Sami Efendimiz ve manevi Yolun Önderliği kaydında Kıymetli dostlar, değerli kardeşlerimiz, malumunuz üzere Mahmut Sami Ramazanoğlu Kudüs Esruh Sultanımızın vefatlarının senei devresi devriyesindeyiz. Senii devriyesinde muhterem müstahımız Ali Ramazan Dinç Efendi ile inşallah Sami Efendimizi konuşmaya gayret edeceğiz. Muhterem efendim, safhalar getirdiniz. Efendim, Sami Efendimiz…
Sami Efendimiz ve manevi Yolun Önderliği ne anlatıyor?
Sami Efendimiz ve manevi Yolun Önderliği kaydında Kıymetli dostlar, değerli kardeşlerimiz, malumunuz üzere Mahmut Sami Ramazanoğlu Kudüs Esruh Sultanımızın vefatlarının senei devresi devriyesindeyiz. Senii devriyesinde muhterem müstahımız Ali Ramazan Dinç Efendi ile inşallah Sami Efendimizi konuşmaya gayret edeceğiz. Muhterem efendim, safhalar getirdiniz. Efendim, Sami Efendimiz…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 15 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Kıymetli dostlar, değerli kardeşlerimiz, malumunuz üzere Mahmut Sami Ramazanoğlu Kudüs Esruh Sultanımızın vefatlarının senei devresi devriyesindeyiz. Senii devriyesinde muhterem müstahımız Ali Ramazan Dinç Efendi ile inşallah Sami Efendimizi konuşmaya gayret edeceğiz. Muhterem efendim, safhalar getirdiniz. Efendim, Sami Efendimiz ibadetlerin en faziletlisi Allah'ın dostlarına dostluk ve düşmanlarına düşmanlık etmektir buyuruyorlar. Günümüzde de iyicene akla kara birbirine karışmaya başladı. İnsanlar Kuran'dan konuştuklarını söylüyorlar ama böyle büyük zatlara, alimlere avamı düşman etmeye gayret ediyorlar. Ne buyurursunuz efendim? Sami efendimizi nasıl değerlendirmeliyiz? Başta bunları anlatabilmek için bir hoca kardeşimize diyorlar ki Sami Efendi hazretlerinden bize anlat. O da Kuran-ı Azimüşşan'ı getirin diyor. Onu ancak Allah'ın kitabında müttakilerin özelliği nedir?
Ebrar sınıfının vasfı nedir? Mukarrebun olan kullar kimlerdir? Onları ancak Allah'ın kitabında bilhassa Beyyine suresinin son ayetlerinde ifade edilebilir anlatılabilir Esamle radiyallahu anhüm ve radu anh onlar Allah kendilerinden celle celalühu kendileri de Rabbımızdan razı olan kimselerdir. Aslında başta kul Cenabı hakk'ın emrine razı olur, o rıza halini gören Mevla Celle Celalü ondan razı olur. Onların vasfı bu, Sonra irtihalleri hususunda Mevlana'mız buyuruyor ki bizi kabirlerde aramayın. Bizi aşıkların sadırında arayın. Bir kere onun mübarek cismi saadetini toprak bile yiyememiştir. Biliyorsunuz Medine-i Münevvere'de Cennetü'l Bakiye defnolunmuştur. Eyüp sırtlarında bir yer alalım dediler. Kendisine de bu haberi ulaştırınca buyurur ki herkesin gönlünün arzusunu verseler benim gönlüm Cennetül Baki'yi arzu ederdir.
Öyle de bir nimet ki efendimiz aleyhissalatü vesselamın mübarek ayaklarının kadem-i saadeti diyeyim. İster anlaşılsın ister anlaşılmasın. Kademi saadetinin altına defnolur. Nasıl defnolur? Çünkü Ali Kerem Allahu Aleyhi ve Sellem Efendimizin annesinin irtihalinde, aleyhissalatu vesselam Efendimiz annemin kabrini ısıtayım diye buyurur. Orada bir müddet bulunur, tam onun ayak hizasındadır. Aleyhisselatu vesselam Efendimizin, kademe saadetinin altına defnolunmuştur. Efendimiz Hazretlerinin irtihalinde Van'ın Erciş ilçesinde görev yapıyordum. Ani olarak hiç sebebini bilemem. Yahyalı'ya geldim. Gece yatarken şöyle kalbim böyle bir yandı ki o yanışı tarif edemiyorum. O sebeple kalbimi avucumun içerisine aldım ama yanıyor böyle. Tam o saat Cenabı Hakk'a kavuşmuşlar, dört buçuk suları gibi.
Hatta buyurmuşlar ki kendileri bir ağıt, bir Ferihadü figan diyemem onlar için bir gözyaşı ama böyle bir fevkalade, böyle alışılmışın dışında kendilerinde görülenin dışında bir hıçkırıklarla bir ağıt. Rabia annemiz Rahmetullah Aliya, efendim nedir bu üzüntünüz deyince görmedin mi geleni ya Rabia, efendim anca siz görürsünüz deyince Bilal-i Habeşi geldi. Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam bizi davet ediyor. Rabia buyur. Buyururlar ki Kuran dinlemek istiyorum. Hemen teybe basarlar.
Tekrar ifade buyurur Kuran dinlemek istiyorum anlarlar ki bir hafız istiyor canlı bir kimse hemen bir hafız bulurlar Kuran-ı Kerim dinler zaten mübarek hayatlarında da öyle Şam-ı Şerife hicretlerinde buyuruyorlar ki Kuran'ı iki rekatta bana kim hatmedecek Kuran-ı Azimüşanı şu aşka bakın şu muhabbete bakın artık her şeyiyle ruhlaşmış bir nur hikeli demek ifade hoşuma gitmiyor bir nur abidesi üstazı adimiz Kuran-ı Azimüşşan dinlemek istiyorum buyuruyor Getiriyorlar bir hafız şahit olun diyor Allah Allah O esnada da iç elbisesini, elbisesini içine girdirmeye çalışıyor açılır diye bu dış gömleği neyi değil iç iç elbisesini onu demekten hicap ederim Hep muhafazaya çalışıyor. Müstesna bir edep. Zaten son hastalığı müstesna ayaklarını uzatmamışlar. Kimse görmemiştir onun ayaklarını uzattığını. Beş defa Allah, Allah, Allah, Allah, Celle Celalühü der ve Rabbimize kavuşur.
Şimdi kabre götürürken arkadaşlarımız anlatıyorlar kabre götürürken öğüne diyorlar arı vızıltısı gibi sesler geliyordu doyamıyorduk diyorlar. O arı vızıltısı gibi gelen sese dayanamıyorduk. Sonra kabre indiriliyor. Onların kendisine mahsus bir kabir şekilleri var. Beş-altı senede bir de değiştiriyorlar üzerine yeni bir vefat eden olursa onu bırakıyorlar. Tabii bir böyle kefenin üzerine değil de o toprağın üzerine, o mezar kazıcılar açıp bakıyorlar, bir de ne görsünler mübarek cismi saadeti terü taze duruyor. Üzerine böyle kalın bir saç bırakmışlar ve derlermiş ki biz bu zatı biliyoruz diye. Sabah oldu, Konya'dan misafirler geldi. Üstadımız konuşuyor ama bir heyecanlı konuşma şekli var. Çok heyecanlı. Benim efendim Bayezid makamında benim efendim maruf-u kerhi Cüneyd-i Bağdadi diyor ama düşüyor böyle Sonra bu haber geldi. Kendilerine duyurmak çok güç. O Diazem iğnesi var rahatlatıcı.
Hiç kendisine haber verilmeden o iğne yapıldı. Ondan sonra torunları geldiler, dediler ki, hacı baba deden biraz rahatsızlaşmış. Haydi kızım şuradan dedi. Ondan sonra haber verilince bir tanesine dedi ki kağıdı kalemernel. Kılıç kınından sıyrılmıştır, Ruhaniyetine rabıta gideceğiz. Bütün görevli olan kim varsa hepsine duyurulsun. O kadar güzel bir önderlik yaptı ki bunu görünce Efendimiz aleyhissalatu vesselamın irtihalinde Sıddık-ı Azam'ın metaneti ve yol göstermesi o da bir beşerdi inneke meyyütün ve innehum meyyütün Onlar da sen de ahirete göçeceksin Ayet-i Celilesi ile bütün Ashab-ı Güzüğünü teskin etmiş ve yol göstermiştir Bir beşerdi, o da beşer olarak ahirete irtihal ettiler. Allah'ımız bakidir, ezeli ve ebedidir, Rabbimize, kulluğumuza dikkat eder riayet ederiz diyerek yol gösterdi. Çünkü diğer sahabelerde kendinden geçmeler, Hz.
Ömer Radıyallahu Anh Efendimiz kim Muhammed sallallahu teala ve sellem iftihar etti derse boyununu vururum Hz. Osman radiyallahu anh kupkuru kaldı böyle. Ali Kerim Aleyhi ve Sellem Efendimiz dilleri tutuldu Kimileri Medine'de artık oturamayız dediler. Bu müstesna bir sevgi ve muhabbetin eseri olarak hareketlere girdiler. Sıddık Azam kendisini topladı. Üstad-ı Ali'mizin o anda bu ifadeleri bize onu hatırlatıyor. Sonra Efendimiz buyurdular hayatında iken kılıcın kınında olduğu gibiydi. Şimdi kınından sıyrılan kılıç gibi ruhaniyeti daha tesirlidir. Ta ki, ta ki Efendimiz aleyhisselatu vesselamdan emir gelinceye kadar buyurdular. Şuna şahidim. Bir sabah kalktılar, Cennetül Müşahede de toplantı oldu buyurdular. Kendilerini devamlı gizliyorlardı. Buyurdular ki bu kadar ihvanı bize tevhidi buyurdular deyip bıraktılar. O günlerde Sami Efendimiz Hazretlerinin kabrini görüyorum gece.
Yalnız Nur kabir tamamen Nur. Fakat Sami efendimizi üzgün gördüm buyurdular ki Hasan Efendi'yi tanımadılar. Hasan Efendi'yi bilemediler. Yani onu yerine tayin buyurduğunu işaret ediyor. Kalktım, kalktım. Üstadımızın böyle istirahat hanelerine ayak ucunda oturuyorum anlatacağım ama içimde öyle bir ateş var ki anlatamıyorum. Sadece şu kısmını diyebildim sizi tanıyamadılar dedim ama içim durmuyor elimi yüzüme kapadım. Tabii hüngür hüngür ağlıyorum tahammül edemiyorum anladılar onlar demeden Rabbimizin lütuf'ın lütuf ve keremi ile o hadise içimizde bir yara böyle gezer dolaşırdım günler de geçmesine rağmen böyle az bir gülme gibi bir hallolursa hemen içime dönerdim. Ne yapıyorsun diye böyle içimden sanki bir ses sevinecek zaman mı derecesine bir ateş içimize girdi. Bir mahzuniyet yani alem gitmiş gibi oldu.
Çünkü bize daha çocukluğumuzda onu anlatıyordu çocukluğumuzda üstadımız hazretleri hep Sami Efendimizden Onun için o bizim rüyalarımıza giriyordu. Bir gün hep rüya olacak demeyelim de bu bir aşktır, bir muhabbettir, bu bir sevgidir. Daha çocuk sayılırım evimizin önüne gelmişler uzanıyorlar. Orada da böyle büyük büyük taşlar var. Mübarek ayağını taşın birisine koymuş. Onun mübarek ayağı temas etti diye taş aldım öptüm. Ondan sonra mübarek ayaklarını ağzıma doğru uzattılar. Böyle görüyordum ve kendileri götürüyorlardı zaten. Daha ilkokulu bitirmiştim. Allah Allah Geldik huzur-u adilerine. Böyle yanında oturuyorum. Diğer tarafta üstadımız hazretleri, Haccasın Efendimiz, Kuddise Allahüu Sırrı. Orada bir şeyi çok taaccup ediyorum.
Bizim şekerimizi Sami efendimizin hırkasının altına koydu bunu mükerreren yaptılar Tabi binemeyiz evliyaullahın kendine mahsus halleri orada Miraç hadisesinden ve daha çok o gün Efendimizin veladeti idi. Ondan konuşuyorlar. Tam bir yere geldi. O Yunus Emre'nin ilahileri işte ıssız koyup gittiler beşik içinde diye, tam söyleyemem de, o Server ağlattılar, sır var kundak içinde diye bu mivalde. Bunu ilahi şeklinde okudular, dinlediler, namazlar kılındı. Daha sonra üstadımız dedi ki efendim dedi devrin fitnesinden korkuyorum, yavruma bir ders verseniz. Şöyle bir baktılar buyurdular ki parmaklarının uç kısmını göstererek az bir ders olsun. Üstadımız bir orantı yaptı. İşte büyüklere yüz on bir ders verilince bu nereye tekabül eder? İşte ancak on bir istiğfar, on bir tehdit, on bir sallallahu aleyhi ve sellem aldı.
Ruhaniyetlerinin öyle faydasını gördük ki biiznillahi teala bizim arkadaşlardan biri aldı, Niğde tarafına götürdü bizi. Onlar konuşuyorlar. Konuşurken böyle tatsız kelamlar edildi. Edildi. Yalnız orada bulunuyorum, o tatsız kelamların edildiği yerdeyim. Fakat mahzun oldum tabii. Gece Sami Efendimiz hazretleri sandalyede oturuyor. Biz az bir geri tarafta mübarek kaşları çatılmış vaziyette baktılar. Eyvah dedim hata ettik. Bunu unutamam. Daha unutamadığım çok. Hep kendimizden mi anlatmış oluruz? Ne yaparız? İnsan böyle bir sultandan konuşunca bunlar dile geliyor. Beşinci sınıftayım İmam Hatip'te, Kayseri'de. Bu sene dedim direkt geçsek. Yaylalarımız, nelerimiz var oralarda bulunsak diyorum. Yanımda bir arkadaşımız var beraber oturduğumuz dedi ki seni Acarsen Efendimiz istiyor. Dedim ki daha hafta içi nasıl gideceğiz. Böyle gördüm bizi. Valilikten bir soğuk tatili çıktı.
Ta sıfırın altında otuza yaklaşıyordu günlerde. Öyle dediler. Çok soğuk olduğu bir zaman. Yani bu kadar bu Erzurum'da neden olur otuz beş derece ne, Kayseri'de de öyle bir soğuk. İki gün mü tatil oldu. Üstadımızın huzuruna vardım. Buyurdular ki evladım seni bekliyorum. Bu gece Sami Efendimiz'le görüşüldü. Evladımız sınıfını geçecek üzülmesin diyor. Bu ne büyük bir alaka, ne büyük bir münasebet. Böyle olur da nasıl unutabilirim, nasıl unutabilirim? Hep onunla yaşadık, onunla nefes aldık biiznillahi teala. Unutamıyorum. Okul dönemi geldim. Bizim ikmalimizi soruyor. Şimdi bütünleme ne diyorlar? Finale kalma vesaire. Bizim zamanımızda öyleydi. İkmalin ne zaman dedi, haziran ayında mı? Gerçekten de öyleydi. Haziran ayında imtihana gideceğiz. Onu fırsat bilerek şunu söyledi. Dedi, okulu bitirince ne yapacaksın? Bir de etraftan duyuyordum işte Şam-ı Şerif de okunuyor, Mısır da okunuyor.
Bunu arz edince buyurdular ki bizim Abdullah işler, Abdullah Soyak okudular ama bir hoşnutluğunu hoşnutsuzluğunu ifade eden bir beyan gördüm kendilerine. Bizim dedi yakınımızdan birisiyle istişare edin onunla da istişare damatlarıyla istişare Ashab-ı Suffe'de oldu. Fakat Sami Efendimiz Hazretlerinin mübarek dilinden yüksek İslam enstitüsü diye duydum Şimdi geldim huzuruna buyurdular ki Marifetullahı tahsil için okuyalım Marifetullahı tahsil hiç bilmiyorum anlamıyorum ama bir velinin kelamı sanki sadra yazılmış gibi hiç hatırımdan çıkmıyor marifetullah ta yıllar sonrası anladım ki Cenabı Hakk'ı tanımak için okuyun diyor üstadımız Hazretleri bize Sami Efendimiz Hazretleri daha ilkokula yeni girdim sayılır. Dokuz yüz altmış beşte Yeşilhisar içmecesine geldiler. Çadırlar kuruldu. Diyorlar ki İstanbul'dan Hasan Efendi'ye haber gönderelim. Efendimiz için ayrı bir çadır.
Sonra istirahat yerleri ve ihtiyaç için olan mekanlar tespit edilsin. Sami Efendimiz Hazretleri buyuruyorlar ki sen Hasan efendiye doyurun yeter. O bizim için gerekli ne ise onu yaparlar. Buna çok sevinirlerdi. Biz orada oturuyoruz. Böyle çadırın içerisinde teşrif buyuracaklar. Hacasın Efendimiz şunu anlattı. Bir bal tuluğu düşünün. Eski tabirle. Bunu nasıl diyebiliriz ki Tulu en güzeli. Bir bal tuluğu, bir bal tuluğu düşünün içerisi olduğu gibi bal bazen de dışına sızıntılar hasıl olmuş. Efendimiz Hazretlerinin dediği gönül alemi tamamen nurdur. Allah'ın aşkı, feyzi, muhabbeti ve tecellileri ile doludur. Biz dışına ancak sızanlardan istifade edebiliyoruz, onu görüyoruz diye tarif etti.
Çocukluğumdan anlattığım bu daha konuştular Sami Efendimiz hazretleri geldiler gelince üstadımızın, Sami efendimizin mübarek koluna girişip çok müstesna idi Efendim, sizi özledik, efendim, sizi göresimiz geldi diyor ama bu hatırıma ne ilave mecnun başka ne olacak içeriye çadıra girdiler ihvanın durumu da çok zayıftı kimileri dağdan geliyorlar paraları yok arabaya otobüse para verecek durumları müsait değil. Geldiler onları da etrafına aldılar fakat içimde bir ateş yanıyor onu tarif edemem. Öyle bir ateş ki bunu söndürmemiz gerekir yoksa yakacak o ateş. Hatırıma mübarek Lani Nalin-i Şerifleri geldi.
Baktım orada giymiş oldukları yaz gününde olduğu için böyle bir terlik diyoruz ya onu aldım kimsenin görmediği yere gittim üzerine yattım onu böyle kedi olur da böyle yalar onun gibi yalıyorum durduramıyorum içimi durduramıyorum kendilerine orada hizmetin bir kısmı elhamdülillah bize düştü çocuk olduğum için yoksa yapılmaz. Tabii sıkça dışarı çıkılıyor kalktığı zaman minderinin üzerine böyle yüzümü gözümü sürüyorum. Bilmiyorum, kendimden geçmişim. Sonra onun çorabını ayarlıyorlar. Öğrendim, onu da yapmaya başladım bir iznle. Onun ihtiyaç yerine ibriği götürüyorum. Üstadımız dedi aman ha geriden takip et. Yakında bulunan. Çok geriden. Çıkacağı zaman koşuyorum alıyorum alırken şöyle bir nazar ettiğini unutamıyorum sonra mübarek Efendimiz sıkça dışarı çıkılan bir yer şifalı sulardan için Her defasında kimse öyle abdest alacağını zannetmiyorum. Abdest alıyor ama abdest de tastamam alıyor.
Göze su içirmeyi orada gördüm. Böyle son zamanlarda fıkıh kitaplarını gözlerinize su içirin diye yüzlerini yıkadıktan sonra şehadet parmağı ile baş parmağı arasına böyle suyu alınca gözlerinin çukurlarını böyle yokluyorlar zaten can yok ki can var da bir deri bir kemik üstadımız hazretleri çadırda kalmak istemişler üstadımız hemen emretti dedi. Efendim yatacak temelden merdivenin aşağısından yukarısına kadar tertemiz edeceksiniz şimdiki gibi imkanlar olmadığı için yatağın yüzü tamamen çıkarılacak yorgan, yaz günü zaten günde uzun tertemiz yıkanacak koruduktan sonra takılacak, efendimiz rahat edecek diyor yatıyorum. Biraz da ev mesafeni yine içim durmuyor. Dedim ki efendimizin kapısına varayım yattığı yere.
Kapısının eşiğine oturuyor dış kapı tabi iç kapı neyim orada bekleyeyim dedim ve sonra kendileri geldi sizlerden istirham ediyorum Cenabı Hak bu muhabbetimizi daim ve kaim eylesin Üstadımızın orada hep sohbetlerini gördüm. Beş esası her zaman sıralıyorlardı. Bir ömür belki bu sohbeti yaptılar. Torunlarının sevgi ve muhabbetle yad ettiğimiz Mahmut Sami Ramazanoğlu torunları Mahmut Sami Kirazdı Kirazoğlu. İlk anda Kirazlı deniyordu. Sonra Kirazoğlu diye şey yaptılar. Onun düğününde oturdular. Üstadımız Hazretlerinin ulemaya çok muhabbeti vardı. Erenköy'nde Abdullah Develi olur. Dedemin arkadaşlarından müderiz. Onu ziyaret etti şimdiki gibi telefonlar neler yok. Orada ziyaret esnasında ikindi namazından sonra olacak birden buyurdular ki Efendimiz Hazretleri bizi istiyor Halbuki ne telefon var ne bir şey var Meğer, Sami Efendimiz Hazretleri orada sohbete başlamışlar Sohbete başlamışlar.
Üste Azalimiz gelince istiğfar edildi yanına alındı. Sonra biz de oturduk. Böyle seçkin kimselerdi. Orada bir hadise anlattı. Bir kul huzur-u ilahiye geliyor amelleri veznoluyor, tartılıyor, bir amele ihtiyacı kalıyor. Cenabı hak o amelin bulunması için kendisine müsaade buyuruyor. Git o ameli bul. Anasına varıyor vermiyor babasına varıyor, diğerlerine varıyor vermiyor hepsi bizim kendimize yeter bir derdimiz var diyorlar. Rabbimizin huzuruna mahcup bir şekilde gelince Halıkımız Celle Celalühu, senin Allah için bir dostun da mı yok? Böyle bunu ifade ederken ağlamaklı bir şekilde söyledi. Senin Allah için bir dostun da mı yok deyince bunu dirilmez bir dostunu hatırlıyor dedi. Cemaat o anda karıştı. Herkes ayağa kalktı kimseyi bilmiyorum, şu içim bulgur kaynıyor gibi derler Gözümden yaş, nasıl tarif edeyim yağmurlar gibi yaş akıyor.
Üstad Alimizi gördüm duvara dayanmış böyle hu diyor ama nasıl meğer teveccühte bulunmuşlar nasıl unutalım bu sultanımızı biz orada üstadımız dedi ki ah bir teyp olsaydı ömründe yapmış olduğu sanki sohbetin özeti gibiydi diye şunu ifade ettiler. Insanın kalbinin ıslahı, irşadı manevi hastalıklardan kurtulması beş şeye bağlıdır Gratü'l-gurani bit tedebbür manasını anlayarak onu hayata geçirmek suretiyle aşkı ve muhabbetle Kuran-ı Azimüşşan'ı huzur ve huşu içerisinde okumak, gıyamul leyl, gece namaz kılmak, mücalesetüz salihin, salihlerle olmak, halevül batın mideyi fazla doldurmamak ettadar runde seher seherlerde Rabbimize yalvarmak sohbetlerini yaptılar sonra üstadımız bir şey söyledi bize oğlum dedi. Efendimiz Hazretleri bir hadiseyi anlatırken, o da duygu içimde vardı. Böyle mahşeri anlattın mı mahşerdeyim zannediyorsun. Ahireti anlatsa ahiretteyim zannediyorsun.
Mizanı anlatsa mizandayım. Sanki insana oraları yaşatır gibi buyurdular ki nereye anlatırsa o alemi de insana yaşatır diye. Sonra oğlum dedi nasıl gördün efendimizi. Tabii sükut ettim bizim görmemiz ne olacak ki biz ne görebiliriz? Gönderiyi derler. Bazen böyle koyunlar yüzülür, gerisinde bazen bıçak kaçığı olur.
Kuruduğu zaman bura büyük bir delik gibi bizimki ancak öyle bir çam budağı gibi o göz yok ki haber verebilelim kendileri kendileri buyurdular ki Efendimiz muazzam bir kürsünün üzerinde, muazzam bir kürsünün üzerinde, üzerinde de bir hil'at var, letaiflerinden de Moğollar fışkırıyor diye haber verirler Efendimiz Hazretleri, Sonra Buraya geldiğimizde Erenköy'e Adana'dan hemşehrileri olan Abdulkadir Efendi'nin evindeyiz Orada Sami Efendi Hazretleri'nden konuşuluyor Abdülkadir Efendi dedi ki Efendim daha doğmadan önce kapıya bir yoksul gelir bir şey verilmesi icap eder diye içten bir şeyler getirir der Ben hayır toplayıcılardan değilim yalnız anne Ümmü Gülsüm annemiz sizin batnınızdaki yavru zamanın kutbul aktabıdır aman ha şüpheli bir taam yemeyin Doğduktan sonra tekrar gelirler. Derler ki ismini Mahmut Sami koyacaksınız.
O anda o Abdülkadir Efendi dedi ki, bu Sami Efendimiz'le yolculuk yaparken bunu konuşmuşlar.
Abdülkadir, sul ayağı kemiği üzerinde de bir lira büyüklüğünde işaret var diye onu da ifade ettiler kendileri Zaten Esad Erbili Hazretleri'nin dergahında müstesna kendileri hukuk fakültesini bitirmişler hukuk fakültesini bitirmişler o zamanki ismiyle Darülfünür Haydar Paşa istasyonuna gelmiş Haydar Paşa istasyonunda iken Esadi Erbili Hazretleri dergahta yedilerden Ali Efendi'yi gönderir Ali Efendi, Haydar Paşa istasyonunda Mahmut Sami adında şu eşkalde şu biçimde bir evladımız var onu dergaha getir Kendileri de babalarına telgraf çekmişler Baba, arıyorum diye Sami Efendimiz Hazretleri gelir, o kadar kalabalığın içerisinde aramaya gerek yok bakar ki bir delikanlı nur gibi onların içerisinde haliyle durumuyla duruşuyla bakışıyla her şeyiyle müstesna Selamün aleyküm evladım Sami'dir Hiç tanışma yok evladım seni bir yere götürsek razı olur musun? Baş nedir?
O telgraf, telefon her şeyi unutur. İrgaha gelirler Es'adi El-Bina Hazretleri ilmiye sınıfına ait bir elbise giydirirler ve kendisine bir teveccühle bütün ilimlerde bahir olur, deniz olur Allah'ın izniyle. Sonra üç hizmet veriyoruz size, der. Bir, hastalara bakacaksın. Bir bey çocuğu Sami Efendi Hazretleri, Ramazanoğullarını. Ondan sonra kitabını bir başkaları taşıyor. İkinci olarak, dergahı sen süpüreceksin. Yatakları sen kaldıracaksın. Hazır diyeceksin Efendimiz Hazretleri bunlara hep riayet eder Hele alay müftüsü İbrahim Efendi var bunun yanında Cide müftüsü Hüseyin Efendi O artık yatağa bağlı bir hayat başlar. Esad Erbili Hazretleri etrafı ile bir istişare eder. Ne yapalım derler. Ne yapalım? Bunu memleketine mi gönderelim?
Hastahaneye mi kaldıralım burada mı kalsın nasıl olsun derken Sami efendi hazretleri der ki efendim bu hizmeti bize lütfedin ihsan edin ben bakarım altından alacak kadar hizmetini yapar bir gün Es'ad-i Elbili Hazretleri Kavsil-i Azam'dır Hüseyin Efendi Hazretleri Arafat'ta irtihal eder eli duada vakfedeyken Es'adi El-Bina Hazretleri duyunca bir saat kadar düşünür kalır büyük bir değer Hüseyin Efendi nasılsınız deyince efendim ben ne hastalıktan kurtulmak istiyorum ne de Sam Efendi hizmetten ayrılmak istiyor, on sekiz ay kadar Allahu alem hizmetinde bulunur yani kolayına bu nimet, bahşiş bulunmuyor her nimet bir bedel karşılığıdır müstesna haliyle durumuyla ve sonra Dergah-ı Esada gelen, Kaddesallahu ve Sellem mektupları da Sami Efendi Hazretleri okuyor Bir mektup gelir Cide müftüsü Hüseyin Efendi Hazretleri'nden Gavsil-i Azam'dır mektubun bir yerine gelince ağlamaya başlar Oku evladım Sami Bizim hadiseden haberimiz var, oku Hadise şu aleyhissalatü vesselam Efendimizin huzurunda peygamberimiz buyururlar ki sallallahu teala aleyhi ve sellem ben Sami Ramazan oğlunu vekil olarak tayin buyuruyor şahit misin Hüseyin Efendi deyince, gövdemi basarım Ya Rasulallah onun sadakatine gövdemi basarım Eshadı Erbili Hazretleri de Ya Rasulallah ehildir gelişi öyle boşuna değil böyle olmasına rağmen Es'adi Erbili Hazretleri'nden sonra kendisini gizler tabi haber verilir söylenir daha bana rabıta yapın dememiştir bunu hayali Hasan Efendi'den sorarsınız Adana'da Hasan Efendi'den sorarsınız nasıl bir haya nasıl bir edep nasıl anlatalım?
Şimdi böyle bir kimseyi hep hatırıma Abdullah bin Revaha efendimizin şairi gelir. Ne kadar diyor Resulullah'tan sallallahu teala aleyhi ve sellem anlatılsa eksik kalır. Biz neyi söylesek yanlış söyleriz? Çünkü her nefes bir derece bir nimet, bir ikrama mazhar. Kalbi Cenabı Hakk'a çekilmiş bu aşıkların bir nefeslik taatine insanların ve cinlerin ameli kadar mükafat veriliyor. Nasıl ölçülür? Nasıl tartılır? Mümkün mü? Şimdi bizim gibi insan hali şu bazı odunları tartan alet var. Tartı aleti. O tartı aleti, altunları tartamaz. Onu kim tartar? Sarraf'ı tartar. Bunun için ricalü'l-gayib'dan, hala demekten çekinirim. Mübarek bir insan huzuruna gelir ona derler ki Ahmet ismim Ahmet Efendi bizi tanımıyorlar Ahmet Efendi bizi tanımıyorlar ancak tanıyanları o bezde tarağı olan kimselerdir. Şimdi bak internet kullanıyoruz bazı sahifelere gireceğiz nasıl gireceğiz şifresiyle gireceğiz.
Şimdi zaten bu harp sanayinde de biliyorsunuz hep şifreli onların velayet şifresini girmedikçe onu anlamak mümkün değildir. Biz Zahirini görüyoruz. Zahirini gördüğümüze zaten tahammül edemiyoruz biz Efendimiz Hazretlerinin Nizih bir kimse İtikadı Sahih, itikatta ehli sünnet ve cemaat görüşü üzere ve bunda hiçbir taviz vermeyen Efendimiz Hazretleri imanın altı esasında öyle bir kavi, öyle bir güçlü ki onun artık kemikleri de bütün zerratına işlemiştir. Iman abidesi, İslam abidesi, Kuran'ın canlı şahidi olan Üstadımız Hazretleri ibadet ve taatinde ihlas var, ihsan var, takva var sonra bakıyoruz ahlakı ahlakı Muhammediye Pakistan'da Muhammed Hamidullah biliyorsunuz Profesör değişik ülkelerde kürsü olan bizzat İstanbul'a geldiğinde üstadımızı da görüştürelim diyorlar Sami efendimiz Hazretleri ile. Acaba onun hakkında ne diyecek bir dinleyelim.
Görüşür ayrıldıktan sonra Efendim nasıl buldunuz Resulullah'ın bir ümmetini gördüm der son zamanlarda Mahir is hocamız rahmetullahi aleyh görüştüğünde der ki devri Osmanî'den beri çok insan gördük ama bu Hz. Sami Kemal edip Kürkçüoğlu nedir? O da, yoksullara imda deri, düşkünlere hami Tevhid-i Hüda rehberi bir zatı girami hayrul halef-i esadi dergah-i kelamı, fakrul urafa, Bedri kafa, Hz. İsa düsturu zaman mefkar-ı ali Ramazandır Didarı Muhammed Ruhi pakinde uyandır siması siması bir ayineyi envar-ı cihandır Ey can kulak aç Onda beyan, Özge beyandır Hayrulu halefi esadi Dergah-i Kelami, Fahrul Urafa, Bedri Kafa, Hz. Sami Devletli veli Hz. Halid'den el almış irşadını manendi ziya her yana salmış, efradı vatan, berzah-ı fetrette bunalmış, ümmidi reha, bir nazarı feyzine kalmış hayrulu halefi es'ad-ı Dergihi Kelami Fahrul Urafa Bedri Haffa Hz.
Sami Hem haleti peygamberi zişan harekatı vermekte tarik ehline tahkik beratı geçmektedir Allah'a ibadetli hayatı Bezminde tadar gamzedeler alb-ı fıratı Hayrul halef-i esadı dergah-ı Kelami Kelami Fakrul Urafa, Bedri Kafa, Hz. İsa şurası çok müstesnadır elbette bırakır böyle bir er, böyle halife Böyle birer Es'adi Erbili Hazretleri anca böyle bir halife bırakır Ashab kadar hadim olur şer'i Şerife, her sohbeti bir züpte-i ahkamı münife Sorsan kime mazhardır O der ismi latife Hayrul halefi esadi Dergah-i Kelami Kelami Fakrul urafa Bedri Kafa Hz. Sami etmiş ona hak paye-i irfanı emanet Sermayeyi pir kıymeti imanı emanet Ahmed Ağa etmiş ona yaranı emanet Kılmaz mı erenler güher kan-ı emanet Hayrul halef I esadi dergah-i kelami Fahrul Urafa Bedri Haffa Hz. Sami bitmez burada çok şiirler var mesela biz bunu ezberimizdeydi ey ya Hz.
Sami meselsin mürüvvette eller damenindedir dünyada ahirette Sen Halifetullah'sın Zilullahi fil-arzsın yani ki sen Sultansın seririm Muhammed'de. Sehmi vilayetinden irs aldığın bilirim. Hem sehmi nübüvvetten tac-ı dersin ümmette, mahrem-i likay-ı zat, mazhar cümle sıfat, nakleder cemi rüvat, babullahsın hilkatte, bir kolun Nakşibendi, diğer kolun geylani, enfüs ile afakı cem eyledim sirette, yaşayan sünnetullah, bir mabedi aşkullah, mürşid-i esrar sensin ittiba-ı sünnette sehabı zaman içre setreyledin yüzünü Bedri Hafa olduğun müsellemdir elbette Şefkatte bir güneşsin, sehavette nehr-ü Nil leyli yelda-yı asır setr ile uhuvvette gönlümdeki ummanlar, huruşan da sükunda cidarı kalbe vurur, mevceleri halvette, sıddık cehre oldur, Baha-i behre oldur, Dehre halidi oldur, Ahmedidir halvette.
Letaif-i aşere, nefv-ü ispata derken murakabata davran kutbunla ünsiyette, keşfine kerametin, esrar-ı marifetin muntazır fermanına kullarındır elbette, açılan cennet gibi, saçılan rahmet gibi, pest ile bala bütün raks ederek hizmette, eller elin alanda, yoluna dilverende, gedalar şah olupdur meydan-ı muhabbette, kemal kameti bağlasına, himmeti velasına, ruhu muallasına kerrubiyun hayrette atomdaki gizli kudret tohumdaki kuvvesin gökte şimşek girdesel düşmana cellat ette kulya hassen ve ruhhimak buyurdun Nebi ol sebepten vecd ile cüşelerim sohbette Cenabı Hak şefaatlerine mazhar olsun üstadımızın onun hakkındaki şiirleri neleri malumunuzdur. İnşallah yeri geldiğinde anlatır.
Kaynak: Genel
Sami Efendimiz ve manevi Yolun Önderliği | Mihmandar