Spiritüel Eğitim ve Manevi Rehberlik Dersleri kaydında Bizim okuduğumuz devrelerde bilhassa yüksek hisse menüsünde, sonra ilahiyat diye ismi değiştirildi. Okurken İbrahim eken, artık malumu hocamız, herkes tarafından tanınan bilinen bir kimse. Bizi okuturdu Müşte. Bir de ayrıyeten Hunat Camii'nin arka bir bölümünde kendisinden ders okuduk. Şunu teslim etmek lazım: Allah için bir eğitimci,…
Spiritüel Eğitim ve Manevi Rehberlik Dersleri ne anlatıyor?
Spiritüel Eğitim ve Manevi Rehberlik Dersleri kaydında Bizim okuduğumuz devrelerde bilhassa yüksek hisse menüsünde, sonra ilahiyat diye ismi değiştirildi. Okurken İbrahim eken, artık malumu hocamız, herkes tarafından tanınan bilinen bir kimse. Bizi okuturdu Müşte. Bir de ayrıyeten Hunat Camii'nin arka bir bölümünde kendisinden ders okuduk. Şunu teslim etmek lazım: Allah için bir eğitimci,…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 16 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bizim okuduğumuz devrelerde bilhassa yüksek hisse menüsünde, sonra ilahiyat diye ismi değiştirildi. Okurken İbrahim eken, artık malumu hocamız, herkes tarafından tanınan bilinen bir kimse. Bizi okuturdu Müşte. Bir de ayrıyeten Hunat Camii'nin arka bir bölümünde kendisinden ders okuduk. Şunu teslim etmek lazım: Allah için bir eğitimci, Allah için! Ne kadar güzel talimde bulunuyordu. Bu talimler arasında, bazen herhalde anlaşılması için olsa gerek, hatıralarından naklederdi. O hatıralarından bir tanesi şu kendileri Bağdat'ta ilim tahsil etmişler, Yalnız orada tahsil ederken manevi haller kendisinde zuhur etmiş, onu biz kendi ifadelerinden görelim. Bismillahirrahmanirrahim. Bağdat'ta ihtisasımı tamamlayıp memleketim Kayseri'ye döndüğüm zaman içimde beni yakan bir hasret ateşi vardı. Sene bin dokuz yüz elli sekiz.
Bağdat'ta bulunduğum bütün manevi meclislerde, mananın riyaset makamında merhum Şeyh Mahmut Sami Ramazanoğlu oturuyordu. Onunla tanışmak, dualarına mazhar olmak, onun manevi koruyuculuğuna girmek en büyük arzum idi. Nihayet bizzat kendisine ulaşmaya hadsizlik sahip, yakın dostu talebesi Hacı Ahmet Atasayer abimiz vasıtasıyla şu mektubu yazdım. Şunu arz edeyim, mektuptaki ifadeler çok ağır olacak, biliyorum. Belki anlaşılmayacak ama gönlünden gelerek yazdığı için kalplere tesir edeceğine inanıyorum. Bu mektup Efendi hazretlerine tanışmak üzere yazılmış ve Hacı Ahmet Atasayer vasıtasıyla gönderilmiştir. İla huzur-i şahil kulub tahiyyeten zekiyye vebahdim Yillardan beri menbaı fevzi müridan olan artık kendisi bu şekilde ifade etmiş feyzi de olabilir, aynen yazıyı okuyorum mektubunu.
Yillardan beri menba-ı fevz-i müridan olan vech-i münevverinizi görmek ve sebeb-i Hidayet-i mülhidan olan Kelam-ı Vecizil beyanınızı istima arzusu ile ifna-yı ömür Nihayet, müsaade-i ilahiye ne kadar olmasa bile bil ki tabi buusu dest-i şah-ı mana, ve pay-i şeklinde tecelli etti. Sebebi hidayete, sebebi mağfiretim olacağına, inandığım duayı hayriye-i fazilanenizin bayisi olacağından Halıkı Zat Vel' mana ve Bais-i Ahmed-i Müştebaaya ne kadar hamdetsem azdır.
İlahiyat fakültesini ikmalden sonra ihtisas için Bağdat'ta bulunduğum iki senenin sekiz ay gibi bir zamanını Seyyid Ahmed el-Rufai hazretlerinin türbe-i şeriflerinde ve bu türbe-i mübareke sanduka-i pürnura açılan bir pencereye havi, Cenab-ül Vehhab Hazretlerinin bahşeylediği bir odada, Üstad-ı Ekrem'im elfazil el-Alim el-tak-el ta ki zü'l-cenaheyn min Kibaril arifin hafidul müfessir el-Alusi, eşşek Muhammed Fuad el-Alusi Hazretlerinin bendei ednalarına gösterdikleri teveccüh eseri olan halka-i tedrisinde tek başıma tederrüz ve taallüm esnasında bulunduğum birtakım mecalis-i urafada makam-ı sadr-ı manayı zatı alinizin işgalini bil-ayın. Bil fehim, müşahede edişim, gönlümdeki muhabbetinizi iştiyaka ve elem-i iftirak-ı ihtiraka kalp eyledi.
Birazın olsun söyleyeyim, şimdi ben diyor manevi meclislerde bilhassa pazartesi ve Cuma gecelerinde demek gönlü açık bir zat olmalı ki ben diyor bütün Ehlullah'ın toplandığını gördüm o heyetin de tabi oturanları belli kimselerdir, Cenabı Hak'ın seçtiği Celle Celalühu, kimselerdir. O toplantının başında hep Sami Efendi Hazretlerini gördüm. Bu görüş müşahede edişim, gönlümdeki muhabbetinizi iştiyaka, yani büyük bir arzu diyor ve erem-i iftirak-ı ihtiraka kalbinedi. Bu arzum artık gönlümde bir ateş meydana getirdi. Gönülden tutuşmuş bu abd-i acizin, bu yangın her tarafını kaplamış, için için kemiriyor. Yillardan beri beni kaplayan bu yangını kimseye söylemeden gözyaşlarımla sürdük. Fakat şairin dediği gibi Yangın kalbi sardı. El-Muhlisü'l-Aciz, El-Ebter İbrahim Eken bin dokuz yüz elli sekiz Nisan ayında yazılmış.
Gerçekten Sami Efendi Hazretlerini tasdik eden bir kimseydi, onu çok takdir ederdi. Sami Ramazanoğlu Kuddcüses Sirürr Hazretlerini. Cenabı Hak şefaatlerine mazhar kılsın, dün de onun ilahi davete icabeti münasebetiyle görüşmeler yapıldı. Şunu Allah'ımıza hamdederek söylüyorum, Allah'ımıza hamdederek söylüyorum Üstadımız Hz. Senei devriyesinde mühim meseleler ele alındı. İlim ehli kimselerle bir araya gelindi, onlarla mühim meseleler konuşuldu. Ne diyecek olursanız, aynen bir hastanın ameliyat masasına veya muayene masasına yatırılıp, hastalığının teşhis edilip, ona deva sunulması gibi Şimdi memleketimizde olan sıkıntılara, mesela deizm gibi, buna benzer daha birçok haller, onlara nasıl deva bulabiliriz şeklinde bir görüşmeydi.
Bu görüşmenin de Üstad-ı Alimimizin ilahi davete icabet gününde olması ayrıyeten bir bahtiyarlıktır bizim için, bereket olacağına Hadis Salliü Sırrı Hazretleri gerçekten tarifi mümkün olmayan ama şuna bizzat kalbimle, gönüllümle inanıyorum, Ehlullahın da inancı budur. Kendisi kutbul aktabtır. Biz ziyaretine gelmiştik, üstadımız hazretleri her yere gidişinde hemen hemen hediye ile giderlerdi bize de tavsiyeleri budur hediye ile gitmemizi öğütlerlerdi kendisine bir bal, bir sandık yaptırmıştı bir tarafına, bir diğer tarafına da yakınlarından birine hediye için çanta yaptırmışlardı. Onu elime almıştım, elimden aldı. Zihni Paşa Camii'nden hat boyu dediler, o tren hattının olduğu mekanda hane-i saadetleri var.
Oraya gidiliyor, gidilirken elimden aldı ama Tanrım benim Üstadımız Hazretleri'ni bir vakar içerisinde böyle mübarek hali çok müstesna idi gidiş anı tarif edilemez ve o arada bazı sözler söylüyordu Efendim Bayezid makamında, Cüneydi Bağdadi makamında, büyük kutupların içerisinde diye gidiyor, bu kapıya kimler geliyor, kimler gidiyor, bu kapıya Hızır Aleyhisselam geliyor, daha başka ricalü gayb geliyor diye böyle seslenerek giriyorlardı. Huzur-u alilerine vardıkları hali anlatamayız O bir bezmi hastır kendilerine ait zamanın yüce velileri bir araya gelmiş durumda en azından Hacazen efendimiz, katdi sallallahü sırra, vavsilazam'dır. Vavsilazam'dır. Bütün bu şahitleriyle anlatılabilir ama buna şehadete gerek yok ki, aleyhisselatu vesselam efendimizi Abdullah bin Selam görmüştü de, vallahi bu yalancı yüz değil demişti.
Nebi Ekrem efendimizi görünce sallallahu teala aleyhi ve sellem Mahmud Sami Ramazanoğlu bin dokuz yüz seksen dörtte irtihal buyurdular. Bin sekiz yüz doksan iki yılında Adana'nın Tepebağ mahallesinde doğdu. Büyük İslam alimi Mahmut Sami Ramazanoğlu ilmi şudur mutlak okumuş, talimden geçmiş, yalnız Es'ad-i Erbili Hazretleri, çok kısa bir zamanda ona icazet vermiştir. Bunun için, öyle aylar, yıllar geçmiş değil, çok Ben diyor, zamanın kutbunu aradım. Şöyle bir velayet derecesinde olanlara baktım, onların içerisinde göremedim. Daha bir dışına taştım, bir demirciye verildiğini ihsas ettim. Ebu Habs Hattadi Hazretlerine verildiğine şahit oldum. Yerini öğrendim, huzuruna vardım, vardığımda beni tanımıyordu ama görür görmez saygı içerisinde oldu. Kendi işiyle meşgul, artık ateşin üzerinde ona mahsus demirleri bir şekle sokuyor.
İltifat etti, ikram etti, oturduk fakat gördüğüm hal bir başkaydı gözlerinden yaşlar akıyordu. Dedim bu gözünüzdeki yaş nedir? Üç gün oldu devamlı ağlıyorum. Neden ağlıyorsun deyince Ümmet-i Muhammed'in hali ne olacak? Dedim Ümmet-i Muhammed'den sana ne? Ümmet-i Muhammed'den mi bana ne? Ben hamuru şefkat ve merhametle yoğrulan bir kimseyim. Efendimizin sallallahu teala aleyhi ve sellem alemlere rahmet oluşundan gönlüme aksetmiş ve bununla yoğrulmuşum deyince, anladım ki diyor üç gün önce ona kutbiyet verilmiş. Durumu arz edince Allah Allah, benim gibi bir demirciye mi nasip oldu? Dedi ve Namaz surelerini okumalarını istedi. Ben de takip ettim pek hata görmedim. Yani namazı bozacak bir durum yoktu. Kalben kendisine yöneldim. Dedim ki siz de benim manen okutun. Bayezid b. İslam Hazretleri buyuruyor ki kırk yılda alacağım ilmi çok kısa bir zamanda Cenabı Hak lütfetti.
Sami Efendi Hazretlerinin Esadi Elbili Hazretleri'nden icazet alması bunun gibidir. Bizim memleketimizde Hacı Hasan Hocamız, bununla maruf İpek Hoca derler. Kendisini hiçbir hoca okutmamış, müracaat da itmiş. Sonra üstadımıza gelmiş demiş, Efendim beni kimse okutmuyor. Hasan Hoca seni de Allah okutsun demiş Celle Celalühu. Ondan sonra diyor Kadı Beydavi'den başladım diyor. Hani en zor tefsirlerden Allah'ın izniyle derdi efendimin himmetiyle çözemeyeceğim hiçbir ibare, yani Arapça bir cümle yoktur diyor. Bunların ilim alışı bizim hesabımıza sığmaz. Biz hesap edemeyiz. Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz Muhammedin in Nebi lümmiye diye buyuruyorlar. Kendisi büyük Türk beyliklerinden Ramazanoğlu beyliğinin en son beylerinden olan Abdulhadi Efendi'nin tespitine göre Türklerin Oğuz Boyunun Üçok kabilesindendir. Bu kabilenin de şecereleri büyük Türk hakanı Nurettin Zengi şehit olan bir zattır.
Onun vasıtasıyla Seyfullah Hz. Halid bin Velid'e dayanır. Daha başka onun şeceresi var, bunu üstadımıza anlatırlardı bize. Şu kadarını söyleyeyim Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, Külli takiyyin el u Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem Her müttaki gerçekten Allah'tan korkan kimseler Resulullah'ın ehlidir diye buyruluyor. Ömer ibn-l-Fağrıl diye bir Arap şairi var. Çok müstesna bir gün uyanırken Ya Rasulullah Ya Rasulallah diye uyandı Meğer Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyurmuşlar ki Sen benim evladımsın diyor Ya Rasulallah Ben Mısır'ın falan karyesindenim Hayır, sen benim evladımsın. Biliyorsunuz Hz. Selman radiyallahu anh, Süheyb-i Rumi radiyallahu anh, Bilal-i Habeşi radiyallahu anh, ne 7 hiç efendimize ulaşmadığı halde Resul-i Ekrem Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, benim ehli beytimdir buyurmuşlar. Doğumları bin üç yüz sekiz tarihindendir.
Adana'da vakıf sarayındadır doğumundan evvel kapıya bir zat gelir. Haccasen efendimiz dokuz yüz elli beşte Adana'da Tepebağ mahallesinde Sami Efendi Hazretlerinin dedelerinin yaptırmış olduğu Şeyh oğlu Camii'nde vaaz ederler. Vaaz ederken Sami Efendi Hazretlerinin kardeşleri Ferit Bey'i görür. Onu görünce, üstadını hatırlayarak daha bir başka hal zuhur eder. Vaazının da sohbetinde tadı ve lezzeti daha da artar. Bir gün kendisinedir ağabeyinden bize bir anlatsan işte Sam Efendi Hazretleri'nden O da şunu der der ki: Babamız hepimiz için bir koç aldırırdı kurban bayramında ve biz onu böyle kınalardık, çok güzel bir şekle getirirdik. Biz kurbanlarımızı keserdik ama ağabeyim Sami Efendi'nin kurbanı kendi eliyle kazılan çukura yatardı. Bunu gören babam Müşteba Efendi derdi ki Oğlum zamanın büyüklerinden olacak aman ha sırrını vermeyin.
Kapıyı der daha doğmadan önce bir kimse gelir bunu toplayan kimselerden dilenci zannederler. O zat der ki anne Ümmü Gülsüm annemize, Sami Efendi Hazretlerinin anneleri sizin bahtınızda olan yavru zamanın kurtbul aktabıdır. Dikkat edin yiyeceğinize içeceğinize. Burada Abdülkadir Efendi diye Erenköy'de bir zat vardı Adanalı. Üstadımızı davet etti, beraber bulunduk. Kendisi Sami Efendi Hazretleri ile geçen hatıralarından bahsetti. Beraber İstanbul'u böyle dolaşmışlar buyurmuş ki Abdülkadir, kıyametin iki alameti var bambaşka bir edep sahibi, birini dedi diyor, ikincisini demedi. Edebinden ve hayasından. Birincisi bina buyurmuş binalar yükseltilecek ikincisi diyor biliyorum zina ama o kelimeyi mübarek ağzına almadı diyor.
Orada kendisi de anlattı işte yolculuk esnasında demiş Efendim siz doğmadan önce kapıya dilenci şeklinde birisi gelmiş doğduktan sonra da aynı hal zuhur etmiş deyince Abdülkadir, o gelen zat, o doğacak çocuğun sol ayağı kemiği üzerinde bir lira büyüklüğünde de bir ben, bir işaret var demiş. Bunu bizzat kulaklarımla duydum. Hayatı nur olan bir kimsedir Cenabı Hak ona ihsanda buyurmuş, ihsanlarda bulunmuş bizzat dinledik, bizzat gördük. İlk görüşüm altmışlı yıllardaydı, daha iyice çocuktum, elimle tutup gezdiriyorlardı. Yeşilhisar içmecesinin üst tarafında, üstad ağzımıza derler ki İhvanı arabadan selamlarım. Üst ağzımız da efendim İhvan sizin mübarek boyunuzu da görmek isterler. Şu vechi münevverlerinizden de istifade etmek arzusunda bulunurlar deyince olur buyurur.
Üç grup halinde yaptı, her grubun başına bir hoca bıraktılar, Sonra geldi yani çocukluğumu şundan dolayı söylüyorum biz bir kuş olarak, beyaz bir kuş olarak geleceğini zannettim. Kendisi bir arabayla geldi, arabadan indiler bizim mahallemizde bulunan bir amca Allah diye feryat eder. Dediler niçin Allah diye feryat ediyorsun Semadan bir nur indirdir. O esnada Sami Efendi Hazretlerinin huzuruna bir kimse gelir. Sami Efendi bir ay ile bir güneş indi sakın ha bu sözüme iftihar etme der ve kaybolur. Cenabı Hak velileri de muhafaza buyuruyor sonra tek tek mübarek elleri öpüldü yalnız orada gördüğüm yaşlılar geldiği zaman Estağfurullah diyor mübarek ellerini vermiyorlardı ikinci grup, üçüncü grup.
Böyle de devam ettiler o Niğde'den Adana'ya doğru geçerken bir kombo halinde geçiyorlar demek birkaç araba var trafik kontrol ediyor ikinci bir arabaya onların peşinden gelen takip eden arabaya trafiği polisi diyor ki Allah için deyin bu öndeki zat peygamber miydi yoksa melek miydi böyle kendisinden geçmiş bir vaziyette dediler ki ne peygamberdi ne melekti o Adanalı Sammy Efendi diye kendisini ispatlamış bir veliydi Kendisini ispatlamış Allah'ın sevgili bir kuluydu Şimdi biz ne diyebiliriz böyle bir Allah dostuna?
İbrahim Eken Hoca bize onun da bazı hatıralarını da anlattı böyle büyük bir merasim artık düğün müdür nişan mıdır ne olduğunu bilmiyoruz ama Ömer Nasuh'u bilmem hocalarımızın vesairelerin bulunduğu bir meclis, ulemayı giren bulunuyor o mecliste evin güzelliği ve evin denize bakışı bakışı sonra orman vesaire bunları görünce bu cazibeye kapılır hocalar ve pencereye doğru yönelirler, derler ki ne yüce kudret rabbimizin Rabbimizi, bu esnada Sami Efendi Hazretleri kalkmaz mübarek başını önüne eğerek Hocamızın ifadesine göre İbrahim Eken Hoca Biraz da dedi diğerlerini garipser gibi öyle denize, dağ, ormana bakmaya gerek yok Cenabı Hak Azameti ilahiyesini bir zerrede dahi gösteriyor diye ifade etmişti. Hiç şüphesiz, hiç şüphesiz Cenab-ı Hak bir zerrede dahi göstermektedir Azameti ilahiyyesini Rabbi Zülcelal'imizin. Kendileri birçok tavsiyelerde bulunuyorlardı.
Mesela gönülden samimi olarak istiğfar etmeyi, böyle özden istiğfar etmek, böyle dilden değil de Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimiz buyuruyor ya istiğfar okuyan birisine yalan söyleme, ne yalanı efendim deyince, böyle dilin okuyor da kalbinde yok. Kalpte olması nasıl olacak derseniz kalp çok önemli gönül çok önemli! Istiğfar tarif edilirken istiğfar tarif edilirken ennedemü tevbe diye buyrulur. Ennedemü tevbe Tevbede en önemli husustan birisi budur. Bir pişmanlık içerisinde olmak Neden böyle yaptım? Rabbime karşı bu yapılacak bir hareket miydi? Diye gönlün bir ıstırap içerisinde olması, asıl budur. Böyle pişmanlık içerisinde olmak, böyle bu, haya duygusundan olur büyüklerimizde, Cenab-ı Hakk'a karşı utanmadan dolayı, azamet-i kibriyasından dolayı neden böyle ettim diye. Mesela velilerden birisi var, berikada geçer, ben diyor her ne zaman oradan geçsem, ter derim diyor.
Çünkü bir hata işlemiştim diyor. Şimdi Esad Erbili Hazretleri'ne bakıyoruz, hayatlarını anlatırken ben diyor, şu günlere yanıyorum, neden ömrümü boşa geçirdim diye. Gençliğimde diyor atlara binerdik, bir attan diğer bir ata geçerdik, ona bile üzülüyor. Yani bu bir günah olan bir şey değil ama hayatın boşa geçmesinden dolayı Allah'ımıza son derece bağlı böyle bir kutbu-azam sızlanıyor, ömrümü neden öyle geçirdim diye. Sonra kendilerinde gördüğümüz Allah için bol bol infak etmek Zaten şekil ve şemail olarak Sıddık ağzıma çok benzerdi Sami Efendi Hazretleri. Bayezid Bistami Hazretleri, Eba Behn-i Sıddık radıyallahu anh ve Sami Efendi Hazretleri Hepsi birbirine benzer şekil olarak benzer huy olarak da sıddık-ı Azam'a benzer çünkü sıddık-ı Azam rahatsız olur dişinden bir türlü söylemez Cebrail Aleyhisselam gelir Ya Muhammed Sallallahu Aleyhi ve Sellem neden arkadaşıyım ahvalini sormuyorsun?
Diye. Şikayette bulunmuyor. Sami Efendi Hazretleri de öyle. Biz diyorlar, su yolları diyebilirim, çok utanarak söylüyorum. Çünkü bütün sohbetlerinde edep bir tac imiş nur-i Hudadan Giy ol tacı emin ol her beladan diye söylerlerdi edep dolu bir mürşid-i kamil. Ebu Ali Et-Tekkak hazretlerinin bir sözü var, buyuruyor ki ibadetler insanı cennete ibadette edep ise, Cemalullah'a götürür. Yani tarifi çok zor, üstadımız anlatılacak gibi değil Sami Bendi hazretleri Onun iç alemini zaten bilemeyiz, tecelliyata mazhardır o, bütün tecellilerle Ama dıştan görebildiğimiz, bunu eski tabirlerle Hacı Hasin Efendi tarif buyururken bir bal tuluğu düşünün! İçerisi tamamen bal ama dışına biraz sızıntılar var, sızmış İşte biz sadece sızıntıları görüyoruz, iç alemini göremiyoruz diyordu.
Gerçekten bilenler ve takdir edenler onlardır dedi ki ben, efendim beni mesul tutmasa, neler anlatırım, neleri biliyorum diye Adana'da bir yemek hazırlanmış değişik kimseler de bulunuyor Bir ara buyurmuşlar ki Allah'ımızın lütfunu, nimetini huzurla yiyelim. O anda gözlerimiz yumuldu. Ben buyururdu, kalbin geniş olduğunu orada gördüm. Kalpleri de diyor çalıştırmadan Rabbimizi zikre geçirmeden de yemek yemediler. Zaten kendileri zikirle yiyor. Gördüm ki diyor kalp tarif edilmeyecek şekilde geniş. Dedem de bunu Es'ade Erbili Hazretleri için söylüyor. Vasi olmuş kalbi anın vasfedemem ey yaren, yerleri gökleri koysan katiyen doldu demem. Tabi gönül bu! Bunu müşahede ettim! Diyor. Allah için bol bol infakta bulunmak! Kelime-i Muhteremelerini evlendirirken söylediği söz şu Dünya malı olarak şu yüzüğümden başka bir şey yok diyor. Hep Allah yolunda infak etmiş.
Dergahta, Kelami dergahında Esad Erbili Hazretlerinin sabah kahvaltısı yapılacağı zaman Sami Efendi derlermiş Sami Efendi demek kahvaltıya iştirak edin olduğu gibi kendisine düşen mal mülk neyse zaten almamışsa varsa onu da Allah yolunda infak etmiş ve Allah için her şeyini feda edebilme duygusu içerisinde birkaç defa teşrifi oldu bir defasında Develi'ye gelirler program olarak Develi'ye gelmeyecekler yalnız Develi'deki evlatları derler ki rabıtaya dayanalım çokça rabıta yapalım, Efendimizi buraya getirelim derler İhvan çok samimi bütün rabıta içerisinde hiç Develi'ye programı yokken buyurdular ki Develi'de Kara Müftü Numan Efendi'yi ziyaret edeceğim Numan Efendi'yi ziyaret edeceğim o rabıtalarıyla biiznillahi Teala çekerler gelirler bir hadiseyi de nakletmek istiyorum sofranın birinde o ev sahibi faizle alakalanmış faizle alakalanmış Cenab-ı Hak haram bir lokma midelerine düşürmüyor!
Beni Sufrada nasıl olduysa çay koyarken bardaklara, çaydanlığın kulpu kopar o zaman çay dökülür mübarek ellerine Hep heyecanlanırlar Hayırdır, elim yanmaz buyurmuş Gerçekten de yanmamış Ve Cenab-ı Hak yedirmemiş Koruyor Mevla-yı Zülcelal Muhterem Efendim. Sorum olacaktı da Biz Sami efendimizi görerek nasiplenenlerden değiliz. Büyüklerden, onların Hakk'a vuslatlarının ardından nasiplenmenin başka yolları da var mıdır? Başka yolları da var mıdır? Girtihallerinden sonra da İrşadları devam ediyor. Çünkü eserleri sayamayacağımız kadar. Dört halifeye ait var. Ashab-ı Güzin diye bir kitabı zaten mevcut. Bunun yanında Hz. Halid Bin Velid Radıyallahu Anh, Mükerrem İnsan, İbrahim Aleyhisselam, Yusuf Aleyhisselam, sonra Bakara Suresi'nin Tefsiri, Yunus ve Hud Suresi'nin Tefsiri, Fatiha Suresi'nin Tefsiri daha sayamadığımız birçok eserleri var. Eserleriyle de irşada devam ediyorlar.
Bir de Yunus Emre der ya, tenler ölür, ruhlar ölesi değil. Bu hayatlarında daha çok istifade edilebilir O da ruhaniyeti sebebiyle kendileri irtihal ettiğinde üstadımız bize kağıdı kalem al hemen kaydet buyurdu.
Efendimiz Hazretleri şu anda hınınından çıkan bir kılıç gibidir İslamımız yönünde daha tesirlidir ruhaniyetine dönelim ta ki rabıtaya Aleyhissalatü Vesselam Efendimizden müsadeli bir kimse gelinceye kadar demiştir öyle şunun bunun seçtiği bir kimse değil olamaz zaten Onu Efendimiz'i bile insanlara kalsa seçmeyeceklerdi diyorlardı ki şu iki kariyeden zengin olanlardan biri diyorlardı yani seçim insanın değil, insana seçim verseler gidersin ta Avrupa'dan bir adam seçer Afrika'dan bir adam seçer ama Allah seçiyor es-Subble iç tebahu ve hedehu ila sıratüm müstakim Rabbimiz onları tespit buyuruyor onların artık Hızır Aleyhisselam'la görüşmeleri var, üçlerle görüşmeleri var yedilerle, kırklarla, ricalle başta Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz zaten onlar hazır bir vaziyette onlar söylüyor Sami Efendi hazretlerini de onlar söylüyor zaten fakat geldiğinde kendisine bu manevi haber benim adım Sami ama başka bir Sami de olabilir diyor.
Bu kadar mütevaziiz. Mesela üstadımız o devre askerde. Kendisine hutbiyetin geldiğinde ben diyor Rab Rab Rab yürüyordum gönlüme doğdu. Rab da kalp yaptıkça verir feyzi ilahi sami ula diye diyor. Bütün kalbime doğuyor. Mesela Konya'nın Karaman'dan büyük bir alim demiş ki gönlümüz her Sami Efendi Hazretlerine dönüyor, derhal rabıtamızı yapalım diye. Dedem bile söylemiş. Aynı dergahta üç kişinin icazeti zaten şeyh olarak geçiyor. Bir Sami Efendi Hazretleri ikincisi dedem Şeyh Mustafa Kudüsi Üçüncüsü de Cide Müftüsü Hüseyin Efendi Şeyh diye geçiyor Dedem diyor ki dokuz yüz otuz dörtte kendisine rabıta yaptırmıyor ama kutuptur diyor. İfade ediyorlar, yani Cenabı Hak bildiriyor. Şimdi rabıta yapmak suretiyle insan cismine dönmüyor zaten. Cisme dönmek çok yanlıştır. Kalbine dönüyor. Onların şekil ve şemail olarak değil de burada karıştırmalar oluyor.
Nur şeklinde düşünülür nur şeklinde Allah'ım bak isteyişe bakın füyuzat-ı ilahiyeyi üstazımızın kalbinden bana lütfet diye. Esad Erbili Hazretleri Risale-i İsadiyede diyor ki ben diyor bunu niye izah edeyim yüz binlerce veli bunun artık delili değil midir? Ama şifaende söyleyeyim de bütün delilleriyle bu muteber eserlerden kaynak eserlerden alarak haber veriyorlar, söylüyorlar. Fotoğrafa ve videoya rabıta olmaz değil mi efendim? Şimdi su içeceğimiz zaman bardağını yapacağız tanıyacağız o bardağı tanımak gibi olur ama biz suyu kalbinden gönlünden içeceğiz o şekillere hiç önem vermezler gönüldür mühim olan burada demek istediğim Allah'ın füyuzat-ı ilahiyyeni bak Allah'tan istiyoruz üstadımızın kalbinden bize lütfet ihsan et diye düldül. Bu şekilde istifade zaten tasavvufta çok önemli bir husus var o da Üveysilik. Üveysi demek görmediği halde istifade edenler.
Bizzat Rabbamızın lütfettiği, ihsan ettiği ve yetiştirildiği kullar mevcuttur hiç şüphesiz. Amenna ve saddakna Cenab-ı Hak şefaatlerine mazhar kılsın. Biz hatıralarını anlatırken çok utanıyoruz şimdi büyük bir veli nasıl anlatılabilir, nasıl edilebilir her bir kelimemiz hatalı diyoruz utanıyoruz ona karşı Cenab-ı Hak onları vasfetmiştir es-Samne. Cenab-ı Hak anlatıyor onları Yeryüzünde tevazu ile yürüyorlar kendilerine bir sataşan olduğu zaman Selam deyip geçiyorlar. Selam deyip geçiyorlar. Öyle kimseyle niye böyle, niye şöyle yapmıyor Rabbimize. Tam teslim Allah'ın sevgili kullarıdır onlar sonra Cenabı Hak dolu Ayet celdede mesela onların kemalatını imanda sadakat, imanda kemal, imanda tahkik ve bunun yanında Rabbi Zülcelal'imiz bunun yanında iman ve takva ile belirttikten sonra Ayet-i celleler birbirleriyle tefsir eder.
Allah'ın velileri için korku yoktur, onlar mahzun duracak değillerdir işaretleri iman ve takvadır. Kuran-ı Kerim'de dolu essamle onların Rabbimiz yanında mükafatları, adin cenneti ki üstün olduğu beyan edilir tefsirlerde altından ırmaklar akan cennetlerdedir. Allah onlardan, onlar da Allah'tan razı olmuştur Ashab-ı Güzin hakkında. Tabi onlar da Fecr suresinde son ayetlerde bildirilen radıyaten merdiye Allah'ımız onlardan, onlar da Allah'tan razı olan kimselerdir.
Rabbimizin azametinden çekinen kimseler için, büyük bir saygı içerisinde olan kimseler için Onlar iman eden, salih amel işleyen Kuran-ı Azimüşşan'a uygun taatte bulunan onlar insanların en hayırlısı, en seçkin kimselerdir zaten bu ümmet en hayırlı ümmettir onlar içerisinde hayırlı olmaları takvalarıyla, Cenabı Hakk'a teslimiyetleriyle sonra ebrar sınıfından oluşuyla tamamen hayra koşmalarıyla, münib olup bütün azalarıyla, bütün varlıklarıyla Cenab-ı Hakk'a dönmeleriyle, mukarrebun kul olmalarıyla onlar Allah'ımıza yakın olan Cenabı Hak'ın kendisine yaklaştırdığı kimselerdir Hadis-i Şerifler hiç şüphesiz pek çoktur bunun yanında Hadis-i Kudsi kendileri de okurlardı Allah'ın dostları hakkında gören gözü, işiten kulağı kavralayan, eli yürüyen, ayağı olurum diye buyuruluyor nafilelerle kulum bana yaklaşır buyuruyor.
Müstesna misaller vermekle tükenmez mesela kendileri İstanbul'a gelmiş İstanbul'da Bayezid tarafında bir dev bunun görüşmesi yapılmış, pazarlığı yapılmış fakat adam bir müddet sonra Ben demiş, bu fiyata değil de şu fiyata demiştim kendileri duyunca, o evde oturamam buyuruyor çünkü o ev hakkında yalan söylenmiştir Ben ihvanımla o evde görüşmem sakıncalı olur diyerek vazgeçmiştir. Mesela bir bıçağı kaybolmuş, bıçağını bulmuşlar getirmişler Bir başkasının da böyle bir olabilir diyor Nasıl tarif edelim, nasıl anlatalım? Her şeyiyle müstesna! Rabbimiz, yollarından gitmeye bizleri muvaffak kılsın. Efendim yoruyoruz sizi ama bir de konuyla da aslında biraz alakalı Meyyeteliğindeki ölü gibi olmayı nasıl anlamalıyız? Çünkü büyüklerimize teslimiyetimiz tam olmalı ki onlardan maddi ve manevi istifade edelim. Iki husustaki itaatimiz mutlaktır.
Iki hususta: Birincisi Cenab-ı Hak, celle celalühu, ikincisi Habib-i Kibriya Sallallahu Aleyhi ve Sellem Üçüncüsü Ölü emir, otorite olan her şahıstır. Mürşid-i kamiller de bunun içine girer. Yalnız İslam ulemasının koymuş olduğu bir kaide var. Allah'a isyanda mahluka itaat yoktur. Eğer emri ilahinin dışında bir söz söyleniyorsa katiyen kat iyen itaat edilmez, katiyen itaat edilmez bunun dışında zaten emirleri Allah'ın emrinin dışında hiçbir şey yok nehyettikleri de Cenabı Hakk'ın yasaklamış oldukları yalnız bu emir ve nehiy hususunda çok hassaslar Öyle ki onları dinlediğimiz zaman hayran kalıyoruz kitaplar yazmıyor onları Burada Esad Erbili Hazretlerinin size söyledim, öyle bir ifadesi var ki hayran kalıyoruz. Mübarek sultanımız nasıl ifade etmiş, nasıl söylemiş?
Eshabü'l-Huhva makum inemaküntüm Ayet-i Celilesi'ne verdiği manaya bakın her nerede bulunursanız Allah Celle Celalü sizinle beraberdir şahsi ahvalinize bak şahsi yaşantınıza imeniz, içmeniz, giyiminiz, kuşamınız taharetiniz, abdestiniz, kuşlünüz hazır ve nazır buyurmuştur bu Ayet-i Celile-i KALP Cenab-ı Hak buyuruyor ki Kuran-ı Kerim'i tedebbürle okuyun bir de gönülden gönle, gönle, tefsir ederek kalpten okuyabilmek. Kalpten okumak. Söz, fiil ve hal ile iman ve itikat eden kullar derecelerini yücelterek cennet makamıyla müjdelendikleri gibi dünya hayatında büyük faydalara nail olacakları da ifade buyurulmaktadır. Cenab-ı Hakk'ın yakınlığını her an bize bizden daha yakın, beraberliği hususunda diyorum. Bir de biz kulumuzdan daha yakınız diye buyruluyor.
Sonra öyle ifade ediyor ki Üstadımız Hazretleri bambaşka şimdi buyuruyor ki Ey kulum Rabbimiz yarın huzur-u ilahide senin hayatın ve ölümün, yükselmen ve düşmen, darlık ve bolluğun sıhhat ve afiyetin, enahasın her nefesin, benim kudret elimde olduğu halde yasaklamış olduğum bir fiili ne cesaretle işledin Saadetin düşmanı olan mel'un şeytana, itaata ne akilla teşebbüs edebildin. Ey kulum, beni görmez bilmez mi zannettin? Yahut kendin gibi aciz bir kula karşı gerekli gördüğün haya ve hürmeti bana karşı lüzumsuz mu sandın buyuracağı esnada acaba ne gibi bir cevap hazırlayacak? Ne diyebileceğiz? Rabbimizin huzurunda hangi bir filozofun aşırı zekasından hangi bir avukatın çok bilgisinden istifade edilebilir?
Eyvah yazık yazık şimdi de ilave edelim ki konuşma esnasında cürüm ve hatalarını itiraf ile beraber azarlama infialinden kurtulmak için Allah Gafur'dur diye birtakım laubaliler muhakkak bilsinler ki kendilerini aldatmış olurlar, Ey benim kullarım, şeytan sizi benim af ve mağfiretimle iğfal edip aldatmasın buyurmuştur. İmamı Gazali'nin de Hak Teala Hazretlerinin esma ve sıfatlarını itikat etmek her bir mümin için farz-ı ayndır, fakat birini diğerinden ayırmamak da şarttır. Mesela Gaffar bağışlayan ismi şerifine güvenerek, amel ve ibadet mecburiyetini lüzumsuz görenler Rezzak rızık verici ismine güvenerek de dünyevi maişetlerini temin hususunda çalışıp gayret göstermeyi zahit görmeleri gerekir, çalışmamaları gerekir, birine itikat edip diğerine itimat etmemek mantık ve hikmet cihetinden bir saygıya layık değildir. Şeriat ve akıl bakımından da sahih bir itikada yakışmaz.
Cenabı Vacibü'l Vücud cümlemize tam bir akıl ihsan buyursun ve vuku muhakkak olan ahiret yolculuğunu unutmak isteyenlerden ve yeri kalan bir saati bile meçhul olan dünya hayatını sevgili kabul eden çocuğunsu güruhtan eylemesin demiştir. Şey çok hoşumuza gider bizim Şimdi bu sözleri söyleyen zamanın Kutbuazamı Sami Efendi Hazretlerini tayin buyuruyor. Kemal Edip, Kürtçuoğlu diyor ya böyle bir eğer, böyle bir halife bırakır diyor. Diyoruz ki böyle bir Sami Efendi, böyle bir hacazen Efendi bırakır.
Kaynak: Genel
Spiritüel Eğitim ve Manevi Rehberlik Dersleri | Mihmandar