Kalbi selim. Ali Ramazan Dinç Hoca Efendi'nin dilinden gönül sohbetleri. Büyüklere saygı hakkında Biliyorsunuz saygı duyduğumuz nesneler var. En başta saygı duyduğumuz Halıkı Lemyezeldir. Zaten biz onu hakkıyla da takdir edemeyiz. O kendisini nasıl vasfediyorsa o öyledir. Ama bizim ona tazim ve tepki, büyük bir sevgi içerisinde bulunmak üzerimize vaciptir. Diyelim bir sıkıntıdayız. Bu sıkıntımızı birileri halledilirdi gitti. Ne yaparız? Yahu bir talih şöyle yirmi, otuz senede oluyor. Ben çok sıkıntılıydım. Bu iş nasıl olacak diyordum. Şu kimse bu işimi halletti beni. Ona saygı duyarsınız. Mevla I Zülcelal artık o sıkıntılı bulduğumuz anda sıkıntımızı kaldıran kimsenin gönlüne bu düşünceyi düşünen de Mevla, yaptıran da Mevla, her şeyde onun iradesiyle bütün güzelliklerin, bütün iyiliklerin hiç şüphesiz başı Mevla-yı Zülcelal'dir. Bizi yaratan o. Bize hayat veren o. Bize rızık veren o.
Doksan dokuz ismi celali esma I ilahiyesi sıfatları ve fiilleri artık sonsuz kudretiyle ikram ve ihsanda bulunan o. Onu zaten biz takdir gidemeyiz. Şu gözümüzün kipliğinin hareketi onun dilemesiyle. Bir şeyi yapmayı murat ettiği zaman Ol demesi yeter. Ol demesin. Saniyenin şu böyle binde biri diye. Binde birinde o iş oluyor. Şu kainatın oluşumu, semavatın, arzın ve kıyamete kadar olacak bütün işler onun bir kün emriyle kün, kün deyince büyüklerimiz keyfine değmeden derler ya en güzelini ifade ediyorlar. Saniye nedir? Saniye bilirsiniz. Saniye dediğimizden şu ana kadar yirmi saniye geçti. O bir saniyenin binde birinde. Ol deyince oluyor. Şu gözümüzün görmesi onun iradesi. Şu elimizi hareket ettirmek onun iradesi. Onu taklit etmek mümkün değil. Artık isimleri olsun, sıfatları olsun, fiilleri olsun. Mesela bir Kahhar ismi celali Bir kahhar tsunami diyoruz ya neredeyse coğrafya değişiyor.
O denizin bir anda kabarması o kara parçalarının yok olması, alemin altüst olması Cenabı Hak muhafaza buyursun. Tarihte bunlar görülmüştür. Hep onun bahar sıfatıyla, Bir gaffar sıfatıyla affetmesiyle de bir vahşinin imanı, bağışlanması vesair kendisine dönüldüğü zaman lütfunun ve ihsanının coşması bir karış ona dönüldüğü zaman bir zira hatmi santim Rahmetinin gelmesi. Bir zira gelince bir kulaç ilahi rahmetin zuhuru yürüyerek kendisine rahmetine, mağfiretine, affına ibadet ve taate yöneldiğimiz zaman koşarak ilahi rahmetin gelmesiyle o ahval sıfatı tahrip edilmez. En büyük saygı şüphesiz Rabbimizedır. Zaten sizin anne ve babanıza duyduğunuz ilgi de ona tazimdendir. Çünkü anne ve babayı biz bundan meydana gelmişiz anne ve babadan. Anne ve baba kimden meydana gelmiş? Siz bunu Adem Aleyhisselam'a kadar gideceksiniz mutlaka.
O Adem Aleyhisselam ile Havva annemiz nereden meydana geldi hiç şüphesiz Rabbi Zülcelal'imizin dilemesiyle oldu. Siz birbirlerinize şefkatle bakıyorsunuz. Merhametle bakıyorsunuz. Sevgiyle bakıyorsunuz. Birbirinizi kucaklıyorsunuz. Bu nereden geliyor? Bu da o rahmetten geliyor. O rahmetin tecellisi. Anne ve babana şefkatle bakman o rahmetin eseri. Bir çocuğunu sevmen o rahmetin eseri, o rahmetiyle lütfetmiş. Akrabanın birbirine olan ilgisi zaten slair rahim deniyor ya, yakın akrabalara ilgiye saygı. O rahimde olan bağlantı yakınlıktan dolayı. Diyelim bir hocaya saygı duyuyorsun. O da ilahi rahmetten geliyor, ondan geliyor. Bir asinin kurtulması için tavsiyelerde bulunuyorsun. Bu şefkatin, bu merhametin de ondan her şey ondan. O zaman bunu hakikaten Rabbi zülcelal'imizi hakkıyla takdir etmek mümkün değildir, edemezsiniz. Rabbimiz buyuruyor.
Şimdi biz bu hususları bilemediğimiz için tembbellikler bizde milane geliyor. Yoksa bunu bilen bir insanın akşamdan sabaha kadar yatması mümkün değil. Taadlerinde gafil hep de mümkün değil. Hizmetinde de, ona olan gayretinde de, onun sevdiği amelleri yapmakta da katiyen bir tembellik göstermez. Kim o bir kere? Kim o dediğimizi bir anlayabilsek En azından onun kurbiyetini, onun yakınlığını bize bizden yakındır. Biz bunu diyoruz. Çocuklarımıza dahil öğretirken diyoruz ki Cenabı hak nerede anarsan oradadır. Biz bunu söylüyoruz ama bunu söylerken iyi bir tefekküre dalsak da düşünsek desek ki biz nerede olursak olalım gizlide açıkta gizliyi ve açıyı gören, gizlide ve açıkta olan her şeyi bilen Rabbimizdir desek ona yakınlığa vesiledir bu. Demek ki hak dille takdim mümkün değildir. Demek ki aklımızda şu bizim beynimiz, beyin. Bunda bir işaretin olması lazım onu tanıyabilmek için.
Bir hepinizin kafasında beyin var. Etten, yağdan, moleküllerden meydana gelmiştir. Hepimizde var bu. Beyin. Bu değil. Beyinden asıl maksat nedir? Akıldır, fikirdir. Bu beynimizde ne olacak? Git tefekkür olacak. Tefekkür. Düşüneceğiz biz. Ashabla. Parkımız ne olacakmış bizim? Bizim parkımız tefekkür olacak. Düşünebileceğiz. Rabbi Zül Celalimiz. Göklerin ve yerin yaratılışında gece ile gündüzün birbiri ardınca gelip gidişinde aklı selim sahipleri için gerçekten açık ibretler vardır. Allah'u Teala göklerin ve yerin yaratılışı ile gece gündüzün değişimini bir başka deyişle mekan ve zamanın ilahi kudret ile hiç şüphesiz teşekkül eden bu kudrete delaletini aklı selim sahiplerinin ibret nazarına sunduktan sonra ve böylece bizden varlığın gerçek bilgisine ulaştırma çabasını göstermemizi özlü bir ifade ile bildiriyor. Tefekkür edin, buyuruyor. Düşünüyor.
Demek ki beynimizde bir alamet olacak, bir işaret olacak. Herkeste beyin var ama öyle bir beyin değil. Tüfeküllü bir. İşte benim arkadaşlarım vardı. Bir kısmı ahirete gitti. Ben de o yolun yolcusuyum demek. Bunu. Şimdi gözümüzde de bir alametin bulunması lazım. Ne alameti bulunacak? Bakıyoruz işte. Öyle bakma değil. Bakarken ibret alabilmek. Baktığımız eşyanın sırrını görmek. Bunu hep kıyaseler diğer hususlarda maluma sahibi olmaya çalışırız. Bir farkın olması gerekir. Bizim büyük dediğimiz kimseler bu farkından dolayı. Mesela bir ilkokul öğrencisiyle ortaokul, ortaokuldaki bir öğrenci ile lise lisedeki öğrenci ile üniversitedeki üniversitede okuyan da yüksek lisans yapan bir kimse asistanlık doçentlik profukluk buraya kadar gitmiş kimse bir olur mu? Ashabi. Hiçbir olur mu? Mevla'yı Zülcelal'imiz.
Yoksa o inkar eden kimse geceleyin secde ederek ve kıyamda durarak ibadet eden, ahiretten çekinen ve Rabbinin rahmetini dileyen kimse gibi mi? Ey Muhammed, demiş. De ki hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür, buyuruyor. Elbette bunlar bir olmayacaktır. Essahil billah. Hiç kötülükle iyilik bir olur mu? Hiç ibadet ve taate kapananla secdeye inenle inmeyen bir olur mu? Hiç Allah'ın yolunu tanıtanla tanıtmayan bir olur mu? Hiç çocuklarını ıslah için çaba gösterenle göstermeyen bir olur mu? Kış günü yaklaşırken odunu ve kömürü var mı diye bunu araştıranla araştırmayan biri olur mu? Acaba kimin ne sıkıntısı vardır diye bunu kendisine elem, keder eden, düşünen kimseyi de düşünmeyen bir olur mu? Elbette olmayacaktır. Demek ki bir fark var. Allah'ımız her şeyiyle müstesnadır. Yarattığı hiçbir mahluka benzemez o. Bu Halık'lemizeldir.
Kendi zatıyla haimdir. Peygamberleri nedir? Onlar da risaletiyle, peygamber oluşlarıyla tazimimiz hiç şüphesiz müstesna olmalı. Ulemayı kirama da ilminden dolayı hafızlara hıfzından. Mahlukata Cenabı hakk'ın Halık sıfatından dolayı bir tazimimiz var. Bir sevgimiz var. Tazim derken Cenabıhakk'a tazim şeklinde deyin. Ona olan saygı ve sevgiden dolayı bir ilgimiz var. Bir muhabbetimiz var. Bastığımız şu toprağa bile saygımız var. Yaratanı Mevla ve sırrı saymakla bitmez. Bizi alıp içine bir hendeye atmıyor bizi. İçine alıp da bizi batırmıyor. Şu sema, sema Allah korusun çatlayıp da tepemize uçmuyor. Bunları meydana getiren kimdir? Hiç şüphesiz. Bunları meydana getiren Mevla'yı Zülcelal'dir. Dir. Bu bakımdan saygımız da. Sevgimiz de elbette çok farklı olmalı. Öyle ki Rabbi zülcelalimiz o ki birbiri ile ahenktar yedi göğü yaratmıştır.
Çok merhametli olan Allah'ın yaratışında hiçbir uygunsuzluk göremezsin. Gözünü çevir de bir bak. Bozukluk görebiliyor musun? Ben sanatkarım, ustayım diyen kimsenin ustalığında yerine gören ne meydana geliyor? Bir eksiklik meydana geliyor. Bak diyor, şurayı unutmuşum diyor. Bir ömür kendisini vermiş o işe. Vermesine rağmen çok yanlış yaptığı işler var. Ama Rabbimizin tarifi mümkün olmayan semavatı halk edişinde şöyle gözümüzü çevirip baktığımızda semada bir çatlaklık, bir bozukluk görebilir misiniz? Aksaplık görebilmek için bir değil iki defa gözünü çevirip, bak, göz aradığı bozukluğu bulmaktan aciz ve bitkin halde sana dönecektir. And olsun ki bir dünyaya en yakın olan göğü kendine öyle oldu ki kendilerine kandillerle donattık. Bunları şeytanlara atış taneleri yaptık ve onlara alevli ateş azabını hazırladık.