Tasavvuf ve İlahi Vahiyle Akıl ve Ruhun Özgürleşmesi
Tasavvuf ve İlahi Vahiyle Akıl ve Ruhun Özgürleşmesi kaydında Biz Menemen'de bulunduk. Bir vesileyle gitmiştik. Menemen'de oturuyorum, yanımda yakınlarımız da var, yakınlarımızdan olan da var. Bir zat gördüm, bilmem ben, anlayamam ama dedim ki bizimle münasebeti olan yakınımızdan biri, alnına iyi bak dedim. Bak, hacı babanın rengine benziyor bu. Sonra öğrendik ki Allahu alem Cenabı hak hata…
Biz Menemen'de bulunduk. Bir vesileyle gitmiştik. Menemen'de oturuyorum, yanımda yakınlarımız da var, yakınlarımızdan olan da var. Bir zat gördüm, bilmem ben, anlayamam ama dedim ki bizimle münasebeti olan yakınımızdan biri, alnına iyi bak dedim. Bak, hacı babanın rengine benziyor bu. Sonra öğrendik ki Allahu alem Cenabı hak hata işletmesin, zaten kusurların içindeyiz, kırklardan olduğunu, Ricalü'l Gayb'dan olduğunu ifade ettiler. Bunların havasına girdiği zaman insan değişir. Burada üstadımızın kız kardeşi vardı, hacca birbe derdik biz, hacca bibi derdik. Bu çok çile çekti, ruhu şad olsun. Dünyada haz olarak, lezzet olarak bir şey duymadı. Ne yemesinde, ne giymesinde, ne içmesinde, ne dünyevi hayatında oğlundan, kızından diyemem bir şey velhasıl çile dolu bir anneydi. Üstadımız onunla da çok halleşirdi, Bir defasında geldi, inşallah sözümü unutmam. O Cemil babaya anlattın.
İşte bu el Cenabı hakk'ın eli deyince Rabbimiz kulum bana nafilelerle yaklaşır gören gözü işten kulağı kavralayan eli, yürüyen ayağı olurum. Biz ne Teala o hatırıma geldi. Bunu ifade ediyor demek istedim. Yani beşeri hali yok ediyor. Oturdu üstadımızın huzurunda çok konuşurlardı. Hatta sene altmış dörtte üstadımızın sırrını herkese vermezdi. Ona demiş ki kardeşine de bu sene vasiyet verildi diye. O vasiyet verilmesi Ashab-ı Suffe'de, Ashab-ı Suffe'de böyle hacılar gelirler, tanıdıkları hocalardan birisine işte kim olursa işte hocam ben hatim yaptım, bir duasını eder misin? Üstadımızda da Türk hacılarından bir tanesi efendim benim bir hatim duam var, bir dua edin diyor. Efendimiz dua ederken amin diyen cemaat artık nasıl bir tecelli olsa gerek. Amin sesi Allah sesine dönüşüyor. Sonra Araplar da katılıyor, onlar da Allah'tır.
Şimdi onlar da şimdi bu haller bilirsiniz, biraz garip karşılanıyor. Alıp üstadımızı mahkemeye götürecekler. O anda mürşidimizin şeklinin nur üzerine nur olduğunu ifade ediyorlar. Bunu görenler var. Orada böyle yüksek, böyle uzun boylu bir Arap, bir şeyler konuşmuş, velhasıl bırakmışlar. Zaten o gelişinde, o gelişinde kasabada öyle oldu ki, öyle oldu ki otobüsü emin ol cemaat muhabbetinden parçalayacaktı. Yani o insanlar ne biliyordu? Bunlar köyden gelmiş, kentten gelmiş, Hacasını efendimizi bir kürsüde hoca olarak tanırlar fakat o sevgi neydi? Arabayı böyle sanki havaya kaldıracaklar otobüsü. Üstadımız elinde mikrofon çok küçüktü yaşım ama biz nayata biliyorum. Elinde mikrofonla dedi ki Resulullah'ın selamını getirdim diyor ama böyle çalkalanıyor insanlar. Meğer tavsiye makamı verilmiş. Bir gün geldi kız kardeşleri, oturuyor ama hiç konuşmuyor.
Üstadımız dedi ki, Hatice dedi, niye konuşmuyorsun? Kardeşim dedi, içimdekini al da öyle konuşayım, bende hal kalmadı, neyse bir manevi hac sardı beni dedi. O hutbihetaliydi. Bir gün eve girdim, böyle akşam yakın bir kardeşimiz Hicaz'dan abayiye deriz biz. Tabii onun çok böyle hafif olanı beyaz, o manevi emanet üzerinde, onun üzerine de onu almış. Böyle üstadımız sağa sola meylidiyor ama bir başkalık var. Ev değişmiş ev. Dediler, hacı babana olan o manevi halden haberin var mı? Hiç bozulmadı. Sıddık A'zam buyuruyor ki radiyallahu anh, yakinim artmaz diyor. Öyle inanmış ki, inandım dedim benim derim, kemiklerim. Şeytan aldatamaz dedim, inandım. Nefis giremez, inandım ben onun büyüklüğüne biiznillah. Böyle evde acayip bir hal. Sonra salona oturdular. Lahit değildim ama Cenabı Hak lütfetti dedi.
Tasavvuf ve İlahi Vahiyle Akıl ve Ruhun Özgürleşmesi ne anlatıyor?
Tasavvuf ve İlahi Vahiyle Akıl ve Ruhun Özgürleşmesi kaydında Biz Menemen'de bulunduk. Bir vesileyle gitmiştik. Menemen'de oturuyorum, yanımda yakınlarımız da var, yakınlarımızdan olan da var. Bir zat gördüm, bilmem ben, anlayamam ama dedim ki bizimle münasebeti olan yakınımızdan biri, alnına iyi bak dedim. Bak, hacı babanın rengine benziyor bu. Sonra öğrendik ki Allahu alem Cenabı hak hata…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 6 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Sonra bize dedi efendimizden hatırıma gelince sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz halim değişiyor, ona ait bir kitap dedi. Hemen Hayrettin Karaman hocamızın Resulullah'ın örnek ahlakı diye sallallahu aleyhi ve sellem bir eser vardı, oradan okudum ama bir değişiklik oldu. O günlerde böyle bir düğündü, yakın akraban gitti. Tabii düğün eğlence yeri oluyor. Kötülük yok da gülüyorlar, latifeler ediyorlar. Sanki biz evimizden cenaze çıkmış gibi hiç gülemiyoruz. Onlar gülüyorlar, gülmeden geçtim. Ben böyle boynum büküldü, böyle mahzun duruyorum. Bizim Erciyes biliyorsunuz oraya kar yağdığı zaman yanındaki küçük tepeciklere de kar yağar. Üste acımıza o ilahi nimet lütfedilince herhalde bize de mi ondan aksi etti ki biz kendimize geçtik. O günlerde sohbet oluyor, sohbete doymanın imkanı yok. Böyle yatağının üzerinde, yatağının üzerinde sohbet buyuruyor.
Dedi ki oğlum dedi, buradan dedi kitaptan bir oku dedi. Üstadımızın kendi şiirlerinden okurken o mukaddimesinde diyor ki Hacı Hasan Efendi gençlerin gönlüne biiznillahi teala nuru ilahiyenin akmasına vesile oldu diyor ama onu okuduğum zaman sanki onur akıyormuş gibi. Onun bereketiyle biriznillahi teala. Sonra ne oldu? Bir coşkunluk, o zaman gözlük de kullanıyoruz şimdi, o zaman daha çok ihtiyaç duyuluyor. Onu çıkardım, ancak ağlıyoruz başka bir şey yok. Sonra sabahı bekliyorum ikinci gün, ah şu saat dokuz veya onda sohbet olsa da bir şu nura bir yer hisset diye. Böyle görüştüler. Görüşürken tabii gözyaşı her taraf aldı. Birisine Kuran-ı Kerim okuyun diye okuyamadı, bir diğerini ahıttan göz önüne okuyamıyor. Şimdi Konya'da, Konyalılar demişler ki Sami Efendimiz hazretlerine, katle sallallahü ve sellem, efendim iki Hasan'dan birisini buraya gönder, Adanalı Hasan Efendimiz ve üstadımız.
Üstatımız da arzu ediyormuş oraya gitmeyi. Sami Efendimiz deyince efendim ben de arzu ediyordum, müsaadei aileleriniz olursa yalnız Hasan Efendi baygınlık hali olabilir, aman ha bir silsileyle Kuran-ı Kerim'le bunu değiştirin diye. Üstadımız konuşurken, konuşurken, konuşurken bayılma hali gelmiş. Hemen hatırlamış Sami Efendimizin dediğini, birisine Kuran-ı Kerim okuyun demiyor okuyamıyor aşkından. Sonra kendisi I Şerife okumuşlar da ancak öyle. Bir defasında Konya'da çok sevdiğimiz bir kimsenin yanında bulunuyorum, bulunuyorum. Halis Kestane. Biz bir şey olmadığımız halde, tabii değilim, onu bilirsiniz siz, dedi ki size dedi bir yer hazırladım geldiğinde dedi kalman için dedi. Neyse sohbet ediliyor, sohbet yok. Sanki aşıklar meclisi, meczuplar meclisi, ricalullah meclisi, ne bileyim ben bilmem ama sanki o öyle gibi geldi. Ariflerin toplantısı gibi bir hal. Şimdi bayılacağız, belli.
Şimdi nereye düşeceğiz, insan ona bakıyor. Acaba şuraya mı düşerim, buraya mı düşerim bir hal oldu ama. Dedim Halis amca ya bir Kuran-ı Kerim okunsun, ya bir şey yapılsın. Ev dedim çatlayacak böyle, tavan yere düşecek sanki. Üstadımız Kayseri'de bir camiden namazda bulundular, cumaydı. Emin olun cami aşkı ilahiden sanki yer yerinden oynayacaktı. Camide öyle bir hal oldu. Bu Erciş'te Hacı Hasan efendimiz burada büyük bir cami var, orada layık olmayarak vaaz ederdim görevli olduğunda. Arka safa ancak yetişmiş, kimse tanımaz, cazeni benliğimiz orada. Tanıyanları müstesna. O bulunduğu safın hepsinde bir cezbe meydana gelmiş. Herkes titriyormuş böyle. Konya'da gidecekler, Aksaray'dan geçiyorlar. Aksaray'da bir camide namaz kılmışlar. İmam Efendi şunu anlatıyor, ben diyor Hac Hasan Efendi'ne bildiğim yok. Görmedim zaten gereği, görmüyorum diyor.
Namazdayım ama beni bir hal aldı diyor, ben bir başkalaştım, böyle bir ilahi cezbe gibi terliyorum diyor, vücudumda bir hal var. Baktım ki diyor mübarek bir zat, camiden çıkarken de işte insanları camiye davet edeyim, gelmeyenlerin evini yakayım bunu diyerek diyor ayrıldı. Demek ki yirmi bir gün rakımı yüksek yerde bulunur, insanın kanı değişir de bir Evliyaullah'ın, bir Avsil Azamın huzurunda bulunmak insanı değiştirmez mi? Biz İstanbul'a gittiğimizde üstadımız dedi ki oğlum bana bir müsaade al dedi. Zihni Paşa Camii'ne geldim, himmetilerse öyle olur. Zaten o yolda giderken halde değişti. Böyle Renault zannederim öyle bir arabayla giderken hepimizde bir durgunluk var, bir coşkunluk var, bir manevi bir hal var. Böyle konuşamıyoruz, böyle hepimiz mahzun, konuşamıyoruz ama gönüller sanki konuşuyormuş gibi.
Sanki bu dil değil de gönül dilleri, bu beyin değil de ilahi bir beyin, ölü elbap kısımları sanki onlar harekete geçmiş gibi bir hal vardık. Orada Fikri Kılıç diye bir kimsenin develli, Erenköy'de evinde kalıyor üstadımız. Oğlum bana bir izin al dedi. Zihni Paşa Cami'ne geldim, tam izin alacağım kimse onun yanına düşmüşüm. Üstadımıza haber verdim, elli metre geriden geldim. Sonra da gel dedim, ben de başladım konuşmaya, çok özledim ben Sami Sultanımı diyorum, layık olmayarak söylüyoruz. Bu Ramzai Mutahhar'da da öyle dermişim, Hasan Taha dedi ki ne diyorsun sen böyle dedi. Ben dermişim bir şeyler. Hele bir ne kadar asi olduğumu buradan anlayacaksınız. Beytullah'ta bir söz söylüyor. Bak ne söylediğimi bilmiyorum, bir gün dedim ki şu söylediğim sözü bir dinleyin, meğer Allah'ım canım al dermişim. İşte acizim, sizin hep ayaklarınıza turabım, onu bilin.
Şimdi müsaade alındı, perşembe gündü herhalde. Geldim huzuruna, o görüştürecek olan kimse dedi ki sana bir elini öptüreyim dedi. Sadece bir mübarek elini şu günahkar dudaklarımıza değineceğiz. Böyle merdivenden çıkılıyor, gereği görmesi mümkün değil zahiren. Dedi bir kişi kaldı dedi. O da Nevşehir'den mobilyacı Halid diyebilirsin. O da mübarek alınıpti. Orada bir tanesi dedi ki efendim dedi tayinim çıkıyor, Kayseri Yavuzsun Ankara Yavuzsun, ben bu işleri bilmem dedi. Sonra öyle bir edep var ki Cenabı Hak hakkımızda ne hayırlıysa onun unutmasın dedi. Tabii o anı anlatamam. Bezmi Has derler özel bir görüşmedir, onu anlatamam. Mümkün değil, Çünkü ayakkabıyla yürünür mü? Şu aklım gitti benim. Onu görünce ben başkalaştım zaten. Öyle ki şu gözlüğü çıkarttım, dedim ki bir camın arkasından görmeyeyim efendimizi çıplak gözle tam göreyim. Diye.
Halbuki gözlük sana göremeyeceğin yerleri daha bir belirgin şekle getirir. Gözlük budur. Arapçada nazarat denilen, bu geldim huzuruna oturuyorum gerilerde. Şöyle bir baktı şu yüzün, şu gözün efendimi gördüm diyorum dedi. Görüyor musunuz bir Kutbul aktab'ın havası insanı ne hale getiriyor? Onun için şu, nasıl tarif edeyim, cife olarak tarif buyurduğu aleyhisselatu vesselam benmiz dünyanın süsüne, püsüne, giyimine, kuşamına, yemesine, içmesine buradaki rahatlığa gelin bakmayalım. Biz Allah'ımızın yanındaki huzura bakalım. Resulullah'ın yanındaki huzuruna bakalım, yeter gayri nefsimize döndüğümüzü, artık Rabbimize binelim. Nefsimize döndük, ne olacak? Döndük, dünyada dünyada canımızdan fazla seviyorum dediğimiz insanlar az bir. Senden dirsek görecek olsa ne yapıyor? Yüzüne bile bakmıyor. Dünyada bu. Dünyanın en güzel diyelim, hasna zevcen bile değişebiliyor.
Ondan sonra ne desek dünyanın değerleri olarak hepsi başkalaşıyor. Bir tanesi ağlıyormuş da niye ağlıyorsun demişler, dostum öldü. Demiş ki Ölmeyen dost tutsaydın demiş. İnşallah ölmeyen dostları tutanın, sizi rahatsız ettiğime üzülüyorum. Konya'da konuşurken konuşurken bakın oradaki aşıkların havasına. Orada bir tanesi diyor ki eğer emanet olmasa demeyecektim, Resulullah teşrif etti, Sallallahu Aleyhi ve Sellem cemaate selamı var diyor. İnşallah meclislerimiz böyle bir meclis olursa tevhidi yaşarız, beşer haller geçer. O diyeceğim basın evlerindeki emniyetten olan zat, Burada bulunamadım, buraya gelmiş, o elini dizlerinin üzerine namazda koyamazdı, şahidim. Koyamaz ellerini kaldırırdı. Üstatımızın huzuruna gelmiş, burada da böyle yapınca üstadımız onu eski haline döndürme döndürmek istediğinde demiş ki efendim siz bu halleri bilirdiniz, neden mani oldunuz demiş. Neden mani oldunuz?
Bu Erenköy'e geldi. Sami Efendimiz Hazretleri ziyaret edilecek. Orada görevli olan bir kimse dedi ki o zat ile bir görüşebilir dedi. Çünkü biliyorlar gelip gidenden, Efendi Hazretlerinin Sami Efendi'nin kime ilgi duyduğunu, dediler ki belki bununla görüşebilir diye. Onun hakkında üstadımızla Sami Efendi Hazretleri şunu söyledi, oturuyorum yanlarında layık olmayarak, en aciz bir kul olarak telsizimiz diye konuştular, manevi telsizimiz. Efendim burası Necip Fazıl'nin dediği gibi bir alem. Bura mucizat alemidir diyor, akillar durur. Bizim aklımızın duracağı çok şey var da akıllı olursak anlayacağız. İlahi vahiyle tevhid edilen bir akıl olursa, akıl nefsin esaretinden kurtulur da nefsi esir alacak olur. Esad Erbil bina Hazretlerinin Cenabı Hak aklınızı ve ruhunuzu hakim kılsın buyurduğu, buyurduğu akıl olacak olursa kurtuluruz. Daha devam edelim mi biz, ancak bu kadar diyebildik. Ne diyelim?
Tevhid, tevhid beşeri vasıflardan ilahi vasıflara güzel ahlak ile ahlaklanmaya geçiştir. Velhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.
Kaynak: Genel
Tasavvuf ve İlahi Vahiyle Akıl ve Ruhun… | Mihmandar