Gönlümüze yerleştirerek yapıyoruz. Allah'ımızın emrine, Rasulünün tavsiyelerine uyuyoruz. Uyarken de Onun esrarına da giriyoruz. Öyle ki etrafımızda güzel muamele, güler yüz, tatlı dil, bunlarla devam ediyoruz. Ulema-i Kiramımızın tarihleri üzere. Bir kere, şehevi duyguları, şehevi duyguların üç şekli var. Biri, bu şehvet demek, çok güçlü bir istek demektir. Birincisi kadına olan ilgi. Mesela kadınla elleşmek, dilleşmek, halvette kalmak. Bir de baş olma arzuları var. Mesela bir kardeşimiz yanına bir hizmetçi dediğimiz zaman ona sevinecek. Elhamdülillah, hüküm hafifliyor diyecek. Bir masayı tek başımıza kaldırmak belki zor olacak ama ikinci bir, sana yardımcı verir diye elhamdülillah diyorsun. İşim kolaylaştı, yine başta otur sen ama sevk ve idareyi yaparsın. Güzelce devam edilir. Yoksa elimizden alınıyor. Biz elimizden alınıyor, veriliyor diye vazife yapmıyoruz ki.
Biz Allah'ın kullarına faydalı olalım. Kötülüklerden alıkonulsun diye bir gayret, bir çaba. Üçüncüsü nedir? Düny Eğer baş olma arzusuna düşersek, dünya arzuları içerisinde olursak, başkalarının namusuna mehir gibi bir durum olursa, kalbimizde hiçbir hal ve hayır kalmaz. Hele şu zamanda, bu dönemde az bir yalpa yapmak çok büyük yaralar açar bize. Çok büyük yaralar açar. Essalis, el ihtirazü anil şubual, şüpheli olan bütün işlerden uzaklaşıyoruz. Yol gösteriyorlar. Şöyle bir yol, öyle yol gösteriliyor, böyle bir yol gösteriliyor derken, kenarından, kıyından kesile kesile, oradan buradan gire gire Nasrettin Hoca'nın işine dönüyor. Leyl, yahu senin bacağın pek huzur oradan kesiyor. Senin kalan çok huzur oradan kesiyor. Şimdi bir kuşa benzedin diyor. İşi bir kuşa benzetmeyeceğiz. Dikkat edeceğiz.
Şimdi şüpheye, ondan sonra yarım yamalak hareket etmelere, bilmem planlara, şüpheli işlere kahliyen girmeyeceğiz. Kendimizi muhafaza edeceğiz. Burada bize gereken nedir? Şüphelerden kurtulmak, Salihlerin hayatı gibi bir hayat. Bu şüphelerden korunmaktır. Bir Hadis-i Şerif ile, içine şüphe veren bir şeyden uzak olmak, uzak olmak. Yalnız bu müftüler ne kadar fetva verse de kalbine danış demenin bir esası var. O kalp acaba mutmainne bir kalp mi? Huzurlu bir kalp mi? Değil mi? Bunu da göçmemiz gerekir. Bir kere gaydilerden uzak. Bir başkasının arzusu, isteği, onlarla hemhal olmak, bunlardan biraz kendimizi kurtararak, işte bir başkası bize nedir, ne yapar, işte onların beğenisi için yapmamaktır, katliye. Bundan uzaklaşacağız ve kalp huzuruyla, haşetle, istiğfarla, tövbe ile, yalvarma ve yakarma ile ona döneceğiz. Allah'ımıza yalvarma. Yalnız bu tazarru hali, gönül ehli olmamıza bakar.
O adeta Rabbimizle dilleşir gibi olur. Yalvarır, yakarır, tövbe, istiğfar. Böyle her an müteayyakkız, uyanık bir hali var. Aynen mürşidimizin huzurunda nasıl ki bir teneşir üzerinde ölü, elini kaldırıyoruz, ayağını kaldırıyoruz, başını kaldır, nasıl seslenmiyorsa, Allah'ımızın emirlerini bize verdiğinde, ona o şekilde saygı duyup, yıkayıcı elinde ölü gibi olmak, o bizi kabul etse de etmese de. O bizi sevse de sevmese de. O bize iltifat etse de, etmese de. O bizi kucaklasa da kucaklamasa da. O bizi kabul etse hanesine veya etmese, kovsa bizi def etse bile, bunların hiçbirisine itibar etmemek. İster kabul etsin, ister etmesin, katiyen böyle bir düşünceye dalmıyor, ondan tamamen kurtulmuş. Ya ben teslim ediyorum, Allah için. Çünkü Sıddîk-ı Azam'dan bu zamana kadar gelen yol. Evet, insan hatalı olabilir, olmaz diyemezsiniz. Yani hata etmemek insan için bir üstünlük değil.
Mümin olan hatasını bilip dönmektir. İşte hata etmiyor, değil. Hata ettiğinde dönüyor. Mesela anlatılır ya, İblis bir tanesini hemen namaza kaldırmış. Çünkü bir kalkamamış. Bir hata olmuş ama öyle bir ağlamış, öyle bir ağlamış ki Rabbimiz katında makbul olmuş. Mesela Medine'de bir kadın zina etmiş. Bunu taşa gömmüşler. Efendimiz buyurmuş ki, sallallahu aleyhi ve sellem, öyle bir tövbe, öyle bir istiğfar etti ki, Medine'ye onun tevbesi dağılacak olsa yeter buyurmuş. Mühim olan dönme, Mevulai Zülcelal'a ve özürlü olduğumuzu, hatalı olduğumuzu bilmektir. Biz bir kere büyüklerimizin nasihatini, cihanı gönülden kabul edeceğiz ve hizmette bulunacağız. Muhabbet içinde olacağız ve onları memnun edeceğiz. Ne demek? Onları memnun etmek ne demek? Çünkü bu kalp Allah'ın rızasını bulmuş bir kalptir. Mevla'ya yakın bir kalptir. Mevla ile olan bir gönüldür.
Onu memnun ettiğin zaman Allah memnun oluyor zaten. Çünkü o gönül öyle bir gönül. Onun memnuniyeti senden mesrur olması bizden, mesrur olursa Allah'ımızın rızası demek bu. Diyelim ki insanlara güzel tavsiyeler yapacağız. Rıfkla, öyle kızmadan, darılmadan kendimizi bir sükunet halini, temin ederek kendimizde o sükunet halini, çok tatlı bir şekilde, sanki ameliyat masasında bir hasta gibi veya yoğun bakıma gelen, sıkıntıda olan bir hasta gibi ne yapacağız? Şefkatle, saygıyla, sevgiyle ona tavsiyede bulunacağız. Çok şefkatli, çok merhametli hareket etmeye gayret edeceğiz. İmam-ı Azam Rahmetullahi Hazretleri buyuruyorlar ki, sanki ben diyor muarızıma karşı konuşurken, bir insanın omuzunda böyle bir kuşlar var. O kuş uçup da kaçmasın diye nasıl itina gösteriyorsa o şekilde diyor. İtina gösterelim ki o alınacak bir duruma gelmesin.
Alınır da yahu bunları işitmeye mi geldik, adamın sadece bizi dövmediği kaldı, dedirt dövmeyeceksin. Yahu bir daha gitsek de bu kardeşimiz hakikaten güzel, bizim ev hayatımızdan anlattı, evimizde güzel gezimden, çocuklarımızın nerede gezip dolaştığından haberdar olmamızı, huzurlu bir hayat yaşamamızı, bunları öğütlüyor diyerek sevgi ve muhabbetle koşmaları. Bir kere onların vazıu nasihatinden, uzaklaşmayacağız. Yahu bize çok aşırı bir hakaret gibi oluyor. Hayır. Onlar bizim ıslağımız için. Adamın apandist, neredeyse patlayacak. Aman dokunmayalım yazık. Böyle bir ilaçlarla, nelerlerinde geçirelim geçmez. O ameliyat edilecek. Onu bıçağın altına yatırmak kadar şefkat ve merhamet yoktur. Ona siz şefkat gösteriyorsanız, ameliyat edeceksiniz. Bizim kalbimizde öyle bir hasetlik meydana gelmiş ki o ameliyat istiyor. Öyle bir şeheviye duygu ki ameliyat istiyor.
Öyle bir çılgınlık ki, haram kazançlara niye dönme hali meydana gelmişse, bu çok büyük operasyon ister. Çok iyi bir ameliyat ister. Hem de birkaç doktor hep birden girecek. Otuz beş, otuz altı Piranizamla girilecek ve tedavi edelim bunu denilecek bir iznillahi Teala. Onda da azim olacak, gayret olacak, çaba olacak, kurtulacak bir iznillah. Soru diyor üstadlarımıza efendim, bizim kalbimiz rabıtalarda, zikirlerde, yanar gibi, batar gibi iğnenin dokunması gibi oluyor. Onda kötü ahlaklar kesiliyor buyuruyor. Böyle bir ameliyat olacağız. El-ham, el-aşir onuncu olarak. Allah'ımızın razı olmadığı, olursak, bu Allah'ımız ile kendi aramızda büyük bir engeldir. Velhamdülillahi Rabbil alemin iki başlık altında işleyeceğimiz, onar madde var. Birisi hakikat, bir diğeri de marifettir. Kısaca maddeler halinde sayın, izahını başka zaman Allah'ımız lütfederse yapılır. Hakikat hakkında bir bölüm konu.
Onun on tane makamı var. Konuştuğumuz, görüştüğümüz kimselere çok yumuşak bir hareket ve şefkat kanatlarımıza indirmek. Böyle kibir değil, benlik değil, çok mütevazi, mütevazi. Ikinci madde bu. Bir kere yetmiş iki milleti bir göreceğiz. Allah'ımız yaratmıştır diyeceğiz. Biz şu şöyle bu böyle diyemeyiz. Allah'ımız yaratmıştır. Halik sıfatı vardır. Eğer yoldan çıkmışlar ise, onların haliyle hallenmemek için, Şimdi bakış açımız sadece halif yaratma sıfatından dolayı. İtirazımız nedir? Allah'ımızın razı olmadığı amellerin yapılmasından, habibinin razı olmadığı hareket ve tarza girişlerinden dolayı olacak. Aksi halde yok şahıslarına. Böyle bir bakış açımız yok. Halid sıfatı ile bir bakıyoruz ve bu iyi yetmiş iki millet dediğimiz zaman, Allah için sevgi, Allah için buğz örtüsünü de neye göre koyuyoruz? Hareket ve yaşantısına göre. Bakıyoruz ki zalim, mazlumu, mazlumu tamamen yok etmek istiyor.
Mazlum kimse suçu yok, günahı yok. Öyle insanları bir aileden yedi kişiyi öldürüyor. Ne suçu var diye öldürüyor. Bunların bu fiillerine buğz ederiz. Allah için dost olduğumuz kardeşlere de sevgi ve muhabbet içerisinde olur. Ise, önümüze gelen ne varsa razı olmak, işte şu şöyle olacaktır, bu böyle olacaktır, şöyle pişirmen gerekirdi. Ben sana gemi kitabı da aldım. Şöyle yapacaksın. Bak komşuda öyle yapıyorlar ki bir yere eritin. Börekleri, çörekleri bildiğin gibi değil deyip de rencide etmeyin. Bir ara evimize hiçbir şey bulunmamış. Misafirler gelmiş su, içinde şeker, bazlama ile üstadazımız oturmuş, etrafı da varmışlar, üstadımızın üstadazının yakınını anlatmışlar bunu. Hasan Efendi bize bir ziyafet çekti. Huzumu kesti, koç mu kesti, ballar, yüretler mi döktü, ne oldu? Efendim bir su, biraz da şeker, o kadar da tatlı değildi bulamamışlar.
Ekmekle bunu duyan üstadımızın üstazı, derviş böyle olacak buyuruyor. Mevlana'mızın eve gelip de hanım yemek var mı? Yok. Kuru ekmek de mi? Yok. O da yok. Dövüşme yok, hiçbir şey yok hazırlamadın diye. Biz senle evimiz Resulullah'ın evine dönmüş. Hak yolda devamlı koşmak hizmet için, insanlara eza etmemek, bel yahmilu'l erri yetamin, onların zahmetlerine katlanmak, katlanmak, şikayet etmemek. Mevla'nın yolunda hem nefsimizi, İslam hem de başkalarının hayır yolda olması için gayret etmiyor. Elhams İçinde bir intikam hissi var. Bu bana bir tarif böyle etti. Ben bundan üçümü alacağım demeyin terk edin bunu. Unutun gitsin. Bir zata anlatılmış, bu da kıymetli bir kimseye. Demiş ki, oğlum sen akşam ne kadar yemek yedin ziyafette? Ben sayamam demiş. Belki yirmi çeşit yemek. Yirmi kabı hazmettin demiş, şu sözü mü hazmedemedin?
Belki kötülüğe iyilikle muamelede bulunun ve ya sümmü haccıdır, ya umresidir, ya düğündür, ya bir cenazedir vesair meselelerle bir seferden dönmüştür. Bir sebep olun, konuşuruz. Aman ha dervişlere, fakirlere, yoksunlara öyle kibirli hareket etmeyin. Ben onunla oturamam demeyin. Bir gün içerisinde en zenginiyken memleketin fakir olan var. Bu ada pazarında ekmek kuyruğuna giren fırında bir zat öyle diyor. Dün buranın en zenginiydin. Şimdi bakın ekmek kuyruğuna girdi. Yedinci olarak, aman ha, kendimizi beğenmek, üstünlük taslamak bunun için değil. Sırf Allah için girin bu yola buyuruyor. Sırf Allah için girin. Bağlandı, bendim, gidemem, gayriye deyin. Bağlandı, bendim, gidemem, gayriye. Bizim sağlam tutmamız etrafımızla sağlamlaştırmak gibi. Bir kişinin hidayeti, sağlam tutması, binleri arkasından sürükleyecektir.
Bir peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem görüyorsunuz, bütün dünyaya saçılıyor. Bütün dünyaya, emri İlahiyi duyuruyor. Kötülüklerden kaçındırıyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselam her yerde seviliyor. Bir Onun davet ettiği, açmış olduğu çığır, insanların kurtuluşuna vesile oluyor. Bir kişi. Medine'ye gelen iki kişi, Medine'de iman etmediği gibi bırakmıyor. Antakya'ya gelen havarilerden iki kişi, İsa Aleyhisselam'ın ifşad ve ıslah ile yakıp yanılıyordu. Böyle diyor azim. Böyle bir gayret. Böyle bir cemaat. Bu bizim güçlü olmamızla, bizim öncümüze katiyen leke getirmeden, bugün de konuşabilirsin deyip sevgiyle kucaklayıp muhafaza etmek, bu yolu korumak ve muhafaza etmek. Çünkü insanlığın kurtuluşu için çalışıyor. Aman ha kötülüğe gidilmesin, isyana gidilmesin, ne kadar güzel, evimizde güzel geçmiyorsun, etrafımızda güzel geçmiyorsun, ticaretimizde bir haksızlık olmaz, bu.
Şimdi kendi sırrımızı da koruyacağız. Başkasının sırrını da. Bize diyelim bir şey söylüyorum, muhafaza edeceğiz. Sonra sırrı faş etmeyeceğiz. Oraya buraya saçmayacağız. Bir iyilik gördüğümüz zaman onu yayacağız. Haliaten bundan istifade ediliyor. Hayırlı bir kimse diyeceğiz. Bir kötülük varsa onu da örteceğiz. Aman ha duydun mu şunu şöyle etmiş bunu bil. Bak bunlar bizi mahretti. Bunlar bizim kalp hayatımızı, ruh hayatımızı öldürdü. Bunlardan korunacağız. Ne lazım bize? Ne gereği var? Elden bize ne lazım? Gıybet etmeyin gözüm. Ağarsın iki yüzün, siyah yüzü sevmesin. Allah yoluna davette, Allah yoluna davette dünyevi hiçbir şey ibadetimizde, taatimizde, zikrimizde, fikrimizle, murakabimizle, gönlümüzün huzurunda dünyevi hiçbir şey bize mani olmayacak. Nasıl olacak? Ne bir ticaret, ne bir alışveriş Allah'ın zikrinden alıkoymayacak. El karı da gönül yerde. El karı da gönül yarda.
Çalışacağız, gayret göstereceğiz ama yar olan meblağdan hiç uzak olmayacağız. Çalışırken diyeceğiz ki rızkım helal olsun. İşte gönlün yardığımızı bu demektir. İmamlı münacat içerisinde, yalvarış ve yaraş içerisinde ona karşı acziyetimizi itiraf edeceğiz. Onuncu olarak Kime baksa ibretle bakacağız. Diyelim ki çok güzel, endamı güzel, yakışıklı bir genç. Allah'ım ne güzel göz, ne güzel kaş, ne güzel bir şekil lütfetmişsin diyeceğiz. Baktığımız her eşyada. Dağında da öyle, taşında da öyle, her şeyde öyle. Baharında da öyle, yazında da öyle. Bir ağaca baktığımızda bu meyve vermiş. Ben niye veremiyorum? Benim hala çocuklarım yanlış yollara gidiyor. Hiç etrafımda kimseye bir faydam olup da onları da ne olur, hayır bir yola sevk edebilseydim düşünceleri hasıl olacak. Faydalı ilim öğrenmek için çalışacağız. Müridin edebi, erkanı zühdündenden üstündür, ilahi bir edeptir o.
Marifetinde on tane madde halinde esası vardır, şartları vardır. Bu yolun edeplerine dikkat ederiz. Behçetü seniyye, adap Risalesi, vesaire. Dolu eserleri var. Bir kere kendimize hedef koyarız. İşte bu yaz müsaabeleri bitirelim. Mesela, bu yaz İslam Tarihini Asım Köksal hocamızdan bitirelim. Mesela bu yaz Fethu Rabbani'yi okuyalım. İmamı Rabbani Hazretlerinin Mektubat'ını okuyalım. Bu yaz, Ömer Nasuh Bilmen Hocamızın da olur vesair de olur. Misal olarak diyorum, İlmihal kitabı hal Kitabını bitirelim. Bu yaz Sahih-i Buhari'yi bitirelim. Müsned'i bitirelim. Tirmidiyi bitirelim. Bunun gibi. Böyle bir esas koyacağız. Yazı dışında diyelim, vakit Hep böyle bir hedef tayin edersek çok maluma sahip oluruz. Yani illa bir başkasına bakmayalım. Bu oturumlarımızda, oturmalarımızda son on dakikasını şey yapıyoruz ya, alışveriş yapıyoruz. Fikri alışveriş yapıyoruz. Gönül alışverişi de yaparsınız.
Bir araya geldiğimizde, ne yapalım bu kışta da nasıl geçirelim, nasıl bilelim? İşte içimizde Kuran bilmeyenler var onlara, onu öğretiriz. Ne diyerek bir hedef daim ederiz Allah'ın izniyle. Demek ki bu yolun edeplerini öğreniyoruz. Edepli oluyoruz. Elimizden dikkat geldiği kadar dikkatli oluyoruz. Dinimizin edeplerine dikkat ediyoruz. Farzlara, vaciplere, sünnetlere. Ehlullahın bize tarif etmiş olduğu hususlara çok dayanıklı ve çabalı oluyoruz. Elimizden geldiği kadar. İnsanlardan gelen eza ve cefaya tahammül ediyoruz. Bizi eza ettikleri zaman intikam hırsına girmiyoruz. Onları affediyor. Bağışlayıp gerçek gidiyoruz. Üstüne bir soğuk su içip bitiriyorsunuz. Bitiriyoruz. Üçüncü olarak riayet edeceğimiz husus bozuk, kalbi bozuk, edebi, ahlakı, olmayanlardan devamlı uzaklaşıyoruz. Cuma derdimizi mikrop ürkecek çünkü. O mikrobu ürkütmemeye, kötülük mikrobunu ona çalışıyoruz.
Hayırlı insanlarla oluyoruz. Günümüzü karıştıran, kafamızı karıştıran, hayatımızı bozan, kardeşlerimiz arasında sevgimize mani olan, bizi ölü pörçük haline getirmek isteyen zahiri ve batıni bütün fitnelerden de uzak oluyoruz. Aman ha diyoruz. Sıkı yapışalım, dikkat edelim Allah'ımızın emrine. Er-Rahim, Hıtmetü'l meşayih fibi's sıd ve lihlas, Çok samimi bir şekilde büyüklerimize hizmet içerisinde olacağız. Ve gönül olarak ve zahirlerinde muhabbet içerisinde, hizmet içerisinde, onların nasihatlerini dinleyeceğiz. El-Hamis İbadet ve taatten hiçbir gaflete düşmemek suretiyle, biz, gizli deve açıkta hep Rabbimizin bizi gördüğünü, bildiğini düşünerek taahhütlerimizi yapacağız. Altıncı olarak. Gücümüz yettiği nispette cömert oluyoruz. Bir başkasına kendimizi tercih etmiyoruz. Bir başkasını kendimize tercih ediyoruz.
Eshabı yedinci olarak, El-Hilmindel-galab, gazaba geldiğimiz zaman çok yumuşak bir tabiatlı olmaya çalışıyoruz. Hemen hiddet göster hiddet göstermiyoruz. Diğer her yerimizi değişiyoruz. Gazaptaysak, oturuyoruz, oturuyorsak, yanımız üzere yaşlanıyoruz. Geçmiyorsa abdest alıyoruz. Direk namaz kılıp, Allah'a yalvarıyoruz. İşlerimizde acele etmiyoruz. Bir şey mi denildi? Hemen acele. Bu böyle mi yaptı? Şöyle bilmiyoruz. Bir öğrenelim, bir bakalım. O üstadımız hakkında da olmuş, üstadına. Buyurmuşlar ki, bir gelsin, bir görüşelim. Geldiğinde, aynen kapı açar gibi kalbini açmışlar, kalp letaayipini. Mübarek ayaklarının sesini bile duymuşlar. Bütün letaayiplerini gezmiş. Sonra da Elhamdülillah, la yakafune levme tel laim, Kınayanın kınamasından çekinmeyin, çalışın Allah yolunda buyurmuşlar. Böyle acele etmemek. Nasıl ki bir demir dahi paslanırsa, onun haslandığı gibi kalpler de paslanır.
Zikrullah ile o pası atın. Allah'ınızı sabah ve akşam her an zikirli olmak suretiyle, sadakat ve samimiyetle kalbinizi nur edin. Dokuzuncu olarak. Güç, ibadetin güç şişleriyle. Sadece oruç değil, nafile olanlar da var. Pazartesi perşembe de var. Eyyam-ı bi'z de var. Her Arabi aydan onuncu, onuncu, on beşte var. Hazreti Davud'un orucu bir gün yiyor, bir gün iptal ediyor. Namaz kılınca, işrap da var, kuşlukta var, evvabin de var, gece namazı dediğimiz yaştan sonra kılınan. Bir de teheccüd namazı var. Böyle salatül havf var, salatü küsuf var. Bunun gibi. Husuf var, küsuf var. Bunlara dikkat edilir. Bütün insanlardan. Ve yeraninerse e alamin nefsi, insanları kendisinden üstün. Vela yeran nefse hayra min ahaddin, kendisini bir başkasından hayırlı görmüyor. Elhamdülillahi rabbil alemin.