Sami Efendimiz ve Hadis-i Şeriflerin Manevi… | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Sami Efendimiz ve Hadis-i Şeriflerin Manevi Gücü
Sami Efendimiz ve Hadis-i Şeriflerin Manevi Gücü kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Efendi. Esadi erbili gatta salallahu sürre üç tarzımızın, kenzul irfan diye bin bir hadis-i şerif. Buradan okuyacağım, yalnız eğer imkanı olan varsa şöyle okuyabilen, anlayabilen, daha hafızası sağlam olan, buradan Hadis-i Şerifler ezberlenir. Ezberlememiz de lazım eğer ezberleme durumumuz varsa. Çünkü Nebi-i…
Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Efendi. Esadi erbili gatta salallahu sürre üç tarzımızın, kenzul irfan diye bin bir hadis-i şerif. Buradan okuyacağım, yalnız eğer imkanı olan varsa şöyle okuyabilen, anlayabilen, daha hafızası sağlam olan, buradan Hadis-i Şerifler ezberlenir. Ezberlememiz de lazım eğer ezberleme durumumuz varsa. Çünkü Nebi-i Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimizin sözleri bu. Çok faydalanırız, istifade ederiz mübarek sözlerinden. Sami Efendimizin kelime-i muhteremeleri evlerinde levhalar var, anlatıldığına göre. Bu levhaların benim üzerimde hakkı var diye her gün levhaları bir okurmuş. Mutlaka o levhalarda ne yazacak? Allahu alem, resul hikmeti, maafetullah. Hikmetin başı Allah korkusudur, bunun gibi. Onu her gün okur geçermiş. Bu eserleri boşuna yazmadılar, çok kıymetli. Hiç unutmadığımız bir husus, müsahabe bir yeni çıkmıştı, yeni çıktı.
Hane-i Saadetlerinde, Samet Efendi Hazretlerinin bahçelerinde bir masa var. Orada hep yazıyla meşguldü, yazıyordu böyle. Meğer o zaman makbul değildi eserler, yazıyorlar, etrafa gönderiyorlar. Orada tab olunuyor, yazılıyor. Bir başka yere gönderiyorlar. Bu tarz daha iyiydi. Meğer üstadımıza hazırlıyormuş o eseri, hazırladılar. O kitabı aldı, hazırlamış olduğu defteri. Düşme koydular. İşte muhafaza et diye. Damadının da bir yazıhanesi var. O da mühendis. Böyle Kufi yazılar, neler, onlarla da meşgul. Orada biz daha yeni okula girdik. Şu yazıyı bir oku dedi. Türkçe değil. Şimdi Arapça, Arabi harflerle yazılmış. Öyle düz yazı da değil. Kufi yazı. Allah'ımızın lütfu keremi, üstadımızın himmeti, okudum o yazıyı. Allah Allah dedi. Öyle deyince üstadımız buyurdular ki Ömer, çocukla değil sır. Sır, düşündeki o Sami Efendi Hazretleri'nin, Kaddeseallahu Sırra yazmış olduğu eserdedir buyurdu.
Onu yazdılar. Buraya gönderdiler. Burada Hasan hocamız Rahmetullah Ali güzel de yazısı vardı onun babasından beri, Hafız Veli hocadan beri, güzel hat var onlarda yazı. Yazdılar. Üstadımız Sami Efendimizin eserinin bizde kalmasını istedi, mübarek el yazılarının. İşte Hasan Hoca'nın yazmış olduğu defteri gönderdiler. Defter tekrar geldi. Baktık ki öğüne hatalar görmüşler yazıda, hayret. Hani Efendimiz Hazretleri her yönden mükemmel bir mürşid-i kamil. Bir müsvedde o yazıları hazırlamak için defterini gönderdiler. İnanın açtığımız zaman Evliyaullah'ın eseri olduğu için o mübarek parmaklarıyla işte Allah'ımıza onlar nafilelerle yaklaşır, gören gözü işten kulağı kavralayan eli yürüyen ayağı olurum buyuruluyor. O elle yazdıkları için bir pis geliyor insana, bir aşk geliyor, bir muhabbet geliyor. Yazısından bile. Bir tanesi eser hazırlamış, tasavvufa dair eser hazırlamış.
Sami Efendimiz ve Hadis-i Şeriflerin Manevi Gücü ne anlatıyor?
Sami Efendimiz ve Hadis-i Şeriflerin Manevi Gücü kaydında Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Efendi. Esadi erbili gatta salallahu sürre üç tarzımızın, kenzul irfan diye bin bir hadis-i şerif. Buradan okuyacağım, yalnız eğer imkanı olan varsa şöyle okuyabilen, anlayabilen, daha hafızası sağlam olan, buradan Hadis-i Şerifler ezberlenir. Ezberlememiz de lazım eğer ezberleme durumumuz varsa. Çünkü Nebi-i…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 11 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Efendi Hazretleri buyurmuşlar ki bu eseri okumayı, gaflet meydana gelir. Halbuki tasavvufa ait çok güzel müderris olan bir zat eser hazırlamış. Bu eseri okumayı, bu eserden size gaflet hali arız olur. Sebebi gafletle yazıldı buyurmuş. Kendileri bambaşka tabir. Hane-i Saadetlerinde kendileri Medine-i Münevvere'ye hicret etmişlerdi. Evlerini öğrencilere vermişler. Biz de davet ettiler. Biz o hanenin burada her şeyi anlatamam, çok muhabbetlisiyiz. İçeri girdik, bir de kitapları var dediler. Kitaplarını görelim dedik. Böyle küçük bir dolap kapağını açtı. Yıllar geçmesine rağmen, kesin bilemiyorum bir yıl mı geçti altı ay mı, O eserlerden bir güzel koku geldi. Eserden koku geliyor. O mübarek ellerinin dokunduğu eserin bile, eserdeki koku bile geçmemiş. Geçen Üstad-ı Ali'mizin bir nur defteriydi. Ondaki kokuyu bir kardeşimize gösterdim. Tabii insan durup kalıyor.
Dedem Şeyh Mustafa Hulusi KaddeSallallahu Sırrı hazretleri Es'ade Erbili Hazretleri ile görüşmüşler. Üç ay mübarek elinden, eline temas eden o güzel koku geçmemiş, üç ay. Yani şimdi bir esans kullanıyoruz ve sünnettir tabii. Dünykanızdan üç şey bana sevdirildi. Güzel koku, helal kadın ve gözümün nuru namaz. Şimdi hakiki gül diyorlar, biz bunu kullanıyoruz ve kullanırken de sallallahü selam okumamızda fayda var, sallallahu teala aleyhi ve sellem Efendimize sallallahü selam getirir, o zaman kokar ve gül esansını çok tercih edilir. Bu hakiki kullanıyoruz, yalnız çok sürmüyorum. Şöyle on beş dakika sonra kayboluyor bu. Fakat o ellerinden gelen koku öyle bir esanslı değil. Üç ay kadar devam ediyor. Acaba bu nedir? Nereden geliyor? Nereden gelecek? Halktan geliyor. Ne kadar Mevla'ya aşık muhabbetlilerse ondan oluyor. Bir toprak çok güzel kokarmış, toprak çok güzel kokarmış.
Demişler toprak sendeki bu güzel koku nedir? Diğer topraklar da var, onlardan hiçbir koku gelmiyor. Nedir bu sendeki güzel koku? Gül ile hemdem oldum demiş. Gül ile arkadaş oldum. Nebi Ekrem Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz buyuruyor. İyi insanlarla bir araya gelmekle, niyeti bozuk insanlarla bir araya gelmeye misal veriyor. Efendimiz aleyhissalatu vesselam. Niyeti bozuk, sözü bozuk, fiili bozuk, kimseyle bir araya gelmek, mesela fikri bozuk. Bir söz söyle, yahu benim kalbim arı, duru, temizdi, beynim berraktı. Ne oldu bu adam? Bir söz söyledi beni allak bullak etti deriz mesela. Bir söz söyledi. Onu vebal içinde zehir gibi verir. Bal içinde zehir. Biz onu çok seviyoruz da, biz ona çok muhabbet ediyoruz da, bu yolun tabi biz evladıyız. Ne gördüysek oradan gördük, bilmem filan ama arıya bir sıkıştırıp bir şey Niyeti bozuk, dili bozuk, hareketi bozuk.
Böyle bir kimseyle bir araya gelindiği zaman buyuruyor, Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz, demirci körüğü gibi. Şimdiki zamanı düşünmeyelim, eski zaman körüğün artık örsün üzerinde mi diyelim, nasıl tarif edilirse bir ateşte harıl harıl ateş yanıyor, çok kötü bir koku gelir. İsterse diyor o işle meşgul olmasın, o körükçü dükkanına girdiği zaman hem elbisesi kokar, her taraftan güzel kokular yerine kötü kokular gelir. Şimdi pek memleketimizde olmuyor da mesela, ahır işiyle meşgul olanlar, koyunu var, keçisi var, ineği var vesaire. Bunlarla meşgul olanlar şu değişik bir koku olur. Mesela şu mescide girse o bir kişi her tarafı koku alır, o kötü koku alır. Neden? O ahırdaki hayvanların gübresiyle, nesiyle meşgul olmaktan naaşı, kötü bir konu geldi. Buyuruyor ki aleyhissalatu vesselam Efendimiz, o dükkanda dursanız bile o kötü koku size sirayet verir. Yani bulunmayın buyuruyor.
Zaruret miktarı. Ya benim akrabamdır. Kayınbiraderimdir, kayınımdır, eniştemdir vesairdir. Ne yapar? Zaruret miktarı. Yahu gel biz birbirimizi zor buluyoruz ama niyeti bozuk. Zarur et miktarı. Görüşünür ve ayrılır buyuruyor kitaplarda bu şekilde geçiyor. Buraya bir kimse geldi. Kıymetli bir insandı. Akrabası vardı, onu ziyaret ettiler. Hatta merdivenden çıkarken yatılı olarak geldik dediler, latife olarak. Tabii dedi, başüstüne dedi. Adam fotorlü, neydi bir kimse. Bunlar ise Sami Efendimizin evlatlarından. Dediler burada bir akrabamız var, ziyaret edelim. Bir kahve ikram ettiler, fazla oturulmadı. Hissettiğim kadarıyla dikenin üzerinde durma var ya, aynen dikenin üzerinde durur gibi oldular. Çünkü gönülleri pak olan insanlar. Duramaz. Mesela, huzuruna girildiğinde az oturun buyuruyor. Sebebi nedir? Onun ruhu, ruhu insanidir, ruhu rahmanidir. Bizim ruhumuz da belli.
Şimdi bir yılan olsa, bir akrep olsa, bir zararlı böyle hayvanattan biri olsa ne olur? İnsan duramaz, mümkün değil durmaz. Aynen onun gibi. Ruhları devamlı çırpınmaya başlar. Sabredeyim dese, edemez. Bir müddet durur ve ayrılır. Zaruret miktarı. Yani o bizim arkadaşımız gibi oturup kalkacağımız, saatlerce görüşeceğimiz kimse değil ki. Eğer İrfan ehli olursak hisseder zaten bunu insan, derhal hisseder. Bizim develden asker hocamız Rahmetullah Ali Sami Efendi Hazretlerini ziyarete gider. İşte on dakika görüşeceksiniz derler. Bunlar emre çok dikkat verirler. On dakika olunca efendim izninizle deyince oturun buyurur. İşte bir müddet geçtikten sonra efendim huzur-u alinizi rencide de etmeyelim, oturun buyurun. Öyle herkese nasip olmayan bir kısmet. Kırk beş dakika kadar oturmuşlar. O da bir insandır. Demek ki gönül ehli insanları arıyor.
Bu Kayseri'de Hadi Şaban Efendimiz, rahmetullahi mübarek bir insandı. Bir tanesi çok şikayetlendi. Dedi ki bizimle hiç konuşmuyor dedi, bazı arkadaşlar oluyor dedi, iki saat konuşur. Böyle uzaktan bir zat gelmiş Hacı Şaban Efendi Hazretlerinin huzuruna, gönlüne Allah'ımızın lütfettiği nurdan bir iznillahi Teala aktarmaya başlamış. Onu da bir diğeri hissediyor. Onun gönlüne manevi ikram olduğunu biliyor. Bunu bize neden böyle anlattı bilmiyorum. Adamın diyor koluna diyor öyle bir vurdum ki diyor, efendimin kalbindekini hep sen mi çekeceksin dedim diyor. Biraz da bize gelsin dedim diyor. İyi bir insandı ama latife yapar derdini. Yoksa öyle vurma değil. Hani iyi bir insan oldu. Zaten üst ağzıyla onun alışveriş yapışından belli. Onu biliyor. Diyor, baktım diyor Efendi Hazretleri gözlerini yummuş, karşısında diyor bütün çekecek diyor. Bitmez. Verdikçe artar onu. Bire on buyuruluyor ya.
Bire yüz, yedi yüz, edafı müdafaa ve sonsuz verdikçe Allah'ımız Lut'de. Halbuki o adam çok temiz de bir insan. Bir zikrinde bulundu. Artık cezbe hali midir onu pek bilemiyorum. Zikirde bir şeyler söylüyordu. Çok tatlı bir zikri vardır. Böyle Allah Allah Allah hız zannediyorlar. Şöyle bir kulak verdim. O zat, zannederim cezbe hali olsa gerek ki, görülüm Allah, balım Allah, böyle diyor. Daha yeni bir eser okudum. Allah'ımızın lütfu ne? Musa Aleyhisselam bir kimseye denk geliyor. Çoban bu adam. Çobanın yakarışını dinliyor. Allah'ım, sana çok güzel çoraplar yüreğim. Allah'ım. Sana öyle bir yünden fanila yapayım ki hiç üşümesin. Allah'ım. Ah bir nasip olsa da şu ayaklarını bir ovalayabilsem, Allah'ım öyle olsa ki sana nalinler, sana ayak terlikleri, sana çok güzel bir keçe yapsam da geceleri üşümesin. Şimdi Musa Aleyhisselam dinliyor. Daha Ya Rab, sana eldiven yapayım, kışın üşüme.
Güzel de bir papak. Kulaklarınla üşümesin Ya Rabbi. Çoban deyip duruyor. Musa Aleyhisselam dinlemiş dinlemiş. Beheyadam, ne yapıyorsun öyle? Allah'a şirk koştun demiş. Allah'ımızla konuşuyor ya Musa Aleyhisselam, Rabbimiz buyurmuş ki, herkes kendi haliyle benimle dilleşir Ya Musa, ona seslenme. O benim aşık kulumdur. O benim sevgili kulumdur. O benim nazlı bir kulumdur. Herkes haline göre konuşur buyurmuş. Sen onun gönlüne nazar et. Gönlüne bak. Bu bir aşk. Bu bir muhabbet. Şimdi mesela oturuyoruz, o zatın ismi de hatırıma geldi, gerek yok. Şimdi zikrinde çok bir tatlılık var. Olur bir şatah, tasavvufta bir terimdir ruh. Apık sapık konuşmalar, o kendi elinde değil. O anda kendinden geçmiştir. Mesela Bayezid-i Bistami'nin Rabbim benim cübbemin altındadır diyor. Denecek bir söz mü? Bu Bayezid-i Bistami, Hadisallahu aleyhi ve sellem. Ariflerin sultanı.
Allah diyor Celle Celalühü, benim cübbemin altındadır diyor. Azametim, şanım yücedir diyor. Diyorlar ki Efendi Hazretleri böyle şer-i Şerife dinimize muhalif sözler söylüyorsun. Bunlar apıt sapık sözlerdir. Ne zaman bu söze dalarsam bana kılıç havale edin diyor. Ama kendime gelirsem katiyen diyor. Meğer vücudu böyle nasıl oluyorsa bir davul gibi şişiyor, adliyem. O kılıcın neyin geçmesi mümkün değil. O gezme hali, şatah diyor. Bu dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin evladından, ismi İbrahim'dir, Kılavuz Hafız, Rahmetullah Ali. Böyle sohbetlerde, aşklı, şevkli sohbetlerde bayılıyor. Şu bilek kısmı şer gibi oluyor nasılsa. Bazı kimseler ekseriyetle bunu hocalar olur, inanmazlar mı, ne? Ne? Ne bu diyenlere dedem buyurmuş ki çok keskin bir bıçak alın elinize, çok keskin olsun ama. Şu bileğine, bileğine o bıçağı sürün, kesin bileği. Mümkün değil.
Bu atları nallar, nallalılar, hayvanları onun bir sacı olur. Nal sacı bilir misiniz onu? Çok kalın olur bu. Yani bir insanın onu bükmesi mümkün değil. Zor yani bir beşerin. Bir insanın onu bükmesi bilmiyorum, mümkün değil. Böyle bir cezbeye gelmiş, cezbede anıymış herhalde. Dedem Rahmetullah Ali buyurmuşlar ki hafız, bu sacı bükebilir misin? Tabii Emir Efendisinden o anda bir hal yaşıyor ki böyle Allah diyor. O demeden nal sacı birbirine kavuşuveriyor. Bu beşerin yapacağı bir iş değil. Bu ilahi bir cezbe. Hani o haline diyorlar. Yaşanır mı? Tabii, aşkı, şevkli, itirazsız, kalbi pak, nur. Hep hayırlı insanlarla olan kişilerde zuhur eder bu. Bak Sami Efendimiz ne güzel buyurmuş.
Faizin işlendiği o müessesenin önünden arkasından zani olan, gönlü cani olan, zani olan, gönlü cani olan, gönlü gıybetlerle dolu olan, iftiralarla dolu olan böyle bir kimselerin acaba yanından nasıl geçilir, bunu da düşünmemiz gerekir. Mesela biz şu mevsimde bahçelere gübrelerin nelerin döküldüğü bir zaman. Yanından geçmeniz mümkün değildir. Hani insanın hatırına geliyor. Bu oradaki nebatın artık neyse fidanların vesairenin gelişmesi için yapılan bir işlem. Acaba diyoruz bizim yanımızdan ehlullah nasıl geçebiliyor? Allah'ın dostları bizim yanımızdan geçebiliyor mu? Bunu hiç düşünüyor muyuz? Bu halimizle onlar bize nasıl katlanıyor? Onun için diyoruz Erenköy'deydi, böyle çocuktum. Sohbetleri varmış. Üste ağzımızın misafir olduğu hane sahibi dedi ki efendim dedi bizim bir sohbetimiz var. Orada bulunalım, inşallah istirahate geçersiniz.
Ekseriyette de kayseriliydi, böyle yaşlı yaşlı amcalardı. Böyle girdik sohbete, çok hafif yapıyorlar. İstiğfarı da tevhidi de zikrullah'ı da çok hafif estağfurullahe lağvim, çok hafif ama. Öyle bir tad oldu, öyle bir huzur oldu. Sonra dediler ki Hacı Hasan Efendi Hazretleri bize bir sohbet etseniz. O zaman bu ifade ettiğimiz hayırlı kelamları söylediler. Yani öyle bir kimselerin huzurunda da fazla durulamayacağını beyan buyuruyordu. Bu develde böyle sıkıntılı da bir zamandı. Aslında sıkıntı diye bir şey yok. Sıkıntı bizden kaynaklanıyor. Dediler elektriği söndürmeyelim, sayabilirim isimlerini Allah'ın izniyle. Üstadımızın eski derüşleri bir zikir yaptılar ama çok sessiz. Dediler aman sessiz olsun, fakat biz anlayabildiğimiz kadarıyla öyle bir haz, öyle bir huzur oldu, biz onu unutamıyoruz. Buyurdular. Selamı hafifçe verin. Sebebi devamlı bir huzur içerisinde onlar.
Şimdi durgun bir su diyelim. Böyle bir taş attığımız zaman derhal ne yapıyor? Bir dalgalar meydana gelir gibi oluyor. Onun için hafif kelam, hafif. Dedem Rahmetullah Ali Hazretlerinin huzuruna dervişlerinden kılavuz hafız gelmiş. Kuran-ı Kerim'de buyruluyor ya, essamne, la terfa ve asva tekun feka savtın nebi, ila ahiril ayya, sakallalahü lağzim. Sakın ha sesinizi Resulullah'ın sesinden fazla çıkarmayın. Baş taraftaki ayet celiler Devam eder ve bu Hücurat suresi, Edep suresi diye de geçer. Dikkat edilirse ilk baştaki ayeti celileler hep eshamle. Ya yuhellezine amenu, ya yuhellezine amenu diye müminin şerefini ifade eden bu güzel, artık kelamların en güzeliyle başlar ve devam eder. İşte sözünüz, sizin hareketiniz, yaşantınız, onların hayırlı olan sözlerinin önüne geçmesin, sesinizi onların sesinden fazla yükseltmeyin. Efendim diyor süt makinası bozulmuş, onu yaptım.
Böyle aralarında bir şifre gibi işte hafızın bir yanlışı olacak olursa dedem Hasan diyor. Üstazımızda olursa derhal bir diğerinin ismini zikrediyorlar. Böyle Hasan der demez tabii şifreyi anlıyor. Aynen diyorlar kuru bir küçük gibi yere düştü. Ben efendime saygısızlık yaptım diye. Böyle at üzerinde geçiyormuş. Üstazımızın anneleri o pencereden görüyor. Demiş ki keşke hafız atın üzerinde üstazinin önünden geçmeseydi bu bir edep değildir. Fakat geçmiş. Tabii onlar devamlı manevi ruhani bir alakanın içerisinde üç ay kadar diyor Hafız Efendi'nin gönlüne Allah'ın nurundan damla bile düşmedi diyor, damla bile düşmedi. Tabii anladı durumu. Namaz kılıyor, kupkuru geliyor. Zikrullah yapıyor, kupkuru geliyor. Bu anda ne yapacağımız nedir? Allah'ım ben taatlerimi senin için yapıyorum, sen ne lütfedersen dediğimiz zaman kurtarırız.
Çünkü böyle bir zevk için böyle bir neşeyi düşünürüz ama taatlerinde yediğimiz meyveden aldığımız tat gibi bir hazzı vardır. Mesela cuma günü. Büyüklerimiz cuma gününün perşembe günü vücutları biliyor onlar. Yani bugün diyorlar perşembe olsa gerek, cumanın arifesidir. Bize torunları geldi Sami Efendi Hazretleri'nin dedi ki bugün pazartesi gecesi dikkat etmem lazım. Görüşmemiz gerekiyordu, görüşü verdi ve görüşmeyi de de hususen bu geceyi aldı. Yani vücutları hissediyordu. İnşallah evradımıza, ezkarımıza dikkat ederiz. Hep hayır olur inşallah. Ne yapalım şimdi? Biz ne anlatalım? Bana elçi gönderdiğiniz halde Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz, hilkati güzel, ismi güzel birisini gönderiniz. Bir hadisi şerif okuyordum, arkadan çok haberler geldi. Sağ olsunlar. Efendim bunun kaynağı nere, kaynağı nere, kaynağı nere. Kaynağı İbni Haceril Heytemi. Büyük bir hadis alimidir.
Bazı konularda, bazı konularda bunun kaynağı yoktur ama ben inanıyorum diyor. O öyle bir hadis alimi ki, o sözü ifade ederken o ilahi kelamı deyip Efendimizin sözü de vahiydir Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Onunla müşaveresiz de mübarek ağızlarından söz çıkmaz onlar. Onun için duruyorum. Anlatamıyorum. Zaten bildiğimiz de malum yanıldığımıza yetmez derler ya. Bakıyorum efendilerimizi düşünüyorum, mürşid-i kamillerimizi aynen diyorum kapalı bir sandık gibi çekip gittiler. İnşallah kavanozun dışından değil kapağını kaldırır, teslimiyet kapağını kaldırır, muhabbet ve rabıta kapağını kaldırır, içinden yalarız. El Fatiha. Kalbi Selim. Ali Ramazan Dinç Efendi.