ezkar bölük pörçük nasıl olacak? Gösterdiğimiz itinaya göre bir çaba istiyor Cenabı hak.
Çok bulundum elhamdülillah, hiçbir şey olamasam dahi Allah'ımın en aciz bir kul da olsam, hatırlıyorum Sami Efendi Hazretleri'nin, Haddesallahu sure çok sohbetlerinde okuduğu ayeti celile. Çok okurlardı bunu. Şimdi Allah'ımızdan istiyoruz, talep ediyoruz. Ya Rabbi imanda Kemal istiyoruz. İbadet, saatte ihlas istiyoruz. Ahlakımız ahlakı Muhammediye olsun diyoruz. Bunu demekle kazmıyor. Bir çaba istiyor, gayret istiyor. Sadece dilin demesiyle olmuyor. Gönülden bir gayret, bir çaba haramlardan şiddetle kaçıp kabımızı delmemek ve ibadet ve saatte de aşkla. Zaten günahtan kaçmayınca ibadet ve taatin lezzeti olmaz. İsyandan, günahtan her şeyden bir veda ama tamamen bir veda. Ondan sonra ibadet ve taat bize kar olarak dönüşüyor. Böyle biz kar istemeyiz Rıza'yı. İlahiyesini isteriz ama gayret istiyor Cenabı hak. Yine Ayet-i Celileler çok. Rabbimiz gerçekten kulunun gayret ve çabasını istiyor.
Yoksa öyle ihsanda bulunuyor ki tarifi mümkün değil Cenabı hakk'ın ikram ve ihsanı anlatmakla bitmez ama bir çaba istiyor, bir gayret istiyor. Onu göstereceğim size Rabbimizin lütfu ve keremi ile yani gayret gösterin buyuruyor Cenabı hak. Bir çaba gösterin ki Rabbimiz size lütuf etsin, ihsan etsin. Esayibi billah. Okuyup geçiyoruz, okuyup geçiyoruz bizim gibi. Yüzünden okuyup getiriyoruz, okuyup getiriyoruz. Sami sultanımız beş tane esasta okunan Kuran-ı Kerim'in tertil üzere buyuruyor. Hem okunuş tarzı lafzının ifadesi kıraati çok düzgün olacak hem de manasını düşünerek hayatımızda da nasıl geçiriyoruz? Bunu belki binlerce defa okuduk. Bizim gibi okumayacağız. Nasıl okuyacağız? İnşallah dikkat ederiz. Rabbimiz buyuruyor, ey insan sen cidden Rabbine doğru çabalar da çabalar. Nihayet ona ulaşırdın, bir çapa istiyor. Bir gayret istiyor.
Dediler ya kırk senede işte muradına vermiş dediler ya bu kırk seneye var mı bizim tarikat-ı aliyemiz? Akrap tariktir Cenabıhakk'a en yakın ulaştıran, en yakın ulaştıran da rabıta tarafı. O ruh ciheti, ibadetin ruh ciheti. Mesela Zikrullah'ta dilimiz Allah derken celle celalühü gönlümüze geçmesi, içe geçmezse olmuyor. Bak bahar günlerinde gördük yağmurları, neleri. Yüzünden geçtiği de oluyor. Böyle çisenleme diyoruz. Böyle ağır ağır, yavaş yavaş. Mesela akşam başlıyor sabaha kadar diyelim ta toprağın derinliklerine. Nasıl olacak bu? Biz de okurken istiğfarımızı, vazifelerimizi, diğer Cenabıhakk'a olan görevlerimizi icra ederken böyle gönüllerimize ilahi rahmeti yağdıra yağdıra nasıl yağacak o? Onun yağması da ayrı bir konu. Fetih suresinde geçer. Rabbimiz buyuruyor. Esribi billah. İnşallah nail oluruz Esribi billah.
Kuran-ı Kerim bize Allahü Zülcelal'in büyük bir ikramı Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'a Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimize mucize olarak inen bir kitabı Kerim. Akif'in Rahmetullah Ali işte ölüler için, kabir için, mezar için değil dediği okuyacağım şu Ayet-i Celile'ye Rabbimizin lütfuyla işareten söylemiştir ashabimle. Buyuruyor Cenabı Hak. Diri olanları uyarsın diye ölüleri değil, illa kabirde değil, daha dünyada iken bizim gibi, bak sizi tenzih ederim, bizim gibi kalbi ölmüş olanlara diri olanları uyarsın ve kafirler cezayı hak etsin diye bize yol tarif ediyor. De çisenleme diyoruz böyle yağmur bölgelere göre nasıl kullanılır bilmiyorum. Böyle hafif hafif yağar bir süratli yağar görüyorsunuz. Arabalar içerisinde kalıyor. Adamlar boğuluyor. Böyle suratlı yağı bütün bağları, bahçeleri, ekinleri, tarlaları ziraat yerlerini silip götürmesi değil, yavaş yavaş.
Böyle bazen olur ya gözden böyle yavaş yavaş akmaya başlar. Sakallarını ıslatır, üstünü ıslatır. Hatta namaz kıldığı, yeri de ıslatır seccadesini. Ahmet bin Hanbel Hazretleri sıra geçse de Rabbimizin lütfuyla bir anlatabilsek. Ahmet bin Hanbel Hazretleri. Rahmetullah Ali, üstasından çekinirmiş. Sekine çok önemli bir konu. Şu dediklerimizin hepsi ayrı ayrı bir konudur. Üstad-ı Alileri mezhep imamıdır diye böyle bir çekinmesini hissetmiş. Kelam olarak duymamış da biraz çekindiğini hissetmiş. Onun için görmediği yere otururmuş. Ahmet bin Hanbel Hazretleri üstağzının görmediği yere oturuyor. Efendi Hazretleri sohbetini yapıyor. Ahmet bin Hanbel Hazretleri yerinden kalktığı zaman böyle bir bardak su dökülmüş gibi kalkıyor. Bir bardak su dökülmüş gibi kalkıyor. O şekil daha oluyor. Ömer İbni Abdülaziz Rahmetullah Ali'ye öyle günler tespit edermiş. İnşallah biz de öyle yapalım.
Günler tertip ediyor. O işte nasıl tarif edeyim, Skaip'lerle vesairelerle buna benzer online sistemiyle alakalar kurarak biz hayırlı tavsiyelerde Asr suresinde buyurulduğu üzere imkanlar dahilinde görüşürüz birbirlerimizle anlaşırız. Gün tertip ediyor. Mesela bugün diyorlar kabirden konuşacağız. Ömer ibn Abdülaziz Ömer ibnül Abdülaziz gözünden yaşlar öyle akıyor ki aynen Ahmet bin Hanbel Hazretleri'nde Rahmetullah Ali olduğu gibi sırıl sıklam oluyor oturduğu yer. Öyle ağlıyorlar. Bak şimdi hak verecektiniz bize. Hiç gözümüzden damla yaş gelmiyor. Bak bunu kabul edin. Kabul edelim. Başta nefsim gözümüzden yaş gelmiyor. Eskiden sohbetlerden ve görürdük. İşte o sohbetler yok. Efendimizin çok güzel bir şairi vardı Elvan diye. Zaman aynı zaman Elvan değişti. Değişen bir şey yok. Biz değişiyoruz.
Sıddık Hazam dedi ya Resulullah da eshamre inneke meyyitün ve inneküm meyyitün bir beşer olarak beşerliğiyle müstesna, irtihal etmiştir. Cenabı hak hay ve bakidir, kulluk vazifemizi yapalım diyor. Bu dertlere düşeceğiz. Bu dertlere düşersek zaten Ayet-i Kelleyi açmamın sebebi de o, Rabbimiz bu dertlere düşün buyuruyor. Esrauhibillah. Ey insan, sen cidden Rabbine doğru gayret gösterir. Elinden geldiği kadar acaba ben ona layık bir kul nasıl olurum? Şu gösterilen hedefler daha anlatamıyoruz. Aynel yakini, Hakkal yakini diyeyim artık. İlmel yakin delillerle. Aynel yakin kalpten perdeler kalkması suretiyle. Onun için rabıta diyoruz. Onun için zikrullah diyoruz. Daha sonra da hakkal yakini gayb alemine pencereler açılıyor. Bunlar burada olmaz değil, olur bu. On sekiz bin alem insanın kalbinin içerisinde, Onun için insan nankör buyuruyor Cenabı hak.
Ben haya ayırıyorum yani şu konuşmaları yaparken çok utanıyorum size karşı. Ey insanlar sen cidden Rabbine doğru çabalar da çabalar nihayet ona ulaşırsın diye buyruluyor ve Rabbimiz buyuruyor. İnsan Rabbine karşı gerçekten nankör buyuruyor. Hani on sekiz bin alem ölsün bir çanatta. İnsanoğlunun kalbinin içine konsun. Bunları da bu fakir gibi hiç bilmeyerek inna lillah ve inna aleyhi raciun denip gitsin. Böyle mi olacağız? Yoksa okuduğum gibi Ayet-i Celileyi Yasin suresinde ne güzel Biz ona aleyhisselatu vesselam'a şair diyorlar. Biz ona şiir öğretmedik. Zaten bunu o gayrimüslimlerin, müşriklerin ileri gelenleri dediler topladı hepsini, ileri gelenleri müşriklerin gel Ebu Cehil dedi, gel. Gel Ebu Leheb, toplanın şöyle bir. Bak, biz şiirin kalıplarını çok iyi biliriz. Dedim Muhammed'in okuduğu şiir değil. Ya biraz düşünelim dedi. Bak akıllı insansınız. Dünyevi olarak akıllı kimseleriz.
Bak önde gelen kişileriz şair değil. Ondan sonra sihirbaz diyorsunuz, hiç alakası yok. Kahin diyorsunuz, bir düşünelim dedi artık ama Allah hidayet vermezse bu şekil oluyor. Esselamü. Zaten ona yarışmazdı da onun söyledikleri ancak Allah'tan gelmiş bir zikir ve apaçık bir Kuran'dı. Ben tebliğciyim buyuruyor zaten. Yasin-i Şerif de ne güzel. O gelen tebliğciler var ya İsa Aleyhisselam'ın havarileri yalvarıyorlar. Siz diyorlar bir uğursuzluk getirdiniz bize başka ne olacak diyorlar. Uğursuzluk. Bak onlar ne diyorlar? Öyle bir peygamberler ki. İnsan üzülmez mi? Bir gayretle geldiler. Bir çabayla geldiler. Elçiler dediler ki Rabbimiz biliyor. Biz gerçekten size gönderilmiş biz elçileriz. Yapmayın dediler. Ne uğursuzluk. Evet. Ve ma aleyna illaelle belaul mübi. Allah bizim üzerimize açık bir şekilde Allah'ın emirlerini size tebliğ etmekten başka bir şey yoktur dediler.
Hep peygamber onu söylüyoruz dedi. Bizim görevimiz budur dediler. Size haklı duyurmaz. Düşünürüm de Üstadımız Hazretleri'ni Mekke'de en güzel evi hazırlamışlar. Efendim burada kalabilirsin diye. Medine'de öyle her yer ona elhamdülillah gönlünü ve bağrına aştı. Niye? O Allah'ımıza bağrına açtığı için. Efendimiz öyle kitaplar devirmedi ki nefisler devirdi. Ruhunda kemale erdi. Bizi de o yola götürmek istiyor. Bütün çabası o. Ondan bak şiirlerine bakalım gayretli bir sadık bulamaz oldum diyor. Yani Efendimizin cebini altumla doldursaydınız, evine bütün nimetler yağdırsaydınız buna üzüldü zaten. Acaba helal mıdır, haram mıdır diyen üzülür, dağıtırdı. Ama şeri edebe riayet eder dikkat edersek sevinçleri buyurun onları. Bizim halimiz bir acayip. Allah'ımız bildiriyor diyorum ya, onlar biz kütüphaneler, kitaplarda okumamış değil, üstadımız okumuş.
Hazin tefsiri ilim ehlinin bir okuyacağı kitaptır. Tarikatı Muhammediye Berika hep okumuştur. Bakmayın bunu bizim gibi böyle nefsine yenik düşenleri yola getirmek için hocalarım, hacılarım hürmet, saygı benim bir günde mektebim yok. Mektebe niye ihtiyacın var ki? Sen Allah'ımızın nimetine mazhar olmuş, ondan ilme nail olmuş bir kimsesin. Çok. Gerçekten düşünüyorum da pek sıkıntılı günler geçirmişler. Biri ıslah için, irşad için. Doğru mu onlar Mekke'de de kalabilirdi, Medine'de de kalabilirdi. Süfyani Çeviri'nin dediği gibi Mekke'de mücavir olmaktansa Horasan'da ezan okumak iyidir diyor. Mesela kalıyor Medine'de aman ha diyor evlatlarım niye olacak? Onların irşadı ıslahı. Biz onların yüzünü güldürebildik mi bilmiyorum ki. İnşallah dikkat edersek emri ilahiye işte bizim kısa devre bir askerlikte söylediği söz. Siz Allah'a sevgili olun. Biz de sizi sevelim.
Niçin o bizim malımızın mülkümüzün zaten elinin emeği ile geçiniyor, ihtiyacı yok. Bizden beklediği nedir? Efendimiz aleyhissalatu vesselama ya Resulallah bunları size hazırladım diye takdim etmek. İstediği bu. Kitabı deviren bizler. Allah korusun. Allah korusun. İnşallah bu sıfatta olmayız. İnşallah. Böyle bir sıfatta olmaktan Rabbimize sığınıruz. Nedir o sıfat? Kendilerine Tevrat üretildiği halde onun gereğini yapmayanların durumu sırtına kitap yüklenmiş merkebin durumu gibidir. Allah'ın ayetlerini yalanlayan kimselerin durumu ne kötüdür. Allah zalimleri doğru yola eriştirmez diye buyuruyor. Ahrettin Razi Hazretleri, Necmettin Kübra Hazretleri ile bir araya geldi. Zaten tefsirinde geçer. Geldiler. Bütün develer üzerinde kitapları. Hoca bende kitaplarını ver buyurdu. Kitapları aldı. Böyle suya atıyor. İşte bütün attı. Bir kitabı var ki onda bütün okuduğu ilimlerin ukulasası mevcut.
Onu koltuğunun altında vermek istemeyince Efendi Hazretleri hiç vakit geçirmeden kitapların suya atmış olduğu kitapların tozlarını silkeleyerek al hoca efendi al hoca efendi buyurdu, al. Bunu Allah'ın izniyle gönlüne atıyorum diye. Onların onların kitaplar gönüllerine atılmış kimselerdir. Onun için rabıtamız çok güçlü olsun, kuvvetli olsun, Ancak böyle yürürüz. Birbirilerimizde sohbetlerimizde hayırlı sözler olsun. Böyle gülüşmeler ne etmiyor onlar bize yakışmaz. Artık nasıl olur bilmiyorum. Mesela adam kazanıyor. İğneyle diyor ben koyu kazdım. Kazandı. Kazanıyor. Eğer fazla harcanacak olsa böyle diyor ki ben bu nimeti elde edinceye kadar ne çektim, nasıl böyle bir harcama yapıyorsunuz diyor. Allah'ımızın bize şu azalar en büyük kazançtır, en büyük kazanç. Nedir o kazanç? Bu göz mesela Allah'ımızın cemalini görecek. Bundan büyük kazanç mı olur? Bu gönül Rabbimizin muhabbetini taşıyor.
Bundan büyük bir kazanç olamaz. Onun için yersiz düşüncelerle olmaz, özümüze dönmemiz gerekiyor yüzümüze. Yaptığımız taatlerle, taatlerle de özümüzle yapabilmek, kalbimizle yapabilmek. Bu. Yoksa burada çok anlattım. Böyle cemaatten bir kısmı bir yerde varmışlar cami imamından birisi. Tabii biz Kuran'a saygı duyarız. Varmışlar. Hocam bize evrak ve asker tarif ettik. Yetmiş. Koskoca bir zamanın kutbu var. Demek istediğim şu da bu da bizim gibi acizlerle tarif eder ama bir zamanın kutbunun bizzat icazetli bir kimsenin tarifi başka. Öyle oyuncak değil ki. İşte biz şöyle takip ederiz. Burayı takip ederiz. Bir kere takip edeceğimiz hadisi şeriflerde mesela anibi Hüreyrete radiyallahu anh an İbni Abbasen radiyallahu anhuma diye böyle ravilerle gelir. Bunlar hep işaretle gelirler. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselamdan işaretle gelir. Böyle bir oyuncak değil. Şimdi yağmur yağıyor.
Yağdığı zaman çisenleme diyoruz ağır ağır yağdığında toprağa işliyor. Bakın Allah'ımızın nuru nasıl kalplerimize işleyecek onu Fetih suresinde buluyoruz, ashabiler. O odur ki müminlerin kalplerine o manevi iltifatını, ihsanını indirdi. İmanları üstüne iman arttırsınlar diye. Füyuzatı ilahiyeye iniyor, tecelliler iniyor. İner mi? İnmez olur mu iiznillahi teala? Neden mahrumuz? İşte bunu düşüneceğiz. Konuştuğumuzun hepsi bu. Halimiz nedir? Çeşmelerde bardağın doldurmadan kor isen kendi olası değil. Rabıtamızda mürşid-i kamilimizin mübarek kalplerinin altına gönlümüzü tamamen yerleştirip Rabbımızdan isteyeceğiz. Ya Rabbi füyuzat-ı ilahiyyeni lütfet diyeceğiz. Bu kanaat hususunda lügaten. Lügat anlamı olarak Allah'ımızın vermiş olduğu az çok ne ise ona razı olmak, illa şu kadar olacak, bu kadar olacak diye bir başkalarını emsal göstererek tamağa gitmemek. Nemil suresindedir.
Diyor ya Süleyman Aleyhisselam acaba şükredeyim, şükredecek miyim, etmeyecek miyim diye Rabbim beni deniyor Neml suresinde. Belkıs'ın tahtı getirilmiş. O tahtın getirilişinde Süleyman Aleyhisselam'ın bu ifadesi bambaşka esaret. Hatta o gelişinde söylediği söz şu. Bunu söylememizin sebebi şu. Şimdi nimete mazhar olduğumuz zaman böyle şımarmamak, yoldan çıkmamak, Bakın örneğimiz Allah'ımızın kitabı Kerim'i. Bu nimete mazhariyette söylemiş olduğu söz, ashable. Bu benim Rabbimin ihsanıdır, ikramıdır diyor. Şükredecek miyim, etmeyecek miyim? Rabbim beni deniyor. Süleyman Aleyhisselam ayet cellerinin devamında Diyor ki her kim şükrederse sırf kendi lehine, her kim de küfrederse Allah korusun yani nimetin şükründen mahrum kalır küfran-ı nimette bulunursa şüphe yok ki Rabbim ganidir, kerimdir diyor. Bunu söylüyor.
O zaman o iç alemine ibadet ve taatimizde namazımız oruçumuz haccımız zekatımız tebliğimiz davetimiz vesaire. Mesela sözümüz geçmiyor diyelim. Niye? İçimize geçmediği için ondan Fetih suresindeki ayeti celile'yi okudu. Bu lügat anlamı hiyerruza bilyesi yeri minel ata Allah'ımızın ikramı az ve çok ne ise ona razı olmak bana böyle takdir buyurdu demektir. Onun ıstilahi anlamını şu şekilde. Allah'ımızın verdiğine razı olma şeklinde ifade etmişler. Suyuti'nin ifadesinde rahmetullahali errada bir madunel kipaye Allah Allah. Allah, aynen dediğimiz gibi az çok neyse hepsine razı olmak, elindeki mevcud olmasından dolayı da Rabbimize bir şükür içerisinde hamdediyor. Hadis-i Şerif'te de bildirildiği üzere hayrozik el hafi hayru rızık mayekfi, zikrin hayırlısı hafi, ıskın hayırlısı da yetecek kadar olan dünyalara malik olur. Mesela önümüzde eser Hace Ubeydullahi Ahrar Hazretleri.
Bu sadat-ı Kiram efendilerimizin hayatını ele alıyor. Burada anlatılırken kendisi üç bin işçi çalıştırıyor. Bunun yanında atları, ondan sonra koyunları vesaireleri pek çok pek çok. Fakat kendisi çok az ile yetiniyor dünyalara malik. Çok az bir nimetle yetinmeye çalışıyor. Mesela yatağa girmiyor seccadesi üzerinde. Uykusu geldiğinde biraz başı önüne düşüyor. O kadar yanına belki az bir yaslanıyor. Bu şekilde. Nedir? Nedir kanaat? Burada güzel bir ifade olacak. Esselamü. İnput suresinde Esabre, İnnel Ebrara refin naim. Bu naimi anlatamayız ama burada ulema-i Kiramımızın müfessirini izamın beyanları var.
O gün iyiler iyiler dediğimiz zaman bu şekilde değil, ihlasıyla seçilmiş, Allah'ımızı görür gibi taatiyle seçilmiş, takvasıyla seçilmiş, mukarrebun bir kul olmuş, nazı ve niyazı, Allah'ımıza yalvarış ve yakarışı her şeyiyle ona dönüşü, böylece hayra ayıran kimseler sonsuz cennet nimetleri içinde mutluluğu tadarken, sonsuz cennet nimetleri bakın biz huri ve menkuhat ve menkülat diye geçer yiyecekler, içecekler ve evlenmeler bunun dışında cennetül maarif'tir. Bize ulemai kiram ve meşayihzam efendilerimiz bunu açmazlardı. Şimdi bizim halimiz belli, durumumuz belli. Diyorum ya dikkatimiz belli. Buna dikkat eden insanlar için bu lefi naim hal ehli insanlara anlatıyorlardı. Gale razı rahmetullahi gale bağruhum en naim el ganaa, nimetler kanaatler olarak haber verilmiştir. Vel cahim ateş ise et tama, doyumsuzluktur.
Yine Nisa Buri'nin ifadesine göreve galen Nisa Buri Rahmetullah Ali ve diğerleri ennaim el ganaa, kanaattır ve tefekkür, tevekkül diye geçiyor. Ve fil hadisi sahih, galen Nebi sallallahu teala aleyhi ve sellem ey Adem oğlu Allah senin için ne taksim etmişse ona razı ol. Ama burada çalış çabala, gayret göster. Ömer Nasuh'yu Bilmen Hocamızın buyurduğu gibi siz diyor topal tilki gibi olmayın. İşte bu yiyeceğin nasıl temin edecek derken bir boğa ona nasıl olursa bir aslan çarpıyor. Sonra ölüyor boğa. Bir topal tilki ayağını bir tuzak işte kesmiş, topallayarak geliyor. Ondan günlerce yetecek nimet diyor ki siz böyle topal tilki gibi olmayın, aslan gibi olun, bir başkası sizden faydalansın. Bu şekilde. Böyle kanaat derken illa yokluğa gitmek değil, dünyalara malik olur, az ile yetinip Allah'ın yolunda sarf etmektir celle celalühü. Asıl nimet de odur tabii.
Rabbimizin verdiğine razı olmak ne takdir etmişse tekun anennas. O zaman insanların en zengini olursunuz. Kanaat öyle bir Allah'ın bereketi, vicdanı öyle bir güzel ahlak ki sahibine şeref kazandırır, fazilet kazandırır. Rabbimiz Zülcelal'ımız Kuran-ı Kerim'de bizim hallerimizi de beyanla esamlet. Insanın tabiatı anlatılıyor. Ruhani hali anlatılıyor. Muhakkak o mal sevgisinden ve dünyaya düşkünlüğünden dolayı bencil ve cimri davranmaktadır ve çok şiddetli katıdır, vicdansızdır. Tefsir eden söylüyorum. Gerçekten insan sallallahülazim, gerçekten insan, sıhhatullahülazim, gerçekten insan pek hırslı ve tiz canlı yaratılmıştır. Kendisine kötülük dokunduğunda sızlanır, feryat eder. Bir şey yok. Geçinemiyoruz. Ne olacak? Bağlar, bahçeler kurudu. Soğanlar, patatesler, bilmem filanlar. Fiyatı arttı mı dersler çoğaltıyor. Halbuki bizim derdimiz iman derdi olmalı. Unutmuşuz.
Geçmiş tarihi söyleyecek değilim, siz bilirsiniz. Bir iyiliğe konunca da iyice cimrileşir, onu başkalarıyla paylaşmak istemez. Ben kazandım der Allah korusun. Ve gale badul hukema bir kısım hikmet ehilleri buyururlar. Ma kavgal kifef israfın. Eğer eğer yetecek kadarın fazlası varsa o israftır demişlerdir. Biz burada fazileti kanaatin ifade ediliyor ama bir yerde kaldık. Hatırlarsanız ilk başta biz Sıddıkı Azam radiyallahu anh efendimizin işte soruyorlar Ali Kerem Allahü veç efendimiz neden sen bizden ileridesin? Bunun sebebi nedir deyince beş şeyi sayıyor, bununla tamamlamaya çalışalım. Birincisi vecedtunnas sınıfeymi. İnsanları ben iki sınıf gördüm. Bu ta efendimiz devri sallallahu aleyhi ve sellem. Talib-i dünya, bakıyorum bir kısım insanlar hiç Allah'ımızdan Celle Celaluhu Habibinden böyle kainatın yaratılışındaki ilahi kudretten hiç bunlardan bahsetmiyorlar.
Bir kısmı dünyayı istiyor ve talibi ukba, bir kısmı ahireti ve küntü ene talibul Mevla. Ben Mevla'yı istedim. Hepsine de nail olmuştur tabii. Ben Müslüman olduğum günden beri karnımı tıka basa doyurmadım. Tıka basa değil. Zaten aç gitmişlerdir. Ve salisu ravaytu min şerabit dünya. Dünya içeceğinden de kana kana içmedim ve rabi, gözünüzü ilestekbele nie amele, beni iki amel karşıladı. İşte kanaat budur demek istiyoruz. Amelun liddünya, dünya işi, ve'l ahiru dil ukba, ahiret işi, ihtaru amelellahira ala ameliddünya. Dünya işindense ben ahiret işini seçtim. Terk mi etti? Bir köşeye mi çekildi? Mekke'nin en zenginlerindendi, tacirdi. Ama gönlünde yoktu. Velhamis Beşinci olarak ben diyor Resulullah'ın sohbetinde bulundum. Hiç de ondan ayrılmadım. Sana mübarek olsun ya Eba Bekir sen yolunu tutmuşsun dedi. Burada bir hadis-i şerif aradım.
O da şuydu maalen söylerim de o lafzını da ifade etmek istiyordum Arapça. Şu, Ebubekir Sıddık Radıyallahu Anh ne fazla namazı ne de fazla orucuyla ileri geçmedi sizi. Ancak kalbi vakarı bu murakabeye işaret ediyor. Bunlara dikkat edelim diye söylüyorum. Şimdi diyorlar ki insanlar bunalıyor, daralıyor. Aslında daralacak bunalacak yeri yok. Bunun da ayrı bir izahı gerekir. Bir misal olsun vereyim. Bir mahallede Efendimiz Hazretleri e devir ancak buna müsaitmiş ki hayvanlara ot verilen bir yerde gündüzleri oturur o gençliğine rağmen o belirsiz kirli taşlar bana gümüş kaplı gibi görünürdü Rabbime döner. İnsanlar içerisinde pek bulunmazdım. Yalnız yerleri seçerdim ona muhabbetimle. Öyle bir haldeydim. O sebeple bana cennet gibi olurdu diyordu. O çilehaneleri biliyoruz. Efendim biz cenneti dışımızda aradığımız için dünyada böyle oluyoruz. İçimizdeki cennetler hiçbir şeye benzemez.
İki cenneti izah ederken Esadı Erbili Hazretleri birisini bu dünyada iken ehlullah'ın Rabbımızla olan münasebetini tecelliyatı ilahiyeye haber vererek öyle bir cennettir. Bu cennetlerin üstünde bir cennettir. İnşallah dua buyurun Cenabı hak erişmeye bizi muvaffak kılsın. Cuma gecesi yalvaralım, yakaralım. Azalarımıza sahip olalım. Bir başkasındansa kendimizle meşgul olalım. Bunları elde edebiliyor muyuz, edemiyor muyuz? Bunları sadece bir müddet nedametle geçişmemeli, geçirilmemeliyiz biz bunu. İşte bir müddet duyduk neler anlatıldı deyip ondan sonra unutup geçme değil, her zaman. Rabbimiz bizi her zaman görüyor. Allahu naviri, Allahu şahidi, Allahu main. Rabbimiz bizimle beraber bizi görüyor ve biliyor. Bu düşünceyi işimizde, gücümüzle, yatağımızda, yorganımızda neyse artık. Nerede olursak olalım unutmadan devam edebilmek ancak böyle gelişir bu.
Yoksa kafalara yerleşen bizim bu kafamıza işte bunları yaparsam dünya işimi terk ederim, İmam Rabbani Hazretlerini defalarca söyledik layık olmayarak. İmamı Rabbani Hazretleri zikri daime anlatırken, dünyevi işlerimizi görürken ya Rabbi helalinden lütfettim et zikri daim buyuruyor diyor. Terk edin demiyorlar. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz dünyasını terk eden ahiretine zarar verir. Ahiretini terk eden dünyasına zarar verir. Dünyasını terk eden evet, ahireti terk eden dünyasına dünyayı terk eden de ahiretleri güzelce izah buyuruyor. Velhasıl dengeli bir şekilde götürmek ashabına Tamamen dünyaya döndüğümüz zaman ahiret hayatı diye bir şey kalmıyor. Tamamen ahiret dediğimizde de ölçüyü bilemediğimiz için ölçüyü söyleyeceğim inşallah. O zaman dünyaya zarar veriyoruz. Ne yapacağız? Dünyada da ahirette de güzellik, dünyevi işlerimizi şer'i emirlere uygun şekilde yürütmek.
Zenginlik, bu mani değil ki. Zenginlik nedir? Bir gani, Allah'ımızın gani sıfatı üzerinde saatlerce durulur. Gani yun anil alemin. Gani olmak, zengin olmak dinin kıvamı ayakta durması zenginlerin cömertliğiyledir. Bak şimdi kurban yaklaşıyor. E derneğimiz var gücüyle çalışıyor. Yapacağımız yardımlarla fakirini, yoksulunu ta İdlib'e binlerce koliler hazırlandı. Zaten Rabbimizin katında inşallah rızasını talep ederek diyoruz makbuliyetimize sebep Rabbimizin kullarına şefkatli olacak. Siz yeryüzündekilere merhamet ederseniz Allah'ın melekleri de rahmeti mağfirette size yarar, semadakiler de size merhamet eder diye buyruluyor. Burada kafamızda biz ahiret işlerini işte şu dinen hususlara dönersek mahrum oluruz kafamızdan silelim. Dünyevi işimiz mesela bir çoluğumuzu çocuğumuzu İslam'ın edebi üzere yetiştirmek kadar büyük bir taat olamaz.
Velhamdülillahi rabbil alemin aleyhüssalatü vesselam Efendimizin ruhu tayyibelerine, ehline ashabına, peygambere nizam ve piranizam ve bütün geçmişlerimizin ervahına bir Fatiha üç İhlas-ı Şerif.