Tasavvuf Ve İrşat Yoluyla Kalbi Arınma kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini tatmin ve teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana hak, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir. İbrahim bin Edhem Gabbdesallahu Sırra Hazretleri'nin nasihatleri var. Enbiya'nın nasıl ki başından geçen…
Tasavvuf Ve İrşat Yoluyla Kalbi Arınma ne anlatıyor?
Tasavvuf Ve İrşat Yoluyla Kalbi Arınma kaydında Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini tatmin ve teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana hak, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir. İbrahim bin Edhem Gabbdesallahu Sırra Hazretleri'nin nasihatleri var. Enbiya'nın nasıl ki başından geçen…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 14 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini tatmin ve teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Bunda sana hak, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir. İbrahim bin Edhem Gabbdesallahu Sırra Hazretleri'nin nasihatleri var. Enbiya'nın nasıl ki başından geçen hadiseler, onlara yapılan tavsiyeler bizim irşadımız ve ıslahımız için gelmişse, Evliyaullah'ın da haberleri hiç şüphesiz bizim için bir öğüttür, bir nasihattir. İbrahim bin Ethem Hazretleri malum, kendisi Bedi padişahıdır. Halık'ımız kendisine ikazlarda bulundu. Gerek Hızır aleyhisselam, gerekse İlyas aleyhisselam Ricalü'l-Vahip manevi evlerden gelip kendisine telkinde bulunanlardan bulunanlardan bulundu ve bu telkinlerden çok büyük öğüt ve ders aldı, ders aldı. Her şeyi terk edip Mevla'mızın yoluna koyuldu.
Fakat burada okunan tevhidin, istiğfarın, salatü selamın, ölüm tefekkürünün, rabıtanın, zikrullahın ve murakedenin her alanı içerisine alması icap eder. Her alanı. Biz aile hayatımızda da tevhidin gereğini yaşayacağız. Aile hayatında nasıl yaşayacağız? Ferdi, şahsi hayatımızda, davranışlarımızda, Allah'ımızın emirlerine Celle Celalü riayet ettiğimiz gibi, ev hayatımızda çocuklarımızın da. Rabbi Zülcelal'imizin istediği şekilde, Habibullah'ın tasvip buyurduğu tarzda, Evliyaullah'ın arzu ettiği bir şekilde hayatlarını sürdürmelerini temin edeceğiz. Çocuklarımızı çok genç yaşta ele alacağız ve bırakmayacağız. Mesajlarda hayırlı telkinlerle onları ürkütmeden. Geldiklerinde bayramlarda, düğünlerde, nişanlarda vesair toplantılarda hep güzel, tavsiyelerle Rabbi Zülcelal'imizin yolunu anlatmak, onları irşad ve ikaz hepimizin üzerine farz eder.
Sonra kimle görüşürsek, usulüne uygun bir tarzda Rabbi Zülcelal'imizin emirlerini duyurmakla hepimiz mükellefiz. İbrahim bin Edhem Hazretleri Gatta Sallallahü's-Sıdra, ehli tahkikten bir zata göre biz olsa idik, ona padişahlığını terk ettirmezdik. Çünkü bir saat adaletle hükmetmek, altmış yıllık nafile ibadetten hayırlıdır. Onun dervişliğini bu tarzda yürütürdük. Bir öğretmense, öğretmenliğini terk ettirmezdik. Biz yavrularımızın yanlış düşünce ve fikirlere sapmamalarını, anne ve babalarına saygılı, Halık Lemyezel'e görevlerini, vazifelerini öğretmek, en ulvi görevlerden birisidir. Eğer çiftçi ise çiftçiliğini terk ettirmeyiz. Vesair görevlerini terk ettirmeden, o görevlerinde, o vazifelerinde dervişliklerini yaptırırdır buyuruyor. Mesela bir çiftçinin yapmış olduğu görev ve vazifede, elinin emeğini yemesi, Hazreti Davut ne güzel kuldur, kendinin emeğini yer diye buyruluyor.
Diğer bütün vazifelerimizde de böyle işini düzgün ve sağlam yapanı Allahu Zülcelal sever. Rızkımızı helalinden temin etmek için çalışmamız zaten yatağımıza girmeden önce küçük günahlarımızın aklına da vesiledir. İbrahim Bin Edhem Hazretleri'nin tavsiyelerinden okumak istiyorum. Ehli tahkikin bu mübarek yol hakkında, Sıddıyki Azam'la Ali Kerremallah veche hazretlerinden gelen yolun üstünlüğü hakkında birçok izahları var elimizde. Mesela, Bu güzel yol için, ihsan mektebi için buyuruyor ki, ben bu Ehlullah'ın sohbetlerinde bulunmak suretiyle, iki yönden çok faydalandım. Diğer meclislerde, ulemanın topluluğunda ben bu tavsiyeleri görmedim. Birincisi, Vakit bir kılıçtır. Eğer bunu iyi kullanmazsan o seni keser. Çok güzel bir tabir de bu ünlü. Vakit bir kılıçtır. Eğer sen onu iyi kullanmazsan o seni keser.
Şimdi vaktinizi, vaktinizi Allah'ımızın emirleriyle, Farslarla, nafile taatlerle, oruçlarla, tebliğlerle, davetlerle, insanlığın kurtuluşuna vesile olacak taatlerle yapacak olursanız bu sizin için ahirette fayda getirecek olan amellerdir. Yok eğer vaktinizi bunun tersi, yanlış da, uranışlarda el, ayak, göz, kulak, hareketlerimizde onun yaratılış tarzının dışına çıkacak olursanız vakit sizi keser. O vaktinizi isyanla geçirmenin büyük ızdırabını duyarsınız. Aman ha vaktini hayırla geçir. İbadet ve taatle geçir. Eğer sen kendini hayırlı işlerle geçirmezsen, şahan tekerlekli zıddı. Sen zıttıyla hareket etmiş olursun, batıl seni iste ile halleder. Eğer sen Salehü Selam okumazsan, dilin tevhid, istiğfar ve hayırlı dualarla meşgul olmazsa batıl seni istila eder, bunun dışında hayırsız sözler söylemeye başlarsın.
Gözün Kuran'a bakmazsa, Hadis-i Şeriflere bakmazsa, ibretle görmeyecek olursa şehvetle bakmaya başlar. Kulağın da öyle, ayağın, elin, bütün uzuvların da öyle demek istiyor İmam-ı Şafi-i Rahmetullahi Ali Hazretleri. Mesela İmam-ı Malik bin Enes Buyuruyor ki gay. Hem eğer bu hayırlı yola girer, ibadet ve taatini Rabbi Zülcelal'imizi görür gibi yapmanın yoluna girer ama dini hükümlerden de mahrum kalacak olursa, zındıklık, zındık olur mu? Hayır. İnkar edecek olursa, cehaleti bu yola girmiş ama kibar. Dedim üç tane zınkedir. Benim hanımım onun kızı sahip olur. Böyle cehaletle girilecek olursa bu zındıklığa doğru götürüyor diyor. Yanı müstazındır, ne emrederse onu yapacaksın. O zaman ticari ahlaksızlığa da gitmeye başlarsa kişi, yolunuz sapıtmış olur. Bunu arz ediyor. Dini malumatı çok güzel, ürenmiş.
Kuran-ı Azimüşşan'ın tefsirini yapabiliyor, Ahaddis-i Muhammediyeyi çok güzel izah ediyor ama kendisini irşad için, ıslah için bir yola da başvurmamış. Boynunu bükmemiş. Ehlullah'ın kapısında toz ve toprak olmamış. Emirlerinde demek istiyorum Rabbi Zülcelal'imizin ve Habibullah'ın tavsiyelerinde toz ve toprak olmamış. O zaman diyor, fasıklaşır. Evet çok malumatım Bir eve girerken dahi edep bilmez olur. Çıkarken edep bilmez. Yemek yerken de bilmez, son eliyle gelir. Sonra yahu Malik başta fazlaca. Dinimizin emirlerinin dışında kahkahalarla gülmeler başlar. Bu nimetin nereden geldiğini, bu nimetle bizde nelerin kastedildiğini hiç hatırına getirmez ama çok malumatı var. Yenileri, içilir, biraz da Kitabullah'a bakalım, biraz da Ehlullah'ın tavsiyesine bakalım, düşünmez bunu. Evinin hayatı aynen batılların yaşantısı gibi olur. Hiç diğer insanlardan çok alim ama bunu fark ettiremezsiniz.
Hiç farklı O ben şu görevdeyimdir, şu vazifedeyimdir ama bizim gibi insanlara bilsem. Şöyle bir şekliyle, şemaliyle, yüzündeki nuruyla, secde eseriyle, gözündeki feraset tabakası ile, duruşuyla, oturup kalkmasıyla, konuşmasıyla hiç ehlüllaha uymasın. O zaman da fasıklaşıyor orada. Eğer hem sufi meşrep, Peygamberimizin ahlakında hem de ilim ehli olacak olursa bu hakikate eğilmiştir. Dedi erkan, ahlak bütün davranışlarına yansımış. Mesela Ahmet bin Hanbel, Rahmetullahi aleyh hazretlerinin bu mübarek yol hakkında da birçok ifadeleri var. Onlardan birisi yavrularını ehlullahın sohbetlerine gönderir. Derler ki siz bu tavsiyeleri yapamaz mısınız? Biz okuduklarımızı onlardan yaşıyor olarak gördük buyurur. Bunun gibi diğer ulema-i Kiramımızın da tavsiyelerini içerir bu kitap. En son kısmında da Allah dostlarının Celle Celaluhu ahvalini, tavsiyesini içerir.
Buyuruyor ki İbrahim ile Ethem Hazretleri. Ey oğulcağızım, ey evladım. Dünyada gönlünü ve gözünü çekmiş. Halbini hiç meşgul etmiyor. Eli ve kafası bu işlerde meşgul. Kafası dünya işlerini ayarlıyor. Eli de eli de çalışmak ile meşgul, helal kazanç için. Eğer böyle olacak olursa, o Rabbi Zülcelalimizden nimetle donatılmıştır, ilahi nimetlerle donatılmıştır. Allah'u Zülcelalin sevgisi, ona bir gömlek olmuş bir elbise olmuştur. Allah'ımız onu böyle güzelleştirmiş, ikramda bulunmuştur ki, Rabbi Zülcelal'imizin yarattıklarına olan üstünlüğü gibi, o kadar güzel bir tabirde bulunulmuş ki, Rabbi Zülcelal'imizin yarattığı varlıklara olan üstünlüğü gibi onları güzel meziyetler ile meziyetlendirmiştir. Bir kere ahiret işlerini tercih, iki iş zuhur ettiği zaman, biri dünya, biri ahiret, uhrevi işleri öne almak, onun artık ahlakı huyu olmuştur. Karnını doyduktan sonra, yine de tıka basa doldurmuş.
Çünkü daha yeme, arzulu iken çekilin diye buyruluyor. O ise arzulu olmak şöyle dursun, doyduktan sonra da canım istiyorum ne kadar tatlı olmuş diye yiyor. Eğer böyle olacak olursa o kimse Seher'in zevkinden, uykusuzluğun insanda meydana getireceği büyüklerimizdeki tatlılığından mahrumdur. Bu tatlılığı, bu zevki, bu uykusuzlukla almış olduğu şevki hiç arzulamazsın. Çok da uyumakla, ahiret üzüntüsünü, bu hüzün tasavvufta bir makamdır. Önce gezen hususlerdir. Dille ifadesinde zorlanırız hepsi hususunda. Ahiret, mahzunluğu hususunda yine mahrumdur. Çok uyku ile bunun ölümdür, kabirdir, kabirde hesaptır. Kabirden hangi simada kalkışımız mizan, sırat, mahşer, bunların düşüncelerinden mahrumdur. Dünyaya aşırı zevklerle, bilgi ve alakalarla, Rabbi Zülcelal'imizin korkusunun, gönüllere nakşedilmesini de ummasın.
İnsanlarla öğüt için değil, nasihat için değil, birbirlerimizi ikaz için değil, sadece günü gün etmek için, hayırsız kelamlar ile bir araya gelmeden zevk duyan kişilerin de Allah'ımızın üns denen dostluk şarabından içeceğini sem mümkün değildir. Bu olmaz. Takva hayatını terk ederek, Allah'ımızdan korkmayı, küfürden ve şirkten sakınmayı, büyük ve küçük günahlardan çekinmeyi, Rabbi Zülcelal'imizin muhabbetinin dışında her şeyi terk etmedikçe, hikmet nurunun da kalbe ineceğini zannetmeyin. İlim bir nurdur. Allah'ımızın sıfatıdır. Yalnız hikmet ehli olmak bir başkadır. Çok alim olabiliriz malumatımız çok olur ama ne bize tesir eder ne de etrafımıza tesir eder. Ama hikmet ehli olanın sözü hem kendilerine hem de etrafına tesir eder. Bu nimetten mahrumdur. Takva hayatını yaşamadıkça buyuruyor.
Batılların hayatına uygun hayat, yaşandığı sürece de, Rabbi Zülcelal'imizin emirlerine uygun bir yaşantının olacağını da sen zannetme. Çünkü ev hayatı ne Allah'ın dostlarına, aliban-ı ilahiyeye, ne Ashab-ı Kirama ne de Efendimiz aleyhissalatu vesselamın edebine erkanına uymuyorsa, yaşantımız ona uygun düşmüyorsa, o kimsede sen ibadet ve taatin sıhhatinin, onun tadını, lezzetini ibadet ve taatin bizde gerçekleştireceği güzelliğin olacağını katiyen zannetme. Mal ve şeref, üstünlük arzusu gönülde yaptığı sürece, Rabbi Zülcelal'imizin de sevgisini kalpte uyanacağını katiyen zannetiyor. Devamlı bir üstünlük arzusu. Devamlı bir üstünlük arzusu. Daha büyük delil. Allah korusun bu şirke yakın günahtır der. Allah'ımızın sevgili kulları ehli tahkiktir. Kibir, belki zahiren belli olmaz ama gönülde mühte bir arzu var.
İlla daha ileride olmak, insanların nazarında bir yer edinebilmek, kabul görmeyi istemek. Böyle bir düşünceler olduğu sürece Rabbi Zülcelal'imizin de muhabbetinden nasipten olacağını zannetti. Kimselere cefa edildiği sürece, gönülde de bir yumuşaklığın olacağını zannetmiyorum. Fakire bir acıma yok, yetime şefkat yok. Bir dula, muhtaç bir şekilde olan dula, merhamet duygusu olmadığı sürece, aksine onlara cihad edildiği müddetçe, gönülde bir yumuşaklığın olacağını da zannetme. Bu devamlı zannetme zannetme dediği, umma, depreme dediği hususlar yaşanması gereken en ulvi hasletlerdir. Nedir o gönlün yumuşaması. Eğer toprak işlenmeyecek olursa, yağan yağmurun buna ne faydası olacak. Bir taşın üzerine dökülen yağmur tanecikleri, sıçrayıp etrafa yayılacak bir santim dahi bir miri ilahi santim şöyle dursun içine geçmeyecektir.
Ama toprak halde bulunmuş olursa, sürülmüş olursa, hazır hale getirilecek olursa, elbette ki yağan, hal, yağmur ta bunun derinliklerine kadar işleyecek ve atılan tohumlar gelişecek, büyüyecek ve istifa edilecek. Sadece birisini söylemek istiyorum. Gönülün katılığı, acıma duygusunun, şefkat ve merhametin ortadan kalkması, şekavet alametindendir. Cehennem ehlinin sıfatındandır. Acıyordur, şefkat duyuyor, merhamet duyuyor. Bu insanlık ne olacak diye efendimiz aleyhissalatu vesselamın Hira mağarasına çekilip düşündüğü gibi. Her nerede olursa olsun, o cahillerin, o müşriklerin kapılarını çatıp panayırlarda dolaşıp, ta etraftaki ülkelere mektuplar göndererek bunlar Rabbi Zülcelal'imizin yolunu nasıl bulacaklar diye bir gönül rıddakine, inceliğine erişmek ne büyük bir nimettir. Ne büyük bir nimettir.
Ve Ehlullah'ın iç elbiseleri şöyle dursun, gömlekleri, şeketleri, kalp sürülerine kadar suyun içerisinde kalmaktaki, suyun içerisinde kalmaktaki hallerinin sebebi nedir? Elbette ki şefkattir, merhamettir. Gönüllerinin inceliğidir. Kişinin Yavuz'unun arkasında dolaşması, aman ha evladım nerelerde geziyor. Uygunsuz yerlerde bulunup da kendisini vahmediyor diye bir endişeye düşüp yavrularını gözetlemesi, evini, ailesini, çocuğunu, çoluğunu, etrafını görmesi, elbette ki bir şefkatin, gönlün, gönlün yumuşaklığının gereğidir. Gözlerin yaşarması, iki damlası dahi aklı ilahiye vesiledir. Gözden Allah için akan, iki damla gözyaşı bir sinek başı kadar da olsa, günahlarımızın affına vesiledir. Gönül yumuşaklığı elbette çok önemli bir hasrettir. Çalışsın, sıhhat yiyor, afiyetiyete. Böyle boşluk dolaşmasın. Herkes çalışıyor. Benimle beraber işimde gücümde ortak mı olur?
Beraber bu çalıştık Yemek suretiyle şefkatsizlik, merhametsizlik yapacak olursa o zaman kalbinde yumuşaklık olmaz. Siz Kalem Suresine bakmayın. Kalem Suresi'nde görürsünüz bir bahçe sahibinin durumunu. Babasının şefkatini, babasının irti halinde evlatlarından ikisinin azgınlaşıp nefsin ve şeytanın arzusuna uyarak, onlar bizimle beraber mi çalıştı ki biz onları nimetimize ortak edeceğiz diye. Vermemelerinin neticesi, küçük yavrunun, en küçük kardeşlerinin, babasının yolunda olup gelin yapmayın. Babam nasıl yapmışsa biz de öyle fakire yoksula acıyalım dediğinde hiç dikkat etmeyip, şefkatsiz ve merhametsiz hareket ettiklerinde, malların ve mürüklerinin telef olduğunu, yok olduğunu siz Kalem suresinde görürsünüz. Hoş koşmuş. Bir nefesimizde, bir nefesimizde, üç tane sualin olduğunu, bir nefeste, üç defa kısada çekileceğimizi düşünmeyecek olursak.
Bu kimsede de bir dikkatin, bir yumuşaklığın, bir inceliğin, bir nezafetin, bir nezafetin olacağını hiç bulmaz. Hava ve sert, hırçın hareket etmeye başlar. İnsanlara acıması yok. Bu cep olarak ikram edildiği gibi gönül olarak da ikram edilmesi gerek. Dil olarak da ikram etmemiz gerekir. Siz insanların ortasında üzerine benzin dökmüş ve ateşte kendisini yakmaya çalışan kimseye çok acır. Aman ayanmasın diye gerekli her türlü muameleyi yaparsınız söndürmek için. Bu gönül alemini Allah'ımıza yapılan Celle Celaluhu yanlış davranışlardır. Onun emrine muhalefetle, uhrevi hayatını yakan kimseye de şefkat ve merhamet göstermedikçe, Allah'ın rahmetine de gelişemezsiniz. Buyuruyor İbrahim bin Ethem Hazretleri, Hadisallahu ve Sellem. Zümer Suresi'nde dokuzuncu ayet-i celilelere keyfiyeti haber verilen. Esribibillah. Allah'tan Celle Celalü en çok korkanlar, ilim sahibi kimselerdir diye buyuruluyor.
Haşret sahibi. Gönlünde Cenabı Hakk'a büyük bir sevgi, büyük bir muhabbet içerisinde olan ulema-i Kiram'ın sohbetinde bulunmayan insanlarda da siz katiyen bir olgunluk bekleyemezsiniz. Duruşu da değişir, oturuş da değişir, bakışları da değişir, şekil şemail değişir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şeriflerinde, eğer ehlüllah ile bulunmayacak olursa, misal olarak kastediyorum diyenlerimi buna kıyas edersiniz. Enveda sararır. Nebi-i Ekrem Efendimizin ifade geldi. Aynen dalından kopan bir meyve gibi. Ne yapar? O tazeliği bir müddet sonra sararmaya başlar. Sonra morarı, sonra da kararın, şükür gider. Eğer Ehlullah'ın gönül dalından kopacak olursa, o zaman sararmaya başlarız. Sonra vurarız, sonra da kanarlar. Eğer Allah için sevgi nimetine erişmek istiyorsak, biz bir kere Rabbimizin seveceği taatlere koşacağız. İfadeden gerçek anlam bu.
Bir kere böyle medhiç dövülmeyi vasfedildiği zaman, böyle neşesi yerine gelir. İtilaflı bir hal ifade edilecek olursa, israf'ımız için şekil değişiyor, biçim değişiyor. Aman mümkün de tam tersi olur. Böyle bulunduğu müddetçe Allah için sevgi, nimetine de erişemez. Dünyaya hırs bile koşmakla da Cenab-ı Hak'tan Celle Celalühü, korkunun olacağını Allah'ımızdan korkun veren, harama düşerim korkusuyla helali bile terk etmektir. Ashab-ı Kiram, biz diyor harama düşeriz diye on dokuz helali terk ettik buyururlar. Böyle bir hali yaşamadıkça, kanaat ve rıza halinin de elde edileceğini asla hatırine getir. Rıza kul Allah'tan, Allah'ımızın da kulundan razı olduğu, kanaat ise, Hazreti çok. Ne lütfetmişse Mevla, ona tahammül edebilme düzenliğini, eğer ilahi korkuyu terk etmişse, gevşeceğini zannediyorlar. Cenabı Hak cümlemizi şefaatlerine mazhar kılsın. Velhamdülillahi ilahi bir alemi el Fatiha.
Yüz otuz ikinci Said'den bire hiç riayet etmişim. Çok da önemli gördüğüm için başta en önemli yerini söyleyeyim. Bunu kaydedenler gitsin ama çok güzel. Diye müritlerin adabı hususunda bunu kaydederseniz seviyor olur. Hoşunuza gelecek. Bunun Arapçasını yaza ne olursa yazayım. Gerçek diyor bu yolun ehli kimse. Her ara birini Kur'an'da bulan ve enci de istiğfar adına bitmez tükenmez ayete. Efendim biz trip de okuyoruz. Salat, sırap da okuyoruz. Biz bölüm tefekkürü de yapıyoruz, asıl vazifemize geçtik. Nefsinde dikkat kılınacak. Her nefis hüdümü tadacaktır. Hem biz rabıta da yapıyoruz Mürşid-i Kamilimizi. Nur şeklinde, Mürşid-i Kamilimizi nur şeklinde düşünüyoruz. Kalbinden kalbimize ilahi nur attığını ama hiç de haz alamıyoruz. Ne kadar ceryan kuvvetli ne olursa olsun, kediler kırılmışsa ne olacak? Tatillerle görüşmeler var kılmışsa.
Bunlarla batılların yaşantısı sürecek olursak, dinimizin emirlerine bir talihsizlik başlarsa, kenarından beyninden az, az da olsa okumaya başlarsa, dünya hırsı da da baş gösterirse yetmeyecektir. Biz rabıta da yapıyoruz, onu nasıl bulacağız? Çünkü gerçek mürid diyor, her aradığını Kuran'da bulandır. Esanü ve köyünü masadıi. Sadıklarla beraber. Onların gönülleriyle beraber. Çünkü o kendisinde beşeriyet diye bir şey bırakmamış beşer değil midir? Beşerdir ama öyle bir beşer ki, öyle bir beşer ki Allah'ımız gören gözü içten yaranın, kavralayan, emir yürüyen ayağı olur. Bu bize bir dıştan, işten okuyacağımız ve bunu derslerimize sorulluyorum. Sorulmadığı için bak tekrar anlattım şimdi. Anlatmadığım hiçbir şey kalmadı. Şahit olaya Rab diyorum artık. Cuma akşamı dökülür. Elhamdülillah, cumartesi, pazarda bölüşün. Derslerinizi perşembe gününde sorup diyorum.
Bunun dışında yadsılamazlardan sonra da. Yine de mesudün, yine de mesudün dedem Rahmetullahi aleyh Hazretleri evlatlarının birbiri kapısına da girermiş. Ha bu kapı açığı olduğu için bütün kardeşlerimize daha rahat olacağı için söylüyorum. Hepsi olmaz gibi. Beş yüzde dıştan okuyoruz. Beş yüzde içten. Bunun da var ya Kuran-ı Kerim'de. Ama dışlarını biliyorsun. Efendimiz aleyhissalatu vesselam ölmek üzere olan bir kimseye Kelime-i Tevhid'i telkin edin diye bunu gördüm ama bir de içten dedim, beş yüzünü dıştan ölüyoruz. Bunun için neden bir hükmü veriyor? Rabbinin içinden yalvararak ve ondan korkararak yüksek olmayan bir sesle, sabah ve akşama gafil olur mu? Yahu biz murakabe veriyorsunuz. Bütün letaifleri geçtikten sonra yedi kat cemal yok bilip kalbimizi aşağısına aşmadık. Allah'ımız her romanimizi gözetliyor. Rabbimiz gözetliyor.
Sıddık Azam ne fazla namazı, ne vurucu kalbi vakariyle Cenabı Hakk'a erişiyorum. Bu kalbi vakarı murakabedir. Kalbinizi murakabeye araştırınız. Rabbimizin her an gördüğünü. Rabbimiz şahit olsun El Fatiha. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi serin sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Tasavvuf Ve İrşat Yoluyla Kalbi Arınma | Mihmandar