Seyir Yolculuğu ve Manevi Arınma kaydında Görüşmemiz seyir hakkında olacak zaten radyomuzun ismi de seyirdir Cenabı hak bazen lütfu keremi ihsanı ile kalbe lütfeder, ihsan ederse gönülden gelen bir sesle isimleri konuyor. Seyir. Seyir kelime anlamı yolculuk demek. Zaten insan yolcu değil mi? Ta ruhlar aleminden, ruhlar aleminden ana karnına düşüyor. Ana karnında durmuyor. Dokuz…
Görüşmemiz seyir hakkında olacak zaten radyomuzun ismi de seyirdir Cenabı hak bazen lütfu keremi ihsanı ile kalbe lütfeder, ihsan ederse gönülden gelen bir sesle isimleri konuyor. Seyir. Seyir kelime anlamı yolculuk demek. Zaten insan yolcu değil mi? Ta ruhlar aleminden, ruhlar aleminden ana karnına düşüyor. Ana karnında durmuyor. Dokuz ay on günlük bir müddet. Ondan sonra dünyaya doğru yürüyor. Dünyada da kalmıyor, zaten anasının iki yıl diyelim bağrında, sonra yürümeye başlıyor, gelişiyor, okul çağları vesaire askerlik dönemi, evlenmeleri, işi, gücü, daha sonra yine seyrediyor. Nasıl seyrediyor? İrtihal ettiği zaman, ahirete düştüğü zaman tabuta konuyor. Yine seyir içerisinde kabre kadar giriyor. Daha sonra ahirete yolcu oluyor. İnsan devamlı seyir içerisinde. Bir saat tefekkür, altmış yıllık nafile ibadetten hayırlıdır. Bir tasavvuf üzerine çalışma yapan kardeşimiz var.
Biz de elhamdülillah o zaman İslam enüsüydü. Şimdi ilahiyat olduk. Tam bizim mezun olacağımız zaman seksen yılında işte fakülte olsun diye çalışmalar yapıyorlar. Biz İslam Enstitüsü diye bu ismin altında idi okuduğumuz okul. Mezun olduk. Biz mezun olduktan sonra İlahiyat Fakültesi dindi. Biz şimdi okuyoruz. Okurken arkadaşlar arasında bir görüşmeye başladık. Dedik ki biz alanlarımızı belirleyelim. Bize bir konu verdiler. Sen dediler tasavvuf üzerine bir çalışma biz bunun üzerinde bir çalışma yapıyorduk bu anda Üstad-ı Ali'miz geldi Ne yapıyorsun dedi Ben de arkadaşlar arasında görüşmemizi anlatınca dedi ki bu kale gelmez Aman ha böyle bir şey yapma. Bu hal ilmidir. Bu dile gelmez dille ifade edilmesi çok güçtür diye bize ifade etti. Yani tefekkürle alakalı olduğunu beyan ediyordu. Şimdi şunu demek istiyorum. Biz ibadet ve taat yapıyoruz.
Taat yaparken asıl ruh aleminde, gönül aleminde sihir yaparak taati yerine getirecek olursak, böyle bir kimsenin yapmış olduğu taatle bizim gibi sadece zahiren yerine getiren insanlar arasındaki fark ölçülemeyecek derecededir. Şunu arz etmek istiyorum. Tasavvufla alakalı olan bir kardeşimiz çalışma yapıyor. Biz de İslam menüsünde tasavvuf dersleri görürdük ama Recep Efendi tasavvuf dersinden zayıf alanlardan birisi biziz. Bize sorarlardı imtihanda, Hallac-ı Mansur'u anlat. Hallac-ı Mansur enallah diyor ya, biz bunu değişik şekilde anlatırdık. Derdim ki Hallac-ı Mansur'un Enallah demesi, Enallah demesi, Mevlana'mızın tabiriyle, Mevlana'mızın tabiriyle, bu kendisini yüceltmek değil çok acziyetini Rabbi Zülcelal'imizin azameti karşısında ifade etmektir diyorduk.
Çünkü kendisini görmüyor, Rabbımızı görüyor der Böyle kendi gönlümüzden gelen manaları vermeye çalışıp yazıya döktüğümüzde zayıf gelirdi bize Çünkü kitaplar vardı, o kitaplara uygun düşmezdi Tabii bilirlerdi bizim durumumuzu ve hayret ederlerdi Allah Allah, bu o ocağın içerisinde bulunmasına rağmen neden oluyor diye. Mesela bazı sorular sorarlardı, o sorulara çok değişik şekilde manalar verirdik. Derlerdi ki mesela insan Cenabı Hakk'ı zikretmesi icab eder zikrin şu şekilleri var Biz döndürirdik, alemde zikretmeyen hiçbir varlık yoktur, biz bir çiçeğin dahi zikrine ulaşamayız. Bu tarzdaki sözlerimize neden olurdu. Şimdi tasavvufla alakalı olan bir kardeşimiz ona tasavvufu tarif etti. Ne demektir tasavvuf? Tarif etti. Kardeşim dedim, bir de biz tarif edeceğiz. Bunu unutma. Yapacağımız her işi aklımız başımızda olarak yapabilmek.
Seyir Yolculuğu ve Manevi Arınma kaydında Görüşmemiz seyir hakkında olacak zaten radyomuzun ismi de seyirdir Cenabı hak bazen lütfu keremi ihsanı ile kalbe lütfeder, ihsan ederse gönülden gelen bir sesle isimleri konuyor. Seyir. Seyir kelime anlamı yolculuk demek. Zaten insan yolcu değil mi? Ta ruhlar aleminden, ruhlar aleminden ana karnına düşüyor. Ana karnında durmuyor. Dokuz…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 10 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Mesela biz akşam oldu yatacağız Kafamızı yastığa koyduğumuz zaman ben bu yumuşak yatak içerisinde başımı benim yatağım cennet bahçesi mi olacak? Cenabı hak korusun bir cehennem çukuru mu olacak? Çünkü Rabbi Zülcelal'imiz Araf suresinde İşte ibretmek suretiyle Cenabı Hakk'ın ayat-ı ilahiyesini hakikatleri yalanlayan kimseler öyle bir teşbihte temsilde bulunuyor ki Cenabı Hakk iğnenin deliğinden deve girinceye kadar cennete giremeyecekler. Bu mümkün mü? Bir iplik az. Şöyle kalın olacak olsa iğnenin deliğinden geçmesi mümkün değil. Değil ki deve geçecek. Yani giremeyecek demek. Onların barınağı yani beşik demek burada. Beşiği cehennemdir ve onların da yorganı ateşin alevidir diye buyuruluyor. Böyle mi olacak düşünceleri ile yatmaktır. Asıl tasavvufun manası bu. Uyandık mesela. Uyandığımız zaman uyku ölümün arkadaşıdır. Bir gün ben ahirete uyanacağım. Bu sanki haber gibidir bana.
Ben bir gün Rabbimizin huzuruna hesap için geleceğim düşünceleri içerisinde olmaktır. Artık bunu diğerlerine kıyas ederiz. Evet hocam, afakta seyir ve enfüste seyri anladık. Bir de seyirde seyir, kendi içinde seyir nasıl gerçekleşiyor? Çünkü hepsi bir aşama, enfüste seyri. Ben şimdi şunu, insan belki afakta seyri belli zaman diliminde yapabilir ama enfüste seyri devamlı yapabileceğini anladım. Oturduğunda, kalktığında, yattığında, bir meclise, bir cemiyete girdiğinde yapabiliyor. Seyirde seyir nasıl oluyor? Çünkü kendi içinde de bir yolculuktur. Tirmizi'nin Rahmetullahi aleyh, Riyadatun Nefs diye bir eseri var. Bu eserde seyir diye bir konu ancak bunun da açıklayabilir zaten bunu hazırlamıştım sizi de arzu etmem daha bir anlaşılması kolay olsun diye bir kere seyir seyir kulun kulun Darüsselam ahirete kadar ahirete kadar yolculuğudur.
Bu yolculukta yapacağımız bu yolculukta eğer şehevi, hayvani duyguları hatta dünyanın yeme içme giyim kuşam gezme dolaşma bütün bu zevklerini tamamen atmak suretiyle Hatte tahura kalbi kalbinin nur olmasıdır. Bu hale geldiği zaman kalbi temizlendiği zaman Rabbi Zülcelal'imize de bir gurbet başlıyor Gurbet yakınlık Bunun maddi olması mümkün değildir. Bu kalbin Cenab-ı Hakk'a yakınlığıdır Ve bu zevk ile zevklenmektir. Öyle bir zevk ki Tirmizi Rahmetullah Ali Hazretleri buyuruyor ki Dünyanın bütün zevklerinden kadınıymış, kızıymış, malıymış, mülküymüş, altınuymuş, gümüşüymüş, Kuran-ı Kerim'den alarak söylemeye çalışıyorum. Eşiymiş, dostuymuş, yok olmasından korktuğu ticaretiymiş, hoşuna giden evi, arabası vesaire ziynetiymiş hep bunlara ve nefsin arzu ve isteklerine Cenab-ı Hak'kın isteğini tercih etmektir.
Eğer böyle bir açılış olacak olursa o zaman Rabbi Zülcelal'imiz kendisine kapıyı açıyor. Şimdi bir misal vermek istiyorum. Çünkü burada es seyir, inde ehli tasavvuf nev'an ehlullah'a göre bu seyir, seyir artık yolculuk olduğu anlaşıldı, şunudu, iki şekildedir. Seyrün İllallah, Allah'a olan sihir ve Seyrün fillah, Cenabı Hak'ta olan sihir. Şimdi kelime anlam bu. Şimdi Allah'a olan seyir bu belli bir noktaya kadar. Fakat bir de Allah'ta olan seyir ise bunun nihayeti yoktur diyorlar. Ehlullah bunun nihayeti yoktur. Bak bir misalle arz etmemiz gerekiyor. Mesela biz buraya geliyoruz ya, seyir efendime bir görüşmek için Rabbimizin lütfuyla, ihsanıyla eğer yapabilirsek bir hizmet için geliyoruz. Ne yapıyoruz biz? Kapının önüne kadar bizi araba getiriyor. Bu nedir? Seyir illallah. Bak kapının önüne kadar geliyoruz.
Eğer müsaade edilir kapı açılırsa biz artık içeri giriyoruz yayın mekanına yayın yerine varmış oluyoruz. Bu ne oluyor? Sihir fillah gibi oluyor. Bunun değişik bir şeklini daha söylemek istiyorum. Mesela biz buradan hazırlanıyoruz. Nereye gideceğiz? Hacca gideceğiz, umreye gideceğiz. Kabe'ye kadar biz varıyoruz. Tam Beytullah'ın bulunduğu sınıra kadar. Bu nedir? Seyir illallah. Seyir fillah nedir? Allah'ta olan seyir Beytullah'ın kapısını açıp içeri girmektir. Buradaki ifadeye bakacak olursak başta Allah'a olan seyir, hatta yarif Allah Cenabı Hakk'ı tanımaktır. Nasıl tanıyacağız Cenabı Hakk'ı nasıl tanıyacağız Zatını tanımak mümkün değildir. Çünkü buna güç yetiremeyiz. Ancak yüce kudretini görürüz. Mesela semaya bakarsın Allah'ım nasıl bir tavan bu, bir delik yok. Öyle bir tavan ki bize yıldızlarıyla, ayıyla, güneşiyle sanki avizelerini uzatmış dünyayı aydınlatıyor.
Öyle bir sema ki kuru toprağı, ölü toprağı yağan, kar, yağmurla hayat vermek suretiyle insanlara huzuru temin ediyor demek suretiyle ne yapıyoruz? Cenabı Hakk'ı tanımaya çalışıyoruz. Yani bir insanın gözüne bak yine yeter. Anlattım mı bilmem, burada bir merasim yapılır. Bu merasimde Ömer Nasuhi Bilmen Hocamız var. Mübarek kimseler var. Sami Ramazanoğlu, Kaddesallahu sırrı hazretleri de bulunuyor. Yalnız bulunulan mekan çok güzel. Evde güzel. Evin denize doğru bakışı, camakanlara doğru dışarıdan güller bir iple uzatılmış. Karşıda deniz, dağ, orman o tabiatın cazibesine kapılarak hocalar ayağa kalkmışlar ve seyrediyorlar. Diyorlar ki şu güller, şu çiçekler, şu ağaçlar, şu yeşillikler, şu deniz ne kadar güzel ya Rab yüce kudret diyorlar. Herkes kalkarken Sami Ramazanoğlu Kuddise Allahü sırra üstazımız hiç yerinden hareket etmiyor. Mübarek başını da yere eğmiş vaziyette.
Cenabı Hak değil dağda, taşta, semada, arzda zerrede dahi yüce kudretini gösteriyor buyuruyor. Rabbimizin yüce kudretini görmektir. Bundan sonra ne meydana gelir? Allah'ta seyir başlar ve bu başladığı zaman bunun nihayeti yoktur. Buna bir nihayet yok yani sonu yok. Cennet gibi değil mi hocam? Sonu yok. Öyle bir hale geliyor ki burada bunun zuhuru için Yoklukta bile yok olmak suretiyle meydana geliyor. Yok oluyor. Cenabı Hak'ta yok oluyor. Onda da yok oluyor. O yokluk içerisinde de yok oluyor. Şöyle düşünelim. Mesela bir buz parçası. Bunu alıyoruz biz suyun içerisine bırakıyoruz. Ne yapıyor? Kayboluyor. Çünkü yok olmak yok. Kayboluyor içerisinde. O kayboluşunda da bunlar kaybolunuyor, kayboluyorlar. Ve bu hal meydana geldikten sonra Beytullah'ı misal olarak verdik ya Beytullah'ın kapısına kadar gelişi, seyir illallah diyoruz. Seyir fillahta kapı açılıyor içeri giriyoruz.
Rabbimizin ilahi lütuf kapıları, lütuf kapıları açıldıktan sonra orayı tarif mümkün değildir. Herhalde hali hayret demek bundan dolayıdır. Gördüğünde tamamen hayret içerisinde sanki Eshabü'l-Basaru ve matava Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin Cenabı Hakk'ın cemalini görünce ne gözü aştı ne de şaştı. Yani hayran kaldı demek. Velayet ölçüsü içerisinde bir hayranlık meydana geliyor. Bu hayranlık neden oluyor derseniz Allah'ın sıfatlarında, isimlerinde ve sonsuz hikmetlerinde meydana geliyor. Hayat devam ettiği sürece bu onda artık hasıl olmuş oluyor. Bazıları diyorlar ki bu mümkün değildir. Bir kısım insanlar da ömür buna yetmez diyorlar. Bir kısmı da ne kadar yüce hikmeti sırları sahip dökemesek dahi erişmek için bir gayret edeceğiz. Çünkü insanlar bunda kabiliyetlerine göre insanlar değişiktir. Mesela Hacı Bayram-ı Veli Hazretleri Akşemseddin Veli'ye geliyor.
Hayır, Akşemseddin Veli Hacı Bayram-ı Veli'ye geliyor. Kaddesallahu sırra. Fakat çok kısa zamanda yetişiyor. Diyorlar ki efendim burada kırk senelik, elli senelik dervişler var. Bu köse mübarek zatın sakalları yokmuş. Böyle yüzleri de çöpur çöpur ama her bir yüzündeki noktadan nur süzülen mübarek bir evliyaullah. Bu diyorlar niye tez yetişti? Bir şey söylüyorum siz bir oraya çekiyorsunuz, bir buraya çekiyorsunuz. Tevil edip duruyorsunuz. İşte üstadımız bir şey söylüyor ama şöyle olsa daha iyi, böyle olsa daha iyi, işte şöyle yapılması gerekir böyle, böyle lime tabirini kullanacak olursanız Hadaikul Hakait diye bir eser var. O eserde sufinin takip edeceği edeb anlatılırken bir kere lime tabirini kaldıracaktır. Hedefi Kuran ve sünnet olan üst ağzına karşı bu ne için, bu neden böyle oluyor, bu nereden çıktı İfadesini diyor tamamen silecek. Teslim olacak. Tamamen teslim olacak.
Bu diyor köse tam teslim oldu bu mübarek zat. Siz ise hep düşünüp durdunuz. Ya bu acayip bir iş. Mesela Meşşai azaptan birisi diyor ki evlatlarına gidin şu evi yarın diyor yarın orada balyeler var alın zahirde bakışta nedir bu hırsızlıktır yani hırsızlık yaparmadık Alıyorlar daha sonra harami, hırsızlar geliyor, bakıyorlar ki evde hiçbir şey bulamıyorlar. Mesela demek bunu daha evvelden duymuşlar ki almak istiyorlar, efendi Hazretleri biiznillahi teala Allah'ın izni hissedip alıyor. Bak sırrı ortaya çıkıyor. Bu diyor teslim oldu, ondan dolayı diyor çok kısa zamanda geçti. Dedem efendim dedemle dolmuş Rahmetullahi. Dedem, Şeyh Mustafa Kulusi Kuddesallahu Sırra Esadi Elbili Hazretleri'ne geliyor. Bu Elif Efendi dergahı var ya. Evet hocam. Sütlücede Elif Efendi dergahı var. Orada Elif Efendi Hazretleri Riyisül meşayık. Riyisül meşayık.
Oraya tam girişte bunu derken bir neşe olsun diye çünkü kardeşlerimize ağır gelmesin bu konular. Yusuf Sineçek hazretleri var. Yusuf Sineçek hazretleri Edirne dolaylarından gelmiş, bir vesileyle gelmiş. Orada bulunuyorlar bunu Kanuni Sultan Süleyman duyuyor diyor ki ziyaret edeceğim Yusuf Sineçek hazretleri beni ziyaret etmesin diyor şimdi o Haliç diyoruz ya tam dergahın olduğu yere kadar suymuş. Ne olursa olsun diyor, ben görüşeceğim diyor. Yusuf Sineçek hazretleri de ben görüşemem diyor, bazı sebeplerden dolayı. Çünkü büyükler arasında bir söz söylemekten çekiniriz biz. Padişah kayığımı denir, ona ne denir? Saltanat kayığımı denir. Ona binerek ihtişamıyla geliyor. Nerededir diyor Efendi Hazretleri, tabii edepli erkanla. O da kendisini beni bir odaya alın diyor. Üstümü de örtün diyor. Odayı alıyorlar, üstünü de örtüyorlar.
Zorladığı için padişaha da bir şey diyemiyorlar buyur padişahım diyor içeri giriyor bakıyor ki Yusuf Sinekçak hazretleri ahirete düşmüş Elif Efendi hazretleri Reisül Meşayık bir ara kendileri bu görevden ayrılıyor ayrılıyor ayrılınca Esad Erbili Hazretleri onun yerine geçiyor o devrin artık sultasında bulunan idaresinde bulunan padişah Abdülhamit sultanımızdan sonra, Sultan Reşat, Esad Erbili Hazretleri'ni oraya reisül meşayih olarak seçiyor, oraya konuyor mübarek zat. Şimdi bu kıymetli dergahta mübarek insanlar bulunuyor. Hatta devleti celiyle de görüşüyorlar orada. Esani Erbirliği Hazretleri bu münasebetle bu mekanı da az da olsa anlatmak istedim. Dedem Rahmetullah Ali Hazretleri, Esadi Erbili Hazretleri'ne geliyor. İlk müridin düşünceleri olabilir.
Acaba üstadım bana arşımı, kürsü mü, Levhimi, kalem mi gösterecek diye düşünürken buyuruyor ki Mustafa Efendi dalalette olan bir kimsenin kimseyi hidayete eriştirmeye vesile olmak dünya ve mafiadan hayırlıdır. Böyle der demez iki tane halife birbirinin dizine işaret ediyor. Dizine dokunuyor. Diyor ki herhalde bu zat halife olacak.
Esadi Erbili Hazretleri de bunu da biiznillahi teala hissederek diyor ki çok görmeyin çünkü daha ilk anda gelmiş çok görmeyin Mustafa Efendi öyle bir ocak kurmuş ki öyle bir ocak kurmuş ki her şeyini hazırlamış her şeyini hazırlamış her şeyini hazırlamış sadece ocak bir kibrit istiyor bir kibrit bunu da çalmayalım mı diyor zamanın kutbu azam olduğu için ancak onun elinden değil de diğer efendi bu duayı yiyen caiz de değildir canım daha evvelki olmaz bir devlet dairesine girecek olsaydım ilk evvel hangisi bu işlemleri yürütüyorsa ona müracaat etmek mecburiyetinde. Yok canım ben o memuru beğenmiyorum, ikinci memurdan işi devam ettireceğim desek olmaz. Çünkü birinciden başlar sonuna doğru gitmek istesek dahi en sonunda bulunan karar mevkiinde olan diyelim kişiye yine der ki ilk görevliye müracaat etmeniz lazım. Bunlar birbirini takip eder gider. Silsiledeki bari zatlar.
Böyle işaret edince diyor ki Mustafa Efendi öyle bir ocak kurmuş ki yani şer-i Şerife o kadar riayet etmiş ki bir kibrit çalmamız gerekir. Onda zamanın kutbu, azamı çalar. Çalmayalım mı diyor. Çok kısa bir zamanda yetişmiştir. Ondan dolayı letaifleri geçişte insanların düşünde bulunan kalp, ruh, sır, hafi, ahva gibi letaifleri biraz acele geçirirmiş. Acele geçirir. Çünkü kendisi çok kısa bir zamanda bunları tamam etmiş. Bir gün bir Sami Efendi Hazretlerinin kalpte Sallallahu Aleyhi Sırra Erenköy'de. Mübarek evlerinin önünde bulunan bahçede oturuyoruz. Damatları şunu anlattı üstadımıza, efendimiz diyor, sizin babanız Es'adi Erbili Hazretlerinin kahvesinin telvesini yalarken üç letaif birden geçmiş diye. Yani öyle bir kabiliyet var. Şimdi bu kabiliyeti Cenabı Hanikül Lemyezen Nur suresi otuz beşinci ayet celleessellem ve lem yemse sümar, dokunmasan da yanacaktı.
Şimdi fotoseller neler var ya gidiyorsunuz eve veya bir iş yerine ne olursa olsun kendiliğinden yanıveriyor. Bazı Allah'ın öyle kabiliyetli kullar olur ki bir anda yetişir. Mesela Sami Efendi hazretleri medreseleri bitirmemiştir kendisi Darül Cunun bugünkü ismiyle hukuk fakültesi burayı bitirmiştir ama Esad Erbili Hazretleri huzuruna almış hem enfüste seyrini hem de afakta seyrini tamamlamış, enfüste bütün letaifleri ve murakabatını, bunun yanında, bunun yanında alet ilimleri deriz, on iki ilim diye söyleriz biz medrese tahsilinde tahsilinde, fıkıhtır, hadistir, tefsirdir, kelamdır, beyandır, bedidir, İsagocudir, buna mantık denir. Hep bunları bizna iteala çok kısa bir zamanda tamamlıyor ve duasını ediyor. Demek ki çok kabiliyetli olan insanlar bunları tamamlıyor. Biz şimdi bazı kardeşlerimize diyorum ki bak önümüzde böyle güzel işler var.
Bunları yaptığımız zaman biz Rabbamızın huzuruna şu şeklimizle şemailimizle biçimimizle elbisemizle gitmeyeceğiz. Ruhumuzla varacağız. Şu ruhumuzu seyri illallah olarak seyri fillah yapmak suretiyle varalım da bu nura erişelim, yarın pişman olmayalım Rabbimizin huzurunda diyoruz. Artık ilk işe diyor oruçla başlar. Ondan sonra da, ondan sonra da buna oruç tuttuktan sonra büyüklerimiz farz olan orucu iki ay daha tutarlar iki ay daha tutarlar ve üzerine de ilave ederler. Bu şekilde oruç tutmak suretiyle tövbelerle Cenab-ı Hakk'a yöneliniz. Daha sonra da siz öyle bir hale geliniz ki az yemek suretiyle nefsinizin arzu ve isteklerini kırınız, sonra konuşmanızı da azaltınız. Konuşmanızı da azaltınız, yeme azalınca artık uyku da azalacak, kendinizi ibadet ve taate verin, elbette insanın vücudunun hakkı vardır, ailesinin, çoluğun, çocuğun, etrafının hakları vardır.
Bunları şerri esasa riayet etmek suretiyle tamamlar. Daha sonra da daha sonra da Rabbi Zülcelal'imize yönelişini çoğaltır. Çok önemli ve çok mühim bir husus. Evet hocam. Allah razı olsun. Şöyle hocam özetleyebiliriz o zaman değil mi? İnsan afakta seyre başlar, enfüste seyirle devam eder, seyir içinde seyirle Rabbimize ulaşır ve orada sonsuz mutluluğa kavuşur, birleşebilir diyebiliriz. Elhamdülillah. Velhamdülillahi Rabbil alemin aleyhüssalatü vesselam efendimizin ruh tayyibelerine ehline ashabına peygamberan nizam ve piranan nizam bütün geçmişlerimizin ruhları için El Fatiha.