Sıkıntıları Rahmete Dönüştürme Sanatı ve İmanın Gücü
Sıkıntıları Rahmete Dönüştürme Sanatı ve İmanın Gücü kaydında Bir beşer olarak hem sevinç günlerimiz var hem de kederli günlerimiz var. Cenabı Hak Adem Aleyhisselam'ı halk buyurunca otuz dokuz yıl keder yağmuru yağmış. Otuz dokuz yıl. Bir yıl da sürür yağmuru. Buyuruluyor ki insanın kederi sürüründen fazladır. Bakıyoruz memuriyetlerimiz oluyor. Diyoruz, emekli olunca bir tarafa çekiliriz, rahat…
Sıkıntıları Rahmete Dönüştürme Sanatı ve İmanın Gücü ne anlatıyor?
Sıkıntıları Rahmete Dönüştürme Sanatı ve İmanın Gücü kaydında Bir beşer olarak hem sevinç günlerimiz var hem de kederli günlerimiz var. Cenabı Hak Adem Aleyhisselam'ı halk buyurunca otuz dokuz yıl keder yağmuru yağmış. Otuz dokuz yıl. Bir yıl da sürür yağmuru. Buyuruluyor ki insanın kederi sürüründen fazladır. Bakıyoruz memuriyetlerimiz oluyor. Diyoruz, emekli olunca bir tarafa çekiliriz, rahat…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 18 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Bir beşer olarak hem sevinç günlerimiz var hem de kederli günlerimiz var. Cenabı Hak Adem Aleyhisselam'ı halk buyurunca otuz dokuz yıl keder yağmuru yağmış. Otuz dokuz yıl. Bir yıl da sürür yağmuru. Buyuruluyor ki insanın kederi sürüründen fazladır. Bakıyoruz memuriyetlerimiz oluyor. Diyoruz, emekli olunca bir tarafa çekiliriz, rahat ederiz, bir hayat süreriz. Bakıyorsun şeker çıkıyor. Tansiyon yükseliyor. Kolesterol diyorlar. Daha başka, romatizma hayat böyle geçiyor. Yüksek rütbeli bir kimseydi askeriyeden. Bulunduğum yeri de görev yapıyordu, emekli oldu bu. Bir söz söyledi kendi artık şöyledir böyledir o bize düşmez Cenabı Hak ile kendi arasında. Fakat bir söz söyledi. Bundan sonra dedi bizim işimiz ev ile hastane dedi. Doğru dedi. Cenabı Hak sıhhatler, afiyetler, müminlere lütfetsin, ihsan etsin ama hayat bu. Bir yavrumuzu düşünelim.
Zaten ananın karnında çekmiş olduğu sıkıntı malum annenin. Bir tanesi dedi ki Ya Rasulallah, ben anamı aldım. Beytullah'ı tavaf ettirdim. Kan ter içinde kaldım. Hakkını ödedim mi? Buyurdu ki sen onun batnında iken alıp verdiği bir nefese dahi denk gelmez. Bak bu bir dert. Ana için. Dünyaya gelir Hemen hemen iki yıl. Diyelim okul dönemine kadar, ondan sonra bitmez. Yaş ilerledikçe derdi çoğalır. Biz şöyle kısal dalım. Askerliydi. Evlilikti. Hep ızdırabı annenin ve babanın gönlündedir, bitmez. Yalnız biz bu sıkıntıları nimet olarak rahmet olarak dönüştüreceğiz. Bak hayatımızda sıkıntılar var olmaz değil ama bu sıkıntıları rahmete dönüştüreceğiz olumlu hale getireceğiz nasıl yapacağız Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz buyuruyor müminin işine taacip ederim bu Arapçada taacip imrenme manasına da gelir. Bir nimete kavuşur azgınlaşmaz.
Allah'ım lütfettin, ihsan ettin aynen Süleyman Aleyhisselam gibi Allah'ım dedi bana verdiğin nimet kimsede yok gerçekten öyle bambaşka bir nimete erdi acaba dedi şükredecek miyim etmeyecek miyim Peygamberimizin düşüncesi ne kadar müstesna acaba şükredip sana saatte bulunacak mıyım yoksa değişecek miyim diye Bir bela da olur, musibet de olur. Bir defasında Efendimizin hayatını gördüm Sallallahu Aleyhi ve Sellem Doğumundan hatta doğmadan önce, doğmadan önce babasını kaybediyor. Altı yaşında annesini kaybediyor. Amcasının yanında kalıyor Ebu Talib. Efendimizde öyle bir edep var ki sallallahu teala aleyhi ve sellem zaten müstesna Beni Rabbim terbiye et ve terbiyem de ne güzel oldu böyle. Biz de bu Rabbani terbiyeye girelim. Aht edelim, cehd edelim, girelim bu terbiyeye. Kuran azimüşşan. Ne güzel bir terbiye, ne güzel bir terbiye.
Doğmadan önce dediğimiz gibi babasını, altı yaşında anasını, amcasının yanında, dedesinin yanında, o amcasının yanında kaldığında Efendimizin Hakk'a, hukuka rivayeti ne kadar müstesna. Keçilerini otlatıyor. Yediğim, içtiğim helal olsun diye o yaşta keçileri otlatıyor Allah'ın resulü. Rabbimizin terbiye etmesi hususunda bir hususu layık olmayarak söyleyebilirim. Kabe'ye taş getiriliyor. O esnada aleyhissalatu vesselam Efendimiz eteklerine koyuyorlar. Şu diz kapağından yukarısı açılacak gibi olunca Cebrail Aleyhisselam bölünüverdi. Ya Muhammed eteğini aşağı indir. Korunuyor sallallahu teala aleyhi ve sellem. Hatice annemiz şunu anlatıyor. Hatice anamız müstesna ki müstesna hepimizin anası Elhamdülillah Ümmü hatül müminin müminlerin anası bizim de anamız. Ne güzel bir anamız var. Efendimize ifadede zorlandığım şu, ona en güzel şekilde kelimeler kullanmamız lazım.
Vücudunu ona hasret etti, feda etti. Onunla kalmadı, malını, mülkünü, her şeyini feda etti. Efendimizin ticareti var. Şam-ı Şerife iki defa gidişi var. Hatta bir hizmetçisi ile gönderdi de sordu Muhammed'in hali nasıldı dedi Dedi anne üzerinde bir buluttu, o terlemesin, sıcakta kalmasın diye koruyordu diye. Hatice annemizde bir evliliğinde güzellik var. O Varaka bin Nevfel. Ebu Cehil de talip oldu Hatice annemize. Böyle başını arkaya daramış böyle saçlarını. Fakat varaka da bir değişme gibi bir hal gördü. Dedi ki efendimizin yakınlarından birisini Hazreti Abbas olabilir dedi bunun gönlü ancak parayla düzelir. Bak bir kese altın veriyorum. Altın mı artık neyse, belki bunda hilaf olmasın. Bunu dedi onun böğrüne dedi şunu bir yerleştir dedi. O parayı koyunca değişti. Hep efendimiz tarafına yönelmeye başladı. Ebu Cehil daraldı, defoldu gitti. Zaten mümkün değil, olmazdı.
Onun koruyucusu Cenabı Hak bütün melaike-i kiram muhafazasında şunu diyeceğim bir düğün merasimiydi yalnız düğün merasimi biraz uygunsuz yapılıyordu. Hatice anamız hep aleyhisselatu vesselam efendimizi gözetliyor. O esnada o uygunsuz tavırda efendimizi Cenabı Hak bir köşede uyuttu. Hiç duymadın. O düğündeki biçimsiz hali Cenabı hak ona göstermedi. Böyle rabbımızın korumasına sığınırsak Allah hepimizi muhafaza eder. Hazreti Abdullah'a söylüyor Aleyhissalatü vesselam Efendimiz. Terkini aldı bu inevü sünen de hint uleması tarafından yazın çok güzel. Son kısmı tasavvufu anlatır. Bunu çok dedim çünkü imrendik ki biz imrendik. Murakebeleri neyi anlatırken öyle güzel anlatıyor ki sen Allah'ın emrini gözet ki Allah da seni gözetsin. Efendimizin öyle bir gözetilmesi var ki bir gün muharebeden döndüler, silahlarını aldılar, bir ağaca astılar. Kafir boş durmaz. Bunu fırsat bildi.
Dasur GAVRES'ti deniyor. Bunu fırsat bildi. Hemen silahı eline aldı. Dedi ya Muhammed, seni benim elimden kim kurtaracak? Hiç tereddüt etmeden. Sadece Allah dedi celle celaluhu. Kafir öyle bir çarpıldı ki yere, sonra aleyhissalatu vesselam Efendimiz silah aldı. Seni benim elimden kim kurtaracak? Sen şefkatlisin. Sen merhametlisin. Senden hep hayır umulur demeye başladı. Koruyor Cenabı Hak. Biz o korumaya girelim emri ilahiyesini gözetelim ne kadar güzel başta kimin sözünü tutmuş oluyoruz biz Allah'ımızın emrini tutmuş oluyoruz ve bu emri ilahiyeyi tutmak insana huzur verir. Gönle bir tat gelir, bir şevk gelir, bir muhabbet gelir. Sami Efendimizin bir halifesi vardı. Konya'da Dişli Baba diye rahmetullah Ali üstadımıza çok saygı duyardı. Gördüm çünkü. Bir gün dedi ki Sami Efendimizin gülüdür dedi böyle. Gülüdür dedi. Eline geliyorlardı. Halbuki kendisi Esad Erbili Hazretleri'nden gelir.
Onun da halifesi olur. Hep üstadımızı gösteriyordu eline varın, onun eline varın, hürmet edin diye. O bir şey diyor, biraz açık konuşurdu. Diyemem dediği sözü söyleyemem. Bir ifadede bulunuyor ama bu kokar diyelim artık. Şeytandan ne ümit ediyorsunuz diyor. Bilmem falandan ne ümit ediyorsunuz Allah'ımız var, Rasulü var, Kitabı Kerim var diye öyle bir güzel ifade ediyor ki, tabii yaşlıca da bir zat ama bir huzur geliyor. Bir gün yanındayım böyle paraları böyle üst üstüne kaymış. Herhalde üç aylarıydı, tevhid okuyor. Şimdi on tane diyelim bir yüz tespih çektiği zaman Muhammedun Resulullah'la oradan birisini alıyor, bir tarafa bırakıyor ama bir huzur geliyor bakın ayet okur, Hadis-i Şerif okur tabi ayetin Hadis-i Şerif'in tadı başka da zevk başka oluyor Ehlullah'taki zevk. Bak bize ne dedi. Dervişler, dervişler bir araya gelmişler, bir fırın ekmek yemişler daha yok mu demişler.
İnsana bu deyişi bile bir tat veriyor. Çünkü gönlü nur bunun yanında tavsiyelerini yapıyor. Böyle hayırlı insanlar meyveli ağaç gibi, meyveli ağaç gibi böyle oturursunuz rüzgar estiği zaman böyle tapır tapır dökülür meyveler. Onların gönüllerine ilahi muhabbet esintisi oluyor, ilahi aşk esintisi oluyor, tecellilerin oluyor bu sebeple insan çok büyük huzur duyuyor onun yanında bulunmanın bile huzuru başka oluyor diyeceğimiz şu Aleyhisselatu Vesselam Efendimizin başından sonuna kadar hayatlarında hep dert ve elem, hep dert ve elem sıkıntı ama mümin öyle bir kar içerisindeki biz nimeti rahmete dönüştüreceğiz. Olumsuzlukları rahmete dönüştüreceğiz. Nasıl olacak? İşte mümin bir nimete erişir, Allah'a hamd eder, şükreder, mükafat olur. Bir bela olur, bir musibet olur, bir sıkıntı olur. Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bir diken batsa da mümin ona tahammül etse mükafatı var buyuruyor.
Hatta gönül sıkıntılarına bile böyle dertler çok geliyor, konuşuluyor. Burada yapacağımız şu, bazen gönüllerde bir daralma bunalma sıkılma. Ahmed bin Hanbel Hazretleri Rahmetullah aleyh buyuruyor ki, o esnada Rabbimizin sizi gördüğünü tefekkür edin diye buyruluyor. İnsanoğlu olarak başımıza her türlü olumlu olumsuz haller geliyor Rabbimiz buyuruyor Çaresiz biz sizi biraz korku biraz açlık biraz da mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltme ile imtihan edeceğiz müjdela o sabredenleri. Burada anlattığım için layık olmayarak yaşamadıklarımızı söyledik. Allah'ımız bizi bağışlasın. O sabah okuduğum ayeti celilette bir hatıra var, onu anlattım. Onu anlattım. Burada onunla uzatmayayım, konuşmamız boş kelamlar olmasın. Buradan ayetlerden, hadisi şeriflerinden, büyüklerimizin kelamlarından devam edelim. Burada ve aniş Şafiiyyi rahimehullahu Teala el-havuf korkuyla imtihan olmak nedir?
Havfullah, Allah korkusuzdur Celle Celalühü. Melcu, açlık, savm-ı Ramazan, Ramazan-ı Şerif orucudur, ben nassu minel emval mallardan eksilme ile imtihan olunmamızda bir zekatı ve sadakat, zekat ve sadakadır. Ve minel enfüs bizim canlarımızdan imtihana çekilmemiz bil emrahal hastalıklarla şikayet etmiyor. Allah'ım sana hamdolsun burada en çok şunu düşüneceğiz bu telefonumuzda olsun, arabamızda olsun, evimizde olsun, evimizin eşyasında olsun, dünyevi varlığımızla sıhhatimizde, afiyetimizde, hastalığımızda, derimizde, belamızda, her şeyde imtihan olarak söylüyoruz. Düşüneceğimiz şu diyeceğiz ki daha bir sıkıntıda olanımız var daha da bir dertli olanımız var daha da bulamayanımız var, iki katı bir araya getiremeyenimiz de var Allah'ım sana hamdolsun diyeceğiz.
Yoksa bir Hadis-i Şerif'ti mal olarak derim de şimdi dünyevi yönden kendimizden aşağıya bakacağız adam az bir zamanda öyle bir zengin oldu ki demeyeceğiz Bulamayanları düşüneceğiz. Uhrevi yönden de ben ne yapıyorum ki şöyle mi ediyorum böyle mi diyorum demeyeceğiz. Kendimizden üstün olanlara bakacağız. Bunun için ehlullah buyuruyor ki aman ha evliyaullahın hayatından okuyun. O zaman iflas ettiğinizi anlarsınız. Evimizde Hacı Hasan efendimizi bir manevi üniversite olarak düşünün maddi de düşünün maddi de bir üniversite olarak düşünün manevi olarak da düşünün her konuda bilgi verirdi. Böyle akşamdan sonra otururuz Oğlum, inşallah oğluruz, inşallah. Öyle etinden, kanından, kemiğinden gelmek değil. Asıl onun ruhundan gelebilmek. Hz. Selman, Seyhbi Rumi. Başka kimdi? Bilal-i Habeşi. Bunları bileceğiz. Niye durmayacağız bunu bilirsiniz. Hz. Bilal radiyallahu anh, Hz.
Selman radiyallahu anh, Süheylubi Rumi. Efendimizle beden olarak böyle bir akrabalık olarak hiçbir münasebeti yok ama ehli beytin buyurdu. Biz de onun ehlinden olmak istiyoruz ehlinden, nasıl olacağız? Külli takim, el u Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem. Her muttaki Resulullah'ın elidir. Çokça dedim, yine söyleyeyim, Arap şairlerinden Ömer ibn-l-far'ı, inşallah hata etmeyiz. Rahmetullah aleyh bir gün uyanırken Ya Resulallah diye uyandı. Meğer Efendimiz buyurmuşlar ki sen benim evladımsın. O da diyor ki Ya Rasulallah ben Mısır'ın falan mahallesindenim. Benim evladımsın diye buyuruyor. İnşallah buna gayret gösterelim. Sünnet-i Seniyyesine uyalım. Kime uyacağız başka? Söyleyin. Dünyada bir kimseyi çok sevsek, peşine takılıp hiç ayrılmasak, bir yanlışlığımızı gördüğü zaman sırt dönebiliyor. Ama bak peygamberimiz şefaatim ümmetimin günahkarları üzerine buyuruyor.
Böyle bir şefkat, böyle bir merhamet, ona yapışmayıp da kime yapışacağız? Şuraya gelişimiz ona yapışmanın bir örneğidir. Ne mutlu sizlere. Decceb-i Şerif'te bir cuma akşamı burada bulunmak. Bu nasip işi. Efendimize yakınlığı, kalben ve ruhen temin ediyorlar. Bu can hususundaki imtihan emra, hastalıklar. Allah'ım diyoruz sana hamdolsun, o konudan geçiyoruz. İşte nimetler hususunda az verdi çok verdi yok. Allah'ımız böyle kararlamış diyebilmek. Ne güzel. Üstadımızın damatları, Ahmet Efendi müstesna ki müstesna. Rahmetullah Ali, Hafız Ahmet vekilimsin derdi. Nasıl severdi? Nasıl severdi? Yeğeniydi, damadıydı. Onun yirmi dört yaşlarından önce ayağı kesildi. Dayısı ziyaretine varıyor. Görünce dayısı tabii üzülüyor yeğenidir. Dayısına diyor ki dayı bu zamana kadar Cenabı hak ayakla yürüttü beni hikaye. Şimdi de böyle imtihan etti deyince dayısı ağda başlıyor.
Şu yavrunun diyor Rabbimize teslimiyetine bak diyor. Efendimizin akşurayı bir tamamlasam ona yazmış olduğu bir şiiri var. Tam konumuzla alakalı, semerat, bundan olan imtihanımız evladımızın yokluğu. Biraz olsun okuyalım da yine vakit bulursak konuşmaya çalışırız. Şimdi musibetler malum. Sel yangın. Ondan sonra çeşitli hastalıklar neler neler. İşte biliyorsunuz bu Kartalkaya'daki yanlış demeyin. Oradaki otel seksene yakın kimsemizin irtihali. Doksan mı yaralılar? Hemen hemen var. Belli olan da var, belli olmayan da var. Sıkıntıda olanlar. Bunun yakınları var, neleri var. Büyük bir derdu elem. Bu gibi musibetlerden ne yapacağız? Onun için bu konuyu layık olmayarak ele aldım ve hepimizin başına gelen sıkıntılar var. Bu sıkıntılarda nasıl hareket gideceğiz? Eğer sabredersek evvelliha el mahabbe, sabırda evvela Cenabı hakk'ın muhabbeti var sabrettiğimiz zaman. Es'amna vallahu yuhebbu sabirin.
Cenabı Hak sabredenleri seviyor. Sabredenlere yardımı da var. İşte bu görüşmüştük bu yardım öyle bir yardım ki Allah'ımızın şu gözümüz görünmeyen alemleri de müşahede ederse bundan büyük yardım bulur. Halık'ımız yardım ederse öyle eder ki o hilesi sünen'de o murakebeleri neyi anlatamadım? İşte siz nerede olursanız olun Cenabı Hak sizinle beraberdir düşüncesinde olmak imanın kemaline götürür. Bu şekilde çok güzel izahlar vermişler. Sonra nedir? Ve salis üçüncü olarak dedik mi biz o yardımcı olması Rabbimizin esevine innallahe maasabilin Cenabı Hak sabredenler de beraberdir. Demek Allah'ımızın kuluyla beraber olmasındaki o taat ve o lezzet onu yaşayanlar bilir. Dua edin de çalışalım da biz de bu zevkten mahrum olmayalım. Size konuşuyoruz ama bizim de tabii derdimiz çok büyük. Konuştuklarımızı yaşamayınca bir sıkıntıya düşürmesin Cenabı Hak.
Sonra halıkımız hurfatulcenne cennette köşkler ihsan ediyor, o da deyince bizim o bina katlarındaki iki artı birler neler değil o. Öyle bir bina lütfediyor ki ta yerden yıldızlara kadar uzanıyor. Sayılamaz. Öyle bir oda. Sabretmelerinin neticesi odalar ihsan ediyor ve Rabiu El Ecru'l Cezil büyük mükafat veriyor Sonsuz mükafat. Derslerimizi aşkla yapabilsek kıldığımız namazda bir doyamama hallolsa secdeye vardığımızda ayrılmama böyle Kuran-ı Azimüşşan'ı okurken böyle sanki aşık gibi Kuran-ı Azimüşşan'a öyle olan kardeşlerimiz var da onun için diyorum bırakamıyoruz diyor namaz kılarken yatsıdan sonra elini bağladı mı bırakmıyor öyle bir tadını almış ki Kuran-ı Azimüşşan'ın da tadını almış hatta bir tanesi üstadımıza geliyor efendim her gün hatmediyorum diyor doyamıyor.
O zaman sonsuz mükafat ihsan ediliyor Daha sonra Allah'ımız müjdeler veriyor sabredenlere ve beşirız sabiri, sabredenleri müjdele diye buyruluyor. Sonra Allah'ımızın rahmeti, hidayeti, salat, ashabının lütufları tefsirlerde bunu görürsünüz. Burada lütuf olarak geçiyor, en çok bunun üzerinde durmuş ve rahmeti bunlar içindir ve işte doğru yola ulaşmış olanlar da bunlardır. Fahreddin er-Razi ise bu ayetteki salat ve rahmet kelimelerini şöyle açıklar salat Allah'tan olunca sena, medih, övgü ve yüceltme anlamına gelir rahmet ise Allah'ın verdiği, vereceği nimetlerdir. Sabır dört şekilde anlatılmıştır.
Sabrun alel bela, musibete sabır, şikayet derdim şu, sıkıntım şu, bunlardan ve Allah'ımızı gazaplandıracak her türlü hareketten kaçınıyor ve sabrı alen nihan verdiği nimetlere sabretmek bu da bis şükrü ve ademi tuğyan ve tekabburu bihha böyle nimete kavuşunca benden daha zengin kim var ki demekten azıp yoldan çıkmaktan korunmak muhafaza olmaktır ve sabrun aletle taate sabır, el-muhafalatu vet deve müaleyha, vazifelerimizi yerli yerince ifa etmek ve devamlı olmaktır ve sabrun alelmaasi günah işlememeye sabır bir keffin nefsi anha, nefsimizi kötülüklerden korumaktır. Sabrın üstünde bir makam var mıdır? Bu teslimiyettir. İtirazı tektir. Teslimin üzerinde bir makam var mı? O da Allah'ımızın vermiş olduğu musibete razı olmaktır. Gönlün sürur içerisinde olmasıdır. Biz o damadına yazmış olduğu tesellinameye geçmeden kendileri daha sekiz yaşlarında hal I sebavet denir. Çocuk diyemem.
Büyüklerimiz için çocuk kelimesini kullanamam. Öyle gençlik hallerinde diyeyim, bile öyle bir kemalat görünür ki onlarda tarif edemezsiniz, edemeyiz. İşte Cüneydi Bağdadi, Hadisallahu Sırra. Böyle ulema toplanmış dört yüz tane alim. Bir konu üzerinde duruyorlar, şükür konusu üzerinde. Hepsi çok güzel manalar veriyor. O meclis cennet bahçesi olur zaten. İlim ehillerinin toplandığı meclis. Bu Suriye'de bir yer var. Hatta Şam-ı Şerife yirmi beş kilometre, Zebedani. O kulun tepeleri neler orada. Hata eder miyim korkuyorum çok müstesna bir güzellik var tabiat olarak böyle bizim Talas ne var ya oraya niye benzemez çok güzel çok müstesna orada köşkler neler Şeyh Sariye Hazretleri ithal etti ya Rifai'yi beş gün kadar bizi misafir etti beraber bulunduk. Çok kıymetli bir kimseydi. Çok yetimlere bakıyordu. Orada bir toplantı yapıldı. Şam-ı Şerif'in ilim ehilleri toplandı.
Hatta Yemen'den bile geldiler. Öyle bir güzel oluyor ki, ilim ehilleri bir araya gelince, hep de böyle efendi Hazretlerinin damadı olsa gerek, oğlu muydu damadı mıydı mikrofonu dolaştırıyor. Bu mikrofon bize de gelecek belli. Şimdi Arapça okuyabileyim de konuşma ayrı bir sanat. O gelene kadar hazırlanıyorum şimdi. Şükür üç kısımdır. İşte eş şükrü fil beden eş şükrü fil lisan eş şükrü fil kalp layık olmayarak üstadlarımız herhalde himmet etti ki on beş dakika kadar görüştük layık olmayarak. O ilim ehillerinin bir araya gelmesindeki neş'e tarif edilemiyor. Hepsi hayır konuşuyorlar, hizmetlerinden anlatıyorlar, huzur doluyor adeta. Mürşidimiz daha çok genç bir yaşta. Biz Cüneyd-i Bağdadi Hazretleri'ni diyorduk dört yüz alim toplanmış şükür hakkında konuşuyorlar çok genç daha çok ilk hol dönemine değil yani öyle daha iyi anlaşırız diye anlaşılır diye söylüyorum.
İşte bunun da gönlü kalmasın diye, ilim meyillerden birisi sormuş demiş evladım, sence şükür nedir? Allah'ın Celle Celalühü, verdiği nimetle ona isyan etmemek dört yüz alim de ayağa kalmış. Ey ariflerin gözlerinin nuru, ne güzel söyledin demişler. O yaşta. Üstadımızı dedim bu akşamdan sonra oğlum getir Tezkiretül evliyayı ve diyordum asıl ona evlat olmak etinden, kanından, kemiğinden değil de ondan dolayı Süheylbi Rumileri ele aldık. İnşallah dua buyurun manen de evlat olalım. Mühim olan odur. Ruhi yakınlığımızı temin edelim. Onlar hayattadır. Bizim bütün hallerimiz Rabbimizin izniyle onların müşahedesi altındadır. Habibi Kibriya zaten ümmetini bir babanın evladını tanıdığından daha iyi tanıyor ama övdüğü kimse olalım. Bakın bir tanesini dün akşam görüşüldü. Efendimiz buyuruyor ki şairlerden birisi benim hakkımda neden bir söz söylemiyorsun buyurmuş. Evet çok güzel methiyeler yazıyorsun.
Benim hakkımda niye yazmıyorsun diye Böyle bir peygamberimiz var Sallallahu Teala ve sellem İnşallah onların müşahedesi altındadır zaten bunu iyi koruyalım gecelerimiz neyimiz güzel geçsin bak Recep-i Şerif bitiyor ayrılırken bizden hoşnut olarak ayrılsın ya o ya da biz ayrılır gideriz yani faydalanalım diye söylüyorum. Böyle bir halleri var onların. Daha çok genç. Böyle kertenkele öldürmek sevaptır diye burada bir deve kayası var. Demek ki o zaman çok yüksekmiş. Yine aynı kaya ama etrafı dolmuş şimdi. Orada öldüreceğim ne derken hep hayırlı işleri de gözetiyor. O kayadan düşmüşler, mübarek ayakları incinmiş derken kırılmış. Burada sınıfçı deriz, siz ne dersiniz bilmem, o demiş ki dedeme rahmetullahi, efendim bunu tuttururum iki santimlik yer var demiş. İki parmak yeri var. Şimdiki gibi hastaneler bilmem filanlar ne gezer. Tuttururum demiş.
Zaten kendisi burada söyleyecek, elli gün yatıyor. Elli gün de Esad-ı Erbili hazretlerini görüyor. Elli gün. Bir günü bile şaşmıyor. Öyle sahip olmuşlar ki çünkü ileride Ümmeti Muhammed'e faydalı olacak. Bakın ne diyor daha o yaştayken tıfıl iken cezbe buldum daha diyor yavru iken Allah'ıma aşık oldum çünkü devamlı gözyaşı akıyor Keşke günahımızdan dolayı ağlayabilsek gelmiyor işte yaş. Nefsimizin arzu ve istekleri bizim gözümüzde yaş da koymadı, gönlümüz de kuruttu. Nefis. Rabbimize dönebilsek muhalefet istiyor, ona muhalefet. Tıpıl iken cezbe buldum, musibetle iptila oldun, şükür olsun sabır kıldım, hamdimiz Mevla'ya olsun, bunu sekiz yaşında söylüyor. Yarenlerim hep yandılar, cümlesi dua kıldılar, halime hayret kaldılar, hamdimiz Mevla'ya olsun. Anam duyunca ağladı arşı azamı gören ana. Eşyanın zikrini duyan bir anamız.
Babam da sabır eyledi, Mevla'mdan hediye geldi, hamdimiz Mevla'ya olsun. Hakkımda edebiyat yazıldı, düşerken gözüm süzüldü. Ayağım kökten üzüldü, hamdimiz Mevla'ya olsun. Cesedim kayadan düştü, ciğerim yandı tutuştu. Şimdi olmuş gibi ızdırap duyuyoruz. Elhamdülillah böyle bir sevgimiz var böyle bir muhabbetimiz var bizim üstadımıza çok şükür Elhamdülillah sanki yeni düşmüş bu acıyı bu ızdırabı duyuyor biz de tahammül edemiyoruz elimizi kaldırıp yalvarıyoruz Ya Rabbi bu Allah'ın dostuna şifalar lütfet diye sanki niyaz ve nazlayız Cesedim kayadan düştü, ciğerim yandı tutuştu. Mürşidim geldi yetişti, hamdimiz Mevla'ya olsun, Esali Elbili Hazretleri. Sab idim, sabreyledim, her daim şüküreyledim, Allah'tan hediye bildim, hamdimiz Mevla'ya olsun. Efendim, musibet nedir? Musibet, Kalbin Allah'ımızdan uzak olmasıdır. Nasıl tarif etmişler?
Haris bin Essedil Muhasebi Hazretleri söylüyor, buyuruyor. Diyor ki kalbin Allah'tan uzak olmasıdır, asıl musibet bu. Kolum kanadım yaralandı, şu oldu bu oldu, malıma mülküme şu sıkıntı geldi, bu değildir. Asıl musibet kalbin Allah'tan gafil olmasıdır Celle Celalü. Cünili Bağdadi hazretleri buyuruyor. Ariflerin diyor nurudur bela. İnşallah vakit bulursam söylerim, ipi vakit geçmiş zaten. Müritlerin uyanmasına vesiledir ve helakul gafilin gafillerin de helakidir. Hüve'l gafletü anil mübili, belayı verenden gafil olmaktır asıl musibet o. Nedir? Çokfetüm minel hak Cenabı Hak'tan bir hediyedir. Bu bir güzelliktir diyelim. Tam mana verilemiyor Türkçe olarak ama ve zülfetünni ehlin sıdk, sadakat ehli için Cenabı Hakk'a yakınlıktır musibet. Matıyetü'l ahbap, hakkın dostları için en büyük bir sermayedir.
Bu ağyarın edeplenmesi ve takribü'l ahyar seçilmiş insanların da Rabbimize kurbiyet yakınlığıdır. Bela ve musibet nedir? Abdülkadir Geylani Elbela ve savtun minsiyatillah. Allah'ımızın bir kılbacıdır. Yesübu bihi ebadehu ile kulunu zatına yönlendirmek için nefsin kötü arzu ve isteklerinden kurtulabilir huzura ermek için ve tedibi minallahi teala Cenabı Hak'tan bir edeplendirmektir. Nedir? Yepteli tekfiran ve ukrayepteli iltifa it derecat. Bela ve musibet iki şekildedir. Bizim gibi insanlar için sabredersek küçük günahlarımızın bağışlanmasına sebeptir ama Allah dostları için dereceleri yükselir diyor ve alametü iptila lil irtifa. Alametü iptila musibetin işareti nedir? Lil irtifa.
Onu diyelim ki fenafir ihvansa fenafir şey, fenafir şey ise fenafir resul, fenafir resulse fenafillah makamlarına getirmektir ve Allah'ımızın rızasına uygun bir davranışı elde etmek ve tumainetün nefs nefsin büyük bir ilahi huzur içerisinde bulunması ve sükunu bif fielli ilahiil ardı ve semavat, semavat ve arzın yaratıcısına, yaratıcısına bu vermiş olduğu musibetten dolayı gönülde duyulan huzurdur. Musibet iki şekildedir, ikramın ve ihanetin birisi ikram, diğeri ihanettir. Bütün musibetlerin sebebi nedir? Mevla-yı Zülcelal'e yakınlık içindir. Fe huve fil ismi belva ve fil hakikati zülfa ismi bela ve musibet ama gerçekte Allah'ımıza yakınlığı temin etmek içindir. Ne diyor Yusuf Aleyhisselam kardeşlerim bana bu ezayı etmese ben peygamberlik dostuna oturmazdım diyor. Daha neler ve neler.
İbrahim Aleyhisselam'ın o kadar musibette müptela olmasının sebebi Allah'a dost oldu, Halil oldu ve aynı zamanda ona yakınlığı temin etti. İblis ise ne oldu? İblis de lanete erişti. İbrahim Aleyhisselam belada ve musibette Rabbim bana yeter dedi. İblis de hasbi nefsim dedi. Nefsine güvendi. İbrahim Aleyhisselam'a dostluk nimeti bahşolundu. İblis'e de lanet çok uzun gidecek nasıl yapalım biraz kısaltarak gidelim üç şekildedir bela bela ulam genel bela bizim gibi insanlar keşke buna erişsek edeplenmemiz için uslanmamız için artık gözümüzün açılıp hakkı görmemiz için şu dünyayı öncelikli hale getirmeyip ahireti öncelikli hale getirip ölüm için hazırlık yapmak, Mevla'ya muhabbeti temin etmek ve belaül Haz seçkin insanlarda nedir? Ve vehveli tevhid ıslah ve irşad için nefsin arınması ve durulması için ve belevula has daha seçkin insanların mevlamıza yakınlığı elde etmek içindir.
Allah'ımız bir kulu sevdiği zaman onu musibetle imtihan ediyor. Eşhedü'l bela mecmuatün fiselesin belalar üç şeyde toplanıyor. Havful halk. İnsanların vereceği sıkıntı ve dertler insanoğlundan gelen ve hüvr rızk yok ve hem mürr rızk rızık endişesi ve rudaaninler kendinden memnun olması razı olması halbuki kendimizden memnun olamayız ki biz güzelin daha güzeline erişmek için gayret edeceğiz. Diyoruz ki ibadetimizi yapıyoruz yapıyoruz ama Rabbimizin istediği şekilde mi yapıyoruz? Biz Tevhid okuyoruz ama Tevhid, şuhud makamında mı yapıyoruz? İstiğfar okuyoruz ama istiğfarımız nedamet taşıyabiliyor mu? Namaz kılıyoruz ama Allah ile Celle Celalühu, aramızdaki perdelerin kalktığını müşahede edebiliyor muyuz? Oruç tutuyoruz ama takva sıfatını elde edebiliyor muyuz? Çok.
Rabbımıza bağlılığımıza göre musibet değişir, vel irsilli resulullah sallallahu aleyhi ve sellem Efendimize varis olmaktır bela ve musibet çünkü belanın en şiddetlisi enbiyaya sonra imanlarının gücü dinimize, İslam'a bağlılığı nispetinde zuhur eder. Elbelau zeynul mümin bela müminin bir ziynetidir diye devam ediyor. Hakikatü'l bela ve meylül kalbiyle masivallah. Gerçek musibet gerçek musibet kalbin Cenabı hakk'ın dışındakilere olan meyli bağlılığıdır. Biz bir kıta olsun, okusa gitmez mi? Beni fazla da yormadan damadı ailelerinin rahatsızlığından mübarek Üstadımızın ayağı kesildiğinde damatlarının onu teselli için şunu yazmışlar. Sabreyle ciğerini dağlayan teslim olup Hakk'a gönül bağlayan iki yüz yıl zellesine ağlayan atamız Adem'e olanı düşün. Bin elli sene ömrü olan, sabredip rızayı rahmani bulan, kırılıp kavmi tufana dalan, ibret al, Nuh Aleyhisselam'a olanı düşün.
Düşün oğlum peygamberin suçu ne? Musibetle beyaz geldi saçına, mancınlıkla düştü ateş içine berdü selam olan Halid'i düşün. İmtihanla has kulları seçildi, ağaç gibi ortasından biçildi. Mübarek kanları yere saçıldı, Zekeriya dosta olanı düşün. Mevlam'dan geliyor bizlere dertler. Sabredersen kuzum sevabın katlar. Peygamberi nasıl yemişti kurtlar? Hazreti Eyyub'a olanı düşün. Kırk sene aktı Yakub'un yaşı, genç idi çünkü Yusuf'un yaşı, kuyuya attılar vurdular taşı, on iki yıl zindanda kalanı düşün. Günahı söylemek sanki suç gibi. Şehitlik insana olur taç gibi. Kestiler bu zatı misli koç gibi, Yahya peygambere olanı düşün. Altmış üç var idi sultanın yaşı, sallallahu aleyhi ve sellem. Neler çekti iki cihan güneşi, Uhud tepesinde kırıldı dişi, Sultanı Resule olanı düşün. Sıddık'ın ayağıarda sokuldu, Ömer'in karnına hançer kakıldı, Osman'ın kanı Kuran'a döküldü, Küfe'de Ali'ye olanı düşün.
Alimüsselam. Kalemdar yazmakla bitmez yazılar, maddi manevi dertler sızılar, kerbela da şehit düştü kuzular, Hasan'la Hüseyin'e olanı düşün. Elhamdülillahi rabbil alemin el Fatiha.