Hani İbrahim, o beytin temellerini yahut duvarlarını İsmail ile birlikte yükseltiyordu da ikisi de şöyle dua etmişlerdi. Ey Rabbimiz bizden şu hizmeti kabul buyur, şüphesiz hakikaten işiten, hakkıyla duyan kemaliyle de bilen sensin sen. Bir kere bize gereken İslam'ın temellerini tam yerleştirmek, güçlendirmek, kuvvetlendirmek ve bu temeli kurulacak olan binaya hazır bir hale getirmektir. Bir kere şehadette, tevhitte, Allah'ımızın varlığını ispatta, kemal sıfatlarıyla muttasıf, noksan sıfatlardan tenzih edişimizde, Habibi'nin Salli Allahu Teala Aleyhi ve Sellem risaletinde bunu tam manasıyla yaşamak, hayatımızın her alanında tevhidi göstermektir. Namazın hem iç hem de dış şartlarını yerine getirmektir. İslam'ın binasını kurmamız için. Namazın iç dendiği zaman hiç şüphesiz haşyettir. Azamet-i ilahiyyeye karşı duyulan saygıdır. Samimi olarak gösterişten uzak.
Sırf Mevla için zekatı müstehap olanlarına vermektir. Edeplerini koruyarak oruç tutmaktır. Azalarımızı günahlardan koruyarak çıkacağımız yolculuğu ahirete çıkış kabul ederek, giyeceğimiz ihramı sanki bir kepen gibi düşünerek kötü ahlaktan güzel ahlaka, bürünme niyetiyle haccı eda etmektir. Ve yer. Bir kere iman yetmiş küsur şubedir. O şubelerine dikkat ederek, en üstün olanın, en faziletli olanın, La ilahe illallah Muhammedun Resulullah olduğunu bilerek imanın temellerini şu hususlarla atmaktır. Allahu Zülcelal'e bir kere tam manasıyla şeksiz, şüphesiz imandır. Meleklerine Ve küttü bihi, indirmiş olduğu sahifeler olsun, kitaplar olsun. Onlara iman etmek. Ve rasulihi, resullerine. Velyevli'l-ahir, ahiret gününe iman etmektir.
Ve bil gaderi hayrihi ve şerrihi, hulvihi ve mürrihi, itikaden ve zevkan, bir kere kadere başımıza gelen hayır, şer ne varsa hepsine inanmak, canı gönülden, Rabbımızdan geldiğini bilerek ona teslim olmak, acısı ve tatlısı ne olursa olsun onun Rabbımızdan geldiğine itikat ederek ve acının bile, sıkıntının bile gönlümüzde zevk olmasıdır. Bu Rabb'ımdan geldi. Ben dinleniyorum. Acaba sabır mı edeceğim yoksa şikayetten bulunacağım demektir. Bir kere Rabb'ımızı görüyor gibi, sanki Rabb'ımızı görüyor gibi ibadet etmek, kulluğumuzu yerine getirmek. Eğer buna gücümüz yetmezse onun bizi gördüğünü her an onun kontrolü altında bulunduğumuzu bilerek ibadet etmektir. Rafu gavai dil islam yekunü bittahkih. Bir kere İslam binasının temelleri şunlardır. Gerçek, hak olan bir tövbedir. Nasıl ki İslam'ın beş şükrünü var Kelime-i Şehadet, Namaz oruç, Haczekal.
İmanın var Allah'a celle celaluhu meleklere, kitaplara, Rasullere, ahiret gününe hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine. Bu da artık onun deruni yönüdür. İslam'ın temelleri nedir? Tövbe. Başta Cenabıhakk'a yönelmektir. Tövbenin anlamı bu. Tövbe Rabbimize yönelmek. Artık günaha veda ettim demektir. Ve Takva, bu da, bu da efendimizin mübarek göğsünü işaret buyurdukları gibi sallallahu teala aleyhi ve sellem, Takva katleddir diye buyuruyorlar. Gönülden vazifelerimiz. Her şeyi, emri ilahi doğrultusunda Sünneti Seniyyeye riayetle Evliyaullah'ın edebine dikkatli yapmaktır. Tam manasıyla biz imanın esaslarını yerine getirecek miyiz? Getireceksek, imanın tat ve lezzetini duyacaksak şu üç esasa dikkat edeceğiz. Bir, el ihlas. Her şeyde samimi olmak. Dil kalbe, kalbin de dile uygun düşmesi birbirine muhalif olmamasıdır. İkincisi, Ves Sıddık doğruluktur.
Nebiler, Sıddıyıklar, Şehitler ve Salihlerin yolunda olmaktır. Ve tamanine, bu ise gönlün büyük bir huzur içerisinde olmasıdır. Artık kötülüğün gönül değil gönle bile gelmemesidir. Gönle geleni atma şöyle dursun, gönlüne dahi kötü bir duygu ve düşünce girmiyor. Metamanine, Fecir Suresindeki son ayetlerdir. Ey huzura eren nefis. Bunun tefsirlerdeki izahı, kekelami Musa aleyhisselam'dır. Musa Aleyhisselam ile kelam gitmek gibi, yani Musa Aleyhisselam'ın Cenabı Hak ile kelamı gibidir. Bu gönlün hallerinidir. Ve rafu, gavaidil imen yekunu bit tahkikin. El-İflas ve sıd ve tamaniye'dir. Ve rafu gavaidil yeksen yekunu. Bir kere Cenab-ı Hakk'ı görür gibi taat yapmanın esası neye dayanır? Şimdi sorar deriz, biz nasıl Cenab-ı Hakk'ı görür gibi ibadet edelim? Bu nasıl olacak? Hepimizin gönlüne geliyor. Nasıl yapacağız bunu? Şu üç şarta riayet.
Bir murakabe, yedi kat semayı yok bilip kalbini arşı azama açmakla. En az on beş dakika, Normali yarım saat. Daha bir ekmeli bir saattir. Ancak böyle Allah'ımızı görür gibi taat, sevgi hasıl olur kişide. Velmüşahede de bu ise artık ona gizli hiçbir şeyi yok. Allah'ımızın, hülasa edecek olursak izahında zorlanırız. Allah'ımızın ahlakıyla ahlaklanmak, Resul-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin ahlakıyla, edebiyle edeplenmektir. Nedir edebi? Taif'teki durum, Uhud'daki hal, ganimet mallarından adaletle dağıt diye dağdan gelmiş bir Arabinin yakasına süratle sarılıp mübarek boynunda iz yaptığı halde ben adalet yapmam da kim yapar deyip biraz buna mallardan, ganimet mallarından verin diye ilmiye gösterme halidir. Vel'marife, bu da Rabbi Zülcelal'imizi tanımaktır. Zerresi, o tanimanın zerresi, dağlarca yapılan ibadet ve taatin tarif edilmez şekilde fevkındadır. Çok üstündür.
Bu da bize Esad Erbili Hazretleri'nin beyiklerini hatırlatır. Dağlar yemişliği bağ olur cümle cihan bustan sana dediği gibi artık ona dönmenin neticesinde her şey ona bambaşka zuhur etmeye başlar. Tarif edilmez şekil. Yaşar, bizzat yaşamaya başlar. O halinde zerre kadar yapmış olduğu taat insanların ve cinlerin amellerine, taatlerine denk gelecek şekilde olur. Nasıl olur? Oldukça hadim nefsine rahmet etmesen dildarını. Eğer nefsine sen hizmetçi olmuşsan onun esaretinde isen sen Allah'ı ve resulünü ve sevdiğini onlara muhabbet ettiğini ifade etme. Aşk ateşini yakmadan germetmesen bazarını zühtü rüyadan tövbe et. Ey bilmeyen reftarını nasıl gittiğini bilmeyen kişi diyor bize yapmış olduğun ibadet ve taatin kuruntusundan tövbe et. Candan talep kıl yarini, ver canı bul didarını. Yarım yamalak yapma. Tam canı gönülden sıkıca tut bul Mevla-yı Zülcelal'i.
Yok eyle kendi varını, kim var olacağın sana. Sen kendini bu yolda feda edersen sana bütün yollar açılır. Vardık da piri kamile, taş olsa dil yumuşağı olur. Firavun ise nefsin yakin, bir nurdan alçağı olur. Oldum savakif aczine, Allah'a karşı hiçbir şey olmadığını, nefsini bu yolda Firavun'un nefsinden yetmiş derece aşağı görmek sebebiyle eğer böyle olursan, aczini bilecek olursan ednamel bir dağ olur. Çok az zannettiğin taat Rabbimiz katında dağlar gibi gelir ve mükafata mazhar olur. Çürüklerin hep sağ olur, zehrin gamı balya olur. Dağlar yemişliği bağ olur, cümle cihan bostan sana der, devam eder. Velhamdülillahi rabbil alemin. El Fatiha.