İlimsiz tasavvufa dalmak zındıklık. Tasavvufsuz ilme dalmak fasıklık, ikisinin birleşiminden hakikat doğar buyurur. Seri yeğeni ve müridi Cüneyt kudse sirruh hazretlerine, Allah seni sufi sufi kılsın. Sufi muhaddis kılmasın. Yani zahiri ilimleri tahsil ettikten sonra, tasavvufa intisab eden bir sufi olasın. Önce tasarrufu, sonra hadis ve zahiri ilimleri öğrenen sufi olmayasın diye dua buyururlar. Tasavvufun gerekliliğini, Fahreddin-i Razi Rahmetullahi aleyh, bizi dosdoğru yola ilet. Kendilerine nimet lütfettiğin, enbiya ve evliyanın yolunda kıl derken, müridi vuslata erdirecek bir mürşide uymakla hidayetin gerçekleşebileceğini ifade eder. Tefsiri'l kebir. Şer'i şerif, köpeklerin bile terbiye edilebileceğini kabulle, eğitilmemiş köpeğin getirdiği avın eti yenmez, demişlerdir. Ruhul beyan.
Ete karşı haris, hayvanların temiz olmayanlarından olmasına İmam, arifi billah, Abdulvahhabşarani, Meşariku'l envaril kutsiye kitabında ehli tarik, insanı Allah'ın huzuruna kalp huzuruyla çıkmaktan men eden kötü sıfatlardan temizlenmeye irşad edecek bir mürşid-i kamile intisap etmenin mutlak zaruri olduğunda icma ve ittifak etmişlerdir. Tasavvuf bir okuldur, bir eğitim müessesesidir. Bu müesseseyi yöneten kişiler, İslam'ı iyi bilen ve ihlasla yaşayan müminler olmalıdır. Gerçek mutasavvıfın üç vasfı vardır. Bir, itikadı ehli sünnetle'l Cemaat itikadı. Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem ve ashabının yaşadığı gibi yaşayan, ona göre hareket eden, ikincisi, ameli, mezhep halde kendisini o şekle büründüren kimse gibi olur. Şeyh değil, müteşeyhi şeyh olmadığı halde kendisini o şekilde gösteren kimse gibi olur.
Çünkü hakiki mutasavvıf efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in izini takip eden, sünneti seniyyesine son derece riayetkar olan kimsedir. Tasavvuf yolunun iki esası vardır. Kime bu iki şey verilmişse ona her şey verilmiştir. Birincisi Resul-i Ekrem efendimize kemal-i ittiba. Peygamberimizi tanımadan Allah'a vasıl olunamaz. Onun için vuslat yolu sünneti seniyye yoludur. İkincisi, mürşid-i kamile muhabbettir diye izah edilir. Mevlana'mız bu hususta misal verirler, çakalın birisi boya küpüne düşer. Küpten çıktığı zaman vücudu renk renk boyalarla boyanır. Güneşler ışık vurunca başlar diğer çakalların yanına gelir ben tavus kuşu oldum der çakallar gülüşmeye başlarlar derler ki tavus kuşunun bir kanadı var ki insan hayrette kalır. Haydi kanadını aç. Onun edalı bir yürüyüşü var ki insanı mest eder. Onun gibi bir yürü deyince tabi ki yürüyemez.
Ne kanadı olacak ki açsın, nasıl olacak ki onun gibi yürüyebilsin. Bununla şunu ifade buyururlar: Haydi hakikat ve marifet kanadını aç deyince açamayan, efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem'in izi üzere yürü dendiği zaman yürüyemeyen kimseler biraz evvel izah ettiğimiz gibi, müteşeyyi ve mustasfife olurlar. Tasavvufun gerekliliği hususunda şeyhülislam yuhvaz kudse sirruh, ilim talibi, bir şeyhi kamile, bağlanmadıkça kemale eremez, buyururlar. Bunun için İmam-ı Azam rahmetullah Ali, vefatından iki yıl önce kendi öğrencilerinden birine intisap etmiştir. İmam Şafi rahmetullah Ali, Mısır'da çoban olan Şeyban-ı Rai'nin dizinin dibine oturmuştur. Ahmet bin Hanbel Rahmetullah Ali, devrinin meşayihinden Ebul hamza hazretlerinin sohbetine dahil olmuş. Bişr-i Hafi denilen yalınayak gezen, dervişin de kapısına ara ara varır, ah bir nianillah, bana Allah'tan haber ver, diye söylerlerdi.