Tasavvuf Ve İbadet Sanatı kaydında Kulum Muhammedi diye buyurur diyor. Sonra Kelime-i şehadette kulu ve resulü diye. Efendimizin evvela Allah'ın kulu celle celalühü ve resulü diye tanımlaması tabii ki çok manalıdır. Bu terimler oldukça uzun. Yani bitmez, bitmez. Ama abdiyet müstesna bir vasıftır. Ebu Havs en hattat en Misaburi. Bir kere büyüklerimiz, efendilerimiz daha…
Kulum Muhammedi diye buyurur diyor. Sonra Kelime-i şehadette kulu ve resulü diye. Efendimizin evvela Allah'ın kulu celle celalühü ve resulü diye tanımlaması tabii ki çok manalıdır. Bu terimler oldukça uzun. Yani bitmez, bitmez. Ama abdiyet müstesna bir vasıftır. Ebu Havs en hattat en Misaburi. Bir kere büyüklerimiz, efendilerimiz daha ziyade menkıbeleriyle tanınıyor, güzel. Menkıbe gerçekten önemli. Kuran Azimüşşan'da esami, ne busu aleyke diye ifade buyuruyor. Biz sana geçmiş peygamberlerin kıssalarından haber veriyoruz. Bu son zamanlarda artık değişik kafaların beyanı olsa gerek. Yoksa menkıbet çok müstesnadır. Şuradan bileceğiz, oturuyoruz. Tabii bunlar ayeti celile ve ehadisi Muhammediyelerle ifade buyrulmuştur. Hakkın dostlarından anlatıldığı zaman malum Allah'ın rahmeti yağıyor. Şimdi bakıyorum geçtiğimiz süreçten bu zamana kadar İnsanlar daha ziyade ilim müstesnadır.
Alimlerden ziyade öyle kuru kuruya bir ilim olmasından Cenabıhakk'a seviniriz. Aşıkların peşinde dolaşıyor. Aşıkları arıyor. Mesela Bişri Hafi, Hafi yanlaya demek. Yalnız yine bir ilim ehli. Bunların tanımlanması tam olmamış. Mesela Abdülkadir Geylani efendimiz dendi mi, Kadriye işte daha çocukken, haramiler yollarını çevirmiş, işte senin de bir şeyin var mı diye alelson sormuşlar, bir şey olmaz da demişler. Bundan da bir soralım. Anası da koltuğunun altına on altı tane altını bir araya getirip dikmiş mi nasıl ittiyse oraya bırakmış, bende on altı tane altın var demiş. Bunları anlatıyoruz, güzel bunlar. Aynı zamanda bir İslam hukukçusu. Burada bir cenaze zuhur etti. Vay evvel kılındı, geç kılındı. Ben bu münakaşa bile çok önemli. Tenkit çok önemli. Tenkit deyince bir kimseye karşı çıkma anlamına değil o. Biz anlıyoruz ki o dedi ben de şunu diyeceğim, öyle değil o.
0 eksiği tamamlama gibi. Yani günümüzde çok şeyler yanlış anlaşılıyor. Mesela muhalefet. Muhalefet bindiği zaman her şeyine karşı çıkan demek değil o. Muhalefet eksiği tamamlayan demek. İşte doğru da yapsan yanlış, dinmez. Çok güzel bir çalışma ama şunlara da dikkat edilirse daha güzel olacağına inanıyoruz. Bu şekilde gider bu iş. Böyle ilmi konularda da öyle. Senin dediğinden benimki bu kişidendir. Tenkit müstesna. Düzenli yapıcı bir üsluple. İnanın bir toplantıda bulundum. Diyanet reisi ayarında kimselerdi. Hayran kaldım. Oradaki tenkide hayran kaldım. Kıymetli bir hocamız dedi ki ben sizin elinizi öperim hocam. Yalnız dedi şu şekilde olursa daha güzel olmaz mı? Bu şekilde beyan edilir. Bak size Tahir hocamızı anlatayım. Kendisi ilim ehli bir insan. Sami Efendi Hazretlerinin görevlilerinden birisi sohbet ediyordu. Sohbet ederken ayetlerde bile bazı yanlışlıklar olmuş.
Tasavvuf Ve İbadet Sanatı kaydında Kulum Muhammedi diye buyurur diyor. Sonra Kelime-i şehadette kulu ve resulü diye. Efendimizin evvela Allah'ın kulu celle celalühü ve resulü diye tanımlaması tabii ki çok manalıdır. Bu terimler oldukça uzun. Yani bitmez, bitmez. Ama abdiyet müstesna bir vasıftır. Ebu Havs en hattat en Misaburi. Bir kere büyüklerimiz, efendilerimiz daha…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 8 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Oradaki bulunan cemaat diyor ki ağzını açmadı. Niye? Bir edeptir bu. Konuşsun, bitirsin. Ondan sonra tenkit edecek misin? Gizlice ayrı bir yerde kocam sizi canım gibi severim ama bunu herkes size söylemez, kimse de yok. Şöyle olursa daha iyi olur. Bakın Mürşid-i Kamilimiz Bir tanesi namaz kıldırıyor. Namaz kıldırırken ayağını kaldırıyor otururken. Böyle rüku secdede ayağa kalkıyor. Çok ince bir kağıt bulmuşlar, çok ince. O kaldırdığı ayağının altına kağıdı yerleştirmişler. Demmiyorlarmış. Hocam işte namaz kıldırıyorsun güzel ama secdeye vardığın zaman ayağın ovasını kaldırıyor demiyorlarmış. Oraya çok iyi, bu çok önemli bir husus din muameledir. Anlatmakla bitmez. Hasan'la Hüseyin efendilerimiz, Şadrıvan'da abdest alınıyor. Amcanın birisi elini yıkayacağına ayağını yıkıyor, ayağını yıkayacağına yüzünü yıkıyor. Velhasıl gelişime bir abdest.
Resulullah'ın torunları sadece torunu olarak kalmamış, onun ruhundan istifade etmiş, mühim olan o. Etten kandan kemikten gelmek değildir, edebinden gelmekten, peygamberler mal bırakmazlar demenin anlamda bu olsa gelir. Bilim bırakırlar. O ilmin içerisinde irfan da var, takva da var, hakikat de var, marifet de var. Zaten bizim açtığımız mevzuda öyle bir ağzı açıldı ki biiznillahi teala bunu toplamak tabii çok uzun sürer, vakit yetmez. Şimdi burada hakikati yakalayabilmek, mesela batın diye konuşuyoruz, zahirde batının olduğunu çok iyi bileceğiz. Çünkü her şeyin bir zarfı ve bir de mazrufu vardır. Bunu İbrahim bin Edhem Hazretleri bir veli tarihçinde çok güzel yapar. Der ki veli eserden müessire geçer. İşte bizim gönlümüzün durulması, rahatımız huzurumuz hep bu ifadenin anlamını içselleştirmektedir. Onu yapmaktır. Baktığımız zaman mesela bir insana bakıyoruz, hoşumuza da gitmedi adam.
Bize acayip göründü diyelim. O görünen kimsenin Allah'ımızın halip sıfatıyla var olduğunu bildiğimiz zaman o olmaz. Diğer nereye? Kimseyi hor görmez sakın ol. Benem Halık ol bana kul. Belki ola senden makbul, hatırını al öylecece. Bir genç grubu vardı, bir de yaşlı grubu vardı. Genç grupları yaşlıları biraz alaya aldılar. Gülüyorlar yaşlıları. Yaşlının birisi dedi ki sizin dedi tatlı bir simanız var ama bizim de çok tatlı bir ruhumuz var dediler. Ya bu Allah'ımız ne güzel, her şeyi güzel. O Mevla'dır. İşte bunu görmek, tarikatı aliye budur. Evet uçmak, o da vardır. Olmaz değil vardır. Gönlünden geçeni demiş olur. O gizli bir şey yok da El Habir, ismi Celalinin esrarına ermiş kimselerdir, zuhuriler onlardan. Bu olmaz diye bir şey yok. Ama buna bir hadının haize bezi kadar bile değer vermemişler. Ama seller gibi akar. İstikamete önem vermişler.
Bak bu gözle görebilmek, mesela eserden müessire geçmek. Kuran-ı Kerim okuyoruz biz, oradaki yazılanlar tabii ki kalemle ifade buyrulmuş, yazılmış. Okuyoruz onu esamiler. Bunu okurken müessire geçmek. Ne demek müessir? Mesela Yüzzemmil suresinde tartil ile okumak buyruluyor. Bu tartilidir işte. Onun manasına nüfuz edebilmek, ondan sonra onu indirenin artık bunu söylemekte biz dillerimiz durur. İndirenden dinleyebilmektir, indirenden dinleyebilmektir. Mühim olan o. İşte buraya yoğunlaşmamız gerekiyor. Neden burayı yakalamıyoruz diye. Biz bunu çok söylüyoruz. Tarikatı aliyyenin şekil olmadığını, böyle devamlı böyle işte bana bir ondan artık olsun, bilmem filan bunlar güzel. Evet, teberrük vardır, bizim fıkhımızda var teberrük. Yalnız asıl teberrük gönüllerinden istifade etmektir. Yol bulabilmek, istikamet üzere yürüyebilmektir, mühim olan bu.
Yani bu efendimizin mesela biz üzülüyoruz buna, saatini almışlar, ondan sonra bazı tesbihat bunlar bize düşerdi. O bize aitti. O alan kimse duysun ve bilsin. Mübarek kabri saadetinden seccadesi bile alınmış. Bu bizi üzüyor. Bunu getirir, yakını olana der ki bu almıştım, onu alıp hatırlıyorum Allah'ın izniyle, sandukalar içerisine koyduklarını bilmem ne, olmaz bunlar. Bununla değilmiş. Mühim olan onların edebidir, ahlakıdır. Bununla kendimizi kurtaracağımızı zannetmeyelim. Bayezid idim İslami Hazretleri derimi de giyseniz faydası yok buyuruyor. Mühim olan onların göstermiş olduğu hedefe doğru yürümek. Onlar bize ne hedef gösterirler? Onların bize göstermiş olduğu hedef ibadet ve saatte takvadır. İşte bunu yakalayabiliyorsa ne güzel olur. Yani ibadetin biliyoruz bire un, bire yedi yüz, bir de la yüzeni tartılamayanları var.
Diyoruz ki alışverişlerde ne de hep karlı ticaret istiyoruz, iş değiştirenlerimiz oluyor. Diyor ki daha bir zengin olalım, daha bir zengin olalım, uhrevi zenginliğimizi temin edecek olan nedir? Yaptığımız ibadet ve taatte takva, takva da Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın diye mübarek gönüllerini göstermesidir. Şimdi bunu belki aşık ve sadık insanlar ifade edemez. Ama insanlar ne yapıyor? Onların huzurunda oturmak istiyor. Ahmet bin Hanbel Hazretleri direkt kendisi nedir bilmesel imamı, gidiyor Bişr-i Hafi'den. Akbil Niyanillah bana Allah'tan haber ver diyor Celle Celalühü, istedikleri bu. Üst üstadımızın bir İslam hukuk fakültesi olduğunu, bir cenaze kılındığını bunu demiştim. Erken kılındı şöyle oldu böyle oldu olur. Söylenebilir. Ona öyle bir deliller getirdi ki kıymetli bir hocamızın yanında efendim dedi yanında. Başka dedi diyecek bir şey yok.
Siz dedi bütün şerhi delilleri ortaya koydunuz diye. Şimdi efendim bu irşad hususunda ihvanın diyor böyle malumat olur fıkhi konularda ama derinlemesine olmayabilir. Ama genelde malumatı olur. İhvanına yol gösterir. Aman ha dikkat edelim, riayet edelim, mesela cemaat içerisine girerken omuzlarına basarak bilmem filan işte ründe kılacağım ne diyerek rahatsız etmeden boş bulunan yerlere oturulur. Büyüklerimize iterdır, saygı gösterilir. Bu şekilde ifadeler beyanı de. Yani bunun da Allah'ın izniyle bilmez değiller. Hemen Said Nursi Hazretleri hatırımıza gelmiyor. Allah'ımız onlara fıkhı, yerine göre ledünni olarak da ihsan buyuruyor. Bu ayrı. Bu onların kendilerine mahsus halleridir. Rabbımızdan gelen bir kaynak. Bir tanesi bir gün önce miydi? Almanya'dan gelmiş. Bugün de olabilirdi bunlar sabah. Gelmiş. Orada Hamburg'daki çok büyük bir körfezi, böyle bir deniz gibi aynen, o konuşuluyordu.
Orada bir suyun varlığından değil, okyanustan şöyle bir kanal açılmış, az bir kanal. Olmuş bir deniz. Şimdi onlar biz diyoruz ki yani biz İbrahim bin Ethem Hazretleri'nden Veli'yi anlatırken burası sokmayayım ama, Yakalayacağımız en önemli noktalardan birisi bu. Bizim mürşidimiz buydu, kendisini ispat etmediğine bakmayın demediğine. Tavrından hareketinden bu ortaya çıkıyor. Rabbimizin bir sıfatlarından istifade etme var. Mesela ilim sıfatı Allah'ımızın. Biz bunu okullarda da okuruz, ek ders olarak da alırız, hocalardan da alırız. Allah'ımız başta şahsımızı anlamayı nasip buyursun. Zatından istifade de bilmek. Onun için evrak ve ezkarımızda evrak ve ezkarımızda zatına tam yönelmek diye boşuna denmiyor. Peygamberlerin sıfatı bu mini bulmak. Bu rabıtayla olur. Ondan sonra da rabıtanın yasak olduğu zamanlar var. Yani görünüşümüzün, gösterişimizin güzel olması yani boya lazım.
Sıvgatallah Bir boya istiyor. Müslüman olmanın bir boyası var. Tarik ehli olmanın bir boyası var. Marifet olmanın, hakikat ehli olmanın boyası var. E tabii biz bazen duyduklarımızdan size naklediyoruz. Onlar şöyle görünüşünden bilir. Şimdi saçından saçından bir tüyünden dahi onun hangi boya ile boyalı olduğunu Allah'ın izniyle biliz gönül alemiyle. Yeter ki biz boyamızı takva kılalım. Taatlerimizi yaparken ibadet ve taatlerimizi bu gönlün işi Allah'ımızın korkusunun kalbe girmesiyle haşyetullah bir ay yani haşyet dediğimiz zaman Allah'ımızın azamet-i ilahiyesine karşı saygı. Bunlar biraz şey geçiyor yalın geçiyor bizim dillerimizde. Onu hakikat ehilleri daha güzel ifadeler var. Yalın. Allah'ımızın azametine saygı bak halk-ı ilahi hatalarımızdan dolayı çekiniyor. Hatta havfun şunu bak şu çok diyoruz biz. Korku ile ümit arasında olmak ama havfun onu ileri geçmesi gerekir.
Kim nedir söylesin? Havfı ilahinin ricali ileri geçmesi gerekirdi. Çünkü biz o noktada değiliz daha. Bunun tasavvufta karşılığı havs ve bast halleridir. Şimdi burada havf-ı ilahiyi ağır basacak bu gönlün işleridir. Şimdi biz niye bunu böyle söylüyorsun derseniz, mevsim itibariyle şimdi elhamdülillah halkımız eski zamanlar gibi değil, biraz rahat şükür, rahat. Karpuz diyelim. Harpozu böyle kabuğu kabuğunda kalmaz ise karpuzu keser böyle kabuğunu alır, ondan sonra meyvesine erişir. Şu layık olmayarak anlattığımız şu kabuktan geçelim diyoruz. Yani zahirden geçelim. Nasıl geçelim? Mesela cuma günü üstadımızın anneleri diyor ki benim vücudum Cuma olduğunu bilmiyor. Değişiyor diyor, ben anlamıyorum bir şey mi var diyor. Anne diyorlar bugün cuma. Bak nasıl kabuğu tamamen geçmiş meyveye erimiş bir misal veriyor. Mesela Zilhicce gelmiyor. Zilhicce'nin manevi halatı Fecr suresindeki on ayettir.
Neydi hocam? Böyle bağırmaz olmayacak. On gece. On gecenin nuru gönlümüze şimdiden vurması lazım. İnşallah dikkat ederiz, hep evradımız var, ezkarımız var. Onu derin derin okuyalım, böyle yüzünden geçmeyelim. Bizim mürşid-i kamilimiz, Yaptığım hatalar diyor yüz on bir tespihatta yüz on bire yetişmiyor diyor. Üstadına söylüyor, efendim karınca kadar yaptığım hata gözüme Erciyes dağı gibi görünüyor diye bu haşyetten doğar işte. Allah'ımızın azameti ilahiyesi. Güzel biliyoruz ifade ediyoruz ama bunu mühim olan yaşayabilmektir. Neden o aşıkların peşinde geziyorlar? İşte yaşadıkları için bunu mezhep imamlarımız söylüyor. Evet biz okuyoruz ama okuduklarımızı onlarda yaşıyor olabilir. Vaktin geldiğini biliyorum. Burada Ebu Habs Hattadi hazretlerinin kum hakkında bu yedi sınıf insan anlatılırken zaten ibadet ve taatten zevk duyan genç diye ifade buyurulur. Oradaki kelime neş'e ifadesi neş'at.
Burada ibadet ve taati huzur içerisinde yapabilmek, o kadar güzel söyleyemeyeceğim. Mesela imam uzattı diyoruz, namazı uzattı bitmiyor diyoruz. O onda olmaz işte. O yapmış olduğu saatte kendisini bulduğu için, o taat kendisini bulmaya vesile olduğu için doyamaz o. Biz ifade edemez için vakit geldi. Mesela bir gecede o mübarek kimselerin isimleri de sayılmıştı. Kuranı Kerim'e hatmediyorlar mesela. O zevk duymasa onu yapar mı? İlahi bir zevki var ki ondan dolayı doyamıyor. Bu zevk ile yapabilmek. Bu kimlerde bile çok büyük güzellikler var elbette. Efendisinin emrini diyor. Mesela biz cuma namazını Allah'ımız nasip ederse kılacağız. Ama nasıl kılacağız? Bunu emreden Rabbim diyerek mi kılacağız? Yoksa adet usulünden mi? Bir adet kabilinden yapmamız var. İşte her haftanın bir günü cumadır deyip gelmemiz var.
Bir de Allah'ımızın emri olarak bu Rabbimizin emri dersek ibadet ve taatin bizdeki tesir de farklı olacaktır.