Şeriat insanı bir ırmağa, su içilecek bir kaynağa ulaştıran yol kelime anlamı olarak. İlahi emir ve yasaklar toplamı kelime anlamı olarak bu şekilde. İstilahi olarak ilahi emir ve yasaklar toplamı ayet, hadis ve icmaya dayanan ilahi bir esastır. Dinin amelle ilişkili olan hükümlerinin bütünüdür. İmam Malik şöyle buyurur, kim tasavvuf ilimlerine dalar da fıkıh ilmini ihmal ederse zındık olur. Kim de fıkıh ilmini öğrenir tasavvuf ve diğer manevi ilimlerden uzak kalırsa fasık olur. Bu ikisini kendinde cem eden ise hakikat ehli olur. Tasavvuf ilimlerine dalar da fıkıh ilmini ihmal ederse demek artık şer'i esaslara mesela Zikrullah diyelim bunun yanında murakabe hali vesaire bunlar hep şer'i esaslarla tespit edilmiştir. Şunu demek istiyor şeriat bir ayrı, tarikat bir ayrı gibi sözün yanlışlığını ifade ediyor. Aslında şeriatın takva boyutuna denir tarikat diye.
İmam-ı Rabbani şeriat dışında maneviyat arayan ve kendilerince de bazı bilgilere ulaşan kimselerin aslında ruhlarını değil nefislerini güçlendirdiğini ama bunun farkında olmadıklarını ifadeler. Bazen oluyor, sorularına geliyor, olabilir. Gönlü açık olur, helal rızık talebiyle, kalbinin açık olmasıyla acayip haller görebilir. Bunda şuna dikkat edeceğiz. Bunu Sami Efendi Hazretleri şu şekilde ifade buyuruyor. Bir insana kerametin tamamı verilse, kerametin enva'ı diyor orada, tamamı verilse, fakat hali şer-i Şerife uymasa bu haraplıktır buyuruyor. Fakat şer-i Şerife elinden geldiği kadar, şimdi bunu anlamamız lazım. Yani şeriat deyince iki kapak arasındaki bütün ilahi hükümlerdir. Dinimizin inanç, ibadet ve ahlak yünleridir. İmam Rabbani Hazretleri şeriatın dışında diyor maneviyat arayan ruhlarını değil nefislerini güçlendirilmiş olur.
Sami Efendi Hazretleri de diyelim hiç böyle güzel bir rüya da görmüyor, acayip hallerde yaşamıyor, su üstünde yürümek havada uçmak gibi. Eğer diyor şer-i Şerife riayet ediyorsa dinimizin esaslarını, bundan da havr vekede edilmez. Bunu hacasın efendi, haddi Sallallahu Aleyhi ve Sellem Hazretleri de şu şekilde izah ediyor. İki kişi hacca giriyor, Bir tanesinin gözü görüyor, bir diğeri ise gözleri görüyor. Her nereye varsa dağa bakıyor, kalbinde işte o dağı şekli, şemaili, bağa baksa öyle, çarşıya baksa öyle, neyi görse kalbinde bir mani, bir engel oluyor. Ama gözü görmeyenin hepsinin arzusu Beytullah olmakla birlikte onun Beytullah'tan başka gözü hiçbir şeyi görmüyor. Bir diğeri ise gördüklerine kalbi takılıyor. Eğer görmezse diyor görmezse daha çok Beytullah'a yoğunlaşmış olur. Ravza-i Utahara'ya yoğunlaşmış olur, olabilir.
Bir tanesi kendilerinin hac yolculuğunda nerede kaldı, nerede oturdu, ne yaptı olduğu gibi haber veriyor. Saati ile dakikasıyla bunu Sami Efendi hazretlerine haber verince gözlerini açsın buyuruyor. Bizim yolumuzda bunlara takılmak yok. Şer'i esaslara dikkat edeceğiz. İmam Rabbani Hazretleri'nin çok güzel bir sözü var bunu Behçetüsseniyye'de. Başla geçer. İşte eser elimizde, elimizde. Buyuruyor ki kerahatten, şimdi kerahat mevzuu çok önemli, hususi bir eser var bu hakka dair, kerahat hakkında. Kerahatin artık tahmi olanı var, bir de tenzihi olanı var. Tenzihi olanı diyelim ki ayağını kıbleye doğru uzatmıyor. Çünkü orada Beytullah vardır diye. Ayağını çekse, çekse ne yapar, ecir ve mükafattır. İsterse kerahat-ı tenzihiye olsun, buna riayet etmesi zikirden, fikirden, murakabeden üstündür buyuruyor. Çok güzel ifade etmiş. Bir de Es'ade El-Bida Hazretleri'nin bu noktada şöyle bir sözü var.
Bu mübarek yolu İhsan mektebini tren yoluna benzetiyor. Bunu üstadımız müftülerin, vaizlerin, dili nehirlerinin arasında anlatıyor. İşte yolumuz tren yolu gibi deyince, rahim birisi Kuran-ı Azimüşşan, bir diğeri de sünneti Muhammediyedir buyuruyor. Daha çok bu hakka dair büyüklerimizin sözleri var hiç şüphesiz. Et tarikatı vel hakikat kadimanuş şeriat. Tarikatla hakikat şeriatın hizmetçisidir, şeri emirleri en güzel şekilde yaşamanın yoludur. İmam-ı Rabbani'ye göre şeriatın üç kısmı var. Birisi ilim, diğeri amel ve üçüncüsü ihlastır. İlim, amel ve ihlas gerçekleşmedikçe şeriat gerçekleşmiş olmaz. Şeriat gerçekleşince dünya ve ahiret saadetlerinin en üstünde bulunan ve Kuran-ı Kerim'de ve rızvanüm minallahi ekber, en büyük hoşnutlu Allah'ımızın rızasıdır. Hak rızası gerçekmiş olur. Buna göre şeriat dünya ve ahiret saadetlerinin hepsini içine alır. Onun dışında bir şey yok zaten.
Feseria bir vasıtatur'l-rusül bizzat peygamberler vasıtasıyla biz dinimizin hükümlerini öğreniriz. Mesela Adem Aleyhisselam ne yapmıştır? Allah'ımızdan Cibril-i Emin vasıtasıyla almış olduğu emirleri ümmetine bildirmiştir. Nuh aleyhisselam da öyle, Musa aleyhisselam da İsa aleyhisselam da, Nebi Ekrem Efendimiz'le sallallahu teala aleyhi ve sellem hep Cebrail aleyhisselam vasıtasıyla gelen emirleri insanlara aktarmışlardır. Şeriat ile şeriat ilel vecibati bil emr, ilahi emirleri bizzat yerine getirmek. Bu yükümlü olduğumuz, sorumlu olduğumuz konulardır. Hakikat ise ve bilhakika ilel mükaşefati biz sır, gönül aleminin açılması ve görünmeyen alemlerini de müşahede etmektir. Bu Hac suresinde kırk altıncı ayet-i celilede bu gözler kör olmaz ama kalp gözleri kör olur buyuruyor. O gönül gözleri açıldığı zaman biz mesela şimdi bu gözlerimizle şu dünyayı görüyoruz.
Ama o gözlerle görünmeyen alemleri müşahede ediyor. Hep burada nedir? Hep burada esas olan şeriattir. Eğer bunlar şeriata uyuyorsa makbuldür. Hata ederim diye çekiniyorum, Süleyman-ı Darani Hazretleri diye hatırlıyorum. Ulema Sufiyyun diye çok güzel bir eser, burada geçer. Süleyman-ı Darani Hazretleri buyuruyor ki benim kalbime bazen ilahi güzellikler doğar diyor. Manevi haller meydana gelir. O zaman diyor kırk gün beklerim, kırk gün. Acaba bu kitabı kerime muvafık mı, sünneti Muhammediyeye uygun mu değil mi? Bunu diyor araştırırım. Ve gile şeriat, buyurulduk şeriat, el-emruvennehl Allah'ımızın emrettikleri ve yasakladıklarıdır. Zaten Kuran-ı Kerim'i ele alırken yarısı emir ayeti yarısı nehiy ayeti.
Şimdi buraya girdiğimiz zaman misaller olanlar var vesaireler pek çok ama bunu Bu ayeti celleyi Ömer ibn-i Abdülaziz, Rahmetullahali Hazretleri hutbelere yerleştirmiş, cuma günü görürüz zaten hatipler. Hutbede bu ayeti celleyi okurlar. Ve Müfessir-i Ezan Hazeratı buyurur ki bu ayet-i celîne, Kuran-ı Kerim'in hepsini içine alır. Nasıl içine alıyor? Yarısı emir, yarısı da nehiy olması hasebiyle. Vegiyle şeriat, el emruven nehiy, emir ve nehiydir. Şeriat nedir? En tabudehu, Allahu Zülcelal'e ibadette, taatte bulunmaktır. Emrettiği vazifeleri yapmaktır. Hakikat nedir? En teşhedehu, o artık eşyanın hakikatine doğru gider ki artık imanın tasdik yönüdür bu. O taklidi imandan kurtulmuş, tasdike geçmiş o. Asıl istenen de bu. Velhamdülillahi Rabbil Alemin El Fatiha.