Spiritüel Yolculuk ve İlahi Tecelliyat kaydında Cenabı Hak seçiyor. Ve hedehu ve onu Hak yola ihsan ediyor. Hangi yol? Sırat-ı müstakim. Dosdoğru yola. Artık yolun bitimi mümkün değildir. Yani yolu siz mesela buradan çıkacağız. Yeşilhisar, İncesu, Kayseri, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, İstanbul. Tamam. Değil işte. Ne kadar gitsek bu yol tükenmez. Neden? Şimdi müşrikler biliyorsunuz…
Spiritüel Yolculuk ve İlahi Tecelliyat ne anlatıyor?
Spiritüel Yolculuk ve İlahi Tecelliyat kaydında Cenabı Hak seçiyor. Ve hedehu ve onu Hak yola ihsan ediyor. Hangi yol? Sırat-ı müstakim. Dosdoğru yola. Artık yolun bitimi mümkün değildir. Yani yolu siz mesela buradan çıkacağız. Yeşilhisar, İncesu, Kayseri, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, İstanbul. Tamam. Değil işte. Ne kadar gitsek bu yol tükenmez. Neden? Şimdi müşrikler biliyorsunuz…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 12 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Cenabı Hak seçiyor. Ve hedehu ve onu Hak yola ihsan ediyor. Hangi yol? Sırat-ı müstakim. Dosdoğru yola. Artık yolun bitimi mümkün değildir. Yani yolu siz mesela buradan çıkacağız. Yeşilhisar, İncesu, Kayseri, Kırşehir, Kırıkkale, Ankara, İstanbul. Tamam. Değil işte. Ne kadar gitsek bu yol tükenmez. Neden? Şimdi müşrikler biliyorsunuz Cenabı Hakk'ı tanıyorlar. Hatta sıfatları ile bile tanırlar. Öldüren, dirilten, rızık veren Allah'tır derler. Buna inanırlar. Ondan sonra kainatın halıkı olduğuna da inanırlar. Hem Lokman suresinde geçer, diğer surelerde de mevcut. Fakat hüküm hususunda inkarına kalkardı. Mesela ticari hususta, ayna hayatında, her şeyimizde. Allah'ımızın bu seçtiği kullar eksik değildir. Zaten bunlar olmasa alem birbirine karışır. Cenabı Hak son zamanda buyuruyor, hayırlı insanlar çok çekilecek, gerçekten öyle oldu. Kamil insanlar çokça ahirete göçtüler.
Şu bulunduğumuz yerden isabet ediyoruz. Onların bir duruşu vardı. Böyle huzur ehli insanlarda bir duruş var. O kalbindeki ilahi hal diyelim ki tecelliyat olsun. Rabbımızdan inen varidat olsun. Sonra füyuzat-ı ilahiye olsun. O aşkı, o muhabbeti artık kendisinde bunlar hal olmaktan geçmiş. Yani bir an çok güzel haller yaşıyorlar, bir an. Çok güzel neşe, aşk, muhabbet görseniz neler ifade ediliyor, neler yapılıyor ama bir de bakıyorsunuz tam tersi olabiliyor. Bu öyle değil. Bu yerleşmiş. Seccadesi üzerindeki o almış olduğu haz ve lezzet, o huzur tarif edilmez zaten sabaha kadar durabiliyorlar. O insanın içerisine karışsalar, pazara çıksalar bile değişmiyor. Bu makam olmuş. Yerleşmiş onlarla. Başta tevbe etmişler Cenabıhakk'a tam manasıyla. Sonra o münip olarak Allah'ımıza tam bir dönüş olarak yerleşmiş. Mesela biz tövbe ediyoruz. Bozuyoruz da. Diyoruz ki, yani bizim bu halimiz nedir?
Halbuki tövbe ettik. Bir daha işlememeye yine aynısını yapıyoruz. Fakat onlarda öyle değil. O tevbe Cenabı Hakk'a yol açmış. Artık adımını atınca, Efendimiz aleyhissalatu vesselamın mübarek adımlarını atışı şemail kitaplarında haber verildiği üzere tam basıyor. Bir yere bak. Tam basmış. Şiirlerde bile ilahi olarak söyleniyor ya. Bağlandı bendim. Gidemem gayrı'ye diye. Onun gibi. Artık tam teslim olmuş. Gidemem gayrı'ye dediği gibi bir hal arz ediyor. Ondan sonra devam eder. Şimdi bunlar gerçekten çekilip gitmiş. Bir tane üstadımızın evlatlarından, tabii dedemin ihvanı bir ayrı Şeyh Mustafa Efendimiz Hazretlerinin. Bir de üstadımızın böyle bir bahçede oturuyoruz. Herhalde biraz da rahatsız olduğu devrelerdi ki, devreler değildi. Gelirken belli oluyor. Şöyle gelirken onun o duruşu, o bakışı, o adımlarını, atışı, o bile huzur ehli olduğunu ortaya koyuyor.
Medine-i Münevvere'de hiç unutmadığımız bir hal Medine'yi Münevvere'de aleyhissalatu vesselam Efendimizin o seçkin ülkesinin, her tarafı nur olan beldesinden Sami Efendi Hazretlerinin Ashab-ı Sofrede yeri bekleniyordu. Yerini bekliyorlar. O zaman da bu genişlemeler yoktu. Genişlemiş ama bu şekilde değildi. Kadınlar bir tarafta çok dardı. Çok dardı. Onun için yeri bekleniyor. Geldiği zaman kalkılıyordu. O bekleyiş sıra sıra, vilayetlere göre değişiyor. O bekleyenlere öyle bir hak hukuk sahibi ki ikram ediyorlar. İkramı bırakalım onun huzurunda olmak bize olduğu gibi memleketi verseler yine ona mümkün değil değişmemiz. Mümkün değil. Sami Efendimiz hazretleri İstanbul'da Hasan Efendi'ye bir hediye vereceğim buyurmuş. Cebinden bir tespih çıkarmış. Buyururdu ki İstanbul'u hep bana taplasalar bu kadar sevilmezdim diyor. Ne var o tespihte?
O tespihte tutan eli olurum diye buyurulan zamanın kutbul aktabının eli var Elhamdülillah buna inanmışız biz Tarikatı Aliye evet ayetlerle Hadislerle belirtiriz ama bir zevktir bir neşedir bir aşktır bir muhabbettir Necip Fazıl devrin devrin devrin devrin bir Meliki idarecisi geziyor Geziyor. Ormanda dolaşırken iki kişiye denk gelmiş. İki kişi. Oturuyorlar. Yalnız dizleri dizlerine dayanmış vaziyette elleri ellerinde. Tabi'n Necip Fazıl iyi bir etiptir. Rahmetullah Ali çok güzel bir edebiyat. Çok müstesna. Böyle yazar olur da hatip olmazlar pek. Hem yazar hem de hatip olma yeteneği olan müstesna bir kimse. Bu bir Allah'ın lütfudur, ihsanıdır. Şuayip aleyhisselamın hatibi Nebi oluşu sallallahu aleyhi ve sellem. Nebiler içerisinde hatiptir. Şuayip Aleyhisselam. Bu söz ustası çok önemli. Kuran-ı Kerim'de bulursun desemler. Bu ayet celdedir.
Sözde en çok ifade edilen bu ayet celdanın üzerine bina ayırarlar. Şimdi gözleri de diyor Necip Fazıl. Birbirlerine çivili gibi. Hoşuna gitmiş onların hali. O devrim meliki sormuş. Sizin mesleğiniz nedir? Aşk, demişler. Bu çok hoşuna gitmiş. Ebu Haşim el-Kufil ilk medrese, ilk dergahın yapıldığı zamandır veya. Aysel'de Üstadımız biz sohbet ettiler. Biz gelin şu olumsuz tarafı bırakalım. Bir kısmının o hareketler hoşuna gitmez. O aşklıymış, cezbeliymiş, ağıt değil, hoşuna gitmez. Çünkü içinde yok ki. Yok. Onlar bizimle alakası onlarda. Efendim üstadımız sohbet buyurdular. Fevzi çakmak diye bir yer. Görüştüler. İki tane Sami efendimizi evladı ama bunlar hal değil mi, makam sahibi gibi kimseler. Çok müthiş. Dizlerini dizlerini dayarlarlar, boyunlarını büktüler. Artık ne aldılar, ne verdiler biz bilemeyiz. Şimdi kerametini çıkardı. Sadık rüyasını çıkardı. Aşkını, şevkini, muhabbetini çıkar.
Ne olur Bizim tarikımız Hacegan Tarikadır. Bunları haber verirken bütün delilleriyle ortaya koyarak ifade ederler. Ama Allah için diyorum, gönlümüzden hiç böyle bir şey geçirmeyenler, biraz konuşalım. Ya biz bunlarla uğraşacak kimse değiliz. Biz bal yemek istiyoruz. Balın yapısıyla uğraşacak değiliz şu anda. O zaman yemeğin tuzunu atmayacaksın. Ekşisini de koyma. Yağını da koyma. Ne olacak o? Ya bu yolun tadıdır, lezzetidir, yağıdır, tuzudur. Her şey ölçüler içerisinde. Bitmiş artık. Bunlar şerri esasa tamamen teslim olmuş. Öyle olmasaydı üstazalimiz, bunu marifetname değil, miftahı kulüpten almıştır üstazımız. Allahu alem. Şeriattan parmak kadar ayrılan, tarikatten doğu batı arası kadar ayrılır. Şimdi bir kere şunu unutacağız. O adap Risalesi, ondan sonra Müftaul Kulüb, bunun yanında başka tasavvufi eserler, en iyisiü'l Abidin gibi vesaire.
Bunların geçerliliği yok diyenlere bir kere bilin ki bunlar başka bir yerden idare edilen, tarikat-ı aliyeyi bozmaya çalışan uçlardır. Hepsi şeriata dayanan mübarek kimselerdir bunlar. O zaman Sami efendimizi çıkarmak lazım. Üstatımızı çıkarmak lazım. Biz inşallah her şeyiyle bütün olan İslam'ı, çünkü Allah'ımız kitabında biz hiçbir şeyi eksik bırakmadık buyuruyor. Yaş ve kuru ne varsa hepsini zikredtik. Bakın şu anlattığımız anlatamayacağız aslında. Mübarek kimseler hep o vanadan gelen ilahi vanadan gelen Resulullah'ın vanasından gelen kimselerdir. Onların örtüsünden çıkıyor. Öyle bir kimseler ki Rabbımızdan korkmakta öyle mübarek kimseler ki bir kere haramdan kaçınıyorlar. İki, şüpheli işlerden kaçınıyorlar. Üç, helalde bile çok dikkatlidirler. Helalde bile çok dikkatli. Eğer dinlemişsek büyüklerimizi Sami Efendi Hazretlerinin Yeşilhisar İçmecesinde bir bıçağı kaybolmuş.
Onlar dergah edebine çok dikkat ederler. Yanında kağıt olur kalem olur bıçak olur iğne olur iplik olur tırnak makası buna benzer hep bunları bulundururlar dergah edebini muhafaza eder hep muhafaza ederler Halbuki günümüzde bunlar için hiçbir sıkıntı yok. Anında oluverir her şey ama yine dergahtan edeptir diye bunu korurlar. Muhafazeliler. Bıçağı kaybolmuş bulmuşlar. Bir sağına bir soruna bakmış. Pek bakmazdı öyle onlar. Böyle gözlerini boş yere harcayacak kimse değil Ömer. Bu benim bıçağı mı? Bir başkasının da olabilir. İşte bu. Dörtyol'da ve Yalova'da askerlik yapmış üstadimiz askerliğini anlatsak inanın bir kitap gibi ders alacağımız çok hususadır. Bir askerliği anlatılacak olursa böyle dağda armutlar var sahipsiz tabii insanlar rahat yiyebiliyorlar üstadımız yememiş belki bir şüphe vardır. Bunlar bu. İmam-ı Azam rahmetullahani hazretleri iki sürü birbirine karışmış. Çobanı çağırmış.
Demiş bir koyun ne kadar yaşar? Efendim altı sene yaşar. Altı sene kasaptan et yememiş. Bu imamı Azam işte Rahmetullahi. Tarikatı Aliyemizde de aynı zamanda bizim imamımızdır Cafer-i Sadık Hazretlerinin evlatları Bağdat tabii sıcak bizim hocalarımız söylerlerdi orada okuyanlar. Kuş diyor sıcaktan pat yere düşer diyor. O sıcak havalarda kuşlar uçamazmış. Pat pat bazen düşerden. Öyle bir mevsimde derdi biz ilim tahsil ettik. Ayaklarımızı suya bırakırdı diye anlatırlardı. Bağdat'ta tabii İmam-ı Azam efendimiz Rahmetullahi bir cenaze bildiğiniz bir husus. Ama bir geçecek var burada. Orada diyorlar ki ya imam sıcakta durmayın. Bak şuraya geçin, bura gölgedir. Alacaklısı olan bir evin gölgesinde durmak istememiş faiz olur diye. Bunda faiz var mı? İşte böyle Allah'a vasıl oldu bunlar. Derler ya atması benden, değmez de.
Her şeylerin de istikamet üzere yürümeleri, bakın konuşacağız, gideceğiz belki Allah'ımızın izniyle şunu bırakmayalım. Her sıfatın istikamete ihtiyacı var ama istikamet hiçbir şeye muhtaç değildir. Onun için biz ne yapıyoruz? Fatiha'da. Şimdi bitmez ki. Allah'ımızın hidayeti bitmez. Nasıl ki onu takdir, mesela ma kaderullahi hakka gadri, müşrikler şimdi Allah'ı takdir edemedi, oradan gördük zaten. Ne yaptılar? Bir hüküm olarak kabul etmediler. Şimdi bu ateistler anlatılıyor ya, ateist matist yok. O da bir din zaten. Dinsizliği kendisine din kabul etmiş kimse Onlar nefsani arzu ve isteklerimizi yerine getiremeyeceğiz diye öyle bir yolu seçmiştir. Yani din duygusu insanda fitidir. Yaratılışta mevcut. Dinler tarihine baktığımızda kendisini bir arı sokmuş. Bir akrep sokmuş. Bir yılan sokmuş. Ona ilah demiş tapmış.
Bak biz öyle bir Rabbi Zülcelal'e teslimiz ki Elhamdülillah teslim olabilirsen, öyle bir Rabbimiz var ki bizim efendimiz aleyhissalatu vesselam ifade buyuruyor. Ya Rabbi, sen kendini nasıl vasfedersen sen öylesin. Başka bir izah yok bunun. Bak bizi Allah'ımızın yaratı. Sebebi de bu. Ben gizli bir hazineydim. Tanınmak istedim. İnsanları halk ettim. O zaman görevimiz nedir bizim? Allah'ımızı tanıyacağız ve insanlara onu tanıtacağız. Gaye bu. Sıddıkı Azam'dan bu zamana kadar gelen mürşidi kamitlerimizin görevi budur. Bunu yapmışlar. Bunu gerçekleştirmeye çalışmışlar. Allah'ımızı tanımak ve onu tanıtmak. Yani öyle bir güzel görev Rabbimiz bize veriyor ki onu tanıyacağız ve onu tanıtacağız. Bu. Görevimiz bu. Allah'ımızı tanımak ve onu tanıtmak. Üç husus çok önemli, dikkat edeceğimiz hususlardan birisi budur. Nedir o? Bir. Allah'ımızı tanıyacağız. Nasıl tanıyacağız Rabbimizi?
İsimleri, sıfatlarıyla, fiilleriyle. Bir mimari nasıl tanıyorsunuz? Hep arıyor mesela bir inşaattır veya bir camiler misal edelim. Cami yaptıracak. Böyle mühendis alıyor. Ya şu mühendisi verelim. Niye? Umuvazzamda onun için. Neleri ile tanıyor onu? Eserinden tanıyor. Çünkü Ankara'ya bir cami yaptırmış. İşte yeni suboklyn muazzam bir cami diyor. O mühendisin diyor yapısında gördüğümüz güzellik ondan biz örnek alalım diyor. Bunun gibi işte. Ne ateşbih ve la timsal. Allah'ımızı sıfatlarıyla. Ne diyelim? Rezzak sıfatı. Bunu İmamı Gazali Efendimiz, rahmetullahi aleyh çok üzerinde duruyor. Allah'ımızı Rezzak sıfatı, Rızık verme sıfatı Cenabı hakk'ın. Şimdi biz evimize misafir ettik diyelim. Bir günü deriz. İki gün zaten üç gündür. Sonra gözüne bakmaya başlarız. Gitmeyecek mi deriz. Yani fazlaca tahammül edemez kişi. İlk gün güzel çıkar yemek. Ondan sonra değişmeye başlar.
Ama Allah'ımız eğer o misafir ona zulmedecek olursa gram vermez ona. Defeder gider. Allah'ımız kendisine inanana veriyor, Rahman sıfatıyla veriyor. İnanmayana da veriyor. Melekler Allah'ın kızları diyorlar veriyor. Ve bu Kuzey Allah'ın oğlu İsali, İslam Allah'ın haşa haşa oğlu diyorlar. İnkarlar neler hepsine rızkını verir. Sonra öyle bir rızık veriyor ki havada uçan kuşa ona göre rızık veriyor. Bir kuş anlatılıyor. O kuşun yiyeceği elmanın kabuğu. O ateşe atıldığı zaman onun kokusuyla. Yani hiç akıl yetecek gibi değil. Yerin altındakilere başka bir rızık veriyor. Sudakilere başka bir rızık veriyor. Yani bunu anlatmak mümkün değil ki. Bunun yanında Rabbimizin manevi vermiş olduğu rızık da var. Maddi rızık veriyor. Manevi de rızıklar veriyor. Tarifi mümkün değil. Siz memleketinden geldiniz Tahir hocamızın duyardı. Böyle bir Allah'a inanmaz mı dedi. Böyle bir Allah'a inan. Neden?
Çünkü onun imanı durulmuş artık. Bizim inancımıza göre hüsnü zannın imanı durulmuş hep onlar Rabbımızdan haber vermeyi çok seyreder. Buyurulur ya. Kim bir şeyi çok severse ondan çok haber verir. Derler ya biraz acayip mi kaçar? Adamın birisi Kabe'yi çok sever. Her mecliste anlatırmış. Artık bıkmışlar. Anlat anlat anlat anlat anlat. Demişler ki bir daha Kabe'ye anlatma yok. Susmuş birkaç saat susmuş. Demek ki çok anlatırmış. Belki bir gün susmuş. Vay karnım demiş. Ne oldu demişler. Mekke'de de böyle ağrımıştı demiş. Yani neyi çok seversen ondan bahsediyorum. Allah'ımıza fenafillah, beka billah olmuşsa neden mi bahsedimiş? Bizim dergaha bir misafir geldi. İşim burada bulamam onu. Dinlemiyorum. Böyle sizin gibi kimselerle toplanılıyor. Diyor ben istirahat edeceğim. Bir de yirmi beş de yirmi bunu nasıl tutacağız? Biriznillahi Teala o kitap burada mı var?
Ahmed El Rıfai hazretlerinin Ehlullah ile beraber olmak diye bir eseri vardı. Orada bir bölüm var. Kim Allah'ı isterse onu bulur. Şimdi kalkacak başladı. Bu kitabı verdi. Hiç unutmuyorum. Buradan başladık. Kim Allah'ı talep ederse onu bulur gitmedi. Gitmedi. Ondan sonra ileride gitmedi. Dedi ki bunu bana yazabileyim mi dedi. Şimdi hali demek ki buralarda ki o zaman dinliyor. Yoksa dinlemiyor. Bunlar kırk kişi, yetmiş kişi de olabiliyorlar. Allah'ımızın eksiltmediğine hamdolsun. Şükürler olsun. Bir görseniz eli değil ayakları değil. Bastığı yere insan hayran kalır. Ben Sami Efendi hazretlerini diyordum. Onun bir yürüyüşünü Geçiyoruz. Şimdi bunlar bir kere insanların yükünü kaldırmakla meşgul. Diyoruz ki Süfyani Sevri çok gençti. Genç iken beli bükülmüş. Anlatıyorlar Sami Efendi hazretlerimizi gerçekten uzun boylu Sami Efendi uzun boylu ama bir çocuk gibi Bir deri, bir kemik.
Bundan kaldı işte. Halkınızdır abi. Bunlar ancak hakka yüzünü çevirmiş Allah'ın sevgili kullarıdır. Bunların sekiz tane özelliği var. O dediğimi yanlış olmasın. Birincisi biz Allah'ımızı tanımak. İkincisi Habibi Kübra'yı tanımak. Hayatını çokça okuyacaksın sallallahu aleyhi ve sellem memnun. Üçüncüsü dinimizi tanıyacağız. O yarım koyduklarımızı tamamlamak için. Erbatün batunetün ve erbatün zahiretün. Dört tane onların dıştan görüntüleri var. Dörtte iç alemlerinde yaşadıkları haller. Zahiri olan nedir? El fütüve. Böyle bir şahsiyet sahibi. Bir kimliği var. Böyle onunla alay edemezsin. Onunla geliş güzel konuşamazsın. Bir ağırlık. Dediğimiz gibi ilk. Bir kimliği var. Mesela inançsız kimseler olur. İnançsız. İnançlı olanlara çok muhaliftir. Bazı kimseler var. Onlara saygı duyar. Bakın, masonlardan bir tanesi yillarca idarede bulunan bir mason. Hayırlı kimselerden birisi. O da mecliste.
Onun bildiğinden hiç vazgeçmezmiş. Emir Lütfü Bey'den mi geliyor? Kabul. Niye? Bir şahsiyet var. Rum suresinin en son ayeti Ali Efendi. Rum suresinde kendinizi hafife aldırmayın. Şimdi, Said I Nursi hazretlerimizi Rus generali bile saygıyla karşılamış. Rus generali, Rus generali. Saygı ile karşılıyor. Çok misaller. Mek sevabı, alçak gönüllüdürler. Edep sahibidirler. Çok da ibadet ederler. Zaten gıdası o. Batini olan da sabırlıdırlar. Rıza hali var. Allah'tan gelen celle celalühü her şeye razıdırlar. Şükür sahibi ve haya sahibidirler. Biraz siz geçin. El ebdal, kırklar. Bunlar indirmiş. Yedi kimsedir diye ifade ediyor. Değişebilir tabii. Ve hüm ehlül fallin ve kemalin ve istikameti ve itidelin. Bunlar çok ölçülü. Yemesinde de ölçülü. Giymesin de ölçülü. Konuşmasın da ölçülü. Sevgisinde de buğuzunda da. Her şeyinde ölçülü. İstikamet sahibi, olgun, üstün kimselerdir.
Onlarda artık bulanıklık diye bir şey yok. Tam bir inancı var. Dört dış görüntü olarak ahlakım. Bir de iç. Dıştan sükut. Ya sümt. Sükuti tercih edin. Boş konuşmuyorlar. Yani boş konuşmadığı gibi boş hiç de yapmıyor. Ve Seher, bu uykusuzluk, bu illa uyku diye gözü düşüyor böyle bir şey yok. Çok az bir istirahat. Zariyat Suresi'ne geçer ya. Gecenin çok az bir kısmında uyurlar diye geçiyor. Uyurlar ama farz edeyim. Ve'cu, açlık ve'l-ruzne, pek insanların içine de karışmazlar. Ve zahiru, sükut derken diyor bunların sükutları, yani Zikrullah'ın dışında Allah'ımıza yaramayan söz söylemezler. Batıni olan sükutleri ise bütün onlar, onlar dış işlerine kulaklarını kapanmış Rabbimize kalplerini açmış kimselerdir. Evet. Uykusuz derken onlar gafleti atmışlardır. Açlık dediğimizde Allah'ın yoluna öyle bir diyor, girmişlerdir ki, hatırlarına bile gelmez o aşk, o muhabbet, o tecelliler vesilesiyle.
Bunlar da dört kimsedir. Batı, kuzey, güney. Bununla alakalıdırlar. Bunların da sekiz huyu var. Dördü zahiri, dördü batıni. Zahiri olan çokça oruç tutarlar. Çokça namaz kılarlar. Şimdi artık sayabilirsiniz, bir iki demiyorum da. İnsanlar uykuya daldığı zaman kalkar, namaz kılar, ibadet ederler. Rabbi Zülcelal'imizin emrine sıkı sıkıya yapışmışlardır. Çokça istiğfar okurlar, seherler de Allah'ımıza yalvarıp yakarırlar. Batini olarak tevekkül sahibi Rabbimize öyle bir teslim olmuş, öyle bir güvenmiş, işlerini öyle bir ısmarlamışlar ki biz onu tarif edemeyiz. Cenabı Hakk'a karşı bir güven ve teslimiyet içerisindedirler. Bunların hepsi de zamanın kutbudurlar. İki tane onların sağında ve solunda bulunan hayırlı kimseler vardır. Mesela bunların sağında bulunan kimse melekut alemiyle bu dünyanın dışında onunla alakalıdırlar. Ama zamanın kutbuna da tam manasıyla teslimdirler.
Ruhani alem ile meşguldürler. İmdat yetişen kimselerdir. Muzdarip olanlara biiznillahi Teala. Sol tarafında bulunanlar ise bu alem ile alakalıdır. Bunların huyları zahiri ve batıni olan huyları. Zahiri olarak zühüht sahibi. Yani dünyaya bir metalik vermezler. Vera, işte sıralıyorduk ya haramlardan kaçıyorlar. Şüpheli işlerden kaçıyorlar. Herhalde bile dikkat ediyorlar. Dördüncüsü de Allah'tan gayrı celle celalühü bir şey yok. Zaten bu zuhur eder. Bu hale onların gelmeleri boşuna değil ki. Onlar tecelliyata mazhar olmuş. Allah'ımızın nuruna erişmiş kalmaz. Onda kim mir diye bir şey yok. Bunu da devam ettirmiş. Yani o zuhur ettikten sonra ya bir zamandı şöyle yaşadık demiyor. Daha bir devam ediyor. Daha bir devam ediyor. Yani fazlasıyla geliyor. Fazlasıyla geliyor. Bunun için Muhammed Bahaeddin Hazretleri öyle diyor füyuzatı ilahiyeye mazharız ki toprağa veriyoruz demiş.
Hani Esad Erbili Hazretleri bir defasında köpeğe nazar etmiş. Etrafında köpeklerin nah hu demeye başlıyorlar. Evet. Zahiri olan halleri onların zühühttür. Dünyaya meyil etmez. Bera sahibi helalde bile çok dikkatlidirler. Mesela Bayezid Bistami Hazretleri mescide girerken asasını koyacak. Asası bir başkasının asasının düşmesine sebep olmuş. Beklemiş. Demiş ki sizin eğilmenize sebep oldum. Hakkınızı helal edin demiş. Yani bu helal edecek bizce bitti. Gömleğini yıkaması gerekiyor. Hiçbir yere bırakamamış. Duvara bıraksam demiş başkasını. Orada otlar, çöpler var. Onun üzerine de koyamam korunmasına sebep olur. Halbuki bir şey yok bunda. Sırtına atmış ve sırtını güneşe çevirmiş ve bunu diğerlerine kıyas ederiz. Bunların hepsi bu. Ellili yıllarda Sami efendimiz hazretleri, Kaddafi Allahü sırra İstanbul'a hicret buyurmuşlar. Allah alemli aleli. Oradan bir ev almışlar.
Efendim, artık evimize geçelim aldık. Oturamam demiş. Efendim, aldık evi. Oturamam dediği şu. Adam gırk demiş diyelim. Sonra ben elli dedim demiş. Ya yapma sen gırk dedin. Geri gırka inmişler. O ev hakkında yalan söylendi. Yalan söylenen evde ben ihvanımla görüşemem. Hayatları hep bu. Ondan yirmi sekiz kiloya düştü. Ve emmel batını, zahiriyi bitirmemişiz. İyilik de emrediyorlar. Kötülüklerden kaçındırıyorlar. Batıni olan da sadakat var. Sözleri, fiilleri, gönülleri doğru samimi kimselerdir. İhlas var. Haya sahibidirler. O bildiğimiz gibi haya değil. Vehbi olan hayadır o. Onlardaki bizim kitaplarda okuduğumuz haya sıfatı değil bu. Bunlar Allah'tan gelen bir haya var ki tarifi yok. Vel murakabe. Murakabe sahibi her an Rabbimizin kendilerini gözetlediğini biliyorlar. Velhamdülillahi rabbil alemin.
Kaynak: Genel
Spiritüel Yolculuk ve İlahi Tecelliyat | Mihmandar