Tasavvuf ve İbadet Sanatı İnsanlara Hizmet ve Muhabbet
Tasavvuf ve İbadet Sanatı İnsanlara Hizmet ve Muhabbet kaydında Çözüyorum. Metin hocamız Balkan oğlu. Daha çok öğrenciydi, çok gencimdi. Burada kim bilir desem çünkü çok genç. Çok genç. O Kayseri'ye gelmiş. Orada tıp öğrencilerine güzel konuşmuş, görüşmüş. Sonra bu böyle bu vakitlerde bize geldiler efendimizin huzuruna. Efendimiz de gelenler için karnınız aç mı, ne istersiniz, sofra hazırlayalım mı,…
Tasavvuf ve İbadet Sanatı İnsanlara Hizmet ve Muhabbet ne anlatıyor?
Tasavvuf ve İbadet Sanatı İnsanlara Hizmet ve Muhabbet kaydında Çözüyorum. Metin hocamız Balkan oğlu. Daha çok öğrenciydi, çok gencimdi. Burada kim bilir desem çünkü çok genç. Çok genç. O Kayseri'ye gelmiş. Orada tıp öğrencilerine güzel konuşmuş, görüşmüş. Sonra bu böyle bu vakitlerde bize geldiler efendimizin huzuruna. Efendimiz de gelenler için karnınız aç mı, ne istersiniz, sofra hazırlayalım mı,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Çözüyorum. Metin hocamız Balkan oğlu. Daha çok öğrenciydi, çok gencimdi. Burada kim bilir desem çünkü çok genç. Çok genç. O Kayseri'ye gelmiş. Orada tıp öğrencilerine güzel konuşmuş, görüşmüş. Sonra bu böyle bu vakitlerde bize geldiler efendimizin huzuruna. Efendimiz de gelenler için karnınız aç mı, ne istersiniz, sofra hazırlayalım mı, hiç bilmez. Karnı aç da olsa, tok da olsa hemen sofra konur. Rahmetullahi Aliya anamız diyor. Burada öğlen veriliyor yemek, bir zihinle, sabah. İlla yemek hazırlasın. O da bizden çok büyük bir sıkıntı oldu, niye sözünü oturtmadık diye. Camide veriliyor diyoruz, işte orada mutfak var. Yok, elli lira hazırlanacak. Bu artık onların genlerine işlemiş. Allah'ımız Esselamü Medine'de, şıklardan Cafer efendi vardı. Arif? Şirk Cafer? Tanır mıydın? Hah, Şeyh Cafer Efendi. Şeyh de toplantı oldu, Kuba'da.
Bizi, Allah'ımızın en acil bir konu olarak biz de davet ettiler. Böyle Türkiye'de lider durumunda olan kimseleri davet etmişler, biz de bulunduk. Yalnız meclis hoşumuza gitmedi. Biri bir daldan konuşuyor, biri bir bağdan konuşuyor. Üzülüyorum ve mahsum. Allah'a şükür bu zat geldi. Diyecektim ki şeyh, kafir Efendi konuşsun, dinleyelim, her yerden bir ses çıkıyor. Cebinden bir dosya kağıdı çıkardı, yanında da uçuyor. Bir de bir yanlışlık yaptık. Zaten hatan usulü. Kardeş, şimdi tutup tutup musafaha ediyor. Oranın usulü tek elden evin meşahitlerimizi uzattı. Herkes söyleyen gördü'ye biz de elimizi uzattık, pırt pırt. Oradaki ev sahibine dedim ki ya biz yanlış yaptık, ne oldu böyle dedi. Yok, dedim, yanlış ne değil. Neyse. Biri sevgi duydu. Şimdi oturuyor. Muhabbet etti. Beraber oturuyor.
Otuz ve kağıdın üzerinde Muhammed yazdı, sallallahu aleyhi ve sellem bu ayeti celleyi Peygamberlerimizden birisi çok varlık sahibi. Çok varlık sahibi. Cenabı Hak'tan mağfiret talep ediyor. Allah'ımız buyuruyor ki, iki hususa dikkat edersen, dikkat edersen, bu müstesna bir haktır. Birisi yemek yedirirsin. İkincisi de insanlara çok münadete, böyle çok gönül alıcı, onun memnun edici, mesrur edici söz söylersin. Hocamız okuyunca o hatırıma geldi. Balkan Nuroğlu sabah geldi. Efendimiz hemen, hem sabah kahvaltısı, hem de öğle kahvaltısı verildi. Böyle sarmalar, neler oldu. O nimet de tarif ediyor. Güzel bir insan. Dedi iki parmağınızla yerseniz dedi bu kibrit delalet eder. Şöyle üç parmakla alın. Efendimiz de şiirlerinde geçen nimete tazim gerek buyuruyor. Allah'ımızın nimeti. Bunu doğuda böğrürdüm. Bazı çok güzel adetleri var bu Doğu'nun.
Böyle bir genç kardeşimiz yürüyor, genç dediğim, gece yaşı küçük. Ekmek öldürüyor, horpuğunu almış. Böyle ekmekten bir parça düştü. Onu böyle bir anda bismillah öpüyor başına koyuyor. Öpüyor başına koyuyor. Allah'ımızın ümmeti. İsraf, görüyorsunuz, çok fazlalaştı. İsrafım hem el israfı çoğalttı, göz israfı çoğalttı, ayak israfı çoğalttı. İsraf deyince sırf yemek olarak düşünmeyin, hayatınızın da israfı var. Öyle okudu ki ikinci kısmında Bunu okumamızın sebebi şu. İster manasını bilelim, ister bilmeyelim. Ağızımızdan çıkan hep Allah'ın kelamları olsun. Bakın israf diyoruz. Burada israfı diyecektim. Yavrularımızı israf etmeyecektin. O, emlak etti ve ehli kümnaha. Başta bir kendinize sahip olun. Ol. Siz ona örnek olun. Desin ki yapmasa bile babam ne kadar dikkat ederdi. Babam annemle konuşurken böyle irtibatlı konuşurdu. Birbirlerine hep güzel nasihatler ederlerdi.
Komşularına karşı da öyle. Hep ikramlıydı. Neydi öyle güzellik görsün. O, onun kafasında, kalbinde yetmiş yaşında varsa bile kalır o. İster uygulasın, ister uygulamasın. Babam şöyle dedi, anam şöyle dedi, başta kendimiz bir örnek olacak, bu yerde şey Allah'ın izniyle. Hocamız bunu şey yaptı. Geldi sonra bir levha vardı, onu düzeltti. Bu anlattığım size dört seneyi geçek vereceğim Allah'ın izniyle bin. Orada, fevekktir. Sonra dedi ki o dedi te olmayacak, va olacak. O ezetir. Onu düzeltti. Böyle Rabbımızın izniyle o anda konuştukları hatırıma geliyor. Sonra üstadımızın huzuruna geldi, bu Metin abi, hocamız kıymetli bir hocamız, çok sinir, çok sinir. O da bize çok latif ederdi. Bir gün dedi, anlatmışken değil, seni Hacersan efendim diye şikayet edeceğim dedi. Dedi niye şikayet edeceksin beni? Dedi ki başkalarının yüzüne çöp baktım da bana pek bakma dedi. Öyle mi lan dedi işte.
Tatlı, oturuyorum gergaret'a mesafe çok az. Oradan koşarak geldi. Koşacak bir yerde değil. Yani Allah'ımız gönlü böyle insanın temiz olursa böyle hareketlerin ileri çok tatlı oluyor. Bir şey neyse, dışı öyle bir insan. Hele daha anlatmadığım neler var. Anlatmadığım, anlatılacak gibi değil. Bunlar dava gider diye de korkuyorum. Bir düğüne gittik, biz de çağırdılar veyahut da gittik, bu oradaymış, güzel konuşmuş, gitmiş. Bizi görünce orada damatların neymiş işte resmini çekiyoruz. Koluma gibiydik, bunu yapıyor acaba diye. Bu genç damatların da bir resmini çekindi. Allah Allah. Beni latif edeceğim. Tatlı, insanın boşuna girmiyor. İçi temiz olduğu için dokunmuyor, tatlı geliyor. Sonra bunun kafasında bir düşünceler varmış. Kerameti düşünürmüş. Keramet hususunda oturdu tabii efendimiz şöyle düşünelim. İlahi bir üniversite o. Gidip de okula kayıp olacak. Bir bir sınıflar bitirecek değil.
Zaten o suyun gözüne gelişmiş. O bulacağını bulmuş, geleceğine girmiş Allah'ımızın izniyle. Bir keramet çok güzel bir eser var belki. Diye bir eser var. O Hasan-ı Basri'dır. Rahmetullah Ali. Ondan sonra İbni Teymiye'ye kadar. İbni Teymiye deyince çok İbni Teymiyeler var. Var. Bu, bizim o bildiğimiz ilmi, İbn Teymiye'den yalnız Abdulkadir Geylani efendimize çok muhabbeti var. Orada yazıyor. O ulema sufi yum alimlerin tarikatla olan münasebetini anlatıyor. Burada Hasan hocamız dedi ki, bak şimdi anlaşılıyor büyük insanların büyüklüğünü dün geçince anlıyorsun. Belli ki bu tarikat öyle çoluğun çocuğun işi değil, ilim ehillerinin yolu dedi. Gerçekten öyle. Burada elimizde bir kitap var. Süremni'den olsa gerek. Son kısmında veliye olan annelerimizden anlatıyor, pek çoğu. Öyle annelerimiz ki, Allah'ımız öyle ilimler bahşetmiş, Cüneydi Bağdadi hazretleri annelerimizden birisine üstadım diyor.
Yani belli olmaz Allah'ımızın kime ne lütfettiği, ihsan ettiği, hepsi bir müstesna. Bunlar da keramet bir evliyanın işareti değil, hala halkımızda var bu. Yerleşmiş demek ki bir veli dindiği zaman zaten hakaik kaidelerini vardır. Enbiya'dan, mucize. Veliler de keramet ama keramet seller gibi akar, yalnız şey değil, alameti değil. İlla keramet sahibi olacak değil. Bir tanesi Çarlak Mente hazretlerine geliyor, Ertesi Allahü Suga böyle bir tabak altın, şey altın gemisi. Bir tabak armut. Armut. Onun içlerinden bir tanesinin kulpunu ya kıvrakmış ya da bir işaret yapmış. E demiş. Bunu bulabilecek miyim? E, ne diyeyim? Bulabilecekmiş. Efendi Hazretleri bunu yapanın gözüne şöyle bir bakmış. Bakmış, daha ilk gelen olmasaydım seni reddederdim, demiş. Bak, ilk geliyorsun. Daha bu yolun ne olduğunu bilmiyorsun. Öyle demiş bu işleri karıştırma.
Oğlum, gönlüm, kalbim bozulmasın diye söylüyorum gibi karıştırma şeyi, tabağa. O işaret ettiği armudu vermiş. Onların en çok sıkıntı duyduğu bu olurmuş. Bir keramet beklemiş. Alınma da bir şey anlatayım hanımefendi. Biz şeye gittik ya, diş dökeni, orada Dereköylüler, her şeyimize bize yardımcı. Bunu bir deyim de ondan sonra anladım bencil yetmiş olmayı. Bunlar oturdular, efendimizden anlatıyorlar, işte başımdan şöyle geçti, böyle geçti. Kalktım, yukarıda buz gibi su var, abdest almak da geliyor. Elimiz zor durumda orada. Su, Allah'ımız Kudret suyu, muz. Neyse abdest al. Normal bir soğuk olsa neyse, uyuşturuyor. Gördün mü? Sana biraz, duydun. Aldım. Bunların yanına geldim. Dedim ki çok güzel karanlık anlatıyorsunuz. Bir de sohbet kerametinden anlatsanız. Ne tavsiye etti? Ne söyledi? Efendimiz gerçekten her şeyde müstesna. Altı tane esas sayı.
Lokman Aleyhisselam'ı dört günde bir tetkik etti. Onlardan sekiz öğünse. O gelen kimselere, sen birini beğen diyor, öğren diyor. Namazda insan kalbini muvaffak. İkincisine, sen diyor, başkasının gemindeyse diyor, üstünü boğazsın. Sen boğazını böyle bir bir öğretmeye çalışıyor. Belki unuttum. Hatırlarım insanı. Bunu Sami Efendi Hazretleri dokuz yüz otuz dörtte şeye gelmiş, memlekete gelmiş. Gelmiş. Çok da sıkıntılı bir zaman. Sıkıntı yok aslında da sıkıntılarını halka yansıtmışlar. Şimdi bir şeyler diyeceğin pek münasip düşmeyecek. Yoksa hiçbir sıkıntı yok. İş başla. Burada oturduğunda Kayseri'de görüşmüş. O zaman, ilim erbabı, pek gayretmeye başlamışlar mübarek sözlerini, verdiği misalleri, her parti verdik, parti onlardan anlatıldı. Evet, anlatırsın bir şevktir, bir neşelidir. Bunu biz İmamı Gazali'de de görürüz rahmetullahi. Diğer Allah'ımızın sevgili kullarından Ulemayı kiramda Ama.
Ağırlığı daha ziyade tavsiyelerine vereceğiz. Ve biz okuldan olacak herhalde, edeceğiz. Hah, biliyorsun. Of diyorsun. Of, biliyorum. Şimdi, bunlar bir tavsiyede bulundular. Bir önerdik, aman haklı küçük defterimiz olsun. Buyurdu, turumuz, kuzenin sözleri kaybetti. Güzel sözleri kaybetti. Onlardan herhalde etkilenmiş olacağız ki biz de duyduğumuz, böyle toplantılara katıldığımız denize, Öffezere'ye kaydı. Efendimizin notletlerinden diye orda çoğu kaydettiklerimiz. Oturulmuş ama ilim aldı, yazıp hadır diyor. Kaydedılmışin en arkalara oturuyor. Huzurunda kağıt kalem altta yazacak mı? Geriye oturuyorum. Yazmıyor. Gördü veya döndü. Evet o, yazdığı notlara da şunlar da ekledim. Allah'ın huzuruna, ahh yerini atmış. Gönlüyor açılmaz. Dünyaymış, ahiretmiş, apaç. Heyecanları da zaten oradan geliyor ahireti. Bu dünyayı bölmesinden daha ziyade görüyor. Gönül gözü görüyor. Bu böyle buraları görüyor.
Kalp gözü görünmeyen alemleri görüyor. Dedi birisi hasta olsa, yirmi bir defa, o deliklerden biri burası, yirmi bir defa Bismillahirrahmanirrahim desen, hala anlatamadığım var efendimize. Çünkü, ikna olmamız lazım. Gönüllere ters gelir bile anlatamıyorum. Bize düşün, güzel bir hitap. Güzel bir bavul, üst özellerimizi. Burada birkaç sözü hidayet bu hikaye. Ne oldu Balkan ne oldu? Efendim keramet anlattı. Tek mucize anlattı, keramet anlattı. Herhalde ömrünün sonlardan unutamadığın, ne zaman olsa huzuruna geldiği zaman herkes nakledilemezsin. Dinlersin. Ömür boyu dinlersin. Hatırında bir herif de koymazsın. Ama, onların bir söz söyler. Gönülden de geldiği için, ondan geliyor mu? Onlar yazılı adetlerimiz. Beyinine de yazılır. Gaybine de yazılır. Efendimizin Hadis-i Şeriflerini sallallahu teala aleyhi ve sellem Ashab-ı Düzgün Efendilerimiz unutmuyor. Neden?
Hatta Hadis-i kitaplarında şu dudaklarının o arada söylerken kavını da anlatıyor. Her şeyini tek, tek, tek izah ediyorlar. Bunun bir sebebi var. O iki cihan ülkenin mübarek dillerinden çıktığı için unutmaları mümkün değil. Evliyaullah da sadık olduğu için, salih olduğu için sözleri unutulamıyor. Beyin bile yazılıyor bize Sonra oğlum bilip Kuran-ı Kerim okudu. Hocamızı namazda okuduğu. Yesabni. Ya'lemu enlemel hayal. Onu oku. O meclis öyle bir güzel oldu ki başka yerlerde de okunur. Onun huzurunda okunduğu için her şey tatlı geldi. Her şey güzel oldu. Çünkü kendi güzel, oturduğunda kendi başına oturmaz onlar. Bunu biliyorsunuz. Diyelim ki bir yere, Hacer Sayın Efendi geldi. Hacer Sayın Efendi oraya tek başına gelmiyor. Bir ülkenin devletliyse, Bakıyorsunuz, bir kişi, yazma bakanlar almış, iş adamlarını almış, yazarları almış, gazetecileri almış, bir uçak dolusu gibi. Onun gibi.
Onun, gönül dolusu bütün manevi evleniyle beraber olur. Ne tatlıydı, ne dediğim ise buradan geliyor. Foseyin etrafları. Olur binizin ilahi tazası. Birden şu, o binlisle okuyunca bir tat oku, bir lezzet oku. Ki. Esani Ebid Hazretleri buyurur ki Hadid suresinde sırlar var buyurdular. Tabii çözebilmesin. Burada büyüklerimizin tavsiyelerinden tam da bunu dur bakayım, uygun düştü herhalde. Eğer tamam ahval ve becitleri bize verseler halimiz. Fakat bizim hakikatimiz ehli sünnet bir cemaat akaidi ve müzeyyen ve mütehaldiye kılmasalar acayip hallere var. İşte bunu anlatan kimseler düzen kimselerdir. Bizden bir şey bekliyorlar, biliyorum biz. O. İşte internette görüşmelerde bilmem planda O derslerde de aynısı var. Beklediklerini biliyorum ben. Ne beklediğini Allah'ın Resulu. Söylediklerini bilsinler. De. Onlar, şunu bekliyor. Kader büyük bir insansın. Bu bir üstündürdür. Bu herkeste olmaz.
Böyle hepimiz iltifatlı şeker beklenir. Bu iltifat değildir. Burada eğer bu gibi halleri görüyorsa, şerr-i Şerife dinimizin emirlerine uyarsak, bu bir nimettir. Aslında bir nimet o. Ama dinimizin emirlerine dikkat edersek. Sünneti Muhammediyeye uyacak olursak, bunda bir sıkıntı yok. Hatta buna hiçbir zaman niyet etmemişler. Son zamanda bunlar çoğaldı. Çoğaldı. Bugün bir acayip haller, bilmem filanlar. Allah'a şükür ki bir şey olmasak bile, Samet Hindi gibi bir hukuk-ul ahtab, üstadımız gibi bir hukuk-u cihanı bölmüşüz. Bölmesek bile eserlerinde mütalaani gitse, bunlar sorulmazlar. O yok. Okuma oranı çok güçlü. Çok güçlü. Hep görsel cihazlardan, bilmem planlardan, öyle devam ediyor. Buna bakalım ama şeyi terk etmeyen, Böyle okumamızı, günlük programımız hep devam etsin. Burada diyor ki, böyle haller verilmiş. Acayip yaşantısı var. Rüyaları bilmem planlarıyla günümüzde.
Bu hali, haraplıktan gayrı bir şey bilmem. Sami Efendi böyle buyur. O yoruma şayet haller görse ifade etsek. Eğer tamam haraplıkları bizde cem edeseler ve hakikatımızı da akaidi ehli sünnet bir cemaat akaidi ile talsif eylesinler Bu halimizden de hiç kavuk ve kederen yoktur. Zaten bu hale geldiği zaman onun keşfi de olur, kerameti de olur fakat yaşadığı müstesna haller olduğu için o müstesna hal şu, geçende anlatmadım burada. Başka çık diyemedi. Bir tarikat-ı adliye mensusu yaşayacağı bu. Bizim yaşayacağımız bu. Bizden bunu istiyorlar. İstihbarı okurken böyle bir cümle devam et. İşte eyvah, ben bu hali böyle bir azim Rabbimize kaçın nasıl yaptı deyip biz sızlanmak gerekmiyor. Yoksa istiğfarı okuruz. Böyle sandalyenin üstünde. Yatağı içinde, bir planlarda. Buna da şükür. Hiç okumamaktansa buna da şükür. Öyle okuyacağız ki, gözyaşlarıyla görün. Üstümüzde bir dal tepemize inecek.
Müminin hali bu. İşte bu huzur haline göre. Tevhitimizde böyle salavü selam ölüm tefekkürü, rabıtadan insansa, gönle öyle bir ruhlar doğuyor ki İşte bu huzur hali, imanımızın ziyadeleşmesine sebep. İmanı güçlendiriyor. Aldığımız evrak ve ezkar, adet kabilinden işte almış tesbihi, yüz on biri tamamlamak değil. Onu tamamlarken, öyle bir uzun içerisinde. Öyle ki, letaiflerde de bunu haber verirler. Mesele, kalp letaifinde bu kainat gözünden çıkacak. Bunun için diyorlar, her letaifin kendi arasında bin perdesi var dedikleri ruh. Bütün kainat çıkıyor. Ruh zikrinde, ahiret de çıkıyor kalbinde. Hiç o ahiretin, edimeleriydi, ilişmeleriydi, Şu bu aldı şeklinde değil de, Hasan hocamızın dediği gibi, çok güzel söylemiş rahmin vari, büyük insanların hali değil, gerçek beni. Onlar bu kapıyı açtılar, onlar bizim gibi insanlarda gelir. Yoksa çok deli hediyeler alıyorlar.
Nasıl ki dibimde öyle olduğu gibi, bu İrfan'da da çok dikkatli oluyor. Bak, onlar kendilerine ait. Bazen balık tesislerinde görürüz. Böyle, çok küçük balıkların var. Çok küçük yavru var. Ondan sonra, onun büyüğü bir balıkları var. Ondan sonra daha bir büyü olur. Daha bir damızlık gibi olan var, o sahanlar zaten. Ölü olanlar var. Onun gibi, üstadlarımızın cemaatleri içerisinde çok farklı. Fakat onların Rabbimizin izni ile birlikte. Onların ölümleri, bir evlatlarına sahip olanlar. Şöyle Eğer ilgilenmese, Allah korusun isyana girecek, onun için bizim gibi insanlara çok iltifat ederler. Bir üçüncüsü, candan olmak. Biz böyle kendimizi geriye nitelemeyelim de bez olmaz. Bak büyüklerimiz ne güzel misal veriyorlar. Askeriyeden misal veriyoruz. Gönlümüzü, poşet körüm var. Böyle sırt çantası oluyor. Şimdi de gayet usuller değişmiştir. Yürüyüşe çıkılıyor. Bazıları da yürürken zorlarlar.
Görmez, Zorlayamaz, yürüyemez, arkadan bir araba takip eder. O bizim gibi, koşardım Allah ve izni öyle şey değil. Çıkarırlardı, iki kişiyi çıkarırlardı. Biri İzmir'den, biri ol, biri de kız. Kilodan dolayı çıkarırlardı. Hususen ayrıyeten koşar. Allah'ın izniyle, öyle, tembellik yoktur. Askerle biz hiçbir şey zorlamadım. Sadece o kötü sözler, o yaşantılar, onlar ne dedi? Dünyadan çıkacağı duymadınız. Yaşamda çok acayip. Bir dersleri doldurmuşum askerlik hayatında neden ders alacağımı? Nasıl bir hayat yaşanıyor? Bu en geride kalanı, en geride kalanı arkadan gelen araba alıp, emrine götürürüz. Bu tarikata Aliye'de, Sami Efendimizin buyurduğu gibi, tarikat yolumuzda buyurmuş, bu yolun hırsız olmaz. Bir de geri kalanlarımızı, o gönül arabalarına alıp, en ileriye götürüyor. Onunla sahip olalım yolumuz müstesna. Dikkat edin. Arkadaşlarımızla meşgul olalım. En azından bir selam verirsin.
En azından bir hatırın sorumlusu. Bu ilgilenilmediği için böyle oluyor. Saldım Kahire, Allah gayrı gitmeyecek. Size Konya'da, Osman, Barabur'dan anlatayım. Bakın din geldi. Bu diyor ki, İhvan'dan bir isim diyor, hiç cemaat işinde göremedim diyor. İstikareye ettim diyor. Sırf bunu için. Yarabbim bu niye ders aldı, açtı, şevkiyle Şimdi bu hale geldi. Bak bunu iyi muhafaza edelim. Şurada Yahya Yıldırım'ı saysanız dört kişi çıkmaz. Biz bunu bilmiyor değiliz. Hepsi bizim içimizde, biliyoruz. Değil bize. Bize. Böyle vay şu dediğim, bu altı tane, yedi tane otobüs dünkü bizim İzmir'de, bilmem plan gelen yerlerde. İçinde dört tane Yahyalı yok. Bunu kabul edemem. Ben diyor istihariye yaptım. Ya Rabbi, bu niye böyle aşk-ı şerhi iken içimizde yok? Bizim. Eğer, rabıtaya, Mezikle, sahip olursa, vurulur dediler. Bunun yanına vardım diyor, zaten soğumuş diyor. Biz bana merhaba da dinliyoruz diyor.
Bırakmadım diyor. İkinci bir daha vardı. Onda neyse bir sandalyeleri, düşürüyor, otur, dedim diyor. Üçüncüde diyor, ama Allah'a yalvarırım ya Rabbi diyor. Onu tekrar halkaya dahil Bize söylediği söz, nasıl bir gayretin içine girmiş? Gerçekten okullarını dikemiyor bu Ama çok güzel usuller biliyor Çok güzel bir teşkilatçı Biz her zaman durduğumuzdan, ne ettiğinden bilemiyoruz. Düşündüğümüz zaman, yaptıkları hareketler hep ilahi. Bak konuşmasında bile efendimizin bir kesiklik yok. Neden kesiklik yok? Çünkü, çok yüksek alemlerle konuşurken münasebeti var onun. O şiirinde geçiyor. Ordan gelir söz gizledi, arada tercümandır. O büyük ilahi meclislerle alakalı onu konuşur biz. İşte biz bunları fark edemedik. Bunları anlayamadık biz. Ne diyor? Birisine diyor ki oğlum sen üç kişi bul. Bir diğerinin sen de bir üç kişi bul. Bul. Bir diğerinin, sen de bir üç kişi bul.
Bir hocanın intisabını temin etmek için bakın ayarlamasına. Arkasında yirmi tane hak ehli değil, proje. Ve inanın, öleceksiniz. Bizim şahsi yapmış olduğumuz saatler yüzde yirmi beştir. Ama, muamele nedir? Yüzde yirmi beş. Burada Hüseyin seversiniz. Bir bilmem ben sana selam eksik olmaz. Bak ne diyorum? Şu ayakkabını çıkarmadan, çıkaracağım diye kapı zaten çıkıyor. Şu kapıyı tut, şöyle gelinler var ya Onlara girmesin, deyin. Yerine göre ayakkabılarını şey İltifatelerdi. Bu duydun mu? Bak, camide kaç kere dedi. İnanın bu sebeple gelmeyenler buraya geç. Dere küller alınmasın, saygı duyuyorum. Ölüyorum, durdurduğum için. Bir yabancı girdi diyelim buradan. İnanın, öyle bak. Adam değil mi? Yahu iyi mi gelmiş olabiliriz? Şuraya iyi bir niyetle çıktın çıkarken. Acayip tavırda da gelen olur. Öyle görseniz, saçlı, bilmem filan Haydi kendini benzetmiyorsun. Hicadullah'sa. Pola bula girmez mi?
Size içinize giren de, bir Allah ıslah etsin. Girmez mi? Onlar, o kokuyu alınmadıkça girmez. Alımlarımızda ilahi musibet etmedikçe giremezler. Sizler kim onlar? Onlar Rabbimizin huzurunda oturan kimse. Bambaşka bir hali kes. Ondan dikkat edersek, böyle sohbetlerimizde diyelim, sigaran varın varın, dinleremez. Çok temiz, yol çok temiz. Çok güzeldir. Buyuruyor ya, pislikle mülevves olanı kabul etmezdi bu yol. Fakat illa helal edin. Bizim gibi insanlar illa bakar dediler. Helake gideceklerdir. Hep korumaya çalışsınlar. Böyle bir muamelelerinizle diğer kimselerle de nasıl gelebilirlerse oturup görüşebilirler. Bu sohbet ediyorsunuz biliyorum. Sohbetinizi, bir sondaki, şunu nasıl veririz, bunu nasıl veririz? Bir iki yıl olsun. Yoksa insanlık helak ediliyor, görürsün. Çok Allah'ım, korusun. Burada, lüzumsuz olan birtakım Yusufdan ve adattan hiçbir kat kat olunmaz.
Öbürü mevcudu mevhum işlere sark eylemek, ziyade müsteklemek. Şu hayatımızı uygunsuz yerlerine geçirmek çok çirkindir. Nakdi vakit, elli ehemme sarp olmuştur. Şu vaktimiz, altınla gümüşle elde edilecek bir vakit değil. Neden diyeceğiz. Şöyle, diyelim ki, bizim, akıbet yolculuğumuza bir dakika salsın. O bir dakika belki kurtuluşumuz olacak. O bir dakikada La ilahe illallah Muhammedün resulullah böyle candan diyecek olsak, iflasla Cennette dahil olacağı müjdesi var. Bak, zaman ne kadar kıymetilmiş. Diğer, bunu bir eserde de bölüşsün. Büyüklerimiz öyle bir manzuru fakirane mi olmuştu diye çok mütevaziyi ifade etmiyor. Biz bunu haberlerde de görüyoruz. Rayların üzerinde bir kimse, trende geliyor. Gelirken bir an, a, no, bir refleksle, refleks, refleks, ne ne deyince, nasıl iyidir? Refleks, Biz, kabir trenliydi. Ölüm mananındaki tren, hesap trenliydi. Mahşer treniydi.
Bunlardan evvel hala sunmamız için şu, hayat kadar kıymetli bir zaman yok mu dediler? Belki burada yaşı bize uyanlarla konuştu mu? Diyorum ki bak yaşımız ırtları geçti. Altmışları geçti. Altmışından sonra bir ayet-i celde var. Şunu okuyamam burada. Bu ayeti celilenin tefsirinde hocam, ırkından sonra bölünüyor. Ashab-ı Güzin Efendilerimiz özür makbul olmaz, böyle. Buyuruyor. Altmış diye, öykülerde var. Dikkat edin, buyurun, buyurun. Bak Sami Efendi'nin yine eserinde, kırkından sonraki dervişlik sor. Buyuruyor. İyi hayretin. İyi çalışalım. Bir de yüzde yetmiş beşi muamele kurunca zaten, Kendi dışımızda bir insan verdim. Bunu diyorum bak, sohbet grubumuzdur. Onun dışında bir grup daha meydana Üstadımızdan sonra ilk maddeyi şöyle koydum. Naayık olun. Ovan da has, haddimi kaldırıldı. Dokuz maddeydi, bir işlem.
Dedim böyle, seçkin insanlardı, Bundan sonra, bunlar o al bile uymaz, cemiyetin cemiyet bildiği gibi değil de, ta otuz altı. İşte bu durum bu. Koskoca bir zamanın kutbu ilahi davete icabet etmiş. İş başına adammış. Üşüleceksin. Tefekkürü edecekse ne yapıyorsun? Ne edeyim? Bunlar Sami efendimizin yadigarı. Hüsnazımızın yadigarı. Öyle ben başvurdum deyip oturmak değil bu iş. Bu iş, elimizden gezdiğim kadar bütün hayretimizi çabamızı verebiliriz. Şimdi biz sohbetçinin bile şey yapamıyorsun. Klasım bozuk. Bu müdür de değil. Sami Efendi hazretleri o zaman niye davetlerden ya da ahbe fincan şeyini, tepsisini alıp da hizmet ediyor? Resul-u Ekrem Efendimiz ashabına su veriyor. Seyyidüdul havu mukavim. Kavmi efendisi hizmet edendir diyor. Hep hizmete bozuk diyor. Bu din Allah'ın dinidir. Bu din için böyle evet, saygı duyacağız büyüklerinize ama kendimizi bir köşeye çekmeyin. Koştur.
Biz koşacağız ki arkanızdaca da koş. Dedikodu mahzunda değildir. Selamet-i kalp talebinde ve aslı tefekkür edip Malayani'den tamamıyla miras eder. Malayani'dir. Ve tamamı himmet ve rıza-yı Mevla Celle ve Ala'ya sarf edilir. Hazzı nefse, nefiste kalmayanlar. Nefislerinin diyor, arzusunda kalmayanlar öğle yemeği için. Bugün ne yapacağız? Bu değil mi? Acaba ben, kalbim, halim, büyüklerimizin anlattığı şu duruma nasıl geleceğim? Nasıl aynen yakine geçeceğim? Nasıl aptal yakine ulaşacağım? Nasıl şeriatımızı yaşarken ben tarikatı yaşayacağım? Nasıl marifete ineceğim? Nasıl, derdimiz bu olacak?
Kaynak: Genel
Tasavvuf ve İbadet Sanatı İnsanlara Hizmet ve… | Mihmandar