Tarikat-ı Aliyye ve Manevi Yolculukta Tevekkül | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Tarikat-ı Aliyye ve Manevi Yolculukta Tevekkül
Tarikat-ı Aliyye ve Manevi Yolculukta Tevekkül kaydında SEYİR, Tarikat-ı Aliyyede seyri sülük vardır. Seyir, sülük bir mesleğe dahil olmak demektir. Mesela bir okula girmiş ne diyelim İslami ilimler akademisine girmiş, bir tıp fakültesine girmiş, vesair mesleklere girmiş, buna sülük dediler, o mesleğe dahil olan kimse demektir. Seyir de o meslekte uzmanlaşıyor. Tarikatı aliyyedeki ifade şudur…
SEYİR, Tarikat-ı Aliyyede seyri sülük vardır. Seyir, sülük bir mesleğe dahil olmak demektir. Mesela bir okula girmiş ne diyelim İslami ilimler akademisine girmiş, bir tıp fakültesine girmiş, vesair mesleklere girmiş, buna sülük dediler, o mesleğe dahil olan kimse demektir. Seyir de o meslekte uzmanlaşıyor. Tarikatı aliyyedeki ifade şudur es seyir, Nedir seyir? Bu yürüme manasını, seyrü'l-kalb, kalbin yürümesidir. Yakınlık ama bu yakınlık, bedeni bir yakınlık değil, kalben bir yakınlıktır. Bu yolculuktaki davranış, hareket, yapılan nedir? Manevi bir amel, manevi bir görev, manevi bir vazife, manevi bir iştir. Ma, hıfz ve hududi şer En önemli olan husus bu. Diyelim ki Marifet'e Erdim deniyor, Hakikate kavuştum, deniyor. Hep bunlarda temel şeriattir.
Ma', hıfz ve hududi şer ey, bil cevari, azalarımızda, elimizin harama uzanmaması, ayağımızın isyana gitmemesi gibi, Allah'ımızın kullarına karşı da, tevazu ile hareket etmektir, alçak gönüllü olmaktır. Yine bu mübarek yoldaki seyir, yolculukta, Bu yakin, kesin inançtır. Bu yakin dili ile ifade ile anlatılamaz, mümkün değil. Çünkü gönlün işi olduğu için dile gelmiyor. Nasıl ki yenen yemeğin ancak tatlı deyip de izah edemediğimiz gibi Bu gönlün duyduğu, kalbin duyduğu, ruhun duyduğu ilahi zevktir tarife zaten. El yakin, kesin inanç. Sadece dili ile inandım demekle kalmıyor. Aynı zamanda kalbi de inandığını dili ile ifade ederken tasdik ediyor ve diğerleri de aynen bu şekilde. İlahi olan ne ise onların ilahi güzellikler mesela Allah'ımıza olan yakınlık celle celaluhu, Onunla olan dostu bunu kalben hissetmek Nedir yakinin anahtarı nedir?
GÜLT-E Tevekkül Tevekkül büyük bir makam, peygamberlerin makamı bu peygamberlerimize göre risalette olan bir göre bir vazife Velayette de, velayete göre veliliğe göre bir tevekkül. Gay, fema müftahu tevekkül Tevekkülün anahtarı nedir, nasıl girişiriz biz ona? Guld, El-halful Allah'ımızın korkusunu ilahi korkuyu taşımakla. Bu ilahi korkunun gerçekleşmesi ne ile olur? Rahmetinden dolayı ümitvar olmak. Ümitvar olmanın, Rabbimizin nimetlerinden dolayı, ümitvar olmanın anahtarı nedir? Sabırdır. Sabrın anahtarı nedir? Rıza, Allah'tan gelen celle celalühü, her şeye razı olmak. Celle Celalü Bu rıza halinin anahtarı nedir? Çünkü Kuran-ı Azimüşşan'da geçiyor. Onlar Allah Celle Celalü, Allah'ımız da Celle Celalü Ondan razı olduğu zümre ki bu çok üstün bir sıfat. Dedemin de buna dair Rahmetullahi çok güzel sözleri var. Bura giren kutuptur, der. Dedim ki bu rıza halinin gerçekleşmesi ne ile olacak?
Etta, ibadetle, Allah'ımıza Celle Celalühü, boynumuzu bükmekle itaatle olur. İtaatin anahtarı nedir? El-İtirah. İtirah. Bir kere biz itaat ettiğimizi bedeninde göstereceğiz. İtirafın anahtarı nedir denince, denince, bil vahdaniyyeti ve rububiye Bunlar güzel, çok uzun, anlatılması gereken hususlardır. Buna da diyor ki Mübarek zat, bu da diyor ancak Allah'ımızın vahdaniyeti ile Onun Rab oluşunu, dilin ikrarından ziyade, kalbin yaşaması ile gerçekleşir. Ebta' nedir ibadet? Nedir Allah'ımıza celle celalühü, kulluk nedir? Sebiyyün necet kurtuluşun yoludur. Ve'l-ilmü İlim nedir? Böyle ibadet yaparız da, o yaptığımız ibadetin farzıdır, vacibidir, Sünnetidir, müstehabıdır bunları bilmek ve daha diğer hususlarda bilgi sahibi olmak Rabbımıza giden yolu bize öğleten esastır. Ve Asluta İbadetin temeli nedir? Hiçbir şey temelsiz değil.
Tarikat-ı Aliyye ve Manevi Yolculukta Tevekkül ne anlatıyor?
Tarikat-ı Aliyye ve Manevi Yolculukta Tevekkül kaydında SEYİR, Tarikat-ı Aliyyede seyri sülük vardır. Seyir, sülük bir mesleğe dahil olmak demektir. Mesela bir okula girmiş ne diyelim İslami ilimler akademisine girmiş, bir tıp fakültesine girmiş, vesair mesleklere girmiş, buna sülük dediler, o mesleğe dahil olan kimse demektir. Seyir de o meslekte uzmanlaşıyor. Tarikatı aliyyedeki ifade şudur…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Okuduğumuz okullarda bile, artık okullara göre değişir ilk bir hazırlık senesi olur Mesela bazı okullarda yabancı dil olur. Bir kısım okullarda, İslami ilimlerde, Arapça tahsili olur. Bunun gibi, bir de maddi olan diyelim evimizde, yapacağımız bina da bir temel olur, temelsiz olmaz zaten. İbadet ve taatin temeli nedir? Temel olmayınca bina ne kadar yüksek yapılırsa yapılsın Allah korusun, az bir tehlikede uçabilir. Onun için temel önemli, her şey de temel. Burada o kadar müellif Hazretleri güzel izah buyurmuş ki biz de bunu duyunca insan gayreti ve çabası artar elbette. İnşallah bizim de artar. Ve aslül ta ibadetin temeli nedir? El vera Allah korusundur. Çünkü ibadeti denizde, ibadet yaptığımız halde gözümüzün kayması, kulağımızın lüzumsuz sözleri duyması ve buna benzer hallerin zuhur etmemesi için nedir? Vera. Yalnız bu vera, haramlardan kaçmakla birlikte helalde bile dikkat olmaktır.
Halbuki haram değil. Helalde bile dikkatli. Mesela insanın uyuması günah değildir. Fakat gaflete geliyorum. Bu kadar uyku olur mu? Bedenimin ihtiyacı olan, artık yaşa göre de değişebilir. Bunu bazı uzmanlar üç saat olarak ifade ederler. Bu bünyeyi alıştırmaya bakar. Bünye alışacak buna. Değişir artık kişiye göre yalnız bazı sıralamalar bazı düzenlemeler yapmışlar mesela sekiz saat uyku diyorlar bunu altı saat diyorlar iki saatini ibadet ve taatle geçirir ve asluta' İbadetin aslı nedir ve ra'dır. Bera' helalde bile dikkatli olmak. Mesela insan yemek yiyor, tabi yiyeceğiz. Yediğimizde haddini aşmamak, yoksa yemekten tatmak, yiyeceklerden, içeceklerden günah değil ki. Ama efendimizin buyurduğu gibi sallallahu teala aleyhi ve sellem: Sizi ayakta tutacak birkaç lokma kafi, buyuruyor. Ve asül vera Bu güzel sıfatın temeli nedir? Çünkü insanı Rabbimize kavuşturacak esaslardır bu, vera hali.
Mesela sıddık-ı Azam radiyallahu anh Biz diyor, harama düşeriz korkusuyla yetmiş helal kapısını kapattık diyor. Merağın aslı nedir? Ettüka, Allah korkusudur. Veastu takva, takvanın temeli nedir? Muhasebe-ün nefs, kendimizi hesaba çekmek. Bu ifadeler, şöyle düşünelim. Bazen biz bunu yollarda gördüğümüz gibi bakkallarda da görürüz. Satış merkezlerinde de görürüz. Mesela bal peteği. Bal peteğini, bal peteğini ne yaparız? Biz sağarız. Bunu görmüştüm bir yerde kıymetli bir insandı. Evlatları da bu hizmeti yapıyorlardı. Böyle balı sağıyoruz diyorlardı.
Bu ifadelere baktığımız zaman bunu, Allah'ın dostları, sevgili kulları, seçilmiş kulları Kuran-ı Azimüşşan'dan süzülüp ve Hadis-i Muhammediye'den süzülüp, gönüllere inen varidat ilahiyeden süzülen, ilhamat-ı ilahiyeden süzülen, tecellilerden süzülen, rahman olan Allah'ımızın ihsanından süzülen o nimetleri bize böyle hazırlanmış şişelerde olur, bazı diğer eczanelerde kullanılan insanların deva olması için ilaç kutuları olur, onlara benzer bizim maddi ve manevi şifamızdır. Neden maddi diyoruz? Çünkü Allah'ımızın emrine riayet, emri ilahiyi bu arifani ilahinin inceliklerle, mesela Sami Efendi hazretleri dendiği zaman, Kaddafi Allah'u Teala İslam'ın emirlerini ve emsali, hak dostları incelikli, emri ilahi çok hassas bir şekilde yaşamışlar.
Nedir bu takva nın esası nefsimizi hesaba çekmektir bu hesaba çekerken bir ölçü olacak ki ona göre çekebilelim Yoksa herkes hepimiz kendimizi hesaba çekeriz Ama niye göre çekeceğiz şimdi Bir kıstasın bir ölçünün bulunması lazım Bize iki ölçü Allah'ın Rasulu bırakmış Saganlahu Teala aleyhi vessellem. Hatta sımsıkı tutunursanız LENTA BİLLU EVETE hiç şaşırmazsınız ama tutuşu böyle elinizin ucuyla değil de gönül olarak buyurulduğu gibi Kuran-ı Kerim'de sımsıkı tutunuz. Öyle alelade adet kabilinden değil, canı gönülde. Gönülden. Eğer onlar Allah'ımızın sevdiği kullar olmuşlarsa, emri ilahiyi o kadar gözetlemişler ki, farzları yapmışlar, vacipleri yapmışlar, sünnet-i seniyyeyi yerine getirmişler, bu müstehap olanlar onlara dikkat etmişler. Keraatten bir haram gibi kaçınmışlar. Bunun için İmam-ı Rabbani Hazretleri bir keraatten kaçınmak isterse tenzih olsun.
Bu tahrimi deniyor da mesela sığara söndürüne sığara haram. O tenzih ne değil, o tahrimi ne değil. Çünkü İslam uleması bu sığaraya koymuş olduğu karar haramdır ve bunun birçok şartları var. Çünkü, Rızkın temiz olanlarından giyiniz, bunun otunu hayvan bile giymez. Hatta insan öldüğü zaman kefennin bile renginin değişmesi ilmen haberleniyor. Haram, bu değil. İsterse tenzih olsun, böyle yapıldığı zaman haram değil ayağını kıbleye doğru uzatmış diyelim kasten değil ama uzatmış Ayağını çekerse ne olur? Ecrin ve mükafata girer Dikkat ediyorsun, son derece, buna dikkat etmek İmam-ı Rabbani Hazretleri, Kuddiseallahu sır'a zikirden, fikirden, murakabeden üstündür. Diyorlar ya Saun Efendi hazretlerine, Efendim, sizin okuduğumuz, destan biz vazife yapalım, gece kalktığımızı aynısını buyurmuş. Dukan melait dağıdır. Yani, o sığara diyor meleklerin kaybolmasına sebep olur. Zikrin, tesirin suhurudur.
Zikrin gönül de tesirini koymaz o. Efendim falan içiyor onlar, onlar Kendilerine has haramlığını çok iyi bilen, azami dikkat eden insanlar bize şu evsafta demesinler diye onlar batıni hallerini gizliyorlar. Bunu biz yapamayız. Onlar zaten dikkatlidir bu hususta. Çok dikkatli, hassas. Nefsimizi hesaba çekmek nedir? Takva'nın temel esasıdır. Bu kıstas ölçülerle Kuran-ı Kerim'e göre deriz ki: göredir. Kaç ayet-i celileye uygun yaşantımız varsa o nispette biz üstünüz. Demek ki üstünlük Efendimizin haber verildiği şekilde sallallahu teala aleyhi ve sellem. Sonra neye göre ölçeriz? Efendimizin ehadisi Muhammediyesine göre, sünneti nebeviyesine göre ölçeriz. Neye göre ölçeriz? Mesela bizim üstadlarımızdan Abdullahi Dehlevi bu yolun esası dört şey oluyor. Bir, havatır.
Yersiz düşünceleri artık bedenen günah işleme şöyle dursun kalpten geçen uygunsuz düşünceleri bile terk çünkü Havatı Rahman olan Allah'tan olur müstesna meleklerden olur müstesna sonra neyden olur şeytandan olur nefisten olur bunlar mezmum, rep olunan, kabul olunmayan düşünceleridir. İmam-ı Rabbani kalpte Sallallahü Hazretleri'nin muhasebesi ve onun emsalinin kalpten geçenler olur. Mesela yatağa girmeden önce hele İmam-ı Rabbani hazretlerinin öyle güzel halleri var ki hayran kalmamak mümkün değil. Sübhaneallah diyor defalarca. Diyor. Diyor. Diyor. Biz ne diyoruz? Kurşun böyle atıldığı zaman bazen hedefe ulaşmıyor. Namluları temiz. Bir kere yaşantı namlusu çok temiz. Biz, nediriz askerde? Gez, göz, arpacı. Gezi, gözü, arpacı, düzgün, yaşantısı. Sonra dili de düzgün. Kalbi de düzgün olunca ihsan ölçüsü içerisinde Cenabı hak taatleri kimden kabul eder?
Kuran azim müşşan'da buyurulduğu üzere müttakilerden kabul eder. Nasıl olur bu müttaki sıfatını elde etmek? Essaiza, Onların asıl çabası da bu zaten. Burada çabaları, gayretleri bu sadece bir bölümü ama bu Rabbimize götürür celle celaluhu. Vuslata götürür. Nedir gayretleri çırpınmaları? Onların ihsan takva ölçüsü içerisinde vazife yapıp kalbimizin takva ile imtihan bulunması bu çok düşüneceğimiz bir husustur. Husustur. Ölçüden haber verilirken biz bunu tefekkür edeceğiz. Kalbin de ilahi korku benim ne kadar. Akşam tartılıyoruz kilomuzu, işte tartıldık belli bir seviyede. Duramıyoruz sabah da bir tartılıyoruz Belki gün içinde birkaç defa tartılıyoruz Biz, kalbimizin ve ruhani melekelerimizin, Allah'ımızın bizden istediği değerlerin acaba sevdiği amelleri mi yapıyoruz, Onun değer verdiklerine mi değer veriyoruz yoksa değer vermediklerine mi değer veriyoruz?
Bunu tefekkür ederek, düşünerek kendimizi ölçeceğiz, biçeceğiz. Eskiden burada diyelim ki kan şekerini üçtürecek veya en azından tavsiyen taa doktora gidecek eczaneye verecek orada bunu temin edecek. Mesela kanı alınmış kan değerlerini öğrenmek istiyor. Ta burdan bu kasabadan yüz on kilometre ötede olan ile gidecek. O'nu dönüştürecek. Şimdi ise bizzat ölçüm aletleri hastanın kendi elinde. Bunun için işte bende şeker ne kadar nabzımın atışını ölçeceğim ne kadar diye hastaneye gerek yok. Onu veriyor zaten. Hastane veriyor. Bunun gibi bizim kendimizi göçmemiz illa şeyhimizin huzuruna bir varsak da bize haber verse güzel, güzel ama bunun yanında o bize bu ölçüyü vermiş. Nasıl vermiş? Dedem Şeyh Mustafa Efendi hazretlerine demişler ki Efendim biz kendimizin manevi yönünü ölçmek istiyoruz. İki esas da buyurmuş. Bak elimize vermiş.
Bir, Allah korkusu çoğalıyorsa iki, yaptığınız taat size zirk veriyorsa hiç endişe etmem olmuş, doyamıyor. Çünkü ibadet ve saatte bir bedenen kalıp olarak yapışımız var, ikincisi kalp olarak yapışımız var. Bir üçüncüsü ölçebilmek için bu değerlere bakacağız ve böyle ölçeceğiz. Mesela bizim burada eskiden cevizlerdir vesair yiyeceklerdir onları vezni derken şey derler, gözer derler o gözer dedikleri onun kal buradan düşünelim belki gözere bilmeyiz de, elekten neden Onun o delikleri büyüktür, büyük. Ondan sonra ondan daha küçük olan kalbur var. Ondan daha küçük olan elek var. Onu bırakalım kantar var. Onu bırakalım ne var? Bunun yanında bakkal terazisi var. Bunu bırakalım ne var? Sarraf terazisi var. Daha da onların ülkemeyeceği müstesna teraziler var. İşte ehlullah ölçülürken o değerlere göre ölçülüyor. Mesela o safa alınacak. Ne diyelim? Ahyar sınıfında olmak istiyorsa ona göre ölçerler.
Diyelim ki ebdalin zümresinden olmak istiyoruz ona göre ölçerler. Biz müceba, o sınıftan olmak istiyoruz ona göre ölçüm aletleri var. O ölçüm aletleri sekiz tane sıfat var, dördü zahirinde dördü de batılında. Ondan sonra ne vardır? Üçler, yediler vesaire. Bir de müferridu var onlar anlatılmaz. İşte Hızır Aleyhisselam diyor ya Ya Rabbi ben elimdeki listeye bakıyorum. Fakat şu şahsın, şu mübarek kimsenin ismi yok. Ey Hızır kulum O bizim indimizde kayıtlıdır. İşte kayıt, işte terazi, işte ölçü Efendim bunu kim ölçebilir? Herhalde bir serraf kantar terazisiyle yapmaz bu işi Evliyaullah'ın öyle bir terazisi var ki Allah'ın nuruyla bakar nuruyla bakar, onların anlayışından sakının buyuruyor. Bu terazi Muhammed Esad-ı Elcili Kaddesallahu Sırra kerametten büyüsün buyuruyor. Daha bugün hatırıma geldi sabah. Üstadımıza Sami Efendi Hazretlerinin sevdiği bir kimse geldi.
Böyle, gruplar içerisinde üstadımızın muhabbetlileri içerisinde çok sevgili birisi vardı. Çok sevgiliydi Ona, o gelen zat, İltifat etmedi. Sonra, Hacı Hasan efendimiz buyurdu ki Zaten biz onun halini biliyorduk. Çok düzgündü fakat nefsine olurdu. Bak buyurdu o kimse de itibar etmedi halbuki çok severdi. Demek ki gönlümüzün değişmesini derhal hissediyor biiznillahi teala. Nereden hisseder? Musafada hisseder. Elini tuttuğu zaman, bu çok basit. Bir damla kandan vücudumuzdaki bütün hastalıklar ortaya çıkarsa şu maddi aletlerle onların manevi, kalbi, ruhi yönleriyle elimizi tuttuğunda halimizi biiznillahi teala anlamamaları mümkün değildir. Konya'da anlattılar üç kişi Biz diyor, Acasın Efendi Hazretlerini ziyarete eğildi. Birimize işaret etti Gerçekten de diyor çok yiyen bir kimse İkincisine diline sahip ol dedi. O da Nuh'da konuşurdu.
Hepimize ayrı ayrı baktığında Ölçümüzü, tartımızı, her şeyimizi haber edin. Onlar için zor değil. Çünkü bu gözler kör olmaz ama had gözleri kır olur buyuruyor Cenabı Hak Hac suresinde. O gözleri açılır. Biz nasıl dışı olduğu gibi görüyorsak evliyaullah için cesursun kalptedir. Kalbi biiznillahi teala çok iyi onlar. Bu ayrı bir konudur. Melhası tartı, aleti, bir kömür tarttığı yok. Bir odun da tarttığı yok, pirinci tartıyor. Yerine göre neyi tartıyor diyelim? Zeytini tartıyor vesaire. Onunla o kantar bir olmaz. Bunun yanında o sarraf terazisi altunu gümüşü tartan akıl terazisi olamaz. Bir diğeri zümrütü de tartan teraziler. O da bir hassas. Mesela İbrahim bin Ethem hazretlerini üstazı şaki te belhi tarttı. Dedi ki: Demir ayakkabı giyin, bunun ökçesine basın. Ne diyecek? Bana gelin haber verin. Öyle bastılar ki kemiği görünecek şekilde. Şöyle hafi, kemiği görünecek şekilde.
Şimdi hafifçe döndü, o beliğde kaldı dedi. Beliğ padişahı, o devrede olsaydın, hakkını avucunu okurdum. Ama ben öyle bir yol seçtim ki, habibim, atan sen değilsin. Sen attın ama o atmış olduğun kumları o kadar kimsenin gözüne ulaştıran benim. Bu la faile illallah makamıdır. Her şeyi Rabbımızdan görme makamıdır. Şu neden bana şöyle diyor, bu neden böyle hareket ediyor değil. La faile de. Efendim o Belihte kaldı dedi. Daha hala Belih padişahlığının kokusu mu var? Onu dergahtan dışarı çıkar. Nedir bu terazi? Bu, zümrütü tartan, yakutu tartan terazidir. Nefsimizi muhasebe etmenin esası nedir? Bu zaten bir mürid için bir kuş gibi kuş tek kanadına, tek kanatla uçmaz iki kanattır. Öyle bir korkar ki mürşid-i kamilimizin üstadına Sami efendi hazretlerine üstadımıza Efendim ilahi korku içime öyle girdi ki çok düşünüyorum deyince hemen hadis kutsi okumuşlar. Rahmetim gazabımı geçmiştir.
Okuyunca buyurdular o hal geçti çok ağır basmış. On altı gün Sami Efendi hazretlerinin hiç kimseyle konuşmadığı bir devre var. Hatta acaba Efendimiz hazretleri ahirete mi göçecek diye endişeye bile düşünüyor sonra uyan haber bir demez o halde Esad El birliği Hazretleri İki ay oldu ölüm korkusu içine girdi ne olur dua edin diyor bunu Efendimiz hazretlerine Cenab-ı Hak zaten Onun kubbiyeti belliydi fakat ilahi nimetler bahşolundu tevlike geliyorlar çok genç yaşta o zaman on yaşında olan birisine söylediği söze bakalım. Ben diyor, ziyaret ettim. Ayrılıyorum, kapıdan tam çıkacağım şöyle döndü buyurdu ki: İmanıma dua edin. Altmış yaşına belki ulaştın, hala o söz kulağımda ve kalbimde yankılanır, o anda vücudumun her cerresini nasıl ürpermişse şimdi de ürperiyorum diyor. Onu yaşayabilmektir. Ez Dikr Şimdi, kendimizi ölçeceğiz. Ve Huve Ala zele Fethi Aksen Bu üç kısımdır. Bizim gibi insanlar.
Gene uve uve bilise dilimizde zikrederiz. Allah Allah deriz. Acayip kaçmayacağını bilsem sökelim. Biz İslam Elüsünde tasavvuf deriz işleniyor. Işlenirken inşallah bunu kardeşlerimiz alaylı bir şekilde algılamazlar Vardım diyor bir şeye Oğlum bir ALLAH de demiş. Ben de ALLAH dedim. Oğlum, Senin ALLAH demek ile armud demeyin arasında fark yok. Sanki Ali Kerem ALLAH vechi hazretlerinin istiğfar okuyan birisine yalan söyleme! Diyor. Ne yalanı efendim istiğfar dilini okuyor kalbinde nedametiyor. Bütün taatlerimizde tabi bu mevcuttur. Üstadımızın mübarek hayatında ziyaret eden kendisini böyle mecsubin bir tip vardı. Mecsubinden bir kimse vardı. Gelirdi. Bunun yanında Namaz kılıyorlar. Bu da yatmış bir vaziyette. Diyor Diyor ki, ne yaptınız? Namazımızı eda ettik. Ben sizin taatinizi göremiyorum. Meğer, Allah'ımız müttakilerden kabul eder. Büyüklerimizle bizim aramızdaki fark bu zaten.
Biz, elhamdülillah ibadetimizi yaptık. Onlar böyle demez. Yaptık ama indi ilahide teraziye konulacak bir amel oldu mu? Çünkü onların amellerini, arifani ilahinin terazi tartmaz. Eğer gönlümüz arzu edilen şekilde, zitvullahı yapabilirsek Cenabı hak meleklerine: Ey meleklerim! Kaldı mı hiç bunun taatleri, taatinden hiçbir şey kaldı mı? Hayır ve şer ne yapmışlarsa olduğu gibi ortada koyduk terazi. Ey meleklerim, sizin duymadığınız, bilmediğiniz Resulullah'ın sallallahu teala aleyhi ve sellem Benim Allah ile bir vaktim var, ne mürself Rasuller girebilir ne de melekler girebilir. Bazı Allah'ın has kulları vardır ki onlar amellerini hadisane yaparlar, şeytan dahil olamaz ki ifsad edebilsin, melekler giremez ki yazabilsin. Demek ki onlar acaba kabule kalin oldu mu diyorlar. Pazara çıkarmış olduğumuz malın nesinin Özelliğinin bulması gerekir.
Bakıyoruz ki bir satıcının başına insanlar böyle arı gibi toplanmışlar. Bir diğerinde yok. Neden? Çünkü onun sattığı malda bir değer var, bir kıymet var, bir özellik var. Onda bir karışım yok. Bir diğeri ise Allah korusun talaş tozlarını katacak kadar hile yapıyor. Yapıyor. O, yağlara patatesleri katacak kadar hile kar. Ordan kimse almıyor. Anca düzgün ticaret yapan kimseden ve bunlar içinde Nebiler, sıddıklar, şehitler ve Salihilerle Haşr-u cemun. Demek ki Cenab-ı Hak, temiz kabul ediyor. Çünkü, Halıkımız, Tevbe suresinde de geçer, Bakara suresinde de geçer, ancak temizlenenlerden kabul ediyor. Dili ile zikrediyor böyle genel, nun. Kat kalpte hiçbir şey yok. Seçkin insanların zikri ise, dili Allah derken, kalbinde ilahi bir korku, vücudunda ürperti meydana geldiği gibi gönlündeki o ürpertiyi haber vermek mümkün değildir. Cenabı hakk'ın rıza hali hasılılır belki.
Ve zikirul ahas daha bir seçkin kimselerin zikri ve ve hue bilgal bilhadır Kalpleri hazır vaziyette ve muhabbet içerisinde. Allah'u zülcelal'i tevhid ile zikretiniz. Allah da size güçlendirsin, sizi güçlendirmekle. Nasıl? İmanını güçlendirir, ibadet ve taatini güçlendirir. Kendisine olan aşkını, muhabbetini, ibadetini sadece ibadet olarak değil o budet olarak ibadetin esrarına eriştirerek kavuşturur. Nasıl okuduğu Kuran-ı Azimüşşan'da da teyyidi bizim sadatı kiram efendilerimizin dediği gibi huruf-u mukattaadan diyor. Esralüllah Elif, la, min, nun, gav, ayn, sin, gav. Böyle bir esrarı açıldı bunun, deryalar onun yanında diyor, o bir harfin damla bile olmaz ama arz edemem, diyor. Bildiremem, kimse damlamaz. Tabii, bazı çok kıymetli eşya olur. Onu, bu sarraflar böyle vitrine korurlar, altın ney korurlar, o çok değerli olanları şifreli, şifreli kasalardan muhafaza eder. Kimseye göstermez.
Ne yapar? Alacak kimseyi bilir ve gece davet eder. Gel, şöyle bir bende kıymetli malzeme var, al der. Allah'ın Rasulu, Selman-ı Farisi radiyallahu anh ve bunun yanında Hazreti Huzeyfe radıyallahu anha geceleri sohbet etmiştir. Sıddıkı Azam'a kimseye öğretmediği zikri sıddıkı Azam'a öğretmiştir. Kimseye öğretmediği tevhidi Ali Keremullah ve Celle'ye öğretmiştir. Ehline vermiştir. Esamu. Cenabı Hak emaneti eline verir. Sami Efendi hazretlerine yüz otuz dördüncü mektupta bu ayeti celile'yi okur, diğer bütün mektuplarında hamdele ve salvele yokken Sami Efendi hazretlerine yazmış olduğu mektupta hamdele ve salvele var ve ifadeleri çok müstesna. Ben onun eyyam şebabını gençlik günlerini şerhi şerife son derece dikkatli olduğunu gördüm, hamsei alemi emir olan beş letaifinin zikrini hem de onun sırrıyla beraber o letaif sadece kalp zikri diye geçiremez, kendi arasında biner perde vardır.
O perdelerin ötesinde hepsini cebr ettiğimiz zaman on sekiz bin aleme tekabül eder. Zaten Tevhid okuyan kimseler te'yid edildiği zaman Efendimiz sallallahü teala liseler O'nu mizan tartamaz. İki kelime var. Dilde çok hafif. Mizanda ağır, rahmana sevgili. Bizde okuyoruz namlu temiz olacak. Şükür ile Allah'ı zikredin, bilmezi Allah size şükrettiğiniz nimeti ziyadeleştirsin. Siz ibadetle, ona kullukla zikredin. Size ruhani nimetlerle, maddi olmakla birlikte, manevi nimetlerle. Neden maddi seni demiyoruz Maddi olan Kuddusi Veli hazretleri Hazretler dergahı var postunun üzerine oturur güzel zikrullah yaparlar gelen kimselere nasihatini yapar Evrad ve Ezkarını verir görürsün fakat bir de çıkar bahçelerde çalışır O bil küreye ederiz onlarda nelerde toprağa aş işler. Müritlerin kalbine gelir. Neden büyüğünü yapıyor?
Halbuki gitse de güzel zikullahını yapsa Kuran-ı Kerim'i açsa okusa böyle bağda bahçede neden böyle çalışıyor diye gönüllerinden geçince o küreyi toprağa bir saplar. Arkaya doğru toprağa atacağı an, attığında olduğu gibi altunlar dökülür. Elladın, bize Allah'ın nimeti her zaman kolay. Elimizi attığımızda Rabbimiz lütfeder ihsan eder. Fakat size her yönden nasıl ki zikirde örnek isek nimetimizi helalinden kazanmada da örnek olalım diye yapıyoruz.