Salih Amel ve İyilik Yolunda İnsanın Yükselişi | Mihmandar
Mihmandar ses arşivi
Salih Amel ve İyilik Yolunda İnsanın Yükselişi
Salih Amel ve İyilik Yolunda İnsanın Yükselişi kaydında Bu dünyaya geliş gayemiz hiç şüphesiz Cenabıhakk'a kulluk, kulluğumuzu da en güzel şekilde devam ettirmek, hayırlı olan kimseler hadis-i şeriflerde, başta ayat-ı ilahiyede ve hadis-i şeriflerde salih amel, hasene ve maruf gibi kavramlara yakın anlamlarda olmak üzere her türlü iyi tutum ve davranışın ahlaki değerini belirtmek için…
Bu dünyaya geliş gayemiz hiç şüphesiz Cenabıhakk'a kulluk, kulluğumuzu da en güzel şekilde devam ettirmek, hayırlı olan kimseler hadis-i şeriflerde, başta ayat-ı ilahiyede ve hadis-i şeriflerde salih amel, hasene ve maruf gibi kavramlara yakın anlamlarda olmak üzere her türlü iyi tutum ve davranışın ahlaki değerini belirtmek için kullanılmaktadır. Tarif çok müstesna. Demek ki hayırlı insan olmak dünyaya geliş gayemiz hayırlı bir kul olmak, salih amel. Salih amel Kuran Azimüşşan'a muvafık amel. Şimdi bizim düşündüğümüz şu. Uzun söze ne hacet, ne gerek var diyoruz. Salih amel Kuran-ı Azimüşşan'a uygun bir taat. O zaman düşüneceğiz Allah'ımız kitabı Kerim'inde uygun olan taati nasıl haber veriyor bize? Yani ibadetin hayır olması, salih olması nasıl mümkün olur? Kehf suresindeki en son Ayet-i Celile buna işaret eder.
Esselamü feli ya'mel amelen salih amel işlemek ve ibadet ve taatimizde riya, kibir, riya, gösteriş. Bir başkasının beğenini elde etmek. Allah için yapacağımız saati insanlar için yapmak. Kibir belli, ucu kendimizi beğenme. Bunlardan tamamen uzak bir vazife yapmak. Neye benziyor bu? Böyle katkısız. Mesela süte ne karıştırılıyor? Su karıştırılıyor. Bunu demeye hiç gerek yok. Zaten bütün yiyeceklerin içerisinde şimdi araştırılıyor, bakılıyor. Neler araştırılıyor neler. Bunu burada anlatacak değiliz biz. Fakat bunu bilirsiniz. Mesela yağın içerisine neler katıldı. Bunları hiç demeye gerek duymuyoruz. Bunun gibi işte katıksız, hadis, sırf Mevla için amel etmek Mesela Sami Efendi hazretlerine deniyor ki Efendim biz sizin ruhlara bağışlarken aleyhissalatü vesselam Efendimizin ruh tayyibelerine ehline ashabına gönderirken işte Sabat-ı Kiram'ın sizin de ruhaniyetinize gönderiyoruz.
Mühim olan bizim bu konuşmalarda büyüklerimizin bizlik ehlullahın konuşmasındaki ifadeleri yaşayabilmek, onu elde etmek. Mesela salih amel, dağlarca yapılan taatten az bir amel yeterlidir. Neden? Salih olduğu için Salih olması Allah'ımızı Celle Celalühü tanıyarak yapılan ameldir. Mesela Sami Efendi hazretlerine böyle dendiğinde bu bizim ihlasımıza manidir diyor. Neden efendim biz diyor iltihak ettikten sonra gönderebilirsiniz ama şimdi vazifemi Allah için değil de kulların bizim de işte amel defterimize bir sevap göndermeleri için yapmış oluruz. Bu halisane taate muhaliftir diyor. Ve misaller çokça verilebilir. Helalde bile ne kadar riayet ettiklerini görüyoruz. Şimdi biz burada sıralamakla bitiremeyiz ama icap ederse söyleyebilirim. Bunlar kimlerdir? Bunlar gördüğümüz bizim bir kısmını belki izah edebiliriz. El umane, el efrad, ricelülme, ezuhhad, el ülbet, es sofara.
Ne anladık biz bundan? İsimlerinin geçmesi değildir. Ricalü'l iştiyak, Allah'ımıza aşk ve muhabbet duyan rica. Şimdi burada tabi izana girmiyoruz. Allah'ımıza muhabbet duyan rical deyince her şeyini şerhi esasa dayandırıyor. Mesela adet budur. O adet dinimizin emrine de uymadığı halde işte eski köye yeni bir adet mi getireceğiz işte böyle oluyor. Bundan tamamen uzak. La yekafune levmete laim kınayanın kınamasından çekinmeden Rabbimizin emrine tam ram olmuş. Tam itaat ediyor. İtaati sadece beden olarak değil, mutmainne sıfatını elde etmedikçe ruhi ayaklarla, sırrın ayaklarıyla yürüyemeyiz biz. Hep zahirde kalır. İşin yüz kısmında kalır. İçine geçmez. Kabukta kalırız. Cevizin o kenet dediğimiz, kenet dediğimiz meyve kısmına değil de kabuğunda kalırız. Ricalü'l içtihat dendiği zaman Cenabıhakk'a aşık. Bu Allah'ım diye yanıp yakılmak bununla kalmaz.
Salih Amel ve İyilik Yolunda İnsanın Yükselişi ne anlatıyor?
Salih Amel ve İyilik Yolunda İnsanın Yükselişi kaydında Bu dünyaya geliş gayemiz hiç şüphesiz Cenabıhakk'a kulluk, kulluğumuzu da en güzel şekilde devam ettirmek, hayırlı olan kimseler hadis-i şeriflerde, başta ayat-ı ilahiyede ve hadis-i şeriflerde salih amel, hasene ve maruf gibi kavramlara yakın anlamlarda olmak üzere her türlü iyi tutum ve davranışın ahlaki değerini belirtmek için…
Bu ses kaydının kaynağı kim?
Genel
Bu ses kaydı nasıl dinlenir?
Kayıt ücretsiz dinlenebilir; 21 konu başlığındaki zaman bağlantıları ilgili bölümü doğrudan başlatır.
Mesela evladının irşadında ve ıslahında da Cenabı Hakk'a aşık peşine düşmüş aman ha yavrum bozulmasın diye elinden geldiği kadar gayret gösteriyor. Ona hayırlı bir çevre oluşturmak için uğraşıyor. Allah'a aşık olmak bu demek. Mesela ev hayatında Efendimiz Aleyhissalatü Vesselam'ın sünnet seniyyesine riayet etmek. Allah'a aşık olmak. Ticaretinde işinde gücünde düzgün bir tacir olabilmek. İnsanlar arası münasebetinde şu insan ne kadar güzel bir kimse dedirtebilmek aşk budur. Ebdalin üzünresi Daha pek çok bu ifade ettiğimiz hayırlı kimseler deyince el ecne, el evvahun, el hölema. Ne demek evvahun? Allah'a aşkından dolayı tahammül edemeyip ahu vah eden kimseler. Dediğimiz gibi hayatının her alanında ahu vah ediyor. Çünkü her yaptıkları iş hayır onların. Mesela bir fakirin ihtiyacını gideriyor. Onda da ahu vah ediyor. Allah'ımıza aşık bir gönül her halinde güzellik zuhur ediyor. Olur. Bitmez.
Ara ara söylüyorum. Bu ayrı işlenecek bir konu. En necip, en necip, el vated. Ne bu? Evtat, vet hazzt manasına gelir. Mesela dağlar yeryüzünün dengesini sağlıyor. Bunlar dört kişi. Doğu, batı, kuzey, güney. Onunla alakalı bunlar olmasın alem birbirine karışır. Yok olur alem. Bunların hürmetine ayakta duruyoruz biz. Öyle mübarek insanlardır. Öyle Allah'ın sevdiği kullardır. Böyle hayır dendiği zaman salih amel, hasene, maruf gibi kavramlara yakın anlamlar da olmak üzere her türlü iyi tutun. Bakın burada tarifin güzelliğini ifade ediyordu. Her türlü iyi tutun. Sadece seccade üzerinde tevhidimizi, istiğfarımızı, salatü selamımızı okumak değil. Yani şunu hiç unutmayacağız, kapalı alanlarda yapmış olduğumuz taat insanlar arası münasebetimizin de en güzel olmasını temin etmesi, en güzel olmasını temin etmesidir.
Devlet idaresinden tutun tırnak kesimine kadar her şeyin emri ilahiye muvaffak bir şekilde devamıdır. Her türlü iyi tutum ve davranışın ahlaki değerini belirtmek için kullanılır. Her bir işin ahlaki değer. Mesela nedir? Düğünü. Düğününde de ahlaki değeri koruyor. Şer'i Şerife muhalif bir iş yapmıyor. Başka nedir? Cenazesi, cenazesinde de hayır, şer-i Şerife muvafık bir şekilde yapıyor. Çünkü öyle düğünler oluyor ki öyle Allah muhafaza buyursun benliklere küsecek şekilde işte ben ikram edeceğim bu vefat eden kimse için. İşte bir diğeri şu kadar ikram etti. Yani bir kısım beldeleri de böyle de onun için söylüyorum. Biz daha çok ikramlarda bulunmak suretiyle ön safta olalım düşüncesinden uzak. Her türlü işte ahlaki değeri korumak ve muhafaza etmektir. Yememiz, içmemiz, giyim, kuşam bütün. Yani şu tarih bizi daha birileri götürmüyor. Hayır iyi faydalı hayırlı yarar manasına gelir.
Bir de hayru lüvera diye de kullanırız. Bu sadatı kiram efendilerimizin isimleri geçerken hayrul verah tabirleri vardır. Halkın alemin hayırlısı bunu beyan ederken Aleyhissalatü Vesselam Efendimiz denmiştir. Hayrul beşer, insanların hayırlısı kim? Peygamberimiz Sallallahu Teala Aleyhi ve Sellem. Bu uzun sürer. Şimdi taşların hayırlısı nedir demişler Hacerülesved. İşte yüzüklerin hayırlısı nedir? Süleyman Aleyhisselam'ın yüzüğü vesaire. Hayrulenam, varlıkların hayırlısı Hazreti Muhammed sallallahu teala aleyhi ve sellem. Hayrullah oğul. Bu halef kelimesi Arapçada babasından sonra kalan oğul demektir. Biz şimdi Hayrul Halef babamız kim bizim? Şu maddi olan vücudumuzun babası Adem Aleyhisselam. Onun hayırlı bir evlat olacağız. Adem Aleyhisselam'ın sıfatı nedir? Safiyullah. Her şeyiyle tertemiz nur gibi, her türlü tavrında.
Adam diyor, ben diyor yolculuk yaptım, Allah şerrinden muhafaza etsin diyor, böyle olacak şekilde değil ha. Mesela ticari ortaklığımız oldu aman ha diyor, namazı ibadet, tatil değil yaptığı hareket bozuk çünkü Aleyhissalatu Vesselam Efendimiz kişinin namazı ve orucu sizi aldatmasın. Onun ticaretine bakın diye buyruluyor. Demek ki her şeyde hayırlı olabilmektir. Sonra Aleyhisselatu Vesselam Efendimiz bizim ruhumuzun babasıdır. Meşayih-ı Rıza efendilerimiz bizim ruhen babalarımızdır. Hatta maddi olan babadan bu cihetiyle diyorum, yanlış anlaşılmasın, bu cihetiyle. Yoksa anne ve babasına itaati terk etmek, onu küçük görmek anlamına dediğimiz zaman bu kitabı kerimimize muhalif bir şey. Çünkü anne ve babaya itaat edin diye buyuruluyor Kuran Azimüşşan'da. Hadi siyeriler pek çok. Onların rızası Hakk'ın rızası.
Onları gazaplandırmak, Allah korusun rencide gitmek, Allah'ımızın gazabını mucip olan bir hareket olur. Şu cihetiyle diyoruz, buyrulur ki anne ve baba bizim dünyaya gelmemize vesile olmuştur. Manevi babalarımız ise bizim uhrevi alemde en güzel şekli, en güzel tavrı Rabbimizin istediği şekilde olmamızı temin etmeleri sebebiyle üstündürler. Şöyle söyleyeyim, şimdi bir hubut, hubut iniş demek. Yani anne ve baba ruhumuzun arştan anne batnına düşmesini ve sonra da dünyaya gelmesini temin eder ama manevi babalarımız bizim bu dünyaya gelişimizde ruhen bizi ele alarak vermiş oldukları evrad, ezkar ve tavsiyeleri bununla ne yaparlar? Öyle bir tavsiyede bulunur ki itikat sahih olacak. Farz, vacip, Sünnet, müstehap bunları öğreneceğiz. Gereğiyle amel edeceğiz. Sonra ameli yaparken halis olması için nefsimizin tezkiyesi, nefsimizin kötülüklerden arınması, kalbinde tasfiyesi, kalbinde nur olması.
Çünkü biz Rabbimizin huzuruna kalbimizdeki ilahi güzelliklerle varacağız. Bunu temin etmektir. Bu sebebiyle onlar Hubud yeryüzüne inişini, manevi babanın ise oruç tavrı vardır. Rabbimizin muhabbetine erişmeye vesile olmaları cihetiyledir. Hayır kelimesi Kuran-ı Kerim'de yüz altı, yüz yetmiş altı yerde geçmektedir. Şimdi bir şey ne kadar önemliyse o kadar beyan buyrulur. Hayır kelimesi çok şey ifade ediyor şimdi. Daha biz şu anda tarifler içerisindeyiz. Kitabı Kerim'de yüz yetmiş altı yerde geçmesi, tabii bunu değişik şekillerde ifade edilmiştir, o ayrı. Mesela mala bile hayır kelimesi kullanılır. O ayrı. İyilik dinin ve aklın beğendiği güzel ve faydalı gördüğü şeydir dinimizin ve aklın. Şimdi akıl dendiği zaman baştaki ifade o aklın ne değerde olması gerektiğini beyan ediyor. Dinin ve aklın, yani akıl aynen bir. Tarif belki acayip kaçar diye demek istemiyorum.
Bir at, şimdi atın gemi olmayacak olsa ne yapar? Yabancı kimselerin ne bileyim tarlasına da girer, bağına da girer, hak ve hukuk tanımaz ama gemi onu ondan muhafaza eder kişi tutar. Buradır başkasının hak ve hukukudur, gel buraya girmedir. Onun gibi aklımızın gemi vahiy ilahidir bizim. Vahyi ilahiye müstenit olmadıkça Yani buradaki ifade çok güzel aslında. İyi anlayalım diye söylüyorum. Bunlara hiç gerek yok yoksa. İyilik dinin ve aklın beğendiği güzel ve faydalı gördüğü şeydir. Bir ölçünün olması gerekir. Yani din nedir? Din bir kuraldır, kuraldır, esastır. Öyle bir kural ki bu yanlış anlaşılır diye hep bunlardan çekiniyoruz biz. Mesela dinimizdeki kural bir ihtiyaç yerinde, anca böyle diyebilirim, ihtiyaç yerindeki tavrımıza kadar haber verilir. Daha her türlü yaşantımızda bize esaslar kur. Mesela komşuluk hakla hukuku vardır. Hatta devletler arası hakla hukuk vardır.
Bir ölçü koymuştur dinimiz. Mesela mirasta bir kural vardır. Nikahta bir kural vardır. Ticarette bir kural vardır. Zaten şer'an ticarette o kuralları bilmeden kişi ticarete bile atılamaz. Çok önemli. Diyorlar ki mezhep imamlarımızdan İmam Malik olsa gerek, Rahmetullah Ali. Efendim diyorlar, sizin bakıyoruz kitaplarınıza, her hususa değiniyorsunuz ama tarikata, tasavvufa ait biz hiçbir mevzu görmüyoruz. Bir eser yazmamışsınız, Yazdım diyor. Efendim biz inceledik, yazsanız belli olurdu. Yazdım diyor. Efendim hangisi dediklerinde Kitab'ül Büyüyor diyor. Hıhı. Alışverişe ait bir kitap. Buradan neyi kastediyor? Adam sufiyim diyor, dervişim diyor, tarikat-ı Aliye'deyim diyor ama ticari durumuna baktığımız zaman hiç ele alınacak gibi değil. Demek istediği şu, tarikatın anlamı, tarikatın anlamı yaptığımız bütün işlerde, yaptığımız bütün işlerde emri ilahiye muvafık şekilde götürebilmektir.
Ne kadar güzel söylemiş. Allahutaala ayeti kerimede mealen kim zerre miktarı bir hayır işlerse, essonü fel ya'mel hayır, miskale zerratin hayran yara, miskale zerratin şerran yara, çok mühim bir ayetleriyle bu. Ehlullah'ı, Allah'ın dostlarını titreten bir Ayet-i Celile'dir bu. Bize niye öyle gelmiyor? Mesela diyoruz ki Ehlullah bu Ayet-i Celile'den dolayı titremiş. Bizde neden olmuyor? Bilmediğimiz ve bunu hissedecek gönle malik olmadığımız için. Her zaman söylüyoruz, yine de bulursam hemen söyleyeyim. Rabbi Zülcelal'imiz Kuran Azimüşşan'da bir hususu sadece akıl olarak değil, akıl olarak değil, halb olarak anlaşılabileceği ifade ediliyor. Ayet-i Celile, Kaf Suresi'nde otuz sekiz, otuz yedinci ayetinde. Buraya baktığımız zaman görürüz. Kalbi olanlar buyuruyor. Artık gönül olarak anlıyor. Ne demek bu? Mesela bizim özümüz bir harama bakacak olsa nedir? Günahtır.
Elimiz bir başkasının malına mülküne kast edecek olsa haramdır ve buna hırsızlıktirler, şer'an eli de kesilir. Ayağımız isyan mahalline gitse bu büyük bir hatadır. Onlar için halben gözlerinin ve gönüllerinin başka duygulara dalması haram gibi onlara yasaktır. Gönül olarak yapılan hatalar onlara çok ağır gelir. İster açıktan yapsın, ister gizli bundan hesaba çekilecektir. Hesaba çekilme noktası nedir? Azmetmesinden dolayıdır. Kötülük geçiyor mesela. O geçen kötülüğü yapmak için bir azim içerisinde. Yoksa Cenabı hak kişinin takatinin üstünde olanlardan sorumlu tutmuyor fakat onlar bunda bile titriyorlar. Zaten geçmez, nur olmuş bir gönül. Onlar derken onlar bunlardan çok beri, çok uzaktırlar. Yani yarı semtlerinden bile geçmez. Onun için kıymetlidir. Bak burada bir kısmını gösterdik. Muhyiddin Arabi Hazretleri bunu belki ellinin üzerindedir bu. Ehlullah'ın yapmış olduğu görevler.
Mesela orada yine geçti. Ebdalî'nin otuz olduğu, kırk olduğu, yedi olduğu da beyan edilmiştir. Yedisi yedi iklime göre ayarlanmıştır. Onlar memleketimizin, yurdumuzun, ülkemizin, dünyanın kurtuluşuna vesile olan mübarek insanlardır. Cenabı hak gaza bitmek istediği zaman buyruluyor, ehlullahı gördüğü zaman gazabı durur. Yani bela dafiası olan kimselerdir onlar. İşte dokuz yüz yetmiş altıda bu Muradiye'de zaten ora merkezliydi, bir deprem oldu. O sene de hacda bulunuyorlar. Muradiye'den olanlardan veya o çevreye yakın olan kimselerden demişler ki efendim büyük bir deprem oldu, sıkıntı oldu. Buyurmuş ki Muradiye'de deprem olmaz. Bak ta buradan Muradiye'yi görüyor bir iznade. Ne ki? Buradan Muradiye'yi görüyor ne demek? Şu ellerimizdeki vasıtalar da görüyoruz. İşte bak koronayı, bu hastalığı nerede ne yoğunlukta bütün cep telefonlarından neden görüyoruz? Daha bunun çok üstün olanları var.
Ehlullah şu maddi olan aletlerle gördüğümüz yeri daha göremediğimiz alemi gördüğümüz ne ki bizim? Göremediğimiz alemleri gönülle ruhi güç ve kuvvetleriyle müşahede ediyor. İşte Muradiye'de şöyle bir kimse varmış, daha neler ve neler. Biz melekut alemine geçmiyoruz onların müşahede ettiği. Cebarud alemine de geçmiyoruz. Lahud alemine de geçmiyoruz. Şu dünyada öyle kimseleri seyrediyorlar ki mesela Sami Efendi Hazretleri Hadis Sallallahuü Sırrı üstadımıza soruyor. İşte şu kimsenin dersini nefs dersine geçirdiniz mi Hasan Efendi? İşte şu kişinin isim isim söylüyor. Vazifesini şuraya geçirdiniz mi? Bakın Kayseri'ye bir mektup gönderiyor Sami Fenimiz Hazretleri. İnşallah hilaf etmeyiz. Eğer hata edersek Cenabı Hak bağışlasın, sayı olarak belki yanlış ifade edebiliriz. Yirmi yedi veya yirmi sekiz kişinin ismini anne ve babasının ismiyle gönderiyor, anne ve babasının ismiyle.
Şunlar derslerini çekmiyorlar, vazifelerini yapmıyorlar. Onları çağırın Hacı Şaban Efendiye Rahmetullah Ali. Çekeceklerse çeksinler, çekmiyorlarsa ben manevi defterimden isimlerini çiziyorum buyuruyor. O yirmi yedi kişiyi çağırmış. Derslerinizi nasıl yapıyor musunuz? Evet efendim. Derhal listeyi çıkartmış. Bak gelen mektup bu Sami Efendimiz Hazretleri'nden. Derslerinizi yapmadığınızı bildiriyor. Hep tövbe etmişler ve istiğfar edip ağlamışlar. Ne kıymetli insanlarmış. Hatasını biliyor en azından. Sadece bir tanesi Allah'ımız onu da bağışlasın, bizi de bağışlasın. Onlar için zor değil. Ders görüşmesinde bizzat şahit oldum. Üstadımız yorulmasın diye işte baştan sayıyordum. İstiğfar, tevhid, salavat, ölüm tefekkür, rabıta. Orada işte Fatiha, Ayetel Kürsi, elem neşrah leke, işte adam hep okuyorum dedi. Buyurdular ki bu surei celilei cemileyi okumuyorsun buyurdu.
Yani onlar için Rabbimiz lütfetmiş, ihsan etmiş, izni ilahiyle bilmedikleri yok. Bunu demek istiyorum. Kimse kendisini gizleyemez, onlar aynen vazifede devam ediyor. Aşık öldü diye salav verirler. Ölen hayvan imiş aşıklar ölmez. Bizzat evlatlarını müşahede ediyor ve görüyor. Başta Rabbimiz görüyor. Kulunun her haline vakıf Mevlamız. Evet bunu böyle biliyoruz, biliyor diyoruz da bu bizim gönlümüze geçmiyor. Nasıl olacak? Bunun bir tedavisini söylememiz lazım. Ölüm tefekkürü bizi çok endişelendirmeli. Yatağımıza girdiğimizde endişelendirmeli, bak bu sıcak yataklarda yatıyoruz. Kabre girdiğimizde Rabbimiz soracak bizden ne yapacağız diye. Eğer okumuşsanız mutlaka gördünüz, bir küfeci anlatılır. Böyle bir hamal mıdır nedir küfeci denen bir sepet midir nedir, onda eşya taşıyor.
Ondan anlatılır, demiş hubu bu küfeci değil ibadet ve taatim, namazdı, vuruştu, hactı vesairdi, bir küfenin bir küfenin hesabını verene kadar ne çektim Allah'ın huzurunda demiş. Bize kolay geliyor çünkü görmedik. Oraları müşahede etmediğimiz için kolay geliyor. Çok üzülürdüm ben sultanımıza, Efendimize. O bizim canımız, her şeyimizden kıymetli. Çünkü bize uhrevi yolumuzu gösteren ol. Önümüzü açan ol. Ne diyor bize? Aman ha dikkat edin, riayet edin. Mesela dedik ya ölüm tefekkürü bize kaygı ve keder verecek şekilde, saygı ve keder verecek şekilde Rabıtımız en az yirmi dakika. Her an rabıtalı olduğumuzu bilerek işimizde, gücümüzle, her şeyimizde yoksa düzelmez bu. Onlar ilahi aleme açılacak kapıyı mesela namazdaki haşyet kapısını, oruçtaki takva kapısını, cihattaki ilave kelimetillah kapısını, Allah için sevmenin, Allah için sevmenin kapısını, Allah için busun kapısını bize ne diyelim?
Yaptığımız taatlerdeki tat almanın kapısını, şimdi lezzetini alsak böyle olmaz zaten. O lezzetini alış İhsan makamıdır. Onların yolunu açıyor, konuşurlardı ve tahammül edemezdim. Böyle ayaklarımıza turap olayım dedikçe Allah'ım derdim. Ne kadar biz Mürşid-i Kamil'imizi üzüyoruz ki bakın yalvarıyor bize dedi. Etmeyin, yapmayın diye çırpınışlarını. Çünkü o görüyordur orayı. O alemleri seyrettiği için, tabii biz görmediğimiz için sadece kulaktan duyma, gönül kulağımızın duyması gerekiyor. Gönül gözümüzün görmesi gerekiyor. Gönül ayaklarının yürümesi o gönül ayağı yürürse ne olur? O gönül ayağının yürümesi arz ettiğimiz görünmeyen alemlerin seyri başlar. Öyle olursa ne olur? Aşkından, şevkinden, muhabbetinden Cenabıhakk'a doyamaz. İbadet ve saatte gaflet olmaz. Ömer Nasuhi Bilmen hocamız Nasayin-i Kuraniye'de şöyle bir hadiseyi anlatıyor.
Böyle bir kervanmış gidiyormuş, yalnız kervanın içerisinde bir kişi bir yere geliyorlar, istirahat ediyorlarmış. Çünkü yol yürüdükleri için gece de istirahat ediyorlar. Onların içerisinde birisi varken o istirahat etmiyormuş. O ibadet ve saatte Allah diyor Celle Celaluhu, tevhid okuyor, neyse vazifelerini yapıyor. Kervancıbaşı demiş ki bak herkes istirahat ediyor. Vücudunuzun ihtiyacı var istirahate. Siz de dinlenin dediğinde demiş ki dağda geyikler, suda balıklar daha neler ve neler? Allah'ı zikretsin de ben nasıl gafil bir şekilde yatabilirim diyor. İnşallah bu kulaklarımızın tıkacı çıktığı zaman anlaşılır. Şunu duyurmuyor bize. Nefis tıkacı tıkacı bizim kulağımızı kapatmış. Ondan duyamıyoruz. Onlar nasıl duyuyor derseniz ilhamatı ilahiye ile duyuyor. Onlar varidatı ilahiye ile duyuyor tecelliyat. Burası bizim dediğimiz hususlara, Ehlullahın dediği hususlara dikkat ederse bulacak.
Evrad ve ezkarımızı böyle Rabbimizi görür gibi taat bilhassa ruhi taatler. Boşuna demiyorlar letaif dedikleri boşuna değil, hayırlı insan olmak bunlara bakıyor. Gösterdikleri yol o kadar güzel ki mesela Nakşi yolu akrep yol diyorlar. Cenabıhakk'a en yakın bir yol, tez kavuşturan bir yol diyorlar. İnanın çok şeyi söyleyemiyorum. Ağır gelir, ya bu da olur mu, dinir mi diye söyleyemiyorum. Onun için üstadlarımızın eserleri var, bol bol okuyalım. Orada bir cümlenin içerisinde hakikatler derc edilmiş şekilde göreceksiniz. Ama efendimizin dahi ne güzel o şifa tarifesi. Yalnız bazı katkılar yapılmış Şahinimiz, Şahinimiz mi yanlış yapılmış. Efendimizin asıl ifade buyurdukları bir ayrı. O şahıslara yazılmış olan sözler. Okuyanın faydalanırız Allah'ın izniyle. Çok güzel şu üç şeyi derslere zarar diye ne güzel beyan etmiş o kıtalarda, bir kıtasında.
İşte dünyaya aşırı muhabbet, gafillerde bulunmak, muhalif diye yani şer-i Şerife muhalif deyince onu tek tek diyecek değil ki o zaman altı bin altı yüz ayat-ı ilahiyyenin tefsirini de yapıp Hadis-i Muhammediye'de koymak demek. Genel ifade buyuruyorlar. O zaman ancak anlayabiliriz. Gönül aleminden seyir o vakit başlar. O seyir bizim bu ayaklarımızla maddi olan ayaklarımızla yürümeye benzemez. Onu tarif edemeyiz. Bir anda, bir anda bunun değişik şekilleri var. İstediği yerde bulunma haline tayyi mekan derler. Bir şekliyle mesela düşündüğü zaman da anında orada bu ehilince malum olan bir husustur ve buna da girmezler. Burada takdir ediyorum İbrahim Eken hocamızı Rahmetullahi Minnası alakadarı vukuim, insanlara akilları ölçüsü içerisinde konuşuyoruz. Eğer beyan ediliyorsa imrenelim şu hallere de, şu nefsani bataklığın içerisinde çırpınıp durmayalım diye. Şöyle bir kafamızı da kurtaralım.
Beynimizi de kurtaralım. Gözümüzle, kulağımız da aklımızı nefsin esaretinde bırakmayalım diye. Hürriyete bir kavuşalım. Bunun için bir çırpınmak gerekiyor. Bak başında söyledim, burada saatlerce konuşma değilmiş. İş, tatbik edebilmek, her şey söylenmiş, edilmiş. Bu konuşmanın anlamı ne? Sizin duanızı alabilir de biz de bir necata erer miyiz diye. Başka ne olacak? Belki hayra da vesile olur muyuz? Kim Ehlullahı titreten ayet. Niye biz titreyemiyoruz dedik ve ölüm tefekküründen de aldık size, getirdik ve rabıtayı zaten mevsimler gösteriyor bize, ölüm hayatında gösteriyor, Bu hayatın safhalarında gösteriyor. Bakın yazın yediğimiz o tatlı meyveler şimdi yok olmaya doğru gidiyor. Kış geldiği zaman tamamen bitiyor. İşte ölümün işareti. Hayatın safhaları dediğimiz ilkbahar, bir doğum. Artık yaz bir gelişme devresi, sonbahar, yaşlılık. Kışta hayatın son bulması her şeyde.
Allah'ımız bunu seneler içerisinde gösterdiği gibi gün içerisinde de gösteriyor. Sabah güneşin doğumu, ondan sonra güneşin tepelere gelişi, ondan sonra da batışı. Allah'ımız bunlara Kuran-ı Kerim'de yemin ediyor ve şemsi veduha diye. Boşuna yemin değil, çok büyük hikmetleri var bunun. O hikmeti nasıl anlayacağız? Onu bu kulakla anlayamıyoruz işte. Gönül kulağıyla anlayacağız. Yani birbirimize çok yardımcı olalım. Asıl bu noktada yardımcı olalım. Nasıl açılacak bu gönül kulağı? Yoksa böyle koyup gideceğiz. Ömür de bitti, yaz da bitti. Altmışların üzerine çıktık. Çokça söylediğimiz Necip Fazıl'nın Rahmetullah Ali saatim çalışmış, ben durmuşum. Hayat diyor devam etmiş gitmiş ama ben yine emmarede kalmışım, levvamede kalmışım. Mülheme'ye bile adım atamamışım çünkü mülheme Resulullah'la buluşmak demek Sallallahu Aleyhi ve Sellem. Rüyamızda bile göremiyoruz.
Hayra yol gösteren, sebep olan kokhayrı yapan gibidir. Hayra yol gösteren, sebep olan o hayrı yapan gibidir. Müslüman hayırlı olur, Haset başkasını çekememezlik edince hayır kalmaz. Yumuşak davranmayan hayır yapmamış olur. Hem hayırlınız Kuran'ı okuyan ve okutan kimselerdir. Yine ya hayır söyle ya da sükut et buyuruluyor. İnsanların hayırlısı, hayrun nas men yenkavun nas, şerrun nas men yezurun nas, insanların hayırlısı insanlara hayırlı olandır. Şerlisi de insanlara şerli olandır. Müslümanların hayırlısı Müslümanların elinden ve dilinden emin olduğu zarar görmediği kimsedir diye geçmektedir. Sehl bin Abdullah Ettüsteri hazretleri buyuruyor. El Hayır, nedir hayır? El Asmetü Minel Masiye, günah ve isyandan kurtulmaktır. Zaten bu olmayınca o denen hayırlara erişmemiz mümkün değildir. Çünkü yolun artık ulaşacağımız mekana, mekana giden yolun kapalı olması demektir.
Yerine göre çukur, yerine göre ne diyeyim bir engel. Bu engelleri ve istek engellerini kaldırmakla mümkündür. Ve'l maunetualetta, ibadet ve saatte azim, gayret ve çaba. Yalnız bu ibadette bu gibi kimselerin de sözlerinden nakledince ibadet zevk haline gelir. Bu kantın bir görüşü var. Vazifeyi vazife olarak yapmaktır, bu değil. Vazifeyi hakkın rızası için yapmak ve bunu yaparken de büyük bir zevk alıyor ruhen. Mesela derlermiş ki Allah'ın sevgili dostları hayırlı kişiler celle celalühü, ah gece olsa derlermiş geceyi iple çekiyorlar. Ah gece olsa da Rabbimize bir boyun büksek. Çünkü her tarafta ses kesiliyor. Ah buyurun, köpeklerin bile sesi duyulmuyor. Bütün alem süpürtta gece kalkmış. İkinci olarak Kuran'ın kalbi olan Yasin-i Şerif ve geceye kalkan bu üç kalp bir araya gelince yapılan dualarda makbul oluyor.
Efendim biz bu cihetine yani gönül alemimize içim, içimizin düzelimi ile meşgul olmazsa dışımız güzel olmayacak bizim. Hiç bahane bulunmasın. Evliyaullah yerine göre ikrah ettiği haller oluyor. Neden o? İbadet ve taatli demekle olmuyor. İbadet ve taatin halis olması ve ahlakın güzelliğiyle oluyor. Buyuruluyor ya, geceyi kaim, gece namaz ibadet taat, gündüzü de Saim orası tutuyor. Güzel ahlakıyla kişi onların derecesine ulaşır buyruluyor. Yani onu terk mi ediyor? Hayır ama güzel ahlak onun ibadet ve taatinin değerini katbekat arttırıyor, ölçülemeyecek şekle getiriyor. Ahlak bozuk olunca yaptığımız taat şuna benziyor. Bunu inşallah okuruz Miftahul Kulüb Muhammed Nuri Hazretlerinin. Inşallah kabri oradadır o Beşiktaş'ta Yahya Efendimiz Hazretlerinin ayak ucunda bizzat Resul-i Ekrem aleyhissalatü vesselam velimizin emriyle yazılmıştır Müftaul Kulüm. Aldanmayalım.
Eğer ona kalırsa Adap Risalesi'ni de neredeyse reddedecek. İmamı Gazali'nin eserlerini böyle, böyle küçük görür gibi bir hal katiyen İmamı Gazali, Rahmetullah Ali bizzat eserlerini efendimizin mübarek huzurunda incelettirerek ortaya çıkarmıştır. Kim o bir kere? Böyle bunları basit görmeyelim, katiyen basit görmeyelim. Okuyalım, onlar ayet ve hadislerden mülhem eserlerdir. Orada ne ifade ediliyor? Orada ifade edilen şu. Diyor ki şimdi bugünkü tabirlerle söyleyelim. On kat, on beş kat neyse bina yükseltilmiş ama o binanın altında tahrip kalıpları var. Onlara bir ateş isabet etse o yillarca uğraşılan on beş ve on altı kat bina o kadar servet, o kadar varlık tamamen yok oluyor. Şimdi ibadet ve taat kat kat gidiyor. Letaifler de gidiyor vesair vazifelerde gidiyor, düşeleniyor ama ahlakımızda düzelim olmazsa mesela diyelim ki bir benlik var. İbadet benliği çok tehlikeli.
Oysa nefsin ve şeytanın bil ateşiyle olduğu gibi yok olabiliyor. Allah'ımız olduğu gibi yok olabiliyor. Allah'ımız korusun. Ondan dolayı ahlakımızın güzelliğini derslerimiz temin edecek. Üzerine eğilirsek öyle olur. Mesela kalbimizin zikrinde, böyle üç devresi var zaten. Üç devresi var. Üç devresi var. İlk evvela aynen bir ocağın üzerindeki su gibi. Su ne yapıyor? Isınıyor. Ondan sonra elimizi vuramayacak şekilde yakar hale geliyor. Sonra atmalara başlıyor. Böyle şiddetli bir şekilde kaynamaya başlıyor. Ondan sonra sükut halini alıyor. Kalbin bu halleri var. Bu durumlarda dervişin gönül aleminde bir güzellik meydana gelir. Böyle baktığı eşyada neden? Hep ibret alma hali başlar. Daha yeni irşad ve ıslahı olan birisi yayınlarda gördü. Bir gazetede yazıyor veya dergide. Diyor ki bir kardeşimiz benim diyor hayatım çok kötüydü. Zaten asıl işte onlardan çıkıyor.
İbadet rüyası kadar kötü bir hal yok. Bak mürşidimizi biliyoruz. Benim hatamı bilseniz kapımın önünden geçmezsiniz diyor. Ne kadar Allah'ımız onu seçmiş, sevilmiş, nur olmuş. Sami Efendimiz Hazretleri vasfedildiği zaman bir engin sudan bir de toprak olacağım, onda onu düşünüyorum diyor. Sultanımız efendimize kubbiyet geldiğinde evladından birine diyor ki imanıma dua et evladım buyuruyor. Onlar bu halde. Ha iyi bir yapışmak suretiyle şu nefsimizin esaretinden çırpınıp kurtulabilsek ancak o zaman tanıyabiliriz. Yoksa biz böyle dünya toprağının altında kala kala, şeytan ve nefsin Rabbimizin lütfettiği, ben kuluma kulumdan daha yakınım buyurduğu o ilahi damar Rabbimizle alaka kuran, beni ancak kamil müminin kalbi alır diye buyurduğu gönül aleminden mahrum kalmayalım diyor. Dua bekliyoruz. El Hayır, masiyetten kurtulmak, ibadet ve saatte aşk ve şevkli.
Demek ki ibadetlerini onlar zevk olarak yapılıyor. Diyoruz ya geceleri bekliyorlar. Hani gündüz de öyle ama gece sır perdelerinin açıldığı bir zamandır, Kuran-ı Kerim gece inmiştir. Ondan dolayı yalvarıyorlar Cenabıhakk'a, arz ettiğimiz gibi üst kalbin bir araya gelişi var. Hele geceler uzun. Aslulu külli hayrın, hayrın bütün temeli bütün davranışlarımızda, yaşantımızda, her türlü artık yaşantımız deyince hallerimizde edep. Bu hal gönülde yaşanan bir husustur, gönüldeki. Mesela diyemem bana buna misal bulunmuyor ki hal. Açılıyor mesela gönlü. Artık dediğimiz gibi kabukta değil, içine işin nüfuz etmiş oluyor. Hayrın temeli şu dört şeydir. Cömertlik ve tevazu, tevazu hali ve nüsüp ibadet ve taatli olmak ve hüsnü huluk güzel ahlaktır. Eşşek Ahmet Zerru, Gaddise Allahü ve Sellem Hayrın temeli şu üç şeydir.
Saygımızı yitirmemek, bir nimete dahi saygı duymak, Allah'ımızın vermiş olduğu ikramdır diye. Değil ki hayırlı kimseler, değil ki mesela Kuran Azimüşşan, Ehadisi Muhammediye daha neler ve neler. El İmam Ali bin Ebi Talib radıyallahu anh, hayrın hepsi sükut. Eğer konuşmalarımız zikir olmazsa, zikir devamlı Allah diyecek değil Lafz-ı celali, Lafz-ı Celal. Allah demenin getirdiği güzelliklerdir, davranışın güzelliği. Her türlü harekette sünnet-i seniyyeye muvafık Allah'ımızın emrine uygun davranışlardır. Zikrullah'ın dışındaki haller boştur. Öyle bir sükut ki boşuna bir sükut değil, tefekkürlü bir sükut düşünüyor böyle. Ne yapmam gerekir, ne etmem gerekir diye. Allah'ımız nur da ihsan edince derinine giriyor. O da eğer tefekkür olmazsa bu yanılmaktan başka bir şey değildir.
Eğer insanın bakışı ibret değilse bu gaflettir ve küllü hareketin latekun fi ibadet, eğer ibadet değilse yaptığı işler mesela diyelim ki bir kimseyle karşılaştı, ona karşılaştı, ona selam veriyor. Hal ve hatır soruyor. Ondan sonra bir cenazedir iştirak ediyor. Bir mümin kardeşi ona hayırlı tavsiyede bulunuyor. İşte fakirini, yoksulunu düşünüyor. Neler neler. Eğer size gelmişse görürsünüz, kardeşlerimiz Afrika'ya gittiler, oradaki fakir ülkelere gittiler. Ben tahammül edemedim, sildim. Oradaki fakirleri, yoksulları gördükçe. Kendi yaşantımıza baktım. Rahatlığın içerisinde daha rahatlık arıyoruz. Daha bir lüks, daha bir lüks. Onların ise o sıkıntılı halleri gözlerini açtırıyorlar, koyular açtırıyorlar. Neler neler. İnsan tahammül edemiyor. Onlar bizim mümin kardeşlerimiz. İnşallah yardımlarımızı esirgemeyiz. Daha çok lütfa ve ikrama ileriz.
Bunlardan hiç çekinmeyelim çünkü mana kasat sadakatı minmal, sadaka ile mal eksilmez. Allah yolunda bir hizmettir, Rabbimizin razı olacağı bir hizmet. Neye dayanamadın dersen şuna dayanamadın, gözü görmüyor. Otuz altı yıldır gözü görmüyor. Arzum nedir diyorlar. Kuran-ı Kerim okumak diyor. Biz gözümüz gördüğü halde Allah bizi sahih etsin. Tabii okunuyor, inşallah okunurken amel etmeyi Cenabı Hak nasip etsin. Hikmetiyle de kamil etsin. Etsin. Eğer kalben kötü bir düşünceler başlıyorsa, kalben kötü düşünceler başlıyorsa onun yapmış olduğu sıkıntı zahiren yapmış olduğu sıkıntıdan daha ağır geliyor. Gönülde olan o kötü düşünce bakışındaki gönlündeki, Allah korusun gönlümüzdeki bir kil ile bakacak olursak onları öldürüyor adeta, zehirliyor. Ondan diyoruz ki büyüklerimiz ne zahmetler çekmişler.
Fahreddin I Razi Hazretleri, hayrat, hayrat, hayrıların en üstünü, hayrat ve marifetullah, Allahü Zülcelal'e iman ve onu tanımaktır. Hayrın yolları anlatılırken üçtür buyrulmuş. Haşyetullahi Fissirri Velalani'ye, gizli ve açıkta Allahü Zülcelal'in korkusunu taşımak, ister az ister çok olsun Rabbımızdan gelene razı olmak ve insanlardan ister iyilik ister muhalifi bir hal olsun iyilikte bulunmaktır. Bunu Ebul Mevaib Şazili Hazretleri'nin Tabakatü'l Kübra'da geçer. Aleyhissalatü Vesselam Efendimizle görüşürmüş. Buyuruyor ki ey Ebul Mevaib, insanlara haline göre muamele etme. Sen kendi haline göre muamele et buyuruyor. Yoksa işin içinden çıkılmaz. Daha bir sıkıntı, daha da bir derb ü ereme girilir. Cenabı Hak cümlemizi yolunda muvaffak kılsın.