Tasavvuf Ve İrşad Yoluyla Kalp İyileştirme kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini tatmin ve teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Mukaddesallahu Sırra Hazretlerinin nasihatleri var. Enbiya'nın nasıl ki başından geçen hadiseler, onlara yapılan tavsiyeler, bizim irşadımız ve ıslahımız için…
Tasavvuf Ve İrşad Yoluyla Kalp İyileştirme ne anlatıyor?
Tasavvuf Ve İrşad Yoluyla Kalp İyileştirme kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini tatmin ve teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Mukaddesallahu Sırra Hazretlerinin nasihatleri var. Enbiya'nın nasıl ki başından geçen hadiseler, onlara yapılan tavsiyeler, bizim irşadımız ve ıslahımız için…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini tatmin ve teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Mukaddesallahu Sırra Hazretlerinin nasihatleri var. Enbiya'nın nasıl ki başından geçen hadiseler, onlara yapılan tavsiyeler, bizim irşadımız ve ıslahımız için gelmişse, Evliyaullah'ın da haberleri hiç şüphesiz bizim için bir öğüttür, bir nasihattir. İbrahim bin Ethem Hazretleri malum, kendisi Bedi padişahıdır. Halık'ımız kendisine ikazlarda bulundu. Gerek Hızır aleyhisselam, gerekse İlyas aleyhisselam, Ricalü'l-Vahip manevi evlerden gelip kendisine telkinde bulunanlardan bulunanlardan, bulunanlar ve bu telkinlerden çok büyük öğüt ve ders aldı, ders aldı. Her şeyi terk edip, Mevlamızın yoluna koyuldu.
Fakat burada okunan tevhidin, istiğfarın, salatü selamın, ölüm tefekkürünün, rabıtanın, Zikrullahın ve murakebenin her alanı içerisine alması icap eder. Her alanı. Biz aile hayatımızda da tevhidin gereğini yaşayacağız. Aile hayatında nasıl yaşayacağız? Ferdi, şahsi hayatımızda, davranışlarımızla, Allah'ımızın emirlerine Celle Celalü riayet ettiğimiz gibi, e o hayatımızda çocuklarımızın da. Rabbi Zülcelal'imizin istediği şekilde, Habibullah'ın tasvip buyurduğu tarzda, Evliyaullah'ın arzu ettiği bir şekilde hayatlarını sürdürmelerini temin edeceğiz. Çocuklarımızı çok genç yaşta ele alacağız ve bırakmayacağız. Mesajlarda hayırlı telkinlerle onları ürkütmeden. Geldiklerinde bayramlarda, düğünlerde, nişanlarda vesair toplantılarda hep güzel tavsiyelerle Rabbi Zülcelal'imizin yolunu anlatmak, onları irşad ve ikaz hepimizin üzerine farzdır.
Sonra kimle görüşürsek, usulüne uygun bir tarzda Rabbi Zülcelal'imizin emirlerini duyurmakla hepimiz mükellefiz. İbrahim bin Ethem Hazretleri Gabbdesallahu sırra, ehli tahkirikten bir zata göre, biz olsa idik, ona padişahlığını terk ettirmezdik. Çünkü bir saat adaletle hükmetmek, altmış yıllık nafile ibadetten hayırlıdır. Onun dervişliğini bu tarzda yürütürdük. Bir öğretmense, öğretmenliğini terk ettirmezdik. Biz yavrularımızın yanlış düşünce ve fikirlere sapmamalarını, anne ve babalarına saygılı, Halık-ı Lemyezel'e görevlerini, vazifelerini öğretmek, en ulvi görevlerden birisidir. Eğer çiftçi ise çiftçiliğini terk ettirmeyiz. Vesair görevlerini terk ettirmeden, o görevlerinde, o vazifelerinde dervişliklerini yaptırırdık buyuruyor. Mesela bir çiftçinin yapmış olduğu görev ve vazifede, elinin emeğini yemesi, Hazreti Davut ne güzel kuldur, kendinin emeğini yer diye buyuruluyor.
Diğer bütün vazifelerimizde de böyle işini düzgün ve sağlam yapanı Allahu Zülcelal sever. Rızkımızı helalinden temin etmek için çalışmamız zaten yatağımıza girmeden önce küçük günahlarımızın aklına da vesiledir. İbrahim Bin Edhem Hazretleri'nin tavsiyelerinden okumak istiyorum. Ehli tahkikin bu mübarek yol hakkında, Sıddıyk-ı Azam da Ali Kerremallah veche hazretlerinden gelen yolun üstünlüğü hakkında birçok izahları var elimizde. Mesela, Bu güzel yol için, İhsan mektebi için buyuruyor ki Em Rain. Ben bu Ehlullah'ın sohbetlerinde bulunmak suretiyle, iki yönde çok faydalandım. Diğer meclislerde ulemanın topluluğunda ben bu tavsiyeleri görmedim. Birincisi, Vakit bir kılıştır. Eğer onu iyi kullanmazsan o seni keser. Çok güzel bir tabir de bu ünlü. Vakit bir kılıştır. Eğer sen onu iyi kullanmazsan o seni keser.
Şimdi vaktinizi, vaktinizi Allah'ımızın emirleriyle, Farslarla, nafile taatlerle, oruçlarla, tebliğlerle, davetlerle, insanlığın kurtuluşuna vesile olacak taatlerle yapacak olursanız, bu sizin için ahirette fayda getirecek olan amellerdir. Yok eğer vaktinizi bunun tersi, yanlış davranışlarda el, ayak, göz, kulak, hareketlerinizde onun yaratılış tarzının dışına çıkacak olursanız vakit sizi kese. O vaktinizi isyanla geçirmenin büyük ızdırabını duyarsınız. Aman vaktini hayırla geçir. İbadet ve taatle geçir. Eğer sen kendini hayırlı işlerle geçirmezsen, şahal tekerbi zıddı. Sen zıttıyla hareket etmiş olursun, batıl seni istila halde. Eğer sen salihü selam okumazsan, dilin tevhid, istiğfar ve hayırlı dualarla meşgul olmazsa, batıl seni istila eder, bunun dışında hayırsız sözler söylemeye başlarsın.
Gözün Kuran'a bakmazsa, Hadis-i Şeriflere bakmazsa, ibretle görmeyecek olursa şehvetle bakmaya başlar. Kulağın da öyle, ayağın elin bütün uzuvların da öyle demek istiyor. İmam-ı Şafii Rahmetullahi Ali Hazretleri. Mesela İmam Malik bin Enes buyuruyor ki Gay. Şimdi eğer bu hayırlı yola girer, ibadet ve taatini Rabbi Zülcelal'imizi görür gibi yapmanın yoluna girer ama dini hükümlerden de mahrum kalacak olursa, zındıklık. Zındık olur mu? Hayır. İnkar edecek olursa. Cehaleti bu yola girmiş ama kibar. Dedim üç tane zınkiyeti. Benim hanımım onun kızı sahipdır. Böyle şehadetle girilecek olursa bu zındıklığa doğru götürür diyor. Dedim üstazındır, ne emrederse onu yapacaksın. O zaman ticari ahlaksızlığa da gitmeye başlarsa kişi, yolunu sapıtmış olur, bunu arz ediyor. Dini malumatı çok güzel. Öğrenmiş. Kuran-ı Azimüşşan'ın tefsirini yapabiliyor.
Ahadîsi Muhammediye'yi çok güzel izah ediyor ama kendisini irşad için, ıslah için bir yola da başvurmamış. Boynunu bükmemiş. Ehlullah'ın kapısında toz ve toprak olmamış. Emirlerinde demek istiyorum Rabbi Zülcelal'imizin ve Habibullah'ın tavsiyelerinde toz ve toprak olmamış. O zaman diyor, fasıklaşır. Evet çok malumatı bu. Bir eve girerken dahi edep bilmez. Çıkarken de bilmez. Yemek yerken de bilmez, su eliyle gelir. Sonra yahu muhalif ilk başta fazlaca Dinimizin emirlerinin dışında kahkahalarla gülmeler başlar. Bu nimetin nereden geldiğini, bu nimetle bizden nelerin kastedildiğini hiç hatırına getirmez ama çok malumatı var. Yenileri içilir, biraz de Kitabullah'a bakalım, biraz da Ehlullah'ın tavsiyesine bakalım, düşünmez bunu. Evinin hayatı aynen batılların yaşantısı gibi olur. Hiç diğer insanlardan çok alim ama bunu fark ettiremezsiniz. Hiç farkı yok.
O ben şu görevdeyimdir, şu vazifedeyimdir ama bizim gibi insanlara bitti. Şöyle bir şekliyle, şemaliyle, yüzündeki nuruyla, secde eseriyle, gözündeki ferasiple, bakışıyla, duruşuyla, oturup kalkmasıyla, konuşmasıyla hiç kahlullaha uymasın. O zaman da fasıklaşır. Eğer hem sufi meşrep, Peygamberimizin ahlakında sallallahu aleyhi ve sellem hem de ilim ehli olacak olursa bu hakikate eğilmiştir. Ede, erkan, ahlak bütün davranışlarına yansımış. Mesela Ahmet bin Hanbel Rahmetullahi Ali Hazretlerinin bu mübarek yol hakkında da birçok ifadeleri var. Onlardan birisi yavrularını Ehlullahın sohbetlerine gönderir. Derler ki siz bu tavsiyeleri yapamaz mısınız? Biz okuduklarımızı onlarda yaşıyor olarak gördük, buyurur. Bunun gibi diğer ulema-i Kiramımızın da tavsiyelerini içerir bu kitap. En son kısmında da Allah dostlarının Celle Celalühü ahvalini, tavsiyesini içerir.
Buyuruyor ki İbrahim bin Ethem Hazretleri, ey oğulcağızım, ey evladım, Dünyada gönlünü ve gözünü çekmiş. Halbini hiç meşgul etmiyor. Eli ve kafası bu işlerde meşgul. Kafası dünya işlerini ayarlıyor. Eli de eli de çalışmakla meşgul, helal kazanç için. Eğer böyle olacak olursa, o Rabbi Zülcelalimizden nimetle donatılmıştır, ilahi nimetlerle donatılmıştır. Allahü Zülcelal'in sevgisi ona bir gönle olmuş bir elbise olmuştur. Allah'ımız onu öyle güzelleştirmiş, ikramda bulunmuştur ki, Rabbi Zülcelal'imizin yarattıklarına olan üstünlüğü gibi o kadar güzel bir tabi de bulunurmuş ki, Rabbi Zülcelal'imizin yarattığı varlıklara olan üstünlüğü gibi onları güzel meziyetlerle meziyetlendirmiştir. Bir kere ahiret işlerini tercih, iki iş zuhur ettiği zaman biri dünya, biri ahiret, uhrevi işleri öne almak onun artık ahlakı huyu olmuştur. Yavru, Karnını doyduktan sonra yine de tıka basa doldurmuş.
Çünkü daha yeme arzulu iken çekinin diye buyruluyor. O ise arzulu olmak şöyle dursun, doyduktan sonra da canım istiyorum ne kadar tatlı olmuş diye yiyor. Eğer böyle olacak olursa o kimse Seher'in zevkinden, uykusuzluğun insanda meydana getireceği büyüklerimizdeki tatlılığından mahrumdur. Bu tatlılığı, bu zevki, bu uykusuzlukla almış olduğu şevki hiç arzulamazsın. Çok da uyumakla, ahiret üzüntüsünü, bu hüzün tasavvurda bir makamdır. Önce geçen hususlerdir. Dil ile ifadesinde zorlanırız hepsi hususunda. Ahiret, mahzunluğu hususunda yine mahrumdur. Çok uyku ile bunun ölümdür, kabirdir, kabirde hesaptır. Kabirden hangi simada kalkışımız mizan, sırat, mahşer, bunların düşüncelerinden mahrumdur. Dünyaya aşırı zevklerle, ilgi ve alakalarla, Rabbi Zülcelal'imizin korkusunun gönüllere nakşedilmesini de ummasın.
İnsanlarla öğüt için değil, nasihat için değil, birbirlerimizi ikaz için değil, sadece günü gün etmek için, hayırsız kelamlar ile bir araya gelmeden zevk duyan kişilerin de Allah'ımızın üns denen dostluk şarabından içeceğini sen Mümkün değildir, bu olmaz. Takva hayatını terk ederek, Allah'ımızdan korkmayı, küfürden ve şirkten sakınmayı, büyük ve küçük günahlardan çekinmeyi, Rabbi Zülcelal'imizin muhabbetinin dışında her şeyi terk etmedikçe, Hikmet nurunun da kalbe ineceğini benzettiler. İlim bir nurdur. Allah'ımızın sıfatıdır. Yalnız hikmet ehli olmak bir başkadır. Çok alim olabilir, malumatımız çok olur ama ne bize tesir eder, ne de etrafımıza tesir eder. Ama hikmet ehli olanın sözü hem kendilerine hem de etrafına tesir eder. Bu nimetten mahrumdur takva hayatını yaşamadıkça, buyuruyor.
Batılların hayatına uygun hayat, yaşandığı sürece de, Rabbi Zülcelal'imizin emirlerine uygun bir yaşantının olacağını da sen zannetme. Çünkü ev hayatı ne Allah'ın dostlarına, Arifani ilahiyeye, ne Ashab-ı Kirama, ne de Efendimiz aleyhissalatu vesselamın edebine erkanına uymuyorsa, yaşantımız ona uygun düşmüyorsa, o kimse desen ibadet ve taatin sıhhatini, onun tadını, lezzetini ibadet ve taatin bizde gerçekleştireceği güzelliğin olacağını katiyen zannetme. Mal ve şeref, üstünlük arzusu gönülde yaptığı sürece, Rabbi Zülcelal'imizin de sevgisini kalpte uyanacağını katiyen zannediyor. Devamlı bir üstünlük arzusu. Devamlı bir üstünlük arzusu. Daha bir ileriye. Allah korusun bu şirke yakın günahtır der. Allah'ımızın sevgili kulları ehli tahkiktir. Kibir, belki zahiren belli olmaz ama gönülde mühli bir arzu var.
İlla daha ileride olmak, insanların nazarında bir yer edinebilmek, kabul görmeyi istemek. Böyle bir düşünceler olduğu sürece Rabbi Zülcelal'imizin de muhabbetinden nasipten olacağını zaruritti. Yetim, dul, öksüz, kimselere cefa edildiği sürece, gönülde de bir yumuşaklığın olacağını zannetmiyorum. Fakire bir acıma yok, yetime şefkat yok. Bir dula muhtaç bir şekilde olan dula, merhamet duygusu olmadığı sürece, aksine onlara cefak edildiği müddetçe, gönülde bir yumuşaklığın olacağını da zannetme. Bu devamlı zannetme zannetme dediği, umma, depreme dediği hususlar yaşanması gereken en ulvi hasletlerdir. Nedir o gönlün yumuşaması? Eğer toprak işlenmeyecek olursa, yağan yağmurun buna ne faydası olacak. Bir taşın üzerine dökülen yağmur tanecikleri, sistraip etrafa yayılacak bir santim dahi, bir mili ilahi santim şöyle dursun içine geçmeyecektir.
Ama toprak hal kullanılmış olursa, sürülmüş olursa, hazır hale getirilecek olursa, elbette ki yağan, harp, yağmur ta bunun derinliklerine kadar işleyecek ve atılan tohumlar gelişecek, büyüyecek ve istiğfar etmeyecektir. Sadece birisini söylemek istiyorum. Gölün katılığı, acıma duygusunun şefkat ve merhametin ortadan kalkması, şekavet alametindendirdir. Cehennem ehlinin sıfatındandır. Acıyordur. Şefkat duyuyor, merhamet duyuyor. Bu insanlık ne olacak diye efendimiz aleyhissalatü vesselamın Hira mağarasına çekilip düşündüğü gibi. Her nerede olursa olsun, o cahillerin, o müşriklerin kapılarını çalıp panayırlarda dolaşıp, ta etraftaki ülkelere mektuplar göndererek, bunlar Rabbi Zülcelal'imizin yolunu nasıl bulacaklar diye bir gönül rıdkdakine, inceliğine erişmek ne büyük bir nimettir. Ne büyük bir nimettir.
Ve Ehlullah'ın, iç elbiseleri şöyle dursun, gömlekleri, şeketleri, kalp sürelerine kadar suyun içerisinde kalmaktaki, suyun içerisinde kalmaktaki hallerinin sebebi nedir? Elbette ki şefkattir, merhamettir. Gönüllerinin inceliğidir. Kişinin yavrusunun arkasında dolaşması aman ha evladım nerelerde yaşıyor. Uygunsuz yerlerde bulunup da kendisini vahmediyor diye bir endişeye düşüp yavrularını gözetlemesi, evini, ailesini, çocuğunu, çoluğunu, etrafını görmesi, elbette ki bir şefkatin gönlün, gönlün yumuşaklığının gereğidir. Gözlerin yaşarması, iki damlası dahi aklı ilahiye vesiledir. Gözden Allah için akan, iki damla gözyaşı bir sinek başı kadar da olsa, günahlarımızın affına vesiledir. Ölü yumuşaklığı elbette çok önemli bir hasrettir. Çalışsın, sıhhat iyi, afiyet iyi. Böyle boşluk dolaşmasın. Herkes çalışıyor. Benimle beraber işimde gücümde ortak mı olur? Beraber mi çalıştık?
Yemek suretiyle şefkatsizlik, merhametsizlik yapacak olursa o zaman kalbinde yumuşaklık olmaz. Siz Kalem Suresine bakın. Kalem Suresi'nde görürsünüz bir bahçe sahibinin durumunu. Babasının şefkatini, babasının ifti halinde evlatlarından ikisinin azgınlaşıp nefsin ve şeytanın arzusuna uyarak, onlar bizimle beraber mi çalıştı ki biz onları nimetimize ortak edeceğiz diye vermemelerinin neticesi, küçük yavrunun, en küçük kardeşlerinin, babasının yolunda olup, gelin yapmayın. Babam nasıl yapmışsa biz de öyle, akide yoksula acıyalım dediğinde, hiç dikkat etmeyip, şefkatsiz ve merhametsiz hareket ettiklerinde, malların ve mülklerinin telef olduğunu, yok olduğunu siz Galel's Suresinde görürsünüz. Bulduk. Bir nefesimizde, bir nefesimizde, üç tane sualin olduğunu, bir nefeste, üç defa kısada çekileceğimizi düşünmeyecek olursak.
Bu kimsede de bir dikkatin, bir yumuşaklığın, bir inceliğin, bir nezafetin, bir nezafetin olacağını hiç bulmaz. Hava ve sert, hırçın hareket etmeye başlar. İnsanlara acıması yok. Bu cep olarak ikram edildiği gibi gönül olarak da ikram edilmesi gerek. Dil olarak da ikram etmemiz gerek. Siz insanların ortasında üzerine benzin dökmüş ve ateşte kendisini yakmaya çalışan kimseye çok acır, aman ayanmasın diye gerekli her türlü muameleyi yaparsın söndürmek için. Bu gönül alemini Allah'ımıza yapılan Celle Celaluhu yanlış davranışlar ve onun emrine muhalefetle, uhrevi hayatını yakan kimseye de şefkat ve merhamet göstermedikçe Allah'ın rahmetine de gelişemezsiniz. Buyuruyor İbrahim bin Ethem Hazretleri, Hadis Allah'u ve Sellem. Zümer Suresi'nde dokuzuncu ayet-i celilelere keyfiyeti haber verilen. Esraili Billah, Allah'tan Celle Celalü en çok korkanlar, bilim sahibi kimselerdir diye buyuruluyor.
Haşret sahibi. Gönlünde Cenabı Hakk'a büyük bir sevgi, büyük bir muhabbet içerisinde olan ulema-i Kiram'ın sohbetinde bulunmayan insanlarda da siz katiyen bir olgunluk bekleyemezsiniz. Duruşu da değişir, oturuş da değişir, bakışları da değişir, şekil şemail değişir. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem hadis-i şeriflerinde, eğer Ehlullah ile bulunmayacak olursa, misal onlara kastediyorum diyenler buna kıyas edersiniz. Elveda sarar. Nebi-i Ekrem Efendimizin ifadeleri. Aynen dalından kopan bir meyve gibi. Gibi. Ne yapar? Bu tazeliği bir müddet sonra sararmaya başlar. Sonra morarıp, sonra da kararını, şunu gider. Eğer Ehlullah'ın gönül dalından kopacak olursa, o zaman sararmaya başlarız. Sonra muruarı, sonra da karın. Eğer Allah için sevgi nimetine erişmek istiyorsak, biz bir kere Rabbimizin seveceği taatlere koşamıyoruz. İfadenin gerçek anlamı bu.
Bir kere böyle methiç istiyor, övülmeyi istiyor. Vasfedildiği zaman, ve neşesi yerine gelir. İkazlı bir hal ifade edilecek olursa, israfımız için şekil değişiyor, biçim değişiyor. Aman dediğinde tam tersi olun. Böyle bulunduğu müddetçe Allah için sevgi nimetine de iyileşemez. Dünyaya hırs bile koşmakla da Cenab-ı Hak'tan Celle Celalühü korkunun olacağını Allah'ımızdan korku veren, harama düşerim korkusuyla helali bile terk etmektir. Ashab-ı Kiram, biz diyor harama düşeriz diye, on dokuz helali terk ettik buyururlar. Böyle bir hali yaşamadıkça, kanaat ve rıza halinin de elde edileceğini asla hatırine getirdi. Rıza kul Allah'tan, Allah'ımızın da kulundan razı olduğu, halat ise, Hazreti çok ne lütfetmişse Mevla, ona tahammül edebilme güzelliğini, ve ilahi korkuyu tertipse, gevşeceğini zannir. Cenab-ı Hak cümlemizi şefaatlerine mazhar etsin. Velhamdülillahi ilahi bilalemi El-Katü.
Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin kalbi selim sohbetini dinlediniz.
Kaynak: Genel
Tasavvuf Ve İrşad Yoluyla Kalp İyileştirme | Mihmandar