İşte bu benim sıratı müstakimimdir. Buna uyun. Başka yollara sapmayın. Sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırırlar. Şeriat, tarikat, marifet ve hakikat temellerinden oluşan İslam'ın manevi dinamiklerini bir merkezi çevreleyen daireler şeklinde düşündüğümüzde seyr-i süluk'u bu merkeze doğru gerçekleştirilen bir sefer olarak tanımlayabiliriz. Mürşid-i Kamil ise bu manevi yolculuğu tamamlayarak geriye dönen ve kendisine tabi olanları aynı yollardan geçirmeye çalışan, hakka ulaştıran kişidir. Mürşid-i Kamil iyi bir tabip, iyi bir rehberdir. Kendisi bu yollardan geçmiş, karşılaşılabilecek muhtemel tehlikeleri görmüş, onların üstesinden gelmiş olduğu için bir salikin de hangi noktalarda sıkıntıya düşebileceğini çok iyi bilmektedir.
Müminin nefs, şeytan ve dünya ile olan imtihanında nefsinin yeterli olgunluğa ermemiş olması onun helal ile haram doğru ile yanlış arasında yapacağı tercihlerde kendi aleyhine olanı öncelemesi gibi olumsuz bir davranışa yol açabilir. Biz Allah'tan geldik ve tekrar ona döneceğiz gerçeğine binaen bu dönüş seyrini tam bir bilinç ve hakiki bir hale dönüştürmek için seyr ü süluk denilen bu kimi yerlerinde dar kimi yerlerinde uçurumlu kimi yerlerinde karanlıklarla dolu ama nihayetinde korkulardan salim, ölmeden evvel daha dünyada iken müjdeleri tattıran yolun tamamlanması gerekmektedir. Karınca misali bu yola çıkmaya niyet etmek, azmetmek, vuslat gerçekleşmese dahi bu gayret sürerken Hakk'a yürümüş olmak icap etmektedir. Sevgili dostlarımız dinleyeceğiniz bu seride daha ziyade ruhun eğitimini gözeten bir bakış açısını göreceksiniz.
Yazarımızın çeşitli vesilelerle vurgulamış olduğu üzere tasavvuf ehli nefsin eğitiminden ziyade ruhun eğitimine önem vermiştir. Ruh kemal bulduğu zaman nefs de yeterli seviyeye gelecek demektir. Ruhun kemalini öne almak nefsi geri planda görüp onu ihmal etmek manasında anlaşılmamalıdır. Asrı saadeti Müslümanların altın çağı kılan temel vasıf elbette onların manevi zenginlikleridir. Bütün bir ashab içinde birbirine aktarılan ve bir diğerini kendine dönüştüren bu yapı Hak ile Hak'kın Habibi sallallahu aleyhi ve sellem ile sürekli yüz yüze olma halinden ileri gelmektedir. Bütün Müslümanlar olarak o altın çağ benzeri bir aşıklar topluluğu kurma isteğiyle yaşayıp durmuşuzdur. O seviyeye ulaşılamadığı için de bu içimizde hep bir ukde olarak kalmıştır.
Dinleyeceğiniz bu seri programda seyr ü sülukunu tamamlayıp birbirine hakkı ve sabrı tavsiye eden, aynı zamanda birbirini dönüştürme işlevini gören hak yolcularını yetiştirme ve sadıklar topluluğu oluşturma gayesine katkıda bulunma amacına binaen hazırlanmıştır. Birazdan size aktaracağım. Orada da göreceğiniz gibi hedefleri bu kitabın gözetmiş olduğu gaye olarak da alabiliriz. Abdullah Bin Mesud el-Hüzeli rahmetullahi aleyhin anlattığına göre bir adam kendisine sıratı müstakim doğru yol nedir diye sordu. İbn Mesud ise ona şu cevabı verdi. Hazreti Muhammed bizi sıratı müstakimin bir başında bıraktı. Bu yolun öbür ucu ise cennete ulaşmaktadır. Bu ana yolun sağında ve solunda başka tali yollar da vardır. Bunlardan her birinin başında bir kısım insanlar durmuş, oradan geçenleri kendilerine çağırıyorlar. Kim bu dış yollardan birine süluk ederse yol onu ateşe götürecektir.
Kim de sırahtı müstakime süluk ederse o da cennete ulaşacaktır. İbn-i Mes'ud bu açıklamayı yaptıktan sonra şu ayeti okudu: İşte bu benim sıratı müstakimimdir. Buna oyun, başka yollara sapmayın. Sonra onlar sizi Allah'ın yolundan ayırırlar. Değerli dostlarımız, bu yolun yolcuları için kısa ama özlü bir içerikle hazırlanan bu eserin tesirlerinin azami ölçüde olmasını Rabbimizden niyaz ederiz. Üstadımıza özellikle böyle bir amaç için hazırlamış olduğu bu güzide çalışmasından dolayı da teşekkürlerimizi arz ederiz. Gayret bizden. Tevfik Allah'tandır.